ülkemizde mühendise mesai ücreti verilmemesi gibi sikimsonik bir adet olduğu için insana daha bir koyan şey.
bazen bütün hafta lüzumsuz işlerle, mesai saatinin bitmesini bekleyerek, oyalanarak geçer, sonra tam cuma akşamı ortalık hareketlenir, önemli bir iş çıkar. ve yönetici çıkıp "eee arkadaşlar haftasonu mesai yapalım, bu işleri ayarlayalım, pazartesiye kadar halletmiş olmamız gerek" der. buradaki bizli üsluba aldanmamak gerekir zira yönetici dilinde "yapalım" demek "sen yap, dediğim zamanda bana teslim et, ben de 'tamam' diyeyim" demektir. böyle de sinir bozucu bir şey mesaiye kalmak. şu an bu giriyi yazarken ana avrat düz gidiyorum mesela. ama sözlüğe de yazamıyorum, gereği yok. ama giriyi de bitiremiyorum zira mesai denen sikik uygulamaya karşı bir türlü deşarj olamıyor, biraz daha giydirmek istiyorum.
ulan hadi o müdürler falan kalır, zaten onlar artık iyice iş manyağı olmuş, onlara kalsa hiç eve falan gitmeyelim, yatalım tersanede... ama karşılığında gayet dolgun bir maaş alır. hem de biraz da ele güne karşı "bilmemkim bey çok yoğun çalışır, işine çok bağlıdır" şekli yapsın, bu bir şekilde yukarılara gitsin, o dolgun maaş daha da dolgunlaşsın diye yapar bunu. sonra da arabasına biner çeker gider. ya ben? ulan benim altımda bisiklet bile yok! ben o adamdan önce bile çıksam eve daha geç varıyorum zaten! mesai ücreti yok, dolgun maaş yok, ne var lan itler?
ya ben lan neyse bişey demiyorum...