akp'nin ülkeye kapitalizm enjekte etmekte olduğunu bilen bünyeler açısından, oldukça makul bir karar.
şimdi mesela bu kapitalizm'in nasıl ve ne şekilde işletileceği konusudur kanımca. çünkü halk her zaman cebinde para olmasından ve karnının doymasından hoşnut olacaktır. bu nedenle adnan menderes, süleyman demirel, turgut özal ve tayyip erdoğan büyük oranda oylarla iktidara gelmişlerdir. her şeyden önce karın tokluğu vaat ederler zira.
öte yandan abd ile bu kadar sık görüşüp, amerikan eğitim sisteminden geçmiş ve bunda hayli başarılı olmuş isimleri bakan yapıp (örn:
ali babacan,
mehmet şimşek) bir de bunların yanına soğuk savaş döneminde "kahrolsun komünizm, yaşasın amerika" demekten kendini alamamış dünün gelenekçisi, bugünün neo-con'u (yeni muhafazakar manasına) isimleri de katarsanız (örn:
kemal unakıtan,
ali coşkun) elinizde kapitalizm oluşacaktır yüksek miktarda.
evet dediğim gibi, bunun nasıl enjekte edileceği meseledir. görünen o ki, ankara'nın bürokratik havasından sıkılmıştır akp hükümeti. işlerini bakanlıklardan değil de cam plazalardan yürütmek, yeri geldiğinde
sabancı holding'in
ceo'sunu bakan olarak atayabilmek, bir projeyi eline aldığında medya ile uğraşmamak ve nihayet vızır vızır işleyen bir ülke yaratmak gayretindeler.
bu bir yandan iyi olabilecek bir şey, ancak diğer taraftan da patlama riski çok yüksek. öyle ki, yapmaya çalışılan icraatlar tutmazsa ve bu maya bu gölde yoğurt yapmaya yetişmezse, olduğu gibi çöker maazallah. şahsen mehmet şimşek ve ali babacan'a güvenmekteyim nispeten. her ne kadar zihinlerini
amerikan emperyalizminin batmak bilmez güneşine çevirmişlerse de, neticede amerika nefret edilesi ancan yabana atılamayası bir ekonomiye sahiptir. emekli paşalar gibi ahkam kesip de çin'i rusya'yı ya da hindistan'ı örnek almamız pek mümkün değildir.
merkez bankası'nın istanbul'a taşınması önemli bir adımdır bu yönde. bence istanbul'un mevcut sorunlarını çözmeden bunu gerçekleştirmek sıkıntı yaratacaktır, ancak yine de finans merkezi oluşturma çabasını olumlu görüyorum. ülke ekonomisinin bürokrasiden bağımsızlaşması gerektiği kanısındayım. her şeyin ağır ağır ilerlediği hantal bir devletin yanında (ki bu devlet üretimi organize etme cüretini gösteriyor sürekli) asla kontrol edilemeyen ve durdurulamayan bir tüketim çılgınlığına çoktan kapılmış bir halk varken, ekonominin ankara'dan yönetilmesini abes karşılıyorum.
çetin altan'ın dediği gibi, biz üretim tarzında asya'da kalıp tüketim tarzında avrupalı olmaya karar verdik. şimdi üretim tarzında da batılılaşmanın sıkıntısını yaşıyoruz. diğer taraftan tüketim tarzında batılı olduğumuz gerçeğini görmezden gelenlerin muhafazakarlaşma türküleriyle uğraşıyoruz.
ali ünal'ın tabiriyle ne muhafazakarlaşması düpedüz dünyevileşiyoruz. vakko'dan sipariş edilen türban, siyasi islam'ın değil, dünyevileşmenin simgesidir ancak.
son olarak buradan çıkarılacak bir muhalefet önerim var: dünyevileşme karşıtı yalnızca islami düşünce değildir. adam gibi okunursa
marx da bu konuda insanlıktan uzaklaşmaya alabildiğine karşı çıkmaktadır. ülkeye zerkedilen kapitalizm'in olası sonuçlarını görüp, bu yönde muhalefet yaparak toplumcul yasaların çıkmasını sağlamak, sendika ve sivil toplum örgütleriyle birlikte halkın güvenliğini tehdit eden unsurları önceden tespit edip budanmasına yardımcı olmak gerekir. bu durum, en az gayri safi milli hasıla kadar önem arz eder. marx'ın kemikleri sızlamasın...