belki ilginizi çeker
  1. · skolastik çağda iktisadi düşünce
  2. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · kemal kılıçdaroğlu
  2. · galatasaray
  3. · sözlük yazarlarının itirafları
  4. · günün tek kelimelik özeti
  5. · tunceli alevileri dinsizdir
  6. · bakire kız ile evlenmenin verdiği huzur
  7. · ugg düşmanı ezik kızlar
  8. · mardin kapı şen olur
  9. · argos

merkantilist dönemde iktisadi düşünce  

  1. merkantilist düşünce korumacı ve yayılmacı zihniyeti ingiltere de sanayi devrimi için ulusal bir ortam hazırlamış ve o dönemde devletin gücü sahip olduğu koloni sayısına bağlı olduğu için uzun süren savaşlara dayanma gücü ve yeni ülkeler fethetme potansiyeli ülkeler açısından çok önemliydi. çünkü güçlü devletin merkantilist dönemde şartlarından biriydi.

    uzun süren savaşlar da kamu harcamasını gerektiriyordu ve dolayısıyla hükümdarın amacı hazineyi güçlü tutmaktı. bunun için de ithalattan fazla ihracat yapmaya çalışmışlar, ödemeler dengesini pozitif tutmayı önemsemişlerdir. çünkü savaşın finansmanı böyle sağlanır ve dolayısıyla hükümdar ile tüccar arasında bir çıkar birliği söz konusuydu.

    18.yy da ingiltere ve diğer avrupa ülkelerinde olduğu tıpkı eski ve ortaçağda olduğu gibi değerli maden biriktirme eğilimi var. bu ulusal politika haline gelmişti ve ispanya fazla kolonisi olduğundan bu konuda en başı çeken ülke olmuş ve avantajlı bir durumdaydı. bu imkânlara sahip olmayan diğer ülkeler açısından tek çıkar yol dış ticaret fazlası vermekti. bu yüzden dış ülkelerden aldıklarından daha fazla mal satarak üretimde önceliği ihraç edilebilir mallara yönelik vermişlerdi.

    merkantilist dönemin özellikleri:

    ortaçağın temel özelliği tek bir düşünce etrafında dönüyor olmasıydı. o da skolâstik düşünce ve özellikle thomas aquinas’ın düşüncesiydi. kilise egemenliğinin de hâkim olduğunu görüyoruz. bu dönemde artık farklı düşünce sistemleri hâkim olmaya başladığını ve 16.yy da artık farklı düşüncelerde kiliseye rağmen gündeme geldiğini görmekteyiz.

    bu dönemde ulusal devletler de kurulmaya başladı önce ingiltere ve fransa da 19.yy da almanya ve italya da feodalizm yerini merkezi otorite bırakmaya başlamıştır. merkezi otoritenin amaçlarına nasıl ulaşacağı sorusu ortaya çıktı ve bu soruya cevap verme çabaları politikanın bir sosyal bilim olarak ortaya çıkmasını sağladı.

    niccolo machiavelli, prens adlı eserinde politika sosyal biliminin doğuşunu müjdeledi. ortaya koyduğu şey devletin temel amacı; iktidarı korumaktır ve bunu sağlarken de her türlü ahlaki ve dini kurallardan bağımsız olarak hareket etmesi gerektiğini söylemiştir.

    dini konularda reform söz konusudur 16. yy’da. erasmus, martin luther ve john calvin reform niteliğinde katolik mezhebine karşı yeni görüşler ortaya koydular ve bu zıtlaşmadan protestanlık ortaya çıktı. protestanlık ile birlikte bireycilik önem kazanmaya başlamıştır.

    feodalitenin yıkılışı ve kilisenin gücünün zayıflaması güçlü devlet anlayışını ortaya çıkmasını sağlamıştır. böylece protestanlık dini de güçlü devletten yana tavrını koymuştur.

    luther, ticaretin gelişmeye başladığını görünce bu alandaki dini kuralları yeniden düzenlemiş ve adil fiyat ve faiz konusunu kiliseden ayırıp devletin laik düzenlemeye bırakmıştır. devletin çıkarlarının bireyin çıkarlarından daha ön planda olması gerektiğini savunmuştur. köleliği de savunmuş ve sade ve dünya nimetlerine fazla önem vermeyen yaşam tarzını bilim adamları için önermiştir luther. luther’in bu düşünceleri daha çok almanya’da etkili oldu diğer taraftan john calvin adlı fransız; ingiltere, fransa, isviçre, hollanda ve new england’da düşünceleri etkili olmuştur.calvin de çalışmayı ve zengin olmayı teşvik etmiştir sadece bu dünyada maddi ödüllerin değil öteki dünyada ruhun kurtuluşunu sağlar çalışmak diyor. bu konuda önemli bir adım atarak faizi serbest de bırakmıştır.

    bu dönemde önemli olaylardan birisi de rönesans oldu hümanizmle karakterize edilen bu dönem insanın bu dünyadaki mutluluğu üzerine kurulu. hümanizm temelde materyalist anlayışa sahip ve insan mutluluğunun maddesel yönüne ağırlık vermiştir. hümanizmle birlikte milliyetçilik ve güçlü iktidar olgusu gelişmiştir. demek ki hümanizm, bireyin haklarına öncelik vermiş ve güçlü iktidarın toplumsal refahı sağlamanın bir aracı olarak görmüştür.

    hümanizm, fransız ihtilali ve klasik iktisadın tohumlarını da barındırır. ekonomik yapıda da eski ortaçağda dışa kapalı korumacı yerleşimler kente dönüşmüş ve ticaretin artmasıyla diğer kentlerle sıkı ticaret başlamış ve dış ticaret de bu dönemde gelişmiştir. tarım yine ekonomik açıdan önemli ancak imalat sektörü de gelişmeye başlıyor. buna paralel olarak da ticaret artık hammadde ticaretinden işlenmiş ve yarı işlenmiş mal ticaretine dönüşmüştür.

    işçi sınıfı da ortaya çıkmaya başlamış ve işçi sorunları da gündeme gelmiştir. ticaretin canlanmasıyla toplumsal sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. korumacı yapının terk edilmesi, ticaretin canlanmasına neden oluyor. ticaretin canlanması, parayı gerektirdiği için bu dönem amerika kıtasındaki madenlerin ortaya çıkması, ticaret için gerekli maden stokunu karşılamıştır. madenler avrupa’ya akmış, diğer taraftan da paranın ayarı bozulmuştur. çünkü fiyat artışlarına neden olmuş ve yeni kurulmaya başlayan ulusal devletler finans sıkıntısı çekmişlerdir. rekabetin artması ve uzun süren savaşlar güçlü donanmaların kurulmasını gerektirmiş, bu yüzden harcamalar artmış, üzerine sarayın da masrafları artınca gelir kaynakların yetersiz kalmasından dolayı bu dönemde vergiler yükseltilmiş, yeni vergilerin de uygulanmaya başladığını görüyoruz.

    ekonomik gelişmelere paralel olarak toplumsal sınıflar arasında hiyerarşinin değişmeye başladığını görüyoruz. ortaçağın karakteristik sınıflarından din adamları, asiller, filozof ve hukukçuların yerini tüccarlar ve devlet memurları almaya başlamıştır. 17. ve 18’yy da ekonomik yayımlarda da hızlı bir artış söz konusu. yazarlarda devlet adamları, filozoflar ve özellikle işadamlarıdır. özellikle ingiltere de merkantilist eserler iş adamları tarafından yapılmıştır. iş adamların fikir üretip bürokrasiye empoze edilmesi kamuoyun da şüphe uyandırmış ve bundan rahatsız olmuştur. çünkü kendi çıkarları doğrultusunda bürokrasiyi yönlendirdiklerini düşünüyorlar. bu tepkiden dolayı da yazarların çoğu isimlerini gizlemişler ve ya da giriş kısmında eserlerinin kendilerinin kişisel çıkarlarıyla bağlantılı olmadığını vurgulamışlardır.

    17. yy da hem ulusal hem de uluslararası alanda şiddetli bir rekabetin olduğunu görüyoruz. özellikle ingiltere, fransa, hollanda ve ispanya arasında sürekli savaşlar söz konusudur. bu savaşları genellikle kazanan ingiltere oluyordu. dolayısıyla merkantilizm düşüncenin gelişmesiyle ingiltere’nin gelişmesi paraleldir. çünkü; savaşlar sömürgeler için yapıldı ve savaş kazanmak demek, sömürge kazanmak demekti bu da yeni zenginlik getirdi.

    bu dönemde hem şahıs şirketleri hem de anonim şirketleri arasında rekabet mevcuttu. bu ikisi arasında bankalar ve finans kurumlarına karşı birlik olabiliyordu. bu dönemde faiz ahlaki konu olmaktan çıkıp ekonomik bir konu olmaya başladı.

    matbaa ile birlikte çeşitli eserler kitaplara basılmaya başlandı ve ortaçağ da yalnız kilisenin asillerin, kralların elinde olan kitap basımı ve yazımı yayınlanması meselesi bu dönemde yaygınlık kazandı. kitap basımı ucuzladı ve orta halli kişilerde okuyup aydınlanma fırsatına kavuştular. bu dönemin iktisatçılarından bir tanesi john hales’dir ve fikirleri daha sonra adam smith gibi klasik iktisatçılar tarafından desteklendi. hales’in fikirleriyle ekonominin mali bir bilim dalı olarak diğer bilimler arasında yer almasını sağlamıştır.

    bir ulusun zenginliği sahip olduğu mal ile ölçen hales, dolayısıyla ihracatı engelleyen ithalatı teşvik eden ortaçağ zihniyetine karşı bunun tam tersi bir görüş savunmuştur. böylece artık ihracat teşvik edilecekti. ulusal bir ekonomi ancak ihracat ile var olabileceğini söylemiştir. ona göre; ,nsan kişisel çıkarıyla yönlendirilir ve kişiler kişisel çıkarlarının arayışı içindedirler, birey için faydalı olan bir şey toplum için de faydalıdır, demiştir. yani birey ile toplumun çıkarları uyum içindedir der.

    bir başka ilginç görüşü; özendirici teşvik edici önlemler konusunda devlet eğer kaynakları bir alandan diğerine yönlendirmek isterse, bunu devlet zorlamasıyla değil o alandaki karlılığı artıracak teşvik edici önlemlerle yapmalıdır.

    ihracatın ithalatı karşılaması gerektiğini ve yabancı malların daha ucuz olsalar bile yerli malların satın alınması gerektiğini çünkü bunun ulusal ekonominin lehine olacağını söylemiştir.

    paranın tahşişine yani paranın değerinin düşürülmesine karşı çıkan hales, kağıt parayı gereksiz görmüştür ve kötü paranın iyi parayı kovacağını düşünmüştür. (gresham kanunu)

    nicolaus copernicus miktar teorisinin ilk sinyallerini ortaya koymuştur ve para bollaşırsa değeri düşer demiştir ve bunu amerika kıtasından avrupa’ya madenler gelmeden önce ileri sürmesi önemli bir olaydır. miktar teorisinin asıl sahibi olarak jean bodin’i görüyoruz. bodin, fiyat artışlarını 5 temel nedene bağlamıştır. bunlar:

    •altın ve gümüş bolluğu
    •monopoller
    •ihracat ve israf nedeniyle ortaya çıkan mal miktarı
    •kral ve asillerin lüks yaşamı
    •madeni paranın ayarının bozulması

    jean bodin, en önemlisi olarak altın ve gümüşün bolluğu meselesi olduğunu söylemiştir. ihracatı teşvik etmekle birlikte bodin şu gerçeği de dile getirmiştir ihracatın fiyatları artıracağını ithalatın ise düşüreceğini belirtmiştir. dinin faizi yasakladığını söyleyip faize karşı durmuştur.
    fransız merkantilizmi olarak geçen colbertizm ise devlet politikası olarak merkantilizm uygulamıştır. neden fransız merkantilizmi diye özel olarak adlandırılmıştır colbertizim. çünkü fransa’da merkantilist düşüncenin devlet politikası haline gelmesi jean baptiste colbert zamanında olmuştur. kendisi xıv. louis’in maliye bakanıydı ve sanayinin devlet tarafından teşvik edilmesi söz konusudur onun döneminde. colbert zamanında üretim faaliyeti devlet kontrolü altındadır ve yoğun bir devlet işletmeciliği söz konusu ve kolonilerin sayısı o dönemde arttırılmıştı. bunlarla ticaret gene devlet egemenliğinde yürütülmüştür. dolayısıyla colbert feodalizmin tüm izlerini silip devletin gücünü artırmaya yönelik çeşitli önlemler almıştır. ciddi bir devletçilik politikası uyguladı ve güçlü bir bürokrasi oluşturup bunlar sanayi ve ticaret faaliyetlerini düzenlemiştir. ancak bütün çabalara rağmen; fiyat istikrarı ve ürün kalitesi yönünden başarılı olurken sanayileşme açısında istenen başarı döneminde sağlanamadı. devlet tarafından bütün önem sanayiye verilmesi ve tarımın ihmal edilmesi ve mali reformların yapılamaması yeni düşünce akımları ortaya çıktı. fizyokrasi işte böyle bir süreçten sonra ortaya çıkmıştır fransa’da.

    alman devletleri ve avusturya’da 300 yıl süren merkantilist düşünce kameralizm adı altında anıldı. ortaçağda alman devletleri küçük küçük prenslikler halinde birbirleriyle sürekli savaşan politik bir kaos haline sahip olduğunu görüyoruz ve bu dönemde hollanda,fransa ve ingiltere hızla gelişmiştir. dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. dolayısıyla kameralizm böyle bir ortamda devlet memurlarının eğitilerek ekonomik kalkınmada rol almaları için eğitim programları hazırlanıyor. kameralistlerin ingiliz merkantilistlerle benzer görüşler öne sürdüğünü görüyoruz. onlar da ekonomiye devletin müdahalesi gerektiğini savunuyorlar, gümrük tarifeleri ve vergilerin yoğun bir şekilde uygulanmasını ve değerli maden biriktirilmesini savunmuşlardır.

    ancak ingiliz ve fransızlardan kameralistleri ayrılan noktalar ise;

    •ingiliz merkantilistleri genelde tüccarlardır. yazdıkları eserler de genelde broşür niteliğindeki yüzeysel eserlerdi. işadamları genelde yazardı. kameralistler ise genellikle hukukçular ve maliyecilerden oluşuyordu ve çok ayrıntılı geniş kapsamlı eserler vermişlerdir. derin analiz ve en ince ayrıntıya kadar yazmaları onların 19.yy a kadar güçlü kalmasını sağladı.

    •kameralistler bir iki istisna dışında dış ticaret ve ödemeler dengesiyle çok az ilgilenip ağırlığı yurt içi tarım ve sanayi faaliyetlerine vermişlerdir.

    •ingiliz merkantilizminin bireysel çıkar ile toplumsal çıkarın uyuştuğu fikrine karşı çıkmışlar,bu ikisinin çatıştığını savunmuşlar ve onlarda devlet bu nedenle daha mutlakiyetçi ve otoriterdir.

    17. ve 18 yy da ingiliz william petty önderliğinde merkantilizme karşı çıkıp klasik iktisada giden yolun önünü açacak fikirlerin yayılmaya başladığını görüyoruz.

    edit: jean calvin john calvin oldu.
    (sin şin, 22.10.2009 20:59 ~ 21:02)
  2. "bor madenlerini işlesek var yaa" şeklinde özetlenebilir..
    (raem, 22.10.2009 21:00)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil