çocukluğumuzun küçük neşesi idi. üstüne oturtularak saatlerce oyalanır, hatta elimizde direksiyon varmışcasına hayaller kurardık. o zamanlardan beridir türkiye yollarındaki çukurlara girmek için azami özen gösteriyoruz zaten.
bir çok çocuk gibi benim de en büyük korku sebeplerimden biriydi. bir defasında kolumu kaptırıyorken annemin son derece başarılı bir refleksi sonucu son anda kurtulmuştum ve bir daha yaklaşmaya cesaret edememiştim zaten işlevsel olarak da pek bir yararı yoktur kanımca.
merdanesi: bir sağa bir sola döner deterjanı köpürtürdü.
kurutma silindir merdaneleri: bir çok çocuğun ilgi alanı ve sonunda biryerlerini sıkıştırmasıyla kabusu olmuştur
(bir elimi sıkıştırmaya başlayıp diğer elimle durdurma kolunu çevirmemle kendimi daha vahim sonuçlardan kurtarmışlığım vardır)
su boşaltma hortumu: berbat lastik kokardı, yine de kirli suyu fışkırta fışkırta wcye boşaltmak, temizlendikten sonra ekosundan faydalanarak mikrofon yapıp şarkı söyleyip bağırmakla birinci dereceden oyuncak malzemesi olmuştur.
çoğu insanın küçüklüğünde elini verip kolunu kaptırdığı o dönemlerin canavarı bu zamanların, üstünden püskürtme, kireci süzme özelliği, su tasarrufu yapan, az elektrik harcayan, kilolarca çamaşırı yıkıyabilen, kurutabilen çamaşır makineleri çıkınca pabucu dama atılan nostalji çamaşır makinesi.
80-90ların klasiği bu alet bir insan gibidir.
köpürür, resmen küfreder adama. hatta ilk robotlardan biridir, dellenince üzerinize yürümeye bile başlarlar, su sıçratır.
arkalarındaki silindirler de kendini bilmezleri kapar. ayrıca merdaneleri döndüre döndüre feci zevk veriyor(du bir zamanlar).
makinenin arkasına geçerek, merdaneden leğene düşen çamaşırları izlemek, o dönemde çocukların en büyük zevklerinden biriydi.ya da ben manyaktımçamaşırlar merdaneden kalıp halinde düşerdi leğene. çamaşır yıkanırken evi bi buhar kaplardı, merdane sesi, buhar, leğene düşen çamaşırlar, dönen silindirler, her yeri kaplayan deterjan kokusu...elde çamaşır yıkama eziyeti ile otomatik çamaşır makineleri arasında bir ara dönemin temsilcisidir, otomatik çamaşır makineleri çıktığında büyük bir hızla evlerden uzaklaştırılmışlardır.
bu tipler biraz vahşiydi, kol kapardı, sağa-sola sert çalkalardı. sonra gelen modeller ehlileşti, dost canlısı oldu, misafir olsa da olmasa da evin içinde kablo müsaade ettiğince yürüdüler,salona gelmek istediler, yerlerinde duramadılar, ama asla bir merdaneli karizmaları olmadı. şimdikiler ise anca hacim büyütüyor kilo alıyor,nerde merdane, nerde a+ makina.
edit 2:
geçenlerde kendisine bir mesaj attım, başlangıçta cevap gelmedi; aynı gece 01:49 sularında cep telefonumda iki cevapsız aramayla karşılaştım, hiç bilmediğim bir numaradan. bir de arıyorum cevap alamıyorum, derken benim telefonun şarjı bitti ve kapandı. ertesi gün telefonu açtım yine aramış. turkcell 2222'ye "kim bu?" diye sorup bu kez kayıtlı olmadığını öğrenince cinlerim tepeme çıktı haliyle. akşam 20:37 sularında yine ekranda bu numarayı görmeyeyim mi; bir hışımla "alo?" diye açtığımda telefonu karşıdan gelen ses "niye açmıyon gız telefonlarımı!!" demesin mi, "mçm?? bu numara senin mi?" dediğimde de "eheh evet şirket hattım" diyor, alemsin lan mçm.
bişiden de çakma be kardeşim dedirtten,yeni bişi öğrenip dur bunu buna satıyım diye düşününce hevesinizi kursağınızda bırakan, biraz kassa salsa da yapar salça da gözüyle baktığım, klavyesi kuvvetli ,kimi zaman organizatör,kimi zaman sporcu ama genelde barkodlu arkadaş.
önerdiği şarkı ve gruplarla müzik hayatıma renk katan, süper 'lig tv+hd televizyon' sistemi döşenmiş yaşam alanımızda kendini cüceler ülkesindeki güliver gibi hissetmesine rağmen onu ağırlamaktan zevk aldığımız ve birlikte daha nice projelere imza atmayı can-ı gönülden istediğim biri olmasının yanısıra zeki, çevik ve ahlaklı bir sporcu.
o preslenerek çıkan çamaşırlar hep çok hoşuma giderdi. nenemin karşısına geçer ve onu , dümdüz çıkan çamaşırları izlerdim. herhangi bir yöne karar kılamayan dönmelerse pek hoşuma gitmezdi ki, o ayrıntı beni ilgilendirmiyordu. hatta neneme yalvardığımı bilirim'' açma öyle kalsınsın, nooooooooolur''lu ...
nenem yaşlandı, küçüklüğümün hoş sahnesinin kahramanı merdaneli çamaşır makineleri tarih oldu. bende büyüdüm. peki bütün bunların içinde güzel olan hangisi?!
kıçına atılan şaplaklar ve böyle bir dünyaya gelmiş olmanın acısıyla çığlıklar içerisinde ağladığı hastane odasından bugünlere gelene dek tam tamına 20 yıl yaşamış olan insan.
dibine kibrit suyu dökülesice şu dünyada boşa nefes alan binlerin içinde iyi ki doğmuş dediklerimdendir, doğum günü kutlu olsun.
doğumunda kıçına şaplak falan atılmamıştır. delikanlı adam götü elletmez. hele dünyevi ortamlara daha yeni katılmışken, onca seksi hemşirenin gözleri önünde hiç elletmez. fetişist miyiz lan biz, şaplak ne şaplak?
kendisinden 2 ay sonra reenkarne ile dünyaya gelmemden önceki hayatımda doktordum, kıçına şaplağı bizzat attım; bu yüzden kıçına şaplak üzerine şaplak attığıma emin olduğum insandır. bembeyaz bi popocuğu* vardı hatta.*
yaklaşık 17 yıl önce sağ kolumu merdanesine kaptırdığım ev aletidir.
herşey gayet eğlenceliydi, izlemek nedense keyifliydi merdanenin hareketini ama eğlenceyi abartıp sağ elimi merdaneye doğru uzattığımda ilk bi kaç saniye acı yoktu merdanenin içinden diğer tarafa geçen parmaklarımı görmek bile keyifliydi ama merdane dirsek kısmından sonrasını içinden geçirmeyip ezmeye başlayınca evi 4 yaşındaki çocuğun çığlıkları kaplamıştı, canım acıyordu, gelip makineyi durdurdular ve kolumu çıkardılar merdanelerin arasından. kolum ezilmişti ve büyük bi yara vardı artık ve ben galiba o yarayla öleceğim.
çalışınca bütün mahalleye gürültüsüyle haber veren makine.
elde yıkansa daha kısa sürer ama havası bir başkaydı.
merdaneye saç,kol kaptırması da cabası.
kokoreç yememe destek olan (sadece destek olmak), birlikte dumurlara koştuğumuz, hala kendine gelmeye çalışmakta olduğunu tahmin ettiğim, bi çeşit çamaşır makinesi.