• görseller

    • meraklısı için öyle bir hikaye
    • meraklısı için öyle bir hikaye
  1. bugün kerem yılmazer sahnesinde izleme fırsatı bulduğum ve naşit özcan'ın muhteşem performansıyla tadına doyulmaz bir anlatı içeren oyun.
    ayrıca, naşit özcan'a müziği ve efektleriyle eşlik eden ömer göktay'da hem anlatımı güçlendiriyor hem de oyuna ayrı bir keyif katıyor.
  2. izlememin üzerinden bir aydan fazla geçmiş olasına rağmen peşimi bırakmayan, daha uzun süre arkamdan hişt hişt demeye devam edecek gibi görünen oyun.
  3. yıllar önce savaş dinçel'in edebiyatımızın önemli isimlerinden sait faik abasıyanık'ın hikayelerini ve anılarını derleyerek bizlere sunduğu bir yapıttır. oyunun yönetmenliğini ergün işıldar yapıyor. bu tek kişilik oyun naşit özcantarafından seyircilere aktarılıyor. sahnede canlı müzik ve ses efektleri için naşit özcan'a ömer göktayeşlik ediyor. sahne dekoru az olmasına rağmen naşit özcan'ın oyunculuğu seyirciyi dış dünyaya çekiyor, oradaymışçasına gözönüne getiriyor farklı mekanları.
    oyunda sait faik'in yaşamı konu alınarak istanbul'da küçük bir gezinti yaptırılıyor izleyenlere. sait faik mesleğinin halk tarafından tam anlaşılamaması ve bunu espirili bir dille anlatışıyla başlıyor oyun. bu duruma sinirlenip yazmaktan vazgeçiyor, kendine yeni bir meşgale bulmaya çalışıyor. ama dayanamayıp alıyor eline kalemini '' yazmasam deli olacaktım'' diyor ve başlıyor yazmaya. mesleğinde ona en büyük destekçisi olan annesinden bahsediyor. oyun adada başlıyor ve istanbul'a doğru bir vapur yolculuğuyla devam ediyor. sait faik'in istanbul'a geliş anından itibaren buradaki kalabalıktan, sesten ne kadar rahatsız olduğunu belirtiyor. aslında ne kadar yalnız olduğunun daha da farkına varıyor. bu koskoca kalabalıkta nasıl yalnız olunabileceğinin. başlıyor istanbul sokaklarında gezintiye... yollarda rastladığı ilginç olayları kendi yorumuyla hikayeleştirerek anlatıyor. yalnızlığını, sıradanlığını anlatıyor bu hikayelerde. oyuncu bunu sahneye seyircilerin girdiği kapıdan girerek daha çok vurguluyor. bu hikayelere aslında bizi izleyerek şekil verdiğini anlatıyor.
    oyun sonunda söylediği şu sözler aslında ne anlatmak istediğinin üstünden bir kez daha geçer gibi...''nereden gelirse gelsin ; dağlardan , kuşlardan , denizden , insandan , hayvandan , ottan , böcekten , çiçekten. gelsin de nereden gelirse gelsin! bir hişt sesi gelmedi mi fena. geldikten sonra yaşasın çiçekler , böcekler , insan oğulları...hişt..e hişt.''
  4. oyundan;
    " bıraktılar beni kendi halime... benden ne iş, ne makale, ne konferans, ne ders istediler..
    beni öyle kabul ettiler...
    ben de oturdum ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için taşıdığım çakımı çıkardım, kalemimi yonttum. yonttuktan sonra tuttum öptüm.
    yazmasam deli olacaktım...
    yazdım.. yazdım.. yazdım... yazdım!
  5. bu muhteşem oyun naşit özcan'ın muhteşem oyunculuğu ile reşat nuri sahnesinde ve karşımdaydı bugün.. oku dedi bana bilmediğin, okumadığın tüm hikayelerimi oku ve yine gel.. bilerek izlemenin keyfini gördüm çünkü..

    bir de oyunun sonunda çekilişle verilen sait faik büstü var tabii.. o kadar bahtsız, o kadar bahtsız ötesiyiz ki..
    şimdi şöyle, dün için aldığımız biletle bugün gittik oyuna.. tabii bir koltuk karmaşası ama farkında değiliz biletteki tarihin.. olay çözüldü doğru tarihli bilet sahipleri yerlerine yerleşti.. biz de boş başka bir yere.. allah'tan boş yer varmış ne kadar şanslıyız diye düşündük haliyle.. ta ki kuradan kalktığımız koltuk numarası çıkana kadar..
    hımm aslında çok da bahtsız değiliz sanırsam; oyunu izledik hevesimiz kursağımızda kalmadan..
    ve şanslıyım yalnız kendi adıma.. öyle işte.. tıpkı oyun gibi.. bu da öyle bir hikaye..
  6. sayın naşit özcan'ın ilk oyununu 15 ekim 2008'de oynamıştır. oyun, 2009 - 2010 sezonunda da istanbul şehir tiyatrosu'nda da oynamaya devam etmektedir. oyunu ergün ışıldar yönetmiş. ve hamurun zenginliğinden mi yoksa oyunun güzelliğinden midir nedir, bilemedim. sadece meraklısı için değil, meraklı olmayanı içinde izlenesi ve dinlenesi bir oyun çıkmıştır ortaya. bu oyunu senelerce ruhunun şad olmasını dilediğim savaş dinçel oynamıştır. bence, sahne üzerinde ustasına selam gönderen sevgili naşit bey'in üzerinde, savaş hoca'nın oynadığı oyundan da etkisi vardır. belki bunun büyüsü de sardı beni bilmiyorum ama naşit bey döktürüyor. şehir tiyatrosu'nda böylesine bir oyun izlemek, hem de bu komik fiyatlara, şaşırmaklı seviniyorum doğrusu. oyunun ne anlattığından çok nasıl anlattığı büyülüyor belki de beni. ama sait faik abasıyanık nasıl bir adammış, o günlerin yazarları ne zorluklarda yaşarmış, neleri nasıl yaparmış; sırf bunları öğrenmek için bile gidip izlenmesi gerekecek olan bir oyundur.

    yağmurun yağdırıldığı sahne ve naşit bey'in seyirci ile temas kurduğu bölümler çok etkileyicidir. oyunun müziğini yapan ömer göktay da büyük alkış istiyor marifetiyle. 'bu malzemelerden ne olur ki?' dedirtecek şeylerden çok güzel müzikler yapıyor, canlı canlı.

    bu sıralar kadıköy haldun taner sahnesi'nde perde açılmaktadır, bu canım oyuna.
  7. ben gitmiştim bu tiyatroya, doğru düzgün bi konusu yok, tek kişilik oyun olması sebebiyle çok sıkıcıydı, hakikaten de öyle bir hikayeydi. beğenen de olmuştur tabi, ama ben beğenmedim.

    tiyatronun sonunda sait faik'in büstünü birine çeklişle hediye ettiler, her oyunda hediye ederlermiş