endless dreams flowing silently
like wins against my face
like a lost youth that comes back to me
it speaks to me
ascending visions of my agony
they force me to confess
that time is now
and they are echoes of my memories
leaving colors of my blackened sight
in tears behind
must find the way, just leave the pain
struggling trough an other day
take a rum to the water
wash away all my deepest pains
forget the pas and the present
and take me to another day
the sleepless night i left behind
facing just another day
drawing tears, i weep inside
trying to find my way
i will do anything
to change the things i did wrong
now take me to another day
endless dreams flowing silently
like wind against my face
like a lost youth that comes back to me
it speaks to me
it waits for me
it follows me everywhere
everywhere i go
take a run to the water
(release me)
wash away all my deepest pains
(no longer imprisoned)
forget the past and the present
(take me to another day)
and take me to another day
and as i stare into this dark cold water
i see my own reflected pain
will it take long, for the sun
to shine upon and warm me?
will death come silently?
oh, this cold remembrance
i say goodbye now
oh, how i long to sleep forever
i'm gone
tutup kolundan itüsözlüğe getirdiğim,yazılarını okumaktan çok keyif alacağımdan emin olduğum pek sevgili arkadaşım olan altıncı nesil yazar*.sinema konusundaki engin bilgilerinden sürekli faydalandığım,müzik konusunda ise konuşabildiğim nadir insanlardan.ufacık bir yerde tanışmamızın bu kadar geç olmasına üzüldüğüm ama vesile olan şeyin güzelliğinin ve yine de tanışabilmiş olmamızın memnuniyetinin bunu bastırdığı güzel insan.beraber nice konserlere,festivallere gitmelere,deniz kenarında içmelere dileklerimi sunuyorum..
yayın yüzünden kafayı yemiş yazar. bu kadar mı aksaklık birarada olur yahu. ama yine de iyi gittiğini umuyorum. rahatladım. heyecanımı attım gibi falan işte.
güzel bir program sunmadığını düşünen, fakat gayet güzel ve samimi bir program sunduğunu düşündüğüm bir yazar.
edit 1: balık ekmek manyağı yazmayı unutmuşum. gecenin ikisinde gayet 2 tane yarım balık ekmeği midesine indirip hala açım diyebilen ve hala fit kalabilen nadir insanlardan biridir. yazıları david lynch'e benzer. birkaç kez okuduktan sonra anlayabilirsiniz. argodan taviz vermez. sinema ve müzik bilgisini konuşmaya gerek yok. bilen bilir. bilmeyen de bilsin.
hani bazı insanlar vardır harbiden şanssızdırlar. işte bu yazarcanım da bu tarifin en güzel örneği. herhalde bizdeki şans ona geçse dünyayı kasıp kavuracak o derece yani. çok güzel yayın yapmakla beraber aksilikler bir türlü peşini bırakmamaktadır. ama yine de sinirlenmemeye son hız devam etmektedir. ben burada onun yerine 3 5 tane sakinleşrici attım bile. neyse efenim radyo madyo geçtikte geldik yazarcanıma. o harbi candır ya. 20 yılı aşkın küsur hayatımdadır. ben ona bakarım o bana. bıkmadı lan. hoş bazen bıktığı da oluyor. bendeki çeneye tahammül edemiyor da teli kapıyor 3 5 gün. olsun. sakindir, bilgilidir, her söze karşılık bir cevabı vardır. hayatına girdiniz mi kayışınız kopmuş demektir. hele bir de bu insana bağlıysanız of off. sallamazdır. sallamaz derken öyle kötü anlamda değil efenim. hep özenmişimdir bu özelliğine lakin. kararları nettir, vejeteryanımsıdır. nereden atladım buna bilmiyorum. neyse. şimdi canım, tatlım, hanimiş memories never die demek isterdim ama demiyorum. iyidir vesselam ya. şaka şaka. yaşayın, görün. reklam sloganı gibi oldu bu da be.
müzik bilgisinden kuşku duymayacağım yazarlardan. neredeyse şarkı seçimlerimden "akustik gitar mi çalıyorsun" sorusuna varacaktı. iyi tahmin eden, destekleyici, pozitif yazar.
bir nick drake uzunluğunda mesafe kalsa keşke. yine "iyi" bir konser izlemek için bir günde 3 ana şehiri dolaşsam ve sonra biramı yudumlarken seni beklesem. sen çadırı unutmuş olsan ve geri gitsen. bu nedenle geç kalsan ve ben kafa olsam o sürede. sonra geldiğinde sinirli olsan ve ben umarsız davranışlarımla seni yıksam, gitsek. oradan hooop gayfeye geçmiş olsak. normal bir yaz gününde sıkılmışlıktan kendimizi modsuz bir yere vursak. acı bir kahve söylesek ve oraya buraya bakarak günü atlatsak. birden kendimizi otobüsün içinde bulsak, benim şehrime gitsek. gidene kadar da "hayır cam kenarı benim!" kavgasını versek. o kavgayla yol boyu peşimizde köpek gece boyu yürüsek sarhoş kafayla. hatta köprünün üstüne çıkıp ayakları da sarkıtsak balici çocuk edasıyla. hehe. bisikletli adamı brute karakteri olarak görsek ve ertesi gün gülme krizine girsek ve ardından bizi çarpan bir filmi bilmem kacıncı kez izlesek ve ağlasak. bi noi albino'iye ne dersin? ayrıca bilek kesenler cd'm hala orçun'da. neyse. en son ağlıyorduk değil mi? heh işte onlar bir deniz etse. bulutları da rüya bilmecesinden çarpsak. etti mi selofanda anarşi?!. .. bence etti. susarken sallanırmış herşey, nesnelleşirmiş ayrıca. bunca şeyden sonra;
biliyorum aslında düz yolları da sevmiyoruz. cümlelerimizin devrikliği karmaşamıza da ışık tutuyor. zıplıyoruz oradan oraya.
böyle bir acayip. hep mavi olsun isteyen. biraz deli. algı kapılarının ayarlanması gerekiyor, tabi önce okuması da mı gerekiyor? jawohl, ama neyse. hani izlanda'nın soğuğu vardır, sıcak evden çıkınca yüzünüze çarpan o kar ve soğuk hava acıtır ama aynı zamanda insana mükemmel gelir. işte aynen öyle. ama yapacak bir şey yok bu da böyleymiş, mükemmel ama acı.
sürekli bir şeyler dinletiyor, hayır güzel ama bir de benim verdiklerimi dinlese daha da süper olacak. radyosuyla mikrofonuyla dertleri hiç bitmiyor. son olarak, umarım: