melih kibar londra'dadır.
korkunç bir yağmur yağmaktadır. şimşekler çakar, yıldırımlar düşer... simsiyah bir hava...
o ruh haliyle bir beste yapar,
çiğdem taluya bir bant kaydı olarak gönderir. "sana bir beste gönderdim, bir bak bakalım, üzerine söz yazabilecek misin?" der telefonda...
birkaç hafta sonra çiğdem talu'dan sözler gelir. melih kibar, sözlere bakıp şarkının adını gördüğü anda duvara tutunur...
içimdeki fırtına
gün ağarırken, tek başıma oturmuşsam
henüz daha gözlerimi bir an bile yummamışsam
sen yoksan yine, bense yorgun ve yalnızsam
hele bir de, bir de canım hasretine kapılmışsam
ve gözümde tütüyorsan buram buram
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
hoyrat bir rüzgar eserken
sallanan gemi misali
sallanır durur içimde dünya
son ışıkları sönüyorsa sokakların
yeni bir gün giriyorsa penceremden yavaş yavaş
sen yoksan yine, bense suskun ve bitkinsem
hele bir de bir kadehin gölgesine sığınmışsam
ve yılların hesabını şaşırmışsam
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
külrengi bir akşam vakti
kaybolan renkler gibi
kaybolur gider gözümde dünya
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
bir koca çınar dalından
savrulan yaprak misali
savrulur gider güzelim dünya
....................
ve evet... böyle bir aşktır onlarınki...