• videolar

  1. melami,kelime anlamıyla,"kınanma"demektir.melamiler kendilerini başkaları kınasın ister. kendisine iyi bir müslüman olduğunu söylemesi yerine çok çaşıltığımı söylemesin iyi bir müslüman olduğum söylenmesin ister.çünkü iyilikler ve ibadetler insanın nefsini şişirir.mesela cuma namazlarını kaçırmıyor demesinler diye her cuma farklı camiye giderlermiş.sağ elin verdiğini sol el görmeyecek sözü tam da özetliyor sanırım.
  2. melamilik tasavvuf ehlinden horasan'da yerleşik olanların arasında yayılan bir harekettir ki ortaya çıkışı islam'da ilk devrim hareketi olarak kabul edilebilir çünkü o zamana kadar yaygınlaşan tarikatların ve tarikat ehlinin zenginleşmesi ve dünya malına tamah etmesine bir tepki hareketi olarak doğmuştur. ayrıca melamilik sadece bir sünni tarikatı olarak yorumlanamaz zira türk tasavvuf tarihi araştırmacılarının duayeni abdülbaki gölpınarlı'nın da altını çizdiği üzere kalenderilik, haydarilik ve bektaşilik gibi ortodoks olmayan (bilindiği anlamla; sünni olmayan) tarikatlar da melamilikten türemiştir. hatta son melami tarikat yine bir heterodoks yol olan ve hacı bayram veli tarafından kurulan bayramiyyedir.
  3. ibadetin gizli kalması gerektiğine inanıyorlarsa takdir edilesi insanlardır. ibadetini gizlemesine de gerek yok hatta, insanın gözüne gözüne sokmuyor olması bile takdiri hak ediyor.
  4. dış görünüşleriyle, hiç ibadet etmez görünmek adına içki, sigara bile kullanırlarmış, sofular tarafından daha çok kınanmak için.
  5. yalın tanrı bilimi. melamilik 9 yy'da ortaya çıkmış bir islam yorumudur. tarikat felan değil. bu bağlamda şöyle bir ayrışıma gidilebilinir.

    -sunnilik(zahir bilimi)=arap
    -batınilik(batın bilimi)=iran
    -melamilik(yalın tanrı bilimi)=türk

    melamilik daha çok sunnilik ve batıniliğe tepki olarak onların bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır. iranın kuzey doğusunda bulunan nişabur kentinde yaşayan ebu hafs-ı haddad bu yorumun sahibi kurucusudur. daha sonraları hamdun kassar kişisinin de desteği ile büyük kitlelere ulaşacaktır.

    pek sağlam bir bilgi olmamak kaydı ile ebu hafs-ı haddad'ın kendisine başvurup melami olmak istediğini bildiren bir kişiye; 'ticaret yap, kazandığın parayı fakire fukaraya dağıt.. sonra dilen karnını doyur.. sonra dilenciliği de ticareti de bırak' dediği iddia edilir.

    dönemin önemli mutasavvıflarından birisinin ise melamiler için;
    'hazreti peygamberden sonra peygamber gelseydi bunlardan olurdu' dediliği iddia ediliyor.

    neyse babam melamilik xıı. yy'da kalenderilik ile kısmen karışıyor.. ve yanılmıyorsam yesevilik böyle doğuyor.. daha sonra bilindiği gibi bektaşilik ve akabinde hurufilik, haydarilik, ve abdallık ortaya çıkıyor.. fakat asıl kopma xıx yy'da şeyh muhammed nur ile gerçekleşiyor. melamilik nur'un zamanında batınıliğe iyice sokulup kendini kaybediyor. the end.
  6. islam'da "melamilik" nedir? ne bir "tarikat"... ne bir "cemaat" kimliği... sadece ve sadece "inanmışları" sömüren bağnaz bir despotluğa karşı... "vahdet-i vücut" değerlendirmesi...

    ve çok daha önemlisi, tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini benimsemiş, mistik bir felsefe anlayışı.

    söze neden "melamilikle" girdik?

    altı asır önce yaşayan nesimi'nin o sarsıcı şiirine gelebilmek için...

    ne demiş?

    "ben 'melami' hırkasını kendim giydim eğnime

    ar ve namus şişesini taşa çaldım kime ne

    gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi

    gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni

    gâh giderim medreseye ders okurum hak için

    gâh giderim meyhaneye dem çekerim aşk için

    sofular haram demişler aşkımın şarabına

    ben doldurur ben içerim günah benim

    kime ne

    nesimi'ye sordular kim yarin ile hoş musun

    hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne"

    melamiler...

    tarihte ve özellikle osmanlı'nın son dönemlerinde hem tarikatlara, hem de hurafeci ve durağan dini bakış açısına sahip din adamlarına karşı mücadele içinde olmuşlar.

    melamilik, tarikat ve cemaatlerden farklı olarak belli bir kişinin kurduğu ve o kişinin adıyla anılan bir grup olmak yerine...

    yaratılış amacının zirvesi olan gerçek kulluğun ne olduğunu anlama ve böylece kâmil insan olma niteliğini hedeflemişler.

    ağır bedeller ödemişler...

    "gâh giderim medreseye ders okurum hak için

    gâh giderim meyhaneye dem çekerim aşk için

    sofular haram demişler aşkımın şarabına

    ben doldurur ben içerim günah benim

    kime ne"


    melamiler...

    tasavvuf derslerini aldıkları öğretmenlerine "mürşid" diyorlar...

    mürşid'lerinden keramet veya doğaüstü güçlere sahip olmasını beklemiyorlar...

    onlara göre mürşid sadece kapıyı gösterir, geri kalan sorumluluk öğrenciye yani müride aittir...

    melamiler...

    allah'ın her kişiye yakın olduğunu ve kişiyle allah arasına mürşid de dâhil kimsenin giremeyeceğini savunmuşlar.

    çünkü...

    mürşid ne kadar bilgin ve erdemli olursa olsun, o da diğer insanlar gibi kuldur ve kula ait niteliklerle anılması gerekir. mürşid'lerinden ders ve sohbet şeklinde tahsil ettikleri ilim ve tavsiyelerinin ötesinde bir beklentiye sahip olmadan; hidayet, şefaat, himmet, tevbe gibi isteklerin yalnız allah'a arz edilmesi gerektiğini savunmuşlar...

    bu ilmin öğretmenleri de öğrencilerinden asla maddi bir karşılık talep etmemişler.

    ilm-i tevhid olarak anılan bu derslerin neticesinde allah'da yok olmak manasına "fenafillâh" ve allah'la var olmak anlamına "bekabillah" mertebelerine ermeyi amaçlamışlar...

    melamilere göre...

    ilm-i tehvid veya ilm-i ledün, ilk insandan son allah dostuna kadar taşınacak en yüce emanet... bu yüzden bu ilmi talep edenlere karşı çok seçici davranmışlar...

    ve çok daha etkileyici olan ise sayılarının artmasını değil, emaneti taşıyabilecek nitelikli insana ulaşmayı hedeflemişler...

    melamiler kendileriyle allah arasındaki samimiyeti kaybetmemek ve şöhret gibi tasavvuf yolundaki salikin önüne çıkabilecek bir engeli bertaraf etmek için kılık, kıyafet ve hatta dergâh, tekke gibi belirli bir toplantı mekânı ve topluluğu gibi dönemin tarikatlarının alametlerini göstermemeye çalışmışlar, halk içerisinde kendilerini gizlemiş, hallerini sadece kendileri gibi olanlarla paylaşmışlar...

    "gâh giderim medreseye ders okurum hak için

    gâh giderim meyhaneye dem çekerim aşk için

    sofular haram demişler aşkımın şarabına

    ben doldurur ben içerim günah benim

    kime ne"

    bu pazar günü neden mi melamiler?

    çünkü...

    "tıksırınca" aşağılaması bana melamileri anımsattı...

    mehmet altan