msn ya da sms mesajları gibi anlık tüketilen kelimelerden uzaktır.
insan yazmadan önce düşünür, sıraya koyar, müsvette kağıt kullanır, temize çeker, olmaz bi daha çeker. güzel bir zarf olsun ister. böylece yazdığı kişi baktığında onun yazdığını anlayıp heyecanlanacaktır belki. kağıt katlanmadan önce zarfın biçimi kontrol edilir ki yanlış katlayıp bi daha bi daha bozarak mektup buruşmasın.
zarfın üzerine dolma kalemle ya da yazısını güzel gösteren bir kalemle özene bezene isim ve adres yazılır. samimiyetlerden uzaktır sayın demek ama tebessüm uyandırır böyle ciddi ciddi naif kurallara uymak insanda. en sonunda zarf kapatılmak için yalanır, ama son kez içine bakılır ve satırlarla vedalaşılır. bir de nefes üflenir içine doğru. açan ilk önce ruhun kokusunu yakalasın istenir.
postaneye gidilip memurun ellerine teslim edilirken bu mektup, okulun ilk günü çocuğunu kapıların ardında bırakan annenin öksüzlüğü gibi son kez bakılır. kayolmadan sağ salim giderse herşeye değer...bu herşeye değer! ne sarılmak, ne öpüşmek...böylesi emekli satırlar kadar dolamaz ne kalpte ne de akılda.
sevgili oğlum temel,
senin hızlı okuyamadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum.artık senin gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz.baban bir gazetede insanların başına genellikle 2 kilometre civarındaki bölgelerde kaza geldiğini okumuş.o yüzden taşındık. sana yeni adresi veremiyorum çünki yeni evimizde bizden önce oturan hemşerilerimiz,taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler.geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdı. ilki üç gün sürdü, ikincisi ise dört gün.benden istediğin yeleği postaya verdim.ancak halan o koca düğmelerle paketin çok ağır olacağını söyledi o yüzden düğmeleri koparıp yeleğin cebine koyduk orada bulabilirsin.
sevgiler.
annen safinaz
not:sana birazda para gönderecektim ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum.
telefonda konuşamam bilirsin, mektuplarıysa ertelerim hep, belki de yazım çirkin diye.
çok düşündüm, çok kurdum, karar verdim hep vazgeçtim, ama sana yazabildim nihayet.
aslında söz vermiştim, duygularımı kilitlemiştim, ta ki sen açana dek.
korkma sevgi dilenmeyeceğim, ama tanırsın beni işte, bitiririm her şeyi bir dikişte
n’apim?
aşk bu, savaş bu, kadın ve erkek arasında...
artık saymıyorum yılları, bana değip geçen hayatları, zaten pek de sevmem insanları.
ama kimi dostlar var sevdiğim, sokak köpekleri beslediğim, bazı güzel anılar biriktirdiğim.
tutku garip bir şey ve çok vahşi ve çok hırslıydım zaten ben de o yüzden yağmaladım seni...
kolay değildir bilirim, bir aşkı bir kalbe koymak, hele bir başkasını severken sen.
teşekkürler, bir zamanlar beni çok sevdiğin için.
bu mektup da olmadı, kelimeler toparlanmadı, işte şimdi çöpe gidiyor.
yine de mektubuma son verirken seni her zaman çok seven
ben..
en sevdiğim zülfü livaneli şarkılarından birisidir. enstrumantal olarak yedi karanfil serisinin ikincisinde de nispeten hareketli bir biçimde yorumlanmıştı ki, müziği de ayrı bir güzeldi bu haliyle.
"bir mektup üç satır yazı
gönlünün karası
tırmalamış ak kağıdı ak kağıdı
üç satır karartır mı
gönlünün karası
bir sevda bir kara sevda
gönlünün sızısı
sarmalamış dört yanını dört yanını
içinde bir deli rüzgar
gönlünün gönlünün sızısı
sarmalamış dört yanını dört yanını
bir gurbet bir acı gurbet
alnının karası
bağlamış ellerini ellerini
dilinde dostun selamı dostun selamı
bağlamış yollarını yollarını..."
bir mektup yazsaydı bana. yıllar boyunca yazdığı o uzun mektuplardan değil, kısa bir mektup. söylenecek ne kaldı?
söylenecek ne kaldıysa onu yazan bir mektup.
bilmediğim dillerden birinde bile olabilir.
yazsaydı.
eğer sözcüklere artık inanmıyorsa, eğer sözcüklerden kaçıyorsa, eğer sözcükler yetmiyorsa, eğer sözcükler eskimiş, yıpranmış, anlamını yitirmişse, buna inanıyorsa, bir çizgiyle de ulaşabilirdi bana. dümdüz çizilmiş bir çizgiyle, ya da eğri büğrü bir çizgiyle;bir göze, bir ağza (dudaklara), bir ele benzeyen, göğüsleri, oylukları okşamaları, dirilmeleri ve ölümleri andıran, anımsatan bir çizgiyle. yatay, dikey, eğri, düz birkaç çizgiyle. yaşamın izdüşümleri. hoyrat. bir mektup yazsaydı bana, ki yazabilirdi. ki gönderebilirdi.ki ben de, elime kalemi ve fırçayı alıp onun yazdıklarını ve yazmadıklarını resmedebilirdim.
oysa mektup yok. esin yok. hiç bir şey yok.
"bir teselli ver."
teselli yok. teselli hiç yok.yalnızca ciğerime işleyen kuzey yeli. kuşlarla.
yazı icat edildikten sonra geliştirilen en güzel haberleşme aracıdır.
uzun uzun anlatmaya gerek yoktur ayrıca. lakin anlayana, iki şiirden alıntı yapayım:
"bugün hava güzel
bugün içim içime sığmıyor,
annemden mektup aldım,
memlekette gibiyim
..." (cahit sıtkı tarancı)
"bir mektup atanın o mektubu attıktan sonraki şaşkınlığı
izlemekse bir bakıma
yol aldığını mektubunun
bakar dururum ben de ardından
sana söylüyorum yalnız
o ben ki her türlü bakışlarının tarihini
öğrendim gözleri hiç değişmeyen bir kaptandan" (edip cansever)
anlayan buradan anlar mektubun ne olduğunu. hayatında mektup yazmamış ya da almamış olanlar için yapacak birşey yok tabii. bir mektup yazıp cevabını beklesinler... o zaman anlarlar.
benim eve geldiğim ilk gün sen oraya yerleşeli 6 yılı geçmişti. anne ve baba bildiğim kişiler benden önce sadece sana aitlerdi bense evin düzenini değiştiren davetsiz bir misafirdim sadece.. yıllar geçtikçe hayatındaki herseyi benimle paylaşmak zorunda kaldın artık abiydin sen nede olsa.. kabullenmen zor oldu beni hatta beni aralarda sıkıştırıp senden nefret ediyorum bile dediğin zamanlar çok oldu.. tabi dayagını da her küçük kardeş gibi yemişliğim çok var ama sen ne dersen de biliyordum aslında beni nasıl sevdiğini.. görmek için bunu açık bir şekilde beklememiz gerekti ikimizinde büyümesini..
sanırım büyüdük canım.. artık hayatı tam anlamıyla paylaşıyoruz aramızda ki tek bağ artık kan değil öyle bir sevgi bağı ve güven oluştu ki hayatımızda her ne olursa olsun bitmez..artık sadece gurur duyduğum abim değil en yakın arakadaşım geçirdiğim zor anlarda dayanağım kısacası benim herşeyim oldun..ben gerçekten çok şanslıyım kardeşin olmak seninle hayatı paylaşmak hayatla boğuşurken yanımda olduğunu bilmek çok güzel.. iyi ki varsın canım benim küçük kardeşin başının belası seni çok seviyor.. ve şunu sakın unutma ve kendini sakın suçlama beni burda sadece burda değil gözümü dünyaya açtıgım ilk andan beri en iyi şekilde karşıladın... iyi ki varsın böcüğüm...
25/02/2006
bir kabusun tam da ortasında geldi haberin; tam da kötü adam saklandığım yerden ayaklarımı görmüş hain gülüşüyle gecenin bir saati beni öldürmeye geliyordu.nefes bile alamadım bir süre, senden olduğunu adım gibi bile bile geciktirdim haberi, sanki geciktirince o haber hiç gelmeyecek gibi.
gidiyormuşsun artık. ekvatoru geçecek kadar uzağa hem de. bir hayal seni sürükleyen gibi görünen, aslında binlerce hayal kırıklığı..
hareket edebilmek için kaç tane daha hayalkırıklığı ve yenilmişlik gerek hayatta?
yepyeni bir sayfa açıyorsun, içimde kelimeler var seni kutsayacak çekiniyorum son görüşmemiz gibi, sanki söylendiğinde herşey tuzla buz olacak; adettendir, kabul edilir gidiş, belki istediğin bir çığlık tutsun seni göndermesin, bilmiyorum asla da bilemeyeceğiz, bağırsam da yalvarsam da gideceksin, gitmişsin çünkü aslında çoktan. ve ben buraya düşürdüğüm kırık kelime paçavralarıyla içimdeki közleri bile atamıyorum dışarıya, artık "wish you were here" desem ne fayda?
bu, kilitli şarkı; akvaryumda gezinen iki kayıp ruhtuk işte, elimizde korkular vardı yıllardan arta kalan, şimdi sen onları da tüketiyorsun.
ilham kaynağı oluyorsun henüz yeterince duvara toslayıp elindeki korku ve mecburiyet tortularından kurtulamamış ruhuma. bir tanrı'nın varolduğunun kanıtı ve isteği sende saklı.
"kıstır içindeki kurdu köşeye, boynuna geçir tasmayı, öyle kısa olsun ki zinciri kıpırdayamasın, hareketleri iyice kısıtlansın, kendini çekip dursun, boynu kanasın çekiştirirken, tasma kanla boyansın pırıl pırıl canlı tüyleri kırmızıya bulansın…her hareket etmek istediğinde biraz daha canı acısın ki öğrensin, hareket etmek ona sadece acı getirecek…
öğrenir zannedersin.
kıpırdamaz artık bir yere, zincirin sınırlarını öğrenmiştir. "*
öğretilmiş esaret, çağırdığın yağmur sesine geleceğim o zinciri kırıp. artık hiçbirşey eskisi gibi olmasa bile, geleceğim, göreceğiz. iki misket, iki kayıp ruh, zaman ve mekanın sonsuzluğunda çarpıştık.
sen benim üçnoktam, günışığım...
hayallerimizden birini daha benden ayrı gerçekleştirirken sevgim seni kutsasın.
bir mesajdan daha uzun; bir e-mail'den daha merakla beklenir; kokusu, türüne göre rengi olan; varlığı dokunularak anlaşılabilen; saklanıp defalarca ilk geldiği gün gibi tekrar hissedilebilecek; beklenesi, okunası, saklanası, vakte kıyıp yazılası iletişim aracıdır.
haramiler şarkısı...
"inan çok düşündüm hiç olamazdı seninle" diye başlar ama sonra "tut ellerimi, sensizlikten çek al beni" der. tutarsız gibi görünse de sözleri güzeldir.
"zaten pek de sevmem insanları" sözleriyle iletimde uzun bi süre yad ettiğim, teomanın en sevdiğim şarkısı.sonradan sapıttı falan ama, zamanında cidden güzel işler başarmış diyerekten teomanı hala saygı ve sevgiyle anmamı sağlayan şarkıların başında gelir.şahane sözleri ve müziğiyle tabiri caizse alır götürür...oda arkadaşımın yaptığı iğrenç yorumlara rağmen "teşekkürler, bir zamanlar beni çok sevdiğin için. " dediğinde bazen ağlamamak için zor tutarım kendimi...
özenle açılır, umutla okunur, yazıya aşık olunur. of o cümleler, benzetmeler, anlamlar vs. sonra ben terkederim. mektup geri yollanır. niye hep böyle olur sorarım sevgili jeux denfants sana?
forward edilen maillere inat mektuplar emek ister.heyecanını,mutluluğunu,hüznünü anlatıcağın kelimeleri seçerken gösterdiğin özenin karşı tarafa verdiği hazdır okurken mektup.
geçmişin güzelliğini içinde barındıran zaman ve insanların değişimi ile unutulmaya yüz tutmuştur.artık herşey basite ingirdenmiş, duygular genel olmuş, aşk forward mailin ruhsuzluğuna hapsolmuş.
mektup, yazanın ruhudur. dosta, arkadaşa ya da bir yakınımıza dokunmaktır mektup. bir iki satır yazmak, mektubu zarfa koymak, zarfın kapağını yalayarak kapatmak, evden çıkmak, postaneye gitmek, mektubu postalamak... sosyalleşmenin bir aracıydı mektup. halkın içine çıkmaktır...
hala kaldı mı acaba mektup yazmak. postacı kaç kez kapınızı çalar artık ''mektup'' diye, asker mektupları hariç. gözyaşıyla evde bırakılan eş'e, anaya, babaya, gardaşa yazılan mektuplar, sevgiliye yazılanlar hariç.
hasretliktir içinde barındırdığı, uzaktaki sevgiliye yazılan sözler. yüreğinin bir yanı yanıktır. mektuba yazılan özlem dolu sözcükler bile bunu anlatır. tıpkı
hüzzam şarkıda olduğu gibi:
yine yakmış yâr mektubun ucunu
askerlikte sevda çekmek zor diyor
yükleyip postanın bana suçunu
hatırımı teller ile sor diyor
askerlikte sevda çekmek zor diyor
dilimin ve kalemimin ucundasın,
fakat kalbimin içinde,
şu tükenen yıllara sor, gecelere
gündüzlere sor: kiminleyim ben?
hiç sizin semtinizde vefa rüzgârı esmez mi?
dağlara seslendim, onlar bile ses verdi de
sen neden susuyorsun...
sen ses ver de senin semtinden esecek vefa
ve ask rüzgârlarına bağrımı açayım...
ciğerlerime çekeyim...
'beni ne yapacaksın' deme
'benim yüzümden ne hale gelmişsin' de!
yollarda ayak izlerini gördüm,
bu izlere yüzlerimi sürdüm.
evet, buralardan geçen sensin!
yollardan geçtiğin gibi benden de mi geçeceksin?
yollardaki izlerini başka izler bozar siler...
fakat kalbimde bıraktığın izler ebedidir, bozulmaz, silinmez...
seni düşüne düşüne düşüme giriyorsun
onun için ben, gündüzlerden çok geceleri sever oldum
senin olmadığın yerde güneş yok bana
ateş yok bana. hayat yok bana...
muhacir kuşlar sıcak iklimlere göçtüler
demek ki göç zamanı... benim kuşumsa
'aşk' denilen kafeste çırpınıp dudu.
seninle olduktan sonra her şey sıcaktır bana
son bahar bile ilk bahar gibidir.
bir baktın canımı yaktın
bir daha bak ki, kul olayım, savrulayım...
bu bayram da sensiz geçti.
seninle her gün bayram bana
sen olmayınca bayramdan ne haber?
iş bildiğin gibi değil.
bilmediğin gibi...
sen kendine bakma, bana bak...
neler oluyor o zaman anlarsın
öldüğüm zaman mezarıma gel
de ki ' bu adam benden neler çekti
ey toprak, böyle bir dertliyi sen nasıl çekiyorsun...'
uzaklara yakını taşımak için yazılırmış eskiden , en temiz sayfalar seçilirmiş kelimeleri sıralamak için, kimisi kokusunu koyarmış arasına, kimisi gözyaşını ,kimisi oklar geçmiş kalp çizermiş en sonuna kimisi özlem duyulan çocuğunun elini...postacıyı bekleme sebebi....şimdi kısa mailler aldı yerini...