hiç keşfedilmemiş bir hayvan olma ihtimali de varmış. e o zaman adama 'dna'sı nerde lan' diye sormazlar mı? dna'sı nerde laaan, korkutmayın adamı! bir de çakma olduğunu düşünenleri, çiftçinin 'şeyi' boğmadan önce çektiği fotoğrafları göstererek ikna edeceklermiş. bundan meksika'da birkaç tane daha görmüşler. etcilmiş. kaçın.
sen galaksileri aş gel, ışık hızlarına filan ulaş, çok acayip teknolojiler geliştir, dünyaya in. köylünün biri üstüne basarak öldürsün. rezalet şerefsizim. senin geldiğin uzayı sikeyim afedersin.
bence bu uzaylı değil. nasıl biz uzaya ilkin maymun gönderdiysek, uzaylılar da dünyaya deneme amaçlı bir uzay faresi ışınladılar. ıyk ıyk diye diye öldü zavallı.
bunlardan daha bir sürü olabilir piyasada. bizim haktan da hala göğe bakıyor, yok ufo gelmiş, yok uzaylı el sallamış. oğlum önüne bak yürürken. mazallah, ezersin mezersin elyını. ters olur.
gerçek bi yana. uzaylı falan değildir lan. fareyle sikişmiştir biri. bu çıkmıştır ortaya. dna'sı yoksa modeme reset atsınlar bi de. ama yok o dns'di. türk telekom'a yeri gelmişken bir lafım var;
"meksika'da ikinci bir uzaydan geldiği düşünülen yaratığın görüldüğü konuşuluyor."
ikinci bir uzay? "kaptan beni beşinci uzaya ışınla.. bzzzt.."
o değil de, demek sultanahmet'in orda satılan oyuncak fareleri falan alıp gitsek bunlara, "dna bulamıyoruz, demek çok gelişmiş bi canlı sistemi" diyerek errör verecekler. vay be...
bu haberleri duyunca dan brown'un deception point kitabı aklıma geldi.üniversite'de basın ile ilgili bölümlerde okuyanlar bilirler,böyle yapay bi konu ortaya atılır ve perde arkasından işler çevrilir.
benim arkadaşım o. ben anlatayım siz dinleyin. mahalle maçımız vardı o gün. eve geldim su içmek için bi'de yarım ekmek yaptırmıştım anneme. ekmeğimi kaptığım gibi evin kapısını çekip çıktım ikişer ikişer indiğim merdivenlerde aralık kalmış bahçe kapısından girmiş bi'şey gördüm. nedir, kimdir bilemedim. elimdeki ekmeğim yere düştü. düştüğü gibide ekmeğe saldırdı. hımssff hımmssff edip ekmeğimi bitiriverdi. bana baktı öyle bir baktı gözlerini büyüterek içim sızladı. sanki biraz daha var mı gibilerinden bi ifade vardı yüzünde. bunun geldiği yerde daha çok var dedim bende. biraz çirkindi belki ama çok kanım kaynadı benim ona. dal gibi titriyordu. üşümüş hafifte ıslanmıştı. öyle yakışmıştıki bahçemize. içerden bir battaniye aldığım gibi sardım onu kollarıma. gizlice eve soktum üst kata çıkardım. direk küp kebap lahmahcun salonundan 4 lahmacun sipariş ettim. o sırada balkona çıkardım bunu etrafı göstermek için. yeterince ona ilginç gelmedi etraf. birazda hüzünlendi. belkide geldiği yer burdan daha iyiydi diye düşünürken balkondan siparişin geldiğini gördüm, gördüğüm gibide indim aşşağa kaptım sıcak lahmacunları. tam lahmacunları yere koyacakken dur dedi. bi gaste kağıdı koyalım dedi. benim yüzümde bir tebessüm ha dedim. sonra düşündüm. demek bu olay onun geldiği dünyada da var diye. okunmuş gazete kağıtlarını serdikten sonra bana baktı dik dik. ne o! tek yemeği falan mı düşünüyorsun dedim. yok hayır, hayırda bunun yanında insan bi ayran getirir bi pul biber getirir dedi. öyle mahçup oldum ki. mutfağa koştum. biraz pul biber biraz ayran anneme görünmeden odama geçtim. öyle aç oturmuştuki sofraya, öyle iştahlı yiyorduki lahmacunları. anladım dedi. neyi dedim. insanların lahmacunu neden bu kadar çok sevdiğini deyince gülüşmeler başladı. şişştt yavaş ol annem duyacak dedim. hımsff hımssff edip devam etti yemeğe. yemekten sonra film izledik biraz. biraz birazda sohbet ettik. bana nerden geldiğini, neden buralara düştüğünü ve bundan sonra neler yapacağından falan bahsetti. anne tarafı elf baba tarafo trollmüş. aslen ısangardlıymış adıda rıza. neden burdasın deyince. söylediklerinden anladım sonra suçu saz çalmakmış. o anlattı ben dinledim. öyle ilginç hikayeleri vardı ki. sözleri derya gibiydi. dilimizi güzel konuşuyor adabıyla oturup kalkıyordu. salı, çarşamba, perşembe derken cuma gelmişti. odamdaki açılan televizyonun sesiyle uyandım. oturmuş kral tv'de çıkan kliplere ozbir çekiyor. günaydın dedim. bir telaşla toparladı kendini. birilerine küsmüş gibi bir ifadeye bürüdü yüzünü. canı sıkılmış gibiydi. o sabah güzel bir kahvaltı yapmıştık. öğlen, ikindi derken akşam oldu ve hüzünlendi yine sofradayken. bayat ekmeklerden ona yaptığım tatlıyı çok beğenmesede yinede bu yaptığım tasarrufu çok takdir etmişti. yemekten sonra sohbet ettik biraz. kimliği gereğinden fazla sorgulanmış merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş. doğduğu yer yüzünden doğuştan kavgacı zannedilmiş hep. ama kavgadan nefret eden bi melezmiş. ağlamaya başladı birden. yanına oturdum konuşarak telkin etmeye çalıştım. beni bırakın ben meçhul oldum deyip duruken uykuya daldı. kucağıma alıp yatağa yatırdım. bende yannda uyuya kalmışım. çişe gitmek için sabah uyandım, uyandığımda saat 7.30'du. yanımda kimse yoktu anladım o zaman gittiğini. niye, neden gittin be. şimdi seni hep anlatırım arkadaşlarıma keşke gitmeseydin ama hala çok güzel hakkında konuşmak senin. herkes sana benzemeye başladı. çok sonra duydum ki meksika'da sürgündeymişsin. ne yapıp ne etse üstüne gitmişler mavi gökyüzünü ona dar etmişler. gazetede çıktı üç satır yazıyla uzamış sakalı çatlamış sazıyla. yokluğuna alışmak zor be. ben gene senden bahsederken. annem geldi yanıma biliyorum herşeyi dedi. kaldım öyle. demez mi bana o senin çocukluk arkadaşın. içime kor ateşler düştü. nasıl olurda hatırlayamam ben seni başka nerden gelebilirdi bu sıcaklık. o-off çocukluk arkadaşım. aynı mahallede büyüdük aynı kızları sevdik aynı kafadaydık. orta ikiden bıraktık matematik ağır geliyordu.. neyse bunlar derin mevzu. ufaktan alışmalıyım. rüyamda gördüm gülümseyerek geldiğini ne bilirdim dünya bu yaratığı konuşur başlığında ölüm haberini alacağımı. vay be rıza! sonunda sende düşüp gittin azrailin peşine. ah ulan rıza! ara sıra gıcıklaşırdın ama benim en kral arkadaşımdın. ah ulan rıza! ben şimdi bu koca dünyada tek başıma ne halt ederim. senden ayrılacağımı sanma birkaç güne kalmaz bende gelirim...
(haberden alıntı: "meksika'da ikinci bir uzaydan geldiği düşünülen yaratığın görüldüğü konuşuluyor.")
- n'aptınız, rahat gelebildiniz mi oğlum?
+ valla birinci uzay tıkalıydı anne, ikinci uzaydan geldik
- iyi etmişsiniz... ay bu yaratık ne?
+ tanıştırayım, zibibizivziv x, annem, anne, zibibizivziv x
- ay çok şeker, sen bizim oğlumuz olur musun? bize gidelim mi?
kulağa bildiğin canavar gibi gelen, ancak o amcanın parmaklarının ucusunda son derece masum ve acınası duran sevimli şeydir. van gölü canavarı daha yaratıktır bunun yanında diyor kendisine selam ediyorum.