belki ilginizi çeker
  1. · beşiktaş taraftarı solcudur
  2. · mehdi misiniz
  3. · adnan oktar
  4. · zeki demirkubuz
  5. · herkes uyurken beton dökmek
  6. · abdülmehdi
  7. · rte mesihdir
  8. · ibrahim tatlıses e ingilizce öğreten insan
  9. · pembe bir mısradır aşk
  10. · itü sözlük
gündem
  1. · tahrik edici erkek kokuları
  2. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  3. · yılmaz özdil
  4. · sözlük yazarlarının hayalleri
  5. · kurban bayramı vahşeti
  6. · itü sözlük yazarlarından şiirler
  7. · insanın hayatına sıçan şeyler
  8. · entelektüel kabadayı
  9. · postmodern şiir denemeleri

mehdi  

  1. istanbul otogarı viyadüklerin çevrelediği bir örümcek ağıdır.
    ağlarına yalnız bahtsızlar takılır. parası olmayanların kaderleri
    değişmese de yerlerinin değiştiği bir başlangıç, yada sondur burası. hele
    öğlen kalkan yada öğlen ulaşan otobüslerin yolcusuysanız bu hayata sarılma
    direncinizin ilk test yeri yine bu otogardır.

    öğlen ezanı okunuyordu.nisandı ama hala kaşkollara sarılmış
    insanlar, ciğerlerinden çıkan havayı kaşkolun içine üfleyerek ısınmaya
    çalışıyorlardı. artvin'e gidecek otobüs yolcuları sigaralarından son bir fırt
    çekip, otobüsün basamaklarını çıkıyorlardı. muavin bagaj kapaklarını
    kapattı, peron görevlisi içerideki yolcuları sayıp, kafasını arka kapıdan
    uzatıp bağırdı.
    "22 numara, 22 numara...". 22 numara yoktu. tam o sırada bir ambulans
    yanaştı yan perona. ambulanstan gözaltına kadar sakallı bir adam
    indi.
    muavine el kol yapıp otobüsü durdurdu. "bagaj var mı?" muavin. adam
    "yok, ama cenazem var" dedi. muavin yıkıldı. çünkü ağzına kadar dolu
    bagajı indirip, tekrara yerleştirmek demekti bu. peron zili çalıyor ama
    artvin otobüsü hala bagajlarını topluyordu. tabut orta kısma sürüldü,
    ambulans sessizce ayrıldı yan perondan. yolcular cama dayanmış, efkarlı
    gözlerle izliyordu olan biteni. terden pembeleşmiş yüzüyle muavin adamı
    buyur etti içeri, otobüs yola düştü.

    22 numara yolcusunu merakla süzdü otobüs. müsade isteyip yerine
    oturdu. yanındaki yolcu merakını kustu hemen,
    " allah rahmet eylesin, yakının mıydı?"
    adam düşündü uzun uzun,
    "mehdi" benim neyim oluyor diye. içini çekip,
    " kardeşim di" dedi. otobüs köprü üzerinden geçiyordu. adam
    içinden, " mehdi, son kez hisset boğazı" diye geçirdi. uzun yol başlıyordu.

    adam kitabını açıp okumak istiyordu ama yanındaki yolcu kıpır
    kıpırdı. sürekli içleniyor, vah vah çekiyordu.
    " kaç yaşındaydı" diye sordu yolcu. adam,
    "tam olarak bilmiyorum, ama ben yaşlarındaydı"
    "yahu kardeşim diyorsun yaşını bilmiyorsun" diye hayret dolu
    çıkıştı yolcu.
    "kardeşim dediysem, öyle değil" dedi adam.
    "ya nasıl" dedi yolcu.
    uzun bir sohbet başlıyordu, otobüs istanbul sınırlarından
    çıkarken.

    mehdi'yi ilk kez hapishanede gardiyanlarla dövüşürken gördüm. alt
    koğuşlarda, *** fraksiyonunun koğuşlarında kalıyordu. orada
    kavga çıkınca bizim koğuşa postaladılar. *** fraksiyonu ile bizim koğuşun
    görüşleri ters olduğundan kimse yüzüne bakmadı mehdi'nin. en dipte benim ranzanın
    sağ altına yatırdılar onu. birkaç ay kimseyle konuşmadı. yemek
    yaptı, topladı, çay dağıttı. havalandırmada yalnız dolaşırdı. koğuş
    eğitimlerimize katılmazdı, annamam öyle şeylerden der kenara çekıilirdi.
    anladım ki fraksiyoncu filan değil. bir harita metod defterine gazetelerden
    resimler kesip yapitırırdı geceleri. her koğuş baskınında jandarma o
    defteri bulur yırtardı. bizim zulayı bilmediğinden her seferinde yeni defter
    bulur, bir dahaki baskına kadar çalışmasına devam ederdi. bir sonraki baskın
    tiyosu geldiğinde haline acıyıp, defterini bizim zulaya attım. jandarma
    döşek altını açıp defteri bulamayınca mehdi hayretler içinde kaldı.
    ona aldığımı söylemedim, merak ediyordum çünkü deftere neler
    yapıştırdığını. herhalde karı kız resimleridir, hela için malzeme yapıyorudur diye
    düşünüyordum. öyle ya jandarma bulur bulmaz paramparça ediyordu defteri. ışıklar
    sönünce zuladan çıkardım defteri. gözlerime inanamamıştım.



    koğuşta kimsenin okumayıp bir kenara attığı, ziyaretlerde don, sigara sarılıp getirilen,
    iaşe sandıklarının üzerinde gelen ne kadar spor sayfası varsa ayıklanmış,
    içlerinden ne kadar beşiktaş ile ilgili haber varsa kesilip bu deftere
    yapıştırılmıştı. resimlerin kimilerinin üzerinde domates
    çekirdeği vardı, kimileri sonradan ütü vurulup düzleştirimiş buruşukluktaydı. ama
    herbirinin altında tarihi düşülmüş, önemli yerlerinin altı çizilmişti.
    ilginç gelmişti
    bana mehdi.

    bir sabah yoklamasında yanında durdum. pantolunuma soktuğum defteri
    arkadan
    sıkıştırdım eline. şaşırdı. çocuk gibi sevindi. teşekkür
    etmek istedi,
    konuşmadım onunla. ajan damgası yiyebilirdim koğuşta.
    havalandırmada yolumu
    kesti.
    "sağol" dedi. sigara tuttum ona. çömeldik.
    "kimsin, necisin, ne arıyorsun siyasilerin mapushanesinde"dedim.
    "vallahi bende bilmiyorum, neci olduğumu bende bilmiyorum" dedi mehdi.
    "peki anlat o zaman" dedim.
    "kimseye demek yok ama, söz mü" dedi.
    "söz" dedim.

    eylül 80 yılıydı. malum stad bir tane. ülke bir savaş yaşıyor
    ama bizim
    derdimiz kapalıyı kaptırmama savaşı. akşamdan yığıldık,
    sabahlıyoruz
    kapalının kapısında. kimimizin koynunda şarap, kiminde emanet,
    kiminde yarım
    somun ekmek. baskın yemeyelim diye üçer üçer erketeye çıkıyoruz
    maçka
    tarafına, dolmabahçeye, spor sergiye. ben gece üç gibi
    maçkadayım.
    motorcular geliyordu aşağıdan. son seferinde karşıdan grup
    indirmiş, nümayiş
    yapacaklarmış dikkat et dediler. bıçkın delikanlıyız o zamanlar,
    semtimizde
    nümayişe tahammülümüz yok elbet. bir o sokağa dalıyorum, bir bu
    sokağa
    derken bir baktım, o grup duvara tezahürat yazıyor. allah dedim,
    çektim
    emaneti üzerlerine yürüdüm. on kişiydiler, dayak yerim ama hiç
    olmazsa bir
    ikisini iyileştiririm dedim ama beni görünce öcü görmüş gibi
    kaçamaya
    başladılar, bende arkalarından. meğer benim hemen arkamda polis
    varmış, ben
    onları kovalıyorum, koşuyorum, polis hepimizin arkasından koşuyor.
    girdik
    bir çıkmaz sokağa, çocuklar durdular, elleri havada, ben hala bana
    teslim
    oldular diye havalardayım, polis arkadan ışık tutunca uyandım,
    elimde
    emanet, kolum havada, megafondan "at elindeki silahı" diye
    bağırıyor, ben
    kala kaldım. içimden sıçtık şimdi dedim ama yırtarız.
    çocuklar bilmem ne
    örgütünden, ben orada saf saf bir adam, polis minibüsünde
    gayrettepeye
    vardık. nezarete oturduk, geçmiş olsunlaştık. çocuklar duvara
    yazı
    yazacakalarmış meğer, ben onları ne zannettim, güldüm kendi
    kendime, bir an
    önce salsalarda maça yetişsem diyorum hala. nezarette çocuklardan
    ayrılıp
    duvara yaslandım, sabah oluyordu, sigara tuttu arkamdan biri. uzandım
    aldım,
    hırsızmış, basılmış evde salak. durumu anlattım güldü bana.
    rakip takımı
    tutuyormuş, iyi beklememişsin maçı nasılsa koyacaz size dedi.
    ağırıma gitti
    zırtapoz hırsızın lafı, koyum kafayı burnunun üstüne,
    dağıldı ağzı burnu.
    apar topar çıkardılar dışarı. tehditler savurdu bana. hadi lan
    ikile,
    kodumun hırsızı dedim arkasından. sabah dokuz gibi sorguya aldılar
    teker,
    teker. sıra bana geldi. klasik sorgu odası işte. içim rahat,
    ifadeyi verip
    gideceğim maça. aaa, bir baktım bizim hırsızıda aldılar odaya,
    oturdu
    karşımda. burnu tamponlu, sargı içinde. noldu lan yetmedi dedim.
    koltuğunun
    altındaki silahı görünce yıkıldım. sivilmiş meğer, nezaretten
    laf almaya
    karışmış, nasıl yedim bu numarayı diye kendi kendime kızdım.
    diğer çocukları
    salmışlar mahkemeye kadar, ama bizim kırık burun davasından "
    memura karşı
    koyma ve darptan" kalakaldık. maç gitti, ama asıl giden benim
    hayatımdı.
    asker ertesi gün darbe yaptı. memurun raporuna göre hala ben örgüt
    üyesi
    zanlısıydım. darbenin ilk günlerinde kurulan mahkemelere
    çıkartıldım.
    konuşturmadılar bile. sonrası o koğuş senin, bu koğuş benim. her
    koğuş
    derdimi anlattıkça bana ajan muamelesi yaptılar. bende kimseyle
    konuşmamaya
    başladım. dışarıda hala bizim tribünden avukat çocuklar
    uğraşıyormış ama
    yakalandığım grup çok sivriymiş, çok vukuatı varmış, yırtamaz
    demişler.
    bende bir umuttur bekliyorum iki yıldır, ama şu gardiyanlara gıcık
    oluyorum,
    ne olduğumu bildiklerinden ne zaman maç kaybetse beşiktaş abuk
    subuk hareket
    yapıyorlar, bende dalıyorum, sonrası jandarma dayağı, bıktım,
    ağzımda diş
    kalmadı.

    otobüs otobanı bitirmiş, yola döner dönmez, mola vermişti.
    yolcuya kalsa
    hikayenin devamını dinlemek için altına işemeye razıydı. ikide
    bir vah, vah
    diyor, yorum yapmak istiyordu. adam aşağı indi, bir sigara yaktı.
    hava
    soğumaya başlamıştı. bagaj sıcakmıdır, diye düşündü.
    ölüler üşümezdi oysa.
    çaylarla birlikte üst üste, hızlı, hızlı sigaralar içildi.
    ananons yapıldı,
    otobüs mola yerinden ayrıldı. meraklı kulaklar dikildi, vcd'de
    oynayan filmi
    kimse seyretmez olmuştu. adam devam etti.

    mehdi'nin bir arkadaşı olmuştu artık. ben. okumamıştı, ama hayat
    onu
    yetiştirmişti. bize katıl dedim ona. anlamam o işlerden, sevmem o
    işleri
    dedi. olsun vakit başka türlü geçmez, gel otur akşamları sende
    tartış
    bizimle dedim. koğuş sorumlumuza durumu anlattım. ajan olabilir
    dedi. ben
    kefil oldum mehdi'ye. oturdu o akşam bizimle. kısmetsiz mehdi'nin ilk
    geceside şanssız başlamıştı aramızda. okuma yapılacaktı.
    zuladan kitaplar
    çıktı. herkes harıl harıl okumaya başladı. yan gözle mehdi'yi
    seyrediyordum,
    okumak ne kelime, kitaba bakmıyordu bile, sonra harita metodunu soktu
    kitabının arasına, yine kendi dünyasına daldı. ama onu bekleyen
    bir süpriz
    vardı ki, okunan kitabın bölümü hakkında tartışma yapılacaktı
    geceyarısı.
    okuma bitti. bölüm bölüm herkes koğuş sorumlusunun soruduğu
    sorulara yanıt
    veriyordu. sıra mehdi'ye geldi. ben gözlerimi kapadım, çıkacak
    cümbüşü ve
    mehdi'nin sorumluluğunun bende olduğunu düşünerek başıma
    gelecekleri
    düşünüyordum. koğuş sorumlusu sordu " mehdi, teoride yenilmek
    kişi
    benliğinde ideolojiyi zedelermi?" . ben yer yarılsada içine girsem
    diye
    düşünürken mehdi gırtlağını temizledi, konuşmaya başladı,
    kulaklarımı
    tıkadım.
    " bir harekete taraf olmak, eğer ona aşk ile bağlanmamışsan sana
    kaçacak çok
    fırsat bırakır. insanın kendi dünyası bencillik üzerine
    kuruludur. benlik,
    bencillikten türemiştir. teori diye tanımlanan hareket, insanın
    bencilliğini
    beslemezse kaybolur gider. işte insanoğlu harekete saygını
    yitirmemek için
    aşkı doğurmuştur, beyninde aşk olmazsa benlik yada bencillik,
    teoriyi
    zorunluluk haline getirir. teoride yenik düşmek, eğer teorinin
    insana
    salgıladığı aşk yoksa yenilmektir. ben sevdalarıma hiç
    yenilmedim"

    sessizlik oldu. kulaklarımı diktim sessizliğe. felsefenin temel
    ilkeleri,
    bir adamın sözleri karşısında yenik düşmüştü. ışıklar
    söndü, herkes o gece
    öğretilen teoriyle aşkını koydu teraziye. birkaç gece geçti.
    koğuş sorumlusu
    mehdi'yi istedi yanına. ajan olup olmadığını dışarıdan
    sorgulamıştı. hiçbir
    kayıt yoktu. direk sorgu yapacaktı. havalandırma sırasında ben,
    mehdi'yi
    karşısına oturttu, hikayesini onada anlattı mehdi.
    "peki, sen bunca felsefe kitabıyla boğuşup vardığımız
    yargıları, bir aşka
    bağlayıp nasıl sonladın mehdi " dedi koğuş sorumlusu.
    "siz hiç beşiktaşlı oldunuz mu?" diye cevap verdi mehdi ve devam
    etti.
    " yaşadığımız bu hayatı nasıl yaşayacağımızı biz
    kitaplardan öğrenmedik veya
    şu doğrudur diye kimse bize destur vermedi. hayatı eğrisiyle
    doğrusuyla
    yaşadık dibine kadar. ve bizim yaşayışlarımızın bize
    gösterdiği doğrular
    oldu, yeri geldi bizim yanlışlarımızı doğru uygulaması için abi
    olduk. bir
    felsefemiz oldu yalnız yaşanmışlıklardan. şimdi siz
    başkalarının hayat
    deneyimlerinden türettiği felsefe ile değil kendinizinkini , bir
    ülkenin
    kaderini çizme yarışına giriyorsunuz. peki kendinizi,
    yeteneklerinizi ve
    harekete olan aşkınızı ne kadar biliyorsunuz. veya bu coğrafyada
    yaşıyanlar
    sizin için ne ifade ediyor" diye konuştu mehdi.

    ben yanılmıştım. üniversiteler okumuştum, kitaplar yutmuştum,
    makalelerim
    çıkmıştı dergilerde ama mehdi'nin beşiktaşlılık üzerine
    yaptığı küçük bir
    yorum bile felsefemizin ne kadar kitaba ve teoriye bağlı olduğunu
    bana
    göstermişti. ileriki günlerde mehdi o bize biraz sığ ve argo
    jargonu ile
    beşiktaşlılığı anlattı. o zamana kadar sporu, hele hele futbolu
    küçük
    burjuva eğlencesi olarak, toplumun afyonu sayan bizler,
    beşiktaşlılık
    felsefesi içinde fanatik bir taraftar olup çıkmıştık. şimdi
    anlayabiliyorduk
    mehdi'yi, bu kadar bir futbol takımını sevip, maçlardan, seyirden,
    gazetelerden, radyodan bu kadar uzak kaldığı halde beşiktaş bu
    kadar
    sevebilmesini. çünkü sahada oynanan oyun değil, taraf olmanın
    hazzı
    yakıyordu ve bağlıyordu beynini.

    82 yılında duruşmalarımız hızlanmıştı. kararı çıkan kendi
    memleketine yakın
    cezaevine naklini istiyor, orada daha rahat edeceğini düşünüyordu.
    mehdi'ye
    yapışan örgüt davası çok dallanmış, hakkında ağır kararlar
    çıkar hale
    gelmişti. çok idam vardı ve mehdi hala suçsuzluğunu
    kanıtlayamıyordu. bu
    arada çok uzun yıllardır şampiyon olamayan beşiktaş
    şampiyonluğa koşuyordu.
    akşam saat yedide herkes haberlere kulak kesmişken mehdi bir an önce
    spor
    haberlerinin gelmesini bekliyordu. yaza doğru karar çıktı, devlet
    düzenini
    değiştirmek amaçlı suç örgütüne üye olmaktan idamı
    istenmişti mehdi'nin.
    hakim daha önce işlenmiş suçu olmadığından hafifletici
    sebeblerle cezasını
    müebbete çevirmişti. bu tam bir yıkımdı. mehdi'yi sakinleştirmek
    için yanına
    gittim. zaten sakindi ama hüzünlüydü.
    "şimdi olacak şey mi bu müebbet. yani ben bir daha hiç beşiktaş
    maçı
    seyredemeyecekmiyim şimdi?" dedi mehdi ve devam etti.
    "birde benim sevdiğim vardı biliyormusun. o benim sevdiğimin
    farkımda bile
    değildi ama ben onu çok severdim, bir veda bile edemedim." mehdi
    sevdiği
    kızı uzun uzun anlattı bana. yüzünü anlattı, ellerini anlattı,
    gülüşünü
    anlattı, evini önünü anlattı, bakışlarını anlattı. beynimde
    zehirli bir
    düşünce, o anlatırken, kızın resmini çizmişti gözümün
    önüne. söyleyemedim
    ama bende aşık olmuştum o kıza, mehdi'nin kızına.
    karara çıktıktan sonra temyiz istedi ama nafile. artık buralarda
    kalmasının
    anlamı yoktu. nakil istedi. hemde kimselerin tahmin edemediği bir
    yere,
    eskişehir'e. ki en kötü şartlardaki cezaeviydi o dönemin. ama
    beşiktaş orada
    oynayacaktı, şampiyon olacağı maçı. idare seve seve kabul etti,
    bir ilk yaz
    günü elinde bavul, ardında bizleri bırakıp çekip gitti. giderken
    sanki
    mahpusluğa değil, istanbuldan es-es deplasmanına giden çocuklar
    gibi bir
    tebessüm vardı yüzünde.

    otobüs geceyarısı samsun otogarına girdi. uykudan ağırlaşmış
    gözlerde bir
    hüzün vardı. bütün otobüs bu hikayeyi dinler olmuştu artık.
    yemekler yenildi
    otogarın lokantasında, adam hürmet görüyordu ve şoförlerin
    masasındaydı
    artık. biran önce otobüse dönüp mehdi'yi dinlemek
    istiyorlardı.oysa mehdi
    bagajda kendi hikayesinden habersiz, öylesine cansız toprağa doğru
    seyrine
    devam ediyordu.

    "sonra ne oldu, görüşebildiniz mi?"diye sordu şoför.adam
    kaldığı yerden
    devam etti.

    bizim koğuş az bir ceza ile yırttı bu işten. üçer beşer yıl
    yatıp
    çıkacaktık. bu sevince birde beşiktaş'ın eskişehiri 3-0 hükmen
    yenip
    şampiyon oluşuda eklenince, o gece hem mehdi'yi anmak, hemde
    şampiyonluğu
    kutlamak için eğlence tertip ettik. bir hafta sonra bende ayrıldım
    oradan.bursa hapisanesinde sevk oldum, iyi bir yerdi. ama eskişehir'
    den
    inanılmaz haberler geliyordu. kıyım vardı, çok zor haber
    alabiliyorduk.
    mehdi gelen sevklerle iyi haberlerini gönderiyordu, birde
    boncukçuluğa merak
    sarmış, çakmak kılıfıydı, anahtarlıktı, siyah beyaz hediyeler
    gönderiyordu
    bana. ara sıra mektupta yazıyordu, ama yarısı yırtık,
    karalanmış ve silinmiş
    şekilde. silinmeyen yerlerinde o kızdan bahsediyordu yine.küçük
    bir isyan
    var diye duyduk eskişehir'de. içim içimden gitti mehdi dedim.
    birşey olmamış
    ama sürmüşler doğuda bir yere, heber gelmedi sonraları. ben
    tahliye oldum.
    mehdi'yi aramaya koyuldum ama nafile. eskişehirdeki isyanı o
    başlatmış. o
    yüzden gittiği yeri söylemiyorlardı. avukatlar tuttum, işi
    kovaladım ama
    devir bizim devrimiz değildi. çaresiz istanbul'a döndüm. içim
    içimi yiyordu.
    mehdi'yi bulamıyordum. arkadaşlarını buldum, beşiktaş'ta. onlarda
    kovalıyorlardı işi ama nafile. birden karşıma o çıktı. o kız.
    mehdi'nin
    sevdiği kız, mehdi'yi sordu. büyülenmiştim. konuşamadım bir
    süre. bir
    muhallebicide oturduk, uzun uzun anlattım ona olup bitenleri. ama
    içimin
    yağları eriyordu ona baktıkça. sık görüşmeye başladık, bir
    süre sonra
    mehdi'den çok birbirimiz hakkında konuşmaya başlamıştık.

    adam bunları anlatırken bir homurtu oldu otobüste, yapılır mı bu
    diyordu bir
    kısmı, diğer yandan niye olmasın diyordu arka taraftakiler. otobüs
    karadenize paralel virajları ala ala, saatler sabaha karşı
    vakfıkebire
    ulaşmışlardı.adam devam etti,
    "onunla evlendim. beşiktaş'ta ev tuttuk. mehdi'den haber yoktu.
    işsizdim.
    zor geçiniyorduk. özal zamanına çabuk uymuştu koğuş
    arkadaşlarım. reklamcı
    oldular, gazetelerde yazar oldular, hepsi yolunu buldu. mehdi geliyordu
    aklıma ve söyledikleri. hani o benlik bencilliğe dönmesi,
    aşkı,sevdası.
    nerede kalmıştı o yüce teoriler. hepsini bir çırpıda silmişti
    mahpus
    dostlarım. çocuğuz da oldu bu sıkışıklıkta, adını koymakta
    tereddüt etmedik.
    " mehdi"

    onun alışkanlıkları bana geçmişti sanki. tribün tayfası
    olmuştum, bir iş
    buldum sonraları.kalem katipliği gibi birşey belediyede. yıllar
    geçti,
    mehdi'den haber yoktu. kimileri gördüğüne yemin ediyordu, yeni
    açıkta. ama
    ben görmedim. izini sürmeyi bıraktım.yıllar geçti aradan. bu
    sene bir maçta
    yeni açıkta bayrağını siyahbeyaza çeviren partililerin arasında
    görür gibi
    oldum sanki . saçları beyazlamış bir adam peşinden koştum,
    yetişemedim.o
    muydu, değilmiydi, çok kuşkulandım. tekrar aklıma düştü mehdi.
    araştırmaya
    koyuldum ve buldum onu. dosyasını çabuk çabuk okudum. mardinde,
    antepte,
    bingölde yatmış. hastalanmış. yaralanmış. önceden suç
    işlediği maddeler
    avrupa birliği uyum yasalarıyla ortadan kalkmasıyla suçlarıda
    ortadan
    kalkmış, sonrada rahşan hanım affından salıverilmiş. demek
    doğruymuş, oymuş.
    sonra muhtarlıkları dolaşıp kaydını aradım. bulamadım. ta ki
    geçen haftaya
    kadar.

    uyku çökmüştü otobüse. artvin gözüküyordu ama viraj, viraj,
    viraj.
    ulaşılamayan bir kartal yuvasını andırıyordu artvin. adam
    yorgunluktan
    kısılan sesi ile bitiriyordu hikayesini.

    geçen hafta iki polis geldi evime. polis gelince bir korku aldı beni
    ,
    mahpusluktan kalma alışkanlıkla. bir kağıt tutuşturdular elime.
    istinye
    devlet hastanesinden çağırıyorlardı beni. ne için diye sordum,
    tesbit
    dediler. ceketimi aldım çıktık. hastanenin bodrum katına
    indirdiler beni.
    morg odasına bir sürgü açılmış, beyaz bir çarşafın başında
    bekliyordu morg
    bekçisi beni. çarşafı kaldırdı, yatan mehdi'ydi. öylesine
    yaşlanmış, saçları
    beyaz, mutlu ve ihtiyar ceset yatıyordu sedyede.
    "başınız sağolsun, giriş kaydına sizin isminizi yazmış yakını
    olarak,
    kardeşinizmiş, allah sabırlar versin"
    morg kadar soğumuştu damarlarımdaki kan. yıllardır aradığım
    adam
    karşımdaydı, sarıldım ona çaresiz . evrakları hazırladılar,
    işlemleri
    yaptırdım. ben ve bir tabut gecenin yarısı başbaşa kalmıştık.
    doğum yeri
    gözüme çarptı mehdi'nin. artvin. ertesi gün onu artvin'e
    götürüp gömmeye
    karar verdim.

    "peki kimi kimsesi kalmamış mı garibin istanbul'da"dedi muavin.
    "yok, ölmüş hepsi, eniştesi de devlet memuru olduğundan başım
    belaya
    girmesin diye bulaşmadı cenazeye" diye cevap verdi adam.

    artvin otogarına girdi otobüs. omuzlar üzerine alındı mehdi.
    yukarı
    mahallede bir camiye götürdüler. otobüs yolcuları cemaat olmuştu.
    imam
    sordu,
    "nasıl bilirdiniz?"
    hepbir ağızdan "iyi bilirdik" sesi yankılandı.
    yalçın bir kayalık gibi mezarlıkta, kartal yuvasında buluştu
    toprakla mehdi.
    ama aşkı hiç ölmedi.
    istanbul otogarı viyadüklerin çevrelediği bir örümcek ağıdır.
    ağlarına
    yalnız bahtsızlar takılır. parası olmayanların kaderleri
    değişmesede
    yerlerinin değiştiği bir başlangıç, yada sondur burası. hele
    öğlen kalkan
    yada öğlen ulaşan otobüslerin yolcusuysanız bu hayata sarılma
    direncinizin
    ilk test yeri yine bu otogardır.

    göksel duyum
    (asurninova, 12.11.2005 08:10)
  2. (bkz: beşiktaş taraftarı solcudur)
    (asurninova, 12.11.2005 08:10)
  3. enstrumantal eserler icra eden bir grup.

    albümleri:

    instrumental dream
    instrumental odyssey
    instrumental ımagery
    instrumental fantasy
    instrumental escape
    instrumental evolution
    instrumental heaven
    (sükun, 04.03.2006 16:09 ~ 16:09)
  4. 12. imam'dır kendileri.alevi-bektaşi öğretisinde ve şii inancında yeri büyüktür.yeniden ortaya çıkıp barışı,huzuru ve düzeni kuracağına inanılır.taklitlerinden sakının!
    (baruch, 04.03.2006 17:14)
  5. kıyâmete yakın geleceği, peygamber efendimiz tarafından haber verilen ve islâmiyet'i ve adâleti yeryüzüne hâkim kılacak olan mübârek zât. allahü teâlâ, islâmiyet'i nasıl resûlullah efendimizle sallallahü aleyhi ve sellem başlatmışsa, hazret-i mehdî ile sona erdirecektir. sayıları bedr gazasında bulunan eshâb-ı kirâm kadar olan bir grup insan hazret-i mehdî'ye bî'at edecek (emrine girecek) ve her zâlim onun karşısında mağlûb olacaktır. zamânı son derece imrenilecek bir şekilde adâletle dolacaktır. (ibn-i hacer-i mekkî)
    (karahisari, 17.04.2006 21:01)
  6. (bkz: paul muad'dib)
    (eolys, 21.04.2007 23:29)
  7. (bkz: puslu kıtalar atlası)
    (yata yata paslandık, 19.12.2007 05:40)
  8. ne kadar hastalıklı müslüman varsa olduklarını iddia ettiği figür. mehdi figürü sayesinde kafalarında peygamber gibi yaşayabileceklerini mi düşünüyorlar, öğrenmek istememe rağmen neden böyle bir yola başvuruyorlar hiç bilmiyorum. en bilinen kofti mehdi, altın sarısı elbisesi ve sakalıyla, bir zamanların renkli siyasi figürü hasan mezarcıdır. diğerleri bir şekilde onun gibi seslerini duyurmak istiyorlar.
    (chixculub, 09.07.2008 12:28)
  9. zeki demirkubuz tarafından sinemaya aktarılacağı dedikoduları ortalıkta dolaşan göksel duyumun 12 eylül-beşiktaş-sol eksenli harika hikayesi.
    okurken bile insana gözyaşı döktürebilecek denli dokunaklı bu hikaye eminim sinema perdesinde izleyicinin ağına sıçar. allah ede de çağan ırmak gişe garantili bu işe soyunmaya kalkmaz.
    (amedian, 04.01.2009 13:06)
  10. "doğru yolda olan" anlamında bir kelime.
    (albastropos, 22.01.2009 05:48)
  11. propoganda adlı filmde bir karakter.
    (albastropos, 17.02.2009 17:12)
  12. peygamber efendimiz (sav) gibi "muhammed bin abdullah" isminde olacak olan ve kıyamete yakın bir zamanda müslümanların imamı, halifesi olacak olan, adaletle hükmedecek olduğuna inanılan kişi.

    beytül makdis'te imam muhammed mehdi'nin sabah namazının farzını kıldıracağı sırada hz. isa (as)'nın yeryüzüne indiğinin görülmesi, bunun üzerine mehdi'nin geri çekilip hz. isa'ya öne çıkıp namazı kıldırmasını teklif etmesi, hz. isa'nın da "kamet senin için getirildi, sen kıldır." deyip imam mehdi'nin arkasında namaz kılacağı da rivayetlerde bildirilir.
    (damned, 22.03.2009 00:59)
  13. mükemmel bir hikayedir mehdi, en son zeki demirkubuz'un mehdi'nin filmini çekiceği duyulmuştu ancak ne aşamadadır bilinmez mehmet ışıklar'ın ölümüyle çalışmalar durmuştu, belki bir gün zeki demirkubuz gibi sağlam beşiktaşlı ve iyi bir yönetmenden bu haberi duyarız.
    (dextare, 30.07.2009 20:23)
  14. kıyamet öncesi muminleri bir araya toplayıp cihadı ilan edecek ve mesih isa' nın yer yüzüne inişiyle görevi son bulacak kimse.
    (pembe bir mısradır aşk, 26.08.2009 10:52 ~ 10:53)
  15. bundan birkaç yüz yıl önce gelse fazla sorun olmazdı ama şimdi çıkıp gelse ve "ben geldim, ben mehdi yim" dese çoğumuzun ilk tepkisi "hadi oradan anakronik seni" olurdu. boru değil, adam mehdi. gerçekten mehdi olduğuna inandığımızı, bizi bir şekilde ikna edebildiğini düşündüğümüzde bile kendisini nerede ağırlayacağız, medya mehdi yi de medya maymunu yapacak mı, büyük devletler mehdi nin peşinde ne tür taklalar atacak, mehdi dünyevi hazlara kapılıp reklamlardan parayı koyacak mı, artık geldiğine göre kapitalizmin de sonunu ilan edeceğinden dolayı uluslar arası şirketler nasıl bir politika izleyecek gibi sorularla kalıyoruz. zeitgeist mehdi hazretlerini epey zorlayacak gibi duruyor.
    (ahmak ı hayal, 26.08.2009 11:05)
  16. (bkz: hepimiz onu bekliyoruz)
    (ahmak ı hayal, 26.08.2009 11:14)
  17. (bkz: feto)
    (ahead full, 26.08.2009 12:59)
  18. hepimiz mehdiyiz.

    zaten ya imamdır böyle karakterler ya cuppeli ya sarıklıdır, neden şöyle piskopat bir bilim adamı dehşet bir silah yapacak kendine mehdi diyecek de insanlığı ve dünyayı yok etmeye kalkışacak gibi daha makul inançlar gelişmiyor ki? bana daha mantıklı geliyor böyle bir tipin çıkıp tehditler savurması terör eştirmesi vs.
    (bradley, 26.08.2009 14:03)
  19. çoktan gelmiş varlıktır efendim;
    (bkz: mehdi misiniz)

    (videoyu izleyince anlarsınız.)
    (elpinoras, 20.09.2009 11:07)
  20. eminim adnan oktar değildir.
    (sohodo serhan, 21.09.2009 00:08 ~ 00:10)
  21. yahu şimdi, mehdiyim diyemem ama birçok benzerliklerim var. hadislerde geçen mehdi bana benzeyen biri olmalı.

    öncelikle ortalama bi tipim var, kirpiklerim uzunca, kemikli bir suratım var, beyenmeyen kulakarımı kepçe, beyenen normal buluyo. zayıfım. sakallarım pek yok. kesince babyface, uzatınca kirli bir tipim var. burnum uzun denebilecek kısalıkta. boyum ortalamaya göre nispeten uzun. bana kısa boylusun diyen de olacaktır elbette. onlara da saygım var. kas yumağım değilim. ama vücudumu kasıp hınkkk deyince birtakım baklavalar beliriyor. gözlerim kahverengi. havada sis varsa elaya, güneş varsa yeşile çalıyor. balinaya göre tüylü, maymuna göre tüysüzüm. yani tüm bu özelliklerimle beni uzaktan gören bi mümin mehdi zannedebilir. ama sanılmasın ki bu iddiadayım. benziyorum naapayım.

    keseyim mi kendimi?
    (zülkarneyn, 21.09.2009 00:18)
  22. nefeslerde mehdi-i zaman diye de geçer.
    (kavanoz dibi, 25.10.2009 03:47)
  23. zeki demirkubuz'un artık filmini çekmesi gerekmeyi geçin, şarttır.
    (paleface, 04.11.2009 20:00)
  24. bildiğin hurafe. zulme uğrayanların kurtarıcı beklentisinden doğmuş bir efsane.
    (herzevekil, 12.11.2009 14:15)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil