yapılan taraflı veya çıkarcı haberler ve başlıklardan dolayı kişinin, kendi kişisel hak ve özgürlüğünü kullanarak medya ile olan okur ilişkisini kesmesidir. ülkemizdeki haberler mevcut bulunan yönetime ya çıkarları için destek vermekte yada yine kendi menfaatlerine karşı oldukları için onların aleyhine haberler yapmaktadırlar. bugün kendisini şovalye ilan eden haber merkezi yöneticileri daha bir kaç sene önce mevcut yönetimi öven haberler yapmıyorlarmıydı. bir yiğit çıktı hapisten başımıza gelse ne iyi olur diyen onlar değil miydi? artık en güvenilir haber kaynakları sözlükler oldu. en azından sözlüklerde iki tarafında kendi doğrularını,yanlışlarını okuyup yargılıyabiliyoruz.
uyandırma servisine üye olunduğu zaman ortaya çıkan durum.
- günaydın. medya sizi aldatıyor. (uyandırma servisi)
bu ülkede birileri yıllardır medyanın satılık medya olduğunu, resmi ideolojinin borazanını çaldığını söylüyordu. ama birileri bu durumu yeni farketmiş olmalı. günaydın arkadaşlar.
** bu ülkenin öğretmenleri eylem yapar haber yapılmaz.
** bu ülkenin işçileri işten atılır, atılan işçiler eylem yapar, açlık grevine başlar yalaka medya kulaklarını tıkar.
** bu ülkenin öğrencileri özerk demokratik üniversite için gösteri yapar polis saldırır. polis saldırmasa öğrenciler basın açıklamalarını yapıp en fazla halay çekip dağılırlar. ama polis saldırır öğrencileri gözaltına alır. satlık medya "öğrenciler olay çıkardı, polisle çatıştı"
** bu ülkenin devrimcileri tecrite karşı ölüm orucu başlatır. yüzlerce insan ölür. kimse duymaz. çünkü 14 nisan öncesinde çok sevdiğiniz medyanın ağaları sansürlemiştir bu haberi.
** bu ülkenin insanları açlık ve sefalet yaşarken şakşakçı medya saçma sapan magazin programlarıyla insanların karnını doyurmaya çalışır.
** bu ülkenin insanları apolitize edilerek uyutulur.
medyayla ilişkileri askıya almak, aslında yapılması akla çok mantıklı gelen bir şey. ama türkiye'de herkes medya değil mi zaten? görsel medya, işitsel medya, ağızlı medya...
biz ilişkileri keseriz ancak, ya onların güçlerini aldıkları o kemik kitle?
şöyle olur ama; belki de güzel programların reytingleri düşer ilişkiyi kesersek, onları da kaldırırlar, rahat ederler, hareket alanı oluştururlar kendilerine.
belki dedik, düzelirler dedik yıllar geçti, daha da geri gittik. (bkz: türk medyası)
her işin başı eğitim...
(bkz: eğitim şart)
yine de çabalıyalım, elimizden geleni yapalım, eğer yalancı medyaya karşı bu hareketin bir parçası olacaksam ben de varım...
medyayla olan ilişkiye bir süreliğine ara vermektir..
medyamız insanları uyutuyor sanıyorum bir süredir..
18 yaşını geçmiş bir insan "cumhurbaşkanı tayyip olsun nolacak ki? napacak ki?" diyorsa, burdaki problemin bir kısmını da medyada ararım..
dedikodu programlarıyla, dizilerle kalkınamayız..
haberler objektif yapılamıyor ne yazık ki.. sonumuz ne olacak çok merak ediyorum?
öncelikle türk medyası denmesindense medya denmesini tercih edeceğimi belirteyim. zira mandacı medya, emperyalist medya, ve hatta siyonist medya diyebilirim ama türk medyası demek içimden gelmiyor.
"günlük siyasi gazete"... yazılı basının "medya" ağırlığını günlük gazeteler oluşturuyor; ve bunların satış rakamları ortada. en çok satan gazetenin bulmacasına sebep o kadar satıldığı ülkemde yazılı basın insanlar üzerinde ne kadar etkili oluyor bilmiyorum. ben zaten yıllardır medyayla ilişkilerimi -başlıkta kastedilen yönüyle- askıya almış durumdayım.
görsel basın zaten yazılı basının bire bir yansıması. çok doğal; çünkü aynı elin altındalar.
siyasi yön verme ve/veya tıkama rolünü bir kenara bırakamayız ama, medyanın özellikle yeni nesiller üzerindeki olumsuz etkisini engellemeyi öncelikli görev bilmeliyiz. iyi eğitilmiş, gözü açık bireylerin yetiştirebilen bir millet, sadece medyasını ve devletini değil, bütün dünyayı davranışlarına dikkat etmeye zorlayacaktır.
konu dışı not: halkımız belki dünyanın en çok psikolojik operasyona tabi tutulan halkıdır. genetiğimizden midir nedir; farketsek bile duyarsız kalırız. zaten gelecek kaygımız da pek yoktur. şimdiden görünen soruna, bıçak kemiğe dayanmadan çözüm aramayız. o aşamaya geldikten sonra olanlarsa "en çabuk gaz alan millet hangisi" sorusuna cevap olacak niteliktedir. konuya şöyle bağlayacağım: keser döner sap döner gün gelir hesap döner.
benim, senin, bizim olayımız bu artık. bizi buna onlar zorladılar...
evet, başlıkta da belirtilmiş olduğu gibi medyayla ilişkilerimizi askıya almak zorunda kaldık ister istemez. artık içimden türkiye'nin önde gelen kanallarını izlemek gelmiyor. malum kanallara denk geldiğimde hemen aklıma geliyor bu millete yaptıkları, baskılara boyun eğmeleri. yayınladıkları dizilerden, filmlerden soğudum. izleyemiyorum, kalbim öfkeyle doluyor. düşünüyorum olur bir yanı var mı diye, bulamıyorum. yaptıklarının hiçbir açıklaması olamaz, satılmışlıklarının hiçbir açıklaması olamaz.
bu millet mevzu bahis kanallara çok kızgın. bu işin sorumluları tez zamanda istifa etmeli zira onları da kanallarını da görmek istemiyoruz artık.<
sürekli uyuyan , uyandığında da yüzünü yıkamadığından olsa gerek etrafını iyi göremeyen ve dünyaya başkalarının gözünden bakan bir ülkede yaşıyoruz. böyle bir ülkenin medyası da elbette bu gözlerin kuklası olup, halkın asıl görmesi gerekenleri hiçbir zaman göstermeyecektir. söz konusu medyanın hizmet ettiği amaç zaten halkın gözünü açmamakır..dolayısıyla böylesine galeyana gelmiş olan topluluğun (ki geç kalınmıştır) (bkz: @1363319) aslında neler yapabileceğini nasıl bir güce sahip olacağını asla göstermeyecektir.halk ülkenin nasıl bir kaosun içinde olduğunu bilmemeli gençlerin tek sorunu yine marka giymek , idaa oynamak, star yarışmalarını katılmak olmalıdır.işte medyanın bunları desteklemesinde sakınca yoktur..yapılması gereken tepki vermek, kayıtsız kalmamaktır.
danıştay kurşunlanınca cenaze töreni yerine kavşak açmaya giden, sabırsızlıktan bir ucu kapalı tünelin açık ucunu açan, cumhuriyet konusunda kaygılı bir kitleyi, sayısal olarak duble yol açılışına gelenlerle kıyaslayan bir otoban faresinin güdümündeki görsel ve yazılı basın araçlarını takip etmemek, onlara tiraj ve reyting yaptırmamaktır.
bilmem kimin selületlerini, o mankenin bu şarkıcıyla yasak aşkını, şu iş adamının aldığı son model arabayı 14 nisan 2007 cumhuriyet mitingine tercih eden, üç maymunu oynayan - oynadığını sanan - medyaya gösterilmesi gereken haklı tepkidir.
haberle uzaktan yakından alakası olmayan şu yukarıdakileri bile haberden sayıp ana haber bültenlerinde gösterirken, yüz binlerin tek yürek olup sokaklara döküldüğü bir olayı görmezden gelen - geldiğini sanan -, abidik gubidik programlarla, dizilerle, yarışmalarla vs. halkı uyutan - uyuttuğunu sanan - medyanın hak ettiğidir.
her gün iktidarla her türlü seviyesiz ilişkiye girdikten sonra (buraya başka bir deyim şahane olacaktı ama kendimi tutuyorum) eve gelip, kızının/oğlunun türkiye ekonomisinde büyük önem sahibi kurulların başına gelmesi ve car car konuşup polemik yaratması, borsayı dürtüp kriz patlatması, ardından "caaanım" ikidarın olaya el koyup bizi "feraha çıkarması" için sağa sola telefon edip istediğini elde eden medya patronlarının; onun süs köpeği gibi gazetesinde/televizyonunda beslediği ve gerektiğinde bir cooker dan pit bull a dönüşebilecek, "patron" a saldırılması halinde "fedailik" yapacak yarım aklı olmayan ama paraya tapma konusunda her bir şeyi bilen, ülke gerçekleri hakkında iki kelimeyi bir araya getirememesine rağmen, söz konusu parasını yediği adamlar olunca dünyanın en iyi hatibine dönüşen sözde gazetecilerin hakimiyeti altındaki medyanın ben neresini takip edeyim?
bugün trt çalışanlarının bir kısmı açıklama yapmış, mitingin olduğu saatlerde trt haber dairesi nin girişinde bir bakan aracı varmış.
trt, kokuşmuş ve yağmalanmış bir devlet kurumu olduğunu gösterdi ve -bildiğim kadarıyla- bir tek canlı bağlantı bile yapmadı alana.
o gün miting alanında 3 tane aracı vardı. nane devri çocuğu nun da @1355369 numaralı girisinde isabetle belirttiği gibi, "bu kadar insan pikniğe gitse haber olurdu"
başta trt satılmış. bugünkü trt haber dairesi önündeki gösterideki pankartta da şöyle yazıyordu:
"trt, t ayyip r adyo t elevizyon olmayacak"
olmuş bile.
ama unutmayın; türkçe meali aşağıdaki gibi olan bir latince söz vardır:
"inciler domuzlara atılmaz, eşeklerin altına gül serilmez"
çok geç kaldık sanki bunu yapmak için, ne dersiniz?
uzun zamandır desteklediğim ve tarafımdan uygulanmakta olan hareket. şöyle ki, çoğu yazarın da farkında olduğu gibi, medya ve özellikle yazılı basın aylardır bir baskı altında. gittikçe yaklaşan seçimlerden önce foyasının ortaya çıkmasını istemeyen hükümet, yazılı ve görsel basına baskı yapmakta ve medyanın yanlı olarak haber yapmasına sebep olmaktadır.
biraz gerilere gidelim... amerika'nın ırak'ta katliam yaptığı bir gerçek. özellikle savaşın ilk dönemlerinde hergün ırak'ta katledilen, hunharca öldürülen ırak halkına ilişkin en ufak bir haber yapıldı mı/ yayınlandı mı? ancak ve ancak ıraklı terörist(!) direnişçiler, amerikan askerlerine ateş açtı ve demokrasi götüren zavallı amerikan askerleri kendilerine yapılan haksız saldırıya cevaben o kadar insanı öldürdü. onu geçtim, hergün ama hergün bir çok ıraklıya işkence yapıldı, masum kadınlara/kızlara tecavüz edildi, öldürüldü. bunlar tabi ki basında yer bulmadı. amerika "sus" dedi, susturuldu medyamız.
geçen sene bu dönemlere gelelim... pkk denilen terör örgütü, uzun zamandır durdurmuş olduğu faaliyetlerine yeniden ve hızla başladı. yine her gün doğuda şehit verdik. tahmin edin bakalım, bu yazılı basında yer buldu mu? yanıldınız, evet buldu! gazatelerin en arka sayfalarında okuyucu yorumları ya da burç köşeleri yanında buldu. " şu ilimizde uzman çavuş ....... terör örgütüyle yapılan çatışmada şehit oldu." şeklinde. bu kadar basit işte, vatan için verilen o kutsal can bu kadarcıkla anıldı. hayır, manşet atılsın, kocaman puntolarla yazılsın demiyorum ama basın tarafından da bu kadar gayriciddi bir konu olarak görülmemeliydi. ancak yaz aylarında artan terör olayları sebebiyle medya artık sesini çıkarmak zorunda kalmış ve nihayet, malum "askerlik yan gelip yatma yeri değildir!" açıklamasına tepki vermek zorunda kalmıştır.
son olarak 14 nisan cumhuriyet mitingi.. artık fazla söze gerek yok. her şey ortada. kimse gelip de özgür, bağımsız, tarafsız medyadan söz etmesin lütfen.
bugün 4. kuvvet diye geçen medya ile ilişkileri askıya almak o kadar da kolay olmasa gerek. çünkü yalnız yaşamıyoruz haliyle birçok insanla iletişim içindeyiz ee hatta o"bizi uyutuyor" dediğimiz gücün uyuttuğu insanlarla içiçeyiz haliyle de yine medyayla yüz gözüz.
amdan götten mevzulara şak diye canlı yayına bağlanan sözde tv kanallarını kınamaktır, iktidardan birisi ağzını açında hop diye yayın akışını kesip odaklanmalarına küfretmektir bu. bunların hiçbiri cezasız kalmayacaktır. bunları yapan türk medyasını bağrımıza basmıyoruz, satılmış basın istemiyoruz.
medyayı bu konuda desteklediğim hatta bozmamasını istediğim tavrı karşısında medyaya yönelik başlatılmak istenen harekettir.
bir zamanlar cem uzan galatasaray'a başkan olmak istemişti. taraftar olarak buna şiddetle karşı çıkmıştım. bana "cem uzan paralı adamdır, bizi düzlüğe çıkartır" gibi laflar edilmişti. bende "biliyorum paramız yok en azından paramız birgün olursa olabildiğince temiz olsun" diye savunmuştum.
bir uyanış söz konusu, canım milletim cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak adına türkiye'nin her yerinden tandoğan'a akın ettiler ancak bu bir uyanış gerçekleşirken medya yine yoktu. şarkı söylemek lazım yarışmasından millete yararlı görüntüler gösteriyorlardı yada "yaz yaklaşıyor, zayıflamak için ...." gibi sözcüklerle başlayan haberler veriyorlardı sağolsunlar. milyon tane insan ve bir o kadar gelmek isteyip te gelemeyen insanın (hepsinin elini acaip sıkasım var) medyadan bağımsız olarak bu olaydan haberi oldu. medya derken aynı anda 10 tane kanala sahip olan insanlardan, ılımlı islam'ın taraftarlarından (ılımlı islam neyse artık) ve hükümetin güdümündeki devlet kanallarından bahsediyorum.
bu ana kadar medya yoktu. bir hareket başladı bu hareketin içine kirli eller girmesin, sadece ülkesine ve onun değerlerine sahip çıkmak isteyen insanlar olsun istiyorum. medya'da "bizi izlemeye devam etsin"
"cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakıyla donanmış basınını yine ancak cumhuriyetin kendisi yetiştirir"
-mustafa kemal atatürk
yazıya ulu önderin bir sözüyle başlamak istedim. söz cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemlerde söylenmiş olup, yine büyük bir ileri görüşlülüğün nihayetinde değeri gün be gün artan bir gerçeğe dönüşmüştür. yani bahsi geçen durumda, cumhuriyetin kendisinin yetiştireceği basın gerçekten yetişmekte midir yoksa cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakıyla donanmayı her geçen gün reddetmeye mi başlamıştır? cevabın evet olması gerçekten üzücü bir durumdur.
14 nisanda hedefin ne olduğunu bir yana bırakıp mitingin isminin "cumhuriyet mitingi"* olmasına bakıldığında bile tüyleri diken diken etmesi muhtemel bir sebep için yürüyüş yapılması türk basınından çok, yabancı basının ilgisini çekmiş gibi görünüyor. bu noktada iki sebep düşünülebiliyor. ya bu insanlar yaşadığı ülkeden bihaber, değişiklik olsun, eğlence olsun diye şehirlerini, işlerini, çoluğunu çocuğunu bırakıp koşmuş gitmiş meydana, ya da bu miting için söylenmiş şirazenin kaçtığı deyimi farkında olmadan asıl şirazeyi kaçıran tarafından sarfedilmiş. işbu noktada mantıklı ve aklı başında bir bireyin düşünmesi gereken ikinci seçenek oluyor. evet şirazesi kaçan bir durum var da şirazeyi kaçıran halk mı yoksa başka etkenler mi, durumun vahameti apaçık ortada.
evet medyayla ilişkileri askıya almak, gayet saf ve tertemiz duygularla cumhuriyetine sahip çıkmak isteyen bu ülke insanının desteklenmesi gereken düşüncesi. medya takar mı bu durumu bilinmez, takmaz mı orası da bilinmez. takıp takmaması önemli mi? asla değil. ben mitingde tüm varlığımla cumhuriyet için haykırdım. görmek isteyenler zaten gördüler. görmek istemeyenler de görüp kabullenemediler. mesaj yerine gitti mi? evet kesinikle gitti. vicdani hesaplaşmalarını kendileri yapsın "tarafsız basınımız". kim takar medyayı?
gelinen son noktada, varılan son durumur. 14 nisan günü yüzbinler toplanmıştır, ama sibel can ın tangası kadar ses getirmemiştir, bir millet anıtkabir e çıkıp atasına dert yanmıştır, bir binbir gece kadar bile haber değeri bulamamıştır, cumhuriyet tarihinde ilk kez cumhurbaşkanlığı seçimi için halk tepkisini göstermiştir, ama medya o sırada hüsnü denizimi seçsin yoksa karısınamı dönsün derdi içindedir. iş bu hali alıncada yapılması gereken en iyi eylemdir. güç olduğunun farkında olan medya, bu gücü paranın yolunda heba etmiş, tabir yerindeyse kendini en iyi şekilde ifade etmiştir. artık hür, özgür, tarafsız medya kavramı türkiye için inandırıcılığını yitirmiştir.
ama bunu yaparken gazete almayarak, o gazetede yazan köşe yazarlarının da cezalandırıldığı göz ardı edilmemeli. halbuki bir çok gazetede o kadar değerli yazarlar var ki!
pazartesi günü, gazetelerin miting hakkında neler yazacağını merak ettiğimden. aklıma gelen, belli başlı tüm gazeteleri aldım: hürriyet,sabah, milliyet, cumhuriyet, radikal, ve hatta zaman.
cumhuriyet’in bu mitingi sahiplendiği için oldukça fazla yer vereceğini, zaman’ın da tam tersi yok saymaya çalışacağını biliyordum. diğer gazeteler de ise gördüğüm tutum şu şekildeydi :
radikal: ne etliye ne sütlüye karışayım tavrı içerisindeydi. haber yapsak hükümet kızar, yapmazsak halk kızar, en iyisi fazla abartmadan yapalım, ne şiş yansın ne kebap diyorlardı sanki. köşe yazarları da bu tutum içerisindeydi.
sabah: yıllardır aldığımız gazete olan sabah’ın ne yazacağını açıkça merak ediyordum. tmsf’ye geçtiği için mi korkak yoksa fatih altaylı’dan mı kaynaklanıyor bu kokrklık tam çözemedim, ama haberi manşetten vermeye bile cesaret edemediler, arka sayfalarda 2 sayfa ayırdılar sadece. halbuki tüm hafta yılmaz özdil’in yazıları beni heyecanlandırmıştı. daha başka şeyler ummuştum. o halde sabah ayrı,yılmaz özdil ayrı kefeye…
hürriyet: bir kaç yazar haftalardır halkı davet ediyorlardı mitinge, bekir coşkun, emin çölaşangazatesinin genel tutumuna karşı tepki olarak bildiklerini savundular. ama gazetenin gelindeki köşe yazarları aynı cesareti gösteremedi. haber mi? sabah’tan hallice…
milliyet: hasan cemalhariç neredeyse tüm köşe yazarları destek olmuşlardı. hiçbiri mitingi göz ardı etmemiş önemine dem vurmuştu. gazetenin ayırdığı sayfa sayısı az olsa bile köşe yazarlarının tutumu gönlümü çeldi.
sonuçta, yıllardır aldığımız gazete olan sabah’ı bırakıp milliyet'e geçtik. bu konularda hassas olduğum şu günlerde böylesi bir duyarsızlığı maalesef kabul edemiyorum…
uygulanabilirliği pek mümkün olmayan bir eylemdir bu.
öncelikle medyadan kasıt nedir ona bakmak gerekir burda.
ha diyorsanız ki tamamen yazılı ve görsel basınla ilişkilerimizi askıya alalım o da saçma olacaktır.
itü sözlük te yeri geldiğinde bir medya organıdır ve insanlar kendi yaşantılarını anlatarak bile burdan haberler verebilmektedirler bazı durumlarda.
kasıt sadece tv ise maalesef ki artık tek kanallı bir dönemde değiliz ve insanlar nerdeyse odalarından canlı yayın yapabilmekteler.
kasıt gazete ise el ilanları atılır posta kutularına ve insanların okuması sağlanır.
merak kediyi öldürür derler.
en azından "yine ne saçmalamış bu ibneler" diyerek insanlar o gazeteyi alacak, o tv yi açacaktır.
ben nerdeyse 1,5 yıldır tv izlemiyorum ama yine de herşeyden haberim oluyor bir şekilde.
yani bir haberin (taraflı veya tarafsız) bazı kesimlerce duyurulması çabası var ise her şekilde o medya ulaşacaktır kitlesine.
bilişim ve iletişim çağında bilişime ve medyaya karşı kampanya biraz abes gibi sanki...
5 dakikalık,5 aylık mümkün olduğunca uzun televizyon karartmaları ile,10 kuruş daha ucuza getirmek için alınan ve birilerinin ceplerini doldurup taşıran ama okuyanın beynindeki son kırıntıları boşaltan gazeteleri almamakla gerçekleştirilebilecek eylemler silsilesi.gittikçe basın etiğinden uzaklaşan,belli güçlerin poh poh periciliğini yapanlara,içeriği düşünmek derken cüzdan içeriğini anlayarak haber niyetine türlü şaklabanlıkları verenlere bir tokat olur,olur mu acep?
bir diğeri
(bkz: bir dakika karanlık)
günümüzün medyası medya falan değilken onları sallamamak en doğrusudur aslında..kanalturk,avrasya tv ve cumhuriyet hariç bu ülkede gerçekleri anlatan kalmamış..medya maymunlarının popolarını izliyoruz..
öncelikle medya zaten bizimle ilişkisini uzun süredir hemen hemen kesmiştir. bize sabahları seda sayanlar, serap ezgüler. akşamları anahaber bültenlerinde mankenler, sevimli hayvanlar, ayağı taşa takılıp düşen 3-4 yaşında çocuklar izlettiren medya zaten esas görevi olan haber vermeye hizmet etmiyordur. uyutmaya hizmet ediyodur. biz de uyuyoruz. sonuçta politikayla ilgilenen bir gençtense deniz akkaya' nın sevgilileriyle ilgilenen genç daha zararsızdır. daha kolay idare edilir. ve son olarak cumhuriyet tarihinin en büyük mitingi bu medyada bir semra hanım, bir hülya avşar, bir kocaya kaçıp geri dönen genç kadın kadar ilgi çekmiyorsa ben de kafamda bazı soruları kendi kendime sorarım. başka birine soramam ama, korkarım. bu medya neden görevini yapmıyor? baskı altında mı? karşılıklı çıkarlar mı sözkonusu? dış güçler mi? sahi bir de hüsnü şenlendirici deniz seki'yi nasıl tavladı? alla allaa.
medyanın genel amacı haberin niteliğine göre değişiklik göstermesinden kaynaklı durumdur. aşağıdaki konuşmaların geçmesi olağandır.
-niye geldik abi buraya.
+cumhuriyet mitingi varmış o yüzden geldik.
-bir şeyler çeksek bizim kanal yayınlar mı?
+biz yapalım da abi işimizi gerisi öenmli değil.
-haklısın.
+neyse başlıyor herhalde.
-dur hemen kayıt yapma kaset bitmesin.
+tamam abi.
.
.
.
-bir şey olduğu yok televizyon bunu yayınlamaz.
+elimiz boş gidersek işimizden oluruz akşam ne veririz patrona.
-buldum abi.
+nedir?
-sen git iki köpek kap gel.
+ne yapacaksın lan köpeği.
-bunlar birbrleriyle uğraşırlar bizde görüntü üzerine iki geyik kayıt yaaprak seslendirmiş gibi yaparız.
+mükemmel lan bu aralar tutuluyor değil mi haber aralarında.
-ok. tamam ben uygun bir yer bulayım. köpekler şirin bir sey olsun.
haber alma özgürlüğümüz iki köpeğin birbirleri ile oynaşmasından ileri gitmediği sürece medya ile ilişki askıya da alınır askıda da kalır.
her hükümet değişikliğinde bukalemun gibi renk değiştiren medyaya tavır almak(en azından bir süreliğine) her vatandaş ın yapması gereken bir olaydır.muhalefetin sesinin daha gür duyulmasını isteyen ve iktidara yalakalık yapan bir medya istemeyen her vatandaşın...