kelimenin kökeni arapça ve anlamı saklamak,gizlemek ya da üzeri örtülü anlamına gelen cünun'dur.. leyla yüzünden aklı örtülü olduğundan bu isimle anılır..
mecnun leyla'nın aşkından yollara düşer. her yerde o'nu arar ve bir gün namaz kılan bir bedevi'nin önünden geçer. kendinden bile haberi olmayan mecnun bedevi'nin şu sözlerine muhatap olur:
- namaz kılıyorum, görmüyor musun? önümden geçerek namazımın bozulmasına nedne oldun.
mecnun:
- ben allah'ın yarattığı bir kul için divane olmuşum, gözüm hiçbir şeyi görmüyor. sen allah'ın huzurundasın ve buna rağmen gözün başka şeyleri görüyor.
"deli diye mecnun ismini vermişler ona.
cinnet geçirdi diye, mecnun demişler. mecnun diye cinnet geçirenlere, cinnete gidenlere derlermiş.
ama bilmemişler hiç mecnun, cinnet ve cennet kelimelerinin aynı kökten geldiğini.
mecnunun bir de cennetlik demek olduğunu hiç düşünmemişler..."
yüceler yücesi bir aşkın sembolüdür. gerçekte yaşamış ise aşkının bilindiği kadar büyük olmadığını tahmin ediyorum. çünkü -bence- gerçek aşk maşuku deliye çevir(e)mez. insanlar aşkı adeta kutsallaştırarak yücelttiklerinde, gündelik hayatta sahip oldukları ya da gözlemledikleri aşkların bu yüce (esasında yüceltilmiş) anlama layık olmadığı görmüş olmalılar ki, mecnun'un aşkını bir sembol yapıp dillerinde yüceltmişlerdir. aşka* büyük bir önem veren insan, onu her büyük güzellik gibi ulaşılmaz kılar ve kendi dünyasında (gündelik hayat) -aslında var olamayacağı için- ulaşılmaz olan bu duyguya hasretini onu birtakım hikayelerle daha da yücelterek pekiştirir. bu hasret, belki de, gerçek dünyadaki aşkın basitliğini fark etmekten bir kaçıştır.
bu noktada yıllar önce yazdığım şu dizeler yeni anlamlar kazanıyor:
bunca yıl bahtımı sırtta götürdüm
bela zamanından güne getirdim
bir ara aşkımı yolda düşürdüm
buldu da, kitaplar mecnun'a yazar
ilk bakışta siz de benim yazarken aklımdan geçirdiğim anlamı yakalayacaksınız. bu anlam kuşkusuz aşkın yüceltilmesine çıkar. bu aşk yücedir ve kişi yerine mecnun tarafından yaşanmıştır. fakat; dörtlüğün girinin ilk paragrafı ışığında yapılacak yorumunda belirginleşecek nokta bu aşkın yaşanmamış olduğu gerçeğidir. mecnun'un da kitaplardakinden öte bir gerçekliği olmadığı varsayımında bulunursak, böyle bir aşkın hiç kimse tarafından yaşanamayacağı noktasına varırız. zira gerçek aşk, insanların dünyaya gelmeden önce bir yerlerde kaybettiği değerdir.