mayıs 

adana çık aradan

  1. yılın beşinci ayı...
    (8844455, 07.03.2004 05:15 ~ 09.03.2004 20:32)


  2. bahar yarıyılının bitişi
    (hangmannn, 07.03.2004 05:19)
  3. nisandan sonraki yılın şenliklerden dolayı en eğlenceli aylarından biri.
    (posforanj, 03.05.2004 12:50)
  4. anneanne laflarılarına göre 7 öğünlü ay
    (kerrigan, 10.05.2004 20:43 ~ 21:25)
  5. bir arkadaşın tanımlamasına göre: "gelince mayıs ayları gevşer gönül yayları". anlaşıldığı üzere hayvanlar aleminden sonra insanlar aleminin de güzel havanın da etkisiyle kendini aşka verdiği finalleri serdiği ay
    (delilah, 10.05.2004 21:24)
  6. baharla-yaz arasında geçiş ayı olması nedeniyle yılın en güzel aylarından biri*

    öğrencilerin artık okul bitsin diye sabırsızlanmaya başladıkları ay
    (nienna, 10.05.2004 21:32)
  7. (bkz. geldi mayıs ayları gevşer gönül yayları)
    (okang, 18.05.2004 11:56)
  8. en güzel ay, ne yaz ne bahar, böyle bi dengesiz, bi çapraşık, hem atraksiyonlu hem depresif..
    (illusion, 18.05.2004 12:21)
  9. anadolu'da yer yer bok/tezek yerine kullanılan, inek dışkısı anlamındaki kelime
    (stocky2001, 06.09.2004 00:17)
  10. mayıs bi daha gelsede, şu hep bi sene ertelediğim tatille sonunda bi tanışabilsem dediğim ay...
    (geyik, 06.09.2004 15:49)
  11. coşkun zardanadam şarkısı
    (kusmuk, 20.06.2005 01:47)
  12. 1-21 arasında doğanların boğa
    22-31 arasında doğanların ise ikizler burcu olduğu ay.
    (atalante, 15.03.2006 15:15)
  13. doğanın uyanışında, tahrik edici zardanadam şarkısı...

    içimden mayıs sıkıntılarını attım, hazırlıklar hazirana…
    bilseydim neşeli bir türkü yakardım, müthiş huzur verir bana…
    hep doğru bildiğim şeyleri düşündüm; kendimi kandırmışım hayret.
    çalışmışım düzene, sisteme saplanmışım; anladım bunu nihayet.

    ve dur dedim aklıma, dur! düşünmeden beş dakika bekle…
    bak aylardan mayıs, aşık olmalı, uçurtma yapmalıyız.
    aylardan mayıs; düşünmeden yaşamalıyız.

    cebimde maaşın son kırıntıları baktım, hedef aynı birahane…
    içseydim kesin bir sigara yakardım, keyifliyim gerisi bahane…
    hep yanından geçtiğim sokağa girdim, yıllardır ilk kez hayret.
    alışmışım rutine, normale şartlanmışım, kırılacak zincir gayret.

    ve dur dedim aklıma, dur! düşünmeden beş dakika bekle…
    bak aylardan mayıs, aşık olmalı, uçurtma yapmalıyız.
    aylardan mayıs; düşünmeden yaşamalıyız.
    düşünmeden yaşamalıyız... düşünmeden yaşamalıyız...
    (spooky, 22.03.2006 23:05)
  14. bahardan yaza geçiş ayı.yılın en güzel ayı.
    (dick darlington, 14.05.2006 13:24)
  15. "mayıs ayı hayatımız gibiydi"

    mayıs, benim için öfke ve direniş ayıdır.
    mayıs, benim için hüzün ve yenilgidir. mayıs ayı bitmez. tam bitecekken yine gelir ve kendisini hatırlatır...

    mayıs ayı, eve geldiği ürpertici bir gecede, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlayan babamdır. bu ülkenin onuru, masumiyeti, direnişi, temiz kalmış son çocukları asılmıştır mayıs ayında, ama mayısın
    hıncı ve kurbanları bitmemiştir yine de...
    mayıs ayı, almanya'nın köln şehrinde, bana sonsuz bir hasretle sarılıp, sen istanbul kokuyorsun, diyen atilla keskin'dir en çok... çünkü, mayısın bütün öfkesi, direnişi, hüznü, yenilgisi, bitmeyen istekleri ve son kurbanı onda toplanmıştır...

    en sevdiği, canından çok sevdiği insanları hep mayıs ayı içinde yitirmiştir o...
    deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'la birlikte yola çıkmıştır. aynı hareketin, türkiye halk kurtuluş ordusu'nun öncüleridir hepsi. özgürlük ve adalet istemişlerdir. bağımsız bir ülke ve o ülkede halkların
    kardeşçe yaşamasını istemişlerdir. halklar inanmıştır bu çocukların haklılığına ve
    taleplerine. bir subay olan babam dahi, bir mayıs gecesi, bizim çocukları astılar, diye ağlıyorsa, yeniden geri dönüp, o günlere bir kez daha ve derinden bakılmalıdır...
    ama kırılgandır tarih. iyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğe ve zulme çalışır. nitekim öyle oldu...

    yakalanır bizim çocuklar. askerî mahkemelerde
    yargılanırlar. kalbi bu çocuklarla olanlar, umutlarını ve heyecanlarını korkunun karanlığında gizlerler...

    askerî mahkemeden 18 idam çıkar... hakkında idam kararı çıkanlardan biri de atilla keskin'dir... deniz'i, yusuf'u, hüseyin'i, mamak askerî cezaevi'ndeki ön hücrelere tek tek koyarlar. belli ki idamları kesindir artık. intihar etmesinler diye de,
    hücrelerindeki lambalar koridora alınmıştır. hüseyin inan'ın, yani herkesin benimsediği ismiyle dede'nin elinde "gerilla savaşı ve marksizm" adlı kitap vardır ve çok az bir zaman sonra idam edileceğine hiç
    aldırmadan, bütün dikkatiyle okumaktadır...

    yusuf aslan'ın hücresinin duvarında ise pir sultan abdal'ın resmi asılıdır. resimde, pir sultan abdal'ın boynuna idam ilmeği geçirilmiştir. tarihin kırılganlığı devam
    etmektedir... yusuf aslan, bir ara hücresinden arkadaşlarına seslenir: biz gidiciyiz, bu kesin... kendinizi sıkı
    tutmalısınız! belli ki mapusluk süreci bu kez uzun olacak sizin için. biz gittikten sonra üstünüze çok geleceklerdir. kendinize bir uğraş bulun. bol bol okuyun, hatta ikinci bir dil öğrenmeye çalışın. yoksa zamanı tüketmeniz kolay olmayacaktır...

    idamla yargılandıkları halde, birbirleriyle
    şakalaşmaktan geri kalmayan, ölüme bile güle oynaya, yaşam sevinçlerinden bir nebze bile yitirmeden giden insanlardır bunlar...
    hücrelerine dadanan ve yakalayıp, abdürrezzak adını verdikleri bir fareyi kuyruğundan iple asıp, fareden çok korktuğunu bildikleri yusuf aslan'ın hücresinin önünde sarkıtan, onu ranzasının tepesine tırmandırıp, arkadaşlarından canhıraş feryatlarla yardım istemesine en masum neşeleriyle gülen bu çocukları nasıl unutur ki insan...

    o yusuf ki, tutuklanmalarından birinde polisler bıyıklarına bakıp, "bunlar ne biçim bıyık ulan..." diyerek yolduğu için ve bir başka tutuklanışında onlara bu zevki bir daha tattırmamak için, sorgudan önce kendi bıyıklarını kendisi yolan; o yusuf ki;
    elleriyle boğazını sıkıp, dilini dışarı çıkararak, "bakın işte, beni astıklarında görüntüm böyle olacak!" diye, kendi ölümüyle bile alay eden, yaşam dolu ve korkusuz bir insandı...

    deniz, bambaşkaydı benim için. her şeyden önce babası cemil gezmiş, babamın arkadaşıydı. kadıköy'ün, masaları yeşil örtülü, yoksul esnaf kahvelerinde buluşup, acı çaylar içer, idamların gerçekleşip
    gerçekleşmeyeceğini konuşurlardı...

    deniz bambaşkadır benim için. atilla keskin'in
    abisinden görüş günlerine gelirken rodrigez'in gitar konçertosunu getirmesini istemiştir... sarıldığım devrimciliktir onunkisi... hep sevgiden söz eden che
    guevera gibidir... yaşam sevinci, coşku, espri, hüzün ve duygusallıktır o... rodrigez, belki de ilk kez onun varlığında, aynı anda yaşama ve ölüme çalmıştır gitarını; son bir kez içilen bir bardak hapishane çayı, son kez ciğerlere çekilen bir nefes sigarayla
    birlikte...

    hüseyin inan ise okur, düşünür ve yorumlar. hareketin gizli öncüsü odur. boşa konuşmaz, herkes ona inanma ihtiyacı duyar. eylemleriyle kanıtlar düşüncelerini.
    sakin ve bilgedir. bu yüzden arkadaşları ona "dede" der...

    ama dedim ya, kırılgandır tarih, iyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğe ve zulme çalışır...

    önce, deniz'i götürürler idam sehpasına... deniz, masaya çıkmadan önce, orada hazır bulunanlara, bizi cezaevinden yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler; ayakkabılarımızı bile
    bağlamamıza fırsat vermediler; postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmesini istemem, diye bağırır. sonra gardiyanlar onu masaya çıkartır. bir gardiyan ilmeği açar, genişletip, boğazından
    geçirir. deniz, o anda son sözlerini söylemeye başlar:

    "yaşasın tam bağımsız türkiye! yaşasın
    marksizm-leninizm! yaşasın türk ve kürt halklarının kardeşliği! yaşasın işçiler, köylüler! kahrolsun emperyalizm!.."

    deniz asılırken, yusuf aslan'ı getirirler oraya ve yusuf aslan oradakilere, duydum deniz'in sesini, der. darağacı bu defa onun için hazırlanır. yusuf çıkar bu defa taburenin üzerine ve son kez şöyle der:

    "ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için, bir defa, şerefimle ölüyorum. sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz! bizler halkımızın hizmetindeyiz, sizler amerika'nın...

    yaşasın devrimciler! kahrolsun faşizm!.."

    ve sonra sıra dede'ye, hüseyin inan'a gelir.
    sigara içip içmeyeceğini sorarlar. içmeyeyim, der. sonra orada bekleyenlere döner ve ayağındaki lastik ayakkabıları göstererek: "söyleyin babama, yarın
    ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye, üzülmesin. askerî cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat
    vermediler. ayakkabılarım cezaevinde kaldı. onlara hediyem olsun..." savcı, sözünü kesmek için, "sehpaya çık," diye bağırır. hüseyin inan, masanın üzerinde, gayet sakin; "sabırlı ol, çıkacağım," der. ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde son sözlerini söyler
    yüreklice:

    "ben, şahsî hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. bu
    bayrağı, bu ana kadar şerefle taşıdım. bundan sonra bu bayrağı türk halkına emanet ediyorum. yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. kahrolsun faşizm!.."

    diner, ağır kapıların ve acımasız kilitlerin
    gürültüsü... diner, zincir şakırtılarının sesi... 1972 yılının 6 mayıs'ıdır...
    bir kişi daha götürülse idama, bu atilla keskin olacaktır. ama daha başka kimse götürülmez. son idam edilen hüseyin inan'dır. ama vasiyeti kalır atilla keskin'de... idama, darağacına götürülürken, hüseyin inan, can yoldaşından, atilla keskin'den tek bir şey
    ister:

    "eğer birgün kurtulursan bu zindanlardan, eğer
    birgün özgür olursan, bir sevdiğin olursa ve ondan da bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy..."

    ölmeden önceki son isteği budur dede'nin...
    aylardan mayıstır. zulüm ve dostluk, inanç ve erken ölüm birbirine karışmıştır; ama unutulmayan tek bir şey vardır: verilen sözler... insanın alnına yazılır.
    üstelik aylardan mayıssa ve darağacına giden insanlar en sevgili arkadaşlarsa, dostlarsa, umutlarsa, direnişlerse ve sözkonusu olan onların son dileğiyse...

    atilla keskin, mamak ve niğde cezaevlerinde dört sene kaldıktan sonra, 1977 yılında yurtdışına çıkar. kendi gibi yürekli bir kadını sever. bu kadından bir oğlu olur. unutmak mümkün müdür o son sözleri: "eğer
    yaşarsan, eğer bir kadını seversen, eğer ondan bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy..."

    ve dünyaya gelir o çocuk. hiç şüphesiz, adı hüseyin inan olur. dede inan...

    almanya'dır gurbetin adı... aradan yıllar geçer, hüseyin inan büyür. sürgünlük büyür, büyür vatan hasreti, büyür yirmi iki-yirmi üç yaşında asılan yoldaşların özlemi...

    ve birgün, küçük hüseyin inan, spor yaptığı yerden dönerken, sırt çantası yoldan geçen bir kamyona takılır. tekerleklerin altına sürüklenir birden dede inan. ve o an can verir... ve ne acıdır ve ne tuhaftır
    ki, aylardan mayıstır... "oğluna benim adımı koy" diyen yoldaşın adını taşıyan ilk oğlu, ilk gözağrısı yine mayıs ayında alınmıştır atilla keskin'in elinden. alınmıştır yaşamdan...

    mayıs devlet midir?... mayıs öfke ve direniş midir?... mayıs zulüm müdür?... mayıs hüzün müdür?... mayıs, bu ülkenin asılan son masum ve lekesiz çocukları mıdır; kırılan tarih mi, yoksa hayatın ta kendisi midir mayıs?...

    nedir mayıs?...

    masumken ölmüştür hüseyin inan, tıpkı ismini aldığı hüseyin inan gibi, onun yoldaşları gibi... bu yüzden annesi, beyaz bir tabuta konulmalı, diye diretir.

    almanya'da günlerce beyaz ve küçük bir tabut aranır. sonunda bulunur o beyaz tabut. içine hüseyin inan konur... içine türkiye konur... içine, bu ülkenin yitip giden masumiyeti, darağacına korkusuzca, hatta güle oynaya giden ve kendi ölümleriyle bile alay eden
    lekesiz, yiğit çocukları konur...

    12 yaşındaki inan'ın arkadaşları, mezara o an
    üzerlerinde ne varsa, çiçeklerini, kasetlerini, ayakkabılarını, walk-man'lerini, şapkalarını atarlar...

    ağlamak ayıptır ya devrimciler için, hep içimize akıtırız ya o içimizi dağlayan gözyaşlarını... yüreği avucunda bir şair bozar bu kalpsiz geleneği; atilla
    keskin'in en yakın dostlarından şair nihat behram bozar... ben ağlıyorum ve kimseden izin almıyorum, der... ve işte o an boşanır gözyaşları... ve atilla keskin, yoldaşları birkaç metre ilerde asılırken ağlamayan atilla keskin, tam 21 yıl sonra, ilk oğlu
    hüseyin inan'ın mezarı başında ağlamaya başlar.

    22 yıldır dönemediği ülkesi türkiye için, o cesur ve yiğit yoldaşları için, her geçen gün yokedilen masumiyetler ve inançlar için, kirletilen umutlar için ve bunların hepsini o kısacık, o ceylan ömründe taşıyan ilk oğlu hüseyin inan için ağlar. doyasıya ve
    katıksız ağlar. onca yıl, biriktirdiği her şey için, sustuğu ve içine attığı her şey için... tıpkı babamın, bir mayıs ayında, bir gece vakti eve gelip ve hepimizi uyandırıp, "biliyor musunuz, bizim çocukları astılar" diye ağlaması gibi...

    yine de özlenir hayat, yine de özlenir, ne kadar kirlense de türkiye ve istanbul... ve atilla keskin, bana memleket hasretiyle, sen de istanbul'un kokusu var, diye gözyaşlarıyla sarılır...

    bir kere gelenek bozulmuştur. artık çok şey
    birikmiştir içimizde. zehirlenmemek için, ne
    hissediyorsak öyle olmalıyız ve öyle
    davranmalıyızdır...

    ve nihat behram, 12 yaşında, evine dönerken bir kamyon altında kalan hüseyin inan için şu dizeleri okur mezarının başında:

    "acıların sessiz, sözsüz kuşlarını bıraktın
    şarkılarımıza...

    ölümlerde ağlanmasın diye ezberlemiştik; senin için ağladık...

    çünkü, bahar günü yürek taşımanın ölçüsüydü senin için ağlamak...

    can üstünde parçalanmış senin gibi bir çiçeğe
    ağlanır..."

    anladım, mayıs her şeydi... öfkeydi, direnişti, zulümdü, yenilgiydi; o cesur ve yiğit yoldaşlardı, ölümüyle alay eden yusuf aslan'dı, babası üzülmesin diye ayakkabılarını arkadaşlarına hediye ettiğini
    söyleyen hüseyin inan'dı; asılmadan önce, rodrigez'in gitar konçertosu eşliğinde içilen son çay ve son sigaraydı; babamın, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlamasıydı; atilla keskin'in, sen istanbul kokuyorsun, diye bana sarılmasıydı... beyaz
    bir tabutun başında hep birlikte söylenen o son dizelerdi...

    mayıs hayatımız gibiydi. doyasıya aşık olduğumuz, tekrar tekrar sevişsek de, o hep özlediğimiz yere bir türlü ulaşamadığımız, bu yüzden acı çektiğimiz, acı çektikçe hasretle bağlandığımız sevgilimiz gibiydi mayıs ayı...

    mayıs, hayatımız gibiydi...

    cezmi ersöz

    (bkz: alıntı)
    (melodis, 06.05.2007 19:21)
  16. evlenmek için en uygun aydır.
    (quaver, 06.05.2007 19:40)
  17. yıllardır, sınavlar, finaller derken ilk kez güzelliğinin farkına varabildiğim ay.
    (muse, 24.05.2007 13:58)
  18. (bkz: mayıs sıkıntısı)
    (kuklaların yaşamından, 16.06.2007 19:13)
  19. mayıs katlim oldu, katlim vacibtir. mayıs aldı beni benden, seni hazirana bıraktı. haziranda ölmek zordur da, mayıs da beraat etmek hiç kolay değildir. mayıs sürgünlerinden biri de benim, geldim, gördüm, sıçtım! bir mayıs sürgününden de bu beklenirdi zaten.

    mayıs aldı beni benden, seni hazirana bıraktı. haziranda ölmek zordur da, mayıs da beraat etmek hiç kolay değildir. öyle işte.
    (kaamos, 27.09.2007 13:53)
  20. başlığı görünce aklıma yorgun mayıs kısrakları'nı getiren,işçi bayramını, hıdırellez'i, doğum günümü içinde barındıran, aşık olma kapasitesinin yüksek olduğu bir çeşit zaman birimi.
    (dreamfactory, 27.09.2007 14:07 ~ 14:17)
  21. dördüncü nesil yazar kişi. *

    (bkz: itü sözlük karşılama komitesi)
    (bo, 14.10.2007 16:20)
  22. grup yorum'un geliyoruz albümünden mükemmel bir şarkıtır. acıtır.

    yosun kokuları değil kan tutar baharın yeli
    ey benim sevdiceğim kan tutar baharın yeli
    uzanmış boylu boyunca karanfil kokulu bir kuş
    elinde ipek mendili omuz başından vurulmuş

    günlerin en mavisinde düşlerin en mavisinde
    sokağın sesi mi olur düşen çiçeğin yası mı

    karanlığın işi nedir mayıs doğmasın diyedir
    geceye ışık saçanın sevdası ölesiyedir
    uzanmış boylu boyunca karanfil kokulu bir kuş
    elinde ipek mendili omuz başından vurulmuş

    günlerin en mavisinde düşlerin en mavisinde
    sokağın sesi mi olur düşen çiçeğin yası mı
    halaya durmuşsa mayıs sokağın sesi de olur
    halaya durmuşsa mayıs düşen çiçeğin yası da
    (kurutulmus kelebek, 08.12.2007 04:00)
  23. kozyatağında küçük,sevimli,sıcak ve her taraftaki mum ışıklarıyla romantik,loş bir ortam oluşturan cafe;genelde joy fm çalar.
    (edit, 03.04.2008 00:01)
  24. halk ağzında, taze sığır gübresi.

    kaynak: tdk
    (chixculub, 26.05.2008 02:58)
  25. mayışma ayıdır.

    nahoş tüm şeylerden sıyrılma, aymaz bir ruhla çağlama zamanıdır. ayıplardan kurtularak ayık kalmaktan korkmama aylaklığında, meyhanelerde aymaktır. kimi zamanda aynaya bakıp aykırıklıklarına sarılmak ve kışın ayazının hatırasına kendini azat etmektir.

    ayrılıklara inat, ayrıcalıklarını ve aynılıklarını anımsama ayıdır mayıs.

    bir nevi hayatın tüm boktanlığının içindeki karşı kıyı durağıdır.
    (tariktuna, 02.07.2008 21:20 ~ 21:51)