|
|
- woody allen nın beklenen son filmi. henüz izlemedim ama; yönetmenin alaycı tarzından biraz uzakmış genel olarak. ilk bakışta romantik bir aşk filmi gibi görünmekle beraber, aslında içinde psikolojik bir gerilim de barındırması, ve karakterlerin (dört ana karakter var) hiçbirinin tamamen iyi ya da tamamen kötü olmaması( seyircinin kendini özdeşleştirebileceği bir ana karakter olmaması)izlenmesi için iyi birer sebep olabilir.
(emma, 03.03.2006 15:28 ~ 15:29)
- woody allen'ın yıllardır edindiği tarzın dışındaki filmi.filmdeki ingiltere görüntüleri insanın içini ısıtır.
ayrıca (bkz: scarlett johanson).
- mükemmel bir woody allen filmi. scarlett johansson'un güzelliğiyle göz kamaştırdığı, rüyaları süslediği film olmuştur aynı zamanda.
- film iyi bir filmdir lakin bana şöyle geliyor ki; woody allen üstad oturmuş suç ve ceza okumuş tekrar tekrar etkilenmiş, bir de gerilimli bir film yapayım bu çerçevede hem de new york'ta olmasın bu sefer demiş ve bu filmi gerçekleştirmiş.
woody allen'ın kendisinin genel tarzı dışında başarıyla hayata geçirdiği bir projedir lakin filmin ismi, karakterler, karakterlerin yaşam ve hareketleri ile bazı diğer simgeler çok fazla aynı mesajı* veriyor, bu biraz sıkıcı.
tüm bunlar dışında kanımca iyi bir oyuncu seçimi yapılmış, her karakter oturmuş ve oyuncular tarafından da iyi canlandırılmış.
sonuç olarak bazı şeyler çok bariz ve bu nedenle kimi zaman rahatsız edici, baydırıcı olsa da güzel bir film.
- film o kadar güzel mekanlarda geçmektedir ki insan izlerken şöyle bir hayallere dalar...geri gelir. kanımca her anında kendini izletmeyi başarabilen başarılı bir woody allen filmidir. bu başarının arkasında woody allen ın bu seferinde oyunculuğa soyunmaması, o bahsedilen zekasını sadece hikaye, yönetim konularına kanalize etmesi yatar. film belirli bir yerden sonra "nasıl bağlanacak acaba?" dedirtmeye başlar ve öyle şeyler olmaya başlar ki, şaşırır kalır insan. "insan hayatındaki başarı"nın sahne arkasında olanları çok gerçekçi yansıtır film. 2006 nın en iyi filmidir ve izlenmesi gerekir.
- gerçekten başarılı kelimesinin yanında az kaldığı bir filmdir kendisi.
insan hayatında sadece yaptığınız planın yeterli olmadığını aynı zamanda şansında bu işte çok büyük bir payı olduğunu anlatan filmdir de denebilir. oyunculuklar olarak gerçekten ihtirası ihaneti aşkı para hırsını seyrcisine hissettiren film...
- soft bir altyapı ama arada yaratılmış ufak gizemler ve olağan dışı soru işaretleriyle bitirme çabası...yani klasik bir woody allen filmi.
- şansın hayatımızda aslında ne kadar büyük role sahip olduğunu anlatan bir film..izlenmeli..
(zeus, 04.10.2006 21:41 ~ 21:41)
- suç ve cezaya üstü örtük de olsa atıfta bulunan mükemmel film.
- neden daha önce izlemedim diye kafamı taşlara vurdurtan film.suç ve ceza'nın,budala'nın ağırlığının net hissedildiği,"neden dostoyevski bu dünyanın en büyük romancısı" sorusuna biraz olsun yanıt verebilen,birkaç defa daha izlenmeyi hak eden bir woody allen filmi.
- filmi izlerken her karaktere, hem hak verdim hem de uyuz oldum, şöyle ki
---spoiler---
tenisçi adam
şimdi o adam zengin ve şirin bir kız bulmuş, zorluklarla geçen hayatında maddi açıdan rahata kavuşmuş ama karşısına işlevi bir hatun çıkıyor. ne yapsın kaptırıyor kendini. "yok ben kaptırmam" kim diyebilir. scarlet bu yani. sonra bu işveli hatun saplantılar yaratıyor adamın anasından emdiği sütü burnundan getiriyor, adama seçenek bırakmıyor. o kadar parayı bırak git aç çulsuz dolaş, olmaz yani.
öte yandan gül gibi karını aldat, sana iyi davranan arkadaşının nişanlısına kay; olacak iş mi. bununla yetinme bir de cinayet işle hem de teyzeyi de bok yoluna gebert. yuh yani allah belanı versin.
tenisçinin arkadaşı, zengin çocuk.
bu da iyi kalpli biri gibi. güzel bir sevgilisi var ama aşağı tabakadan yine de ailesine karşı onu savunuyor. kimseye de bir kötülüğü dokunmuyor.
öte yandan zora gelince annesinin beğeneceği bir kız bulup sevgilisini hemen şutluyor ve o kız ne yapar ne eder umrunda olmuyor. baba da para bok gibi ya bir çalışayım falan yok anca gezme tozma. bir de kılçık bir tipi var.
tenisçinin karısı
iyilik meleği, saf, evine bağlı şirin mi şirin bir hatun. evinin kadını çocuklarının anası olmak istiyor. kocasını da seviyor, adama her türlü iyiliği yapıyor falan filan
öte yandan uyuzun da allahı. seks yapmadan önce ateşini ölçüyor, çocuk isterim çocuk diye kafa sikiyor. yeri geliyor iyiliğiyle adamı bunaltıyor. insanın içinden bir siktir git ya diyesi geliyor.adam bunu aldatmasında kimi aldatsın?
tenisçinin metresi
yeteneksiz bir oyuncu ama yılmadan çabalıyor. zengin çocuğun nişanlısıyken, çocuğun annesinin onca aşşağalamalarına dayanıyor. mazlum bir insan durumunda. boktan bir babası varmış, fakirlik içinde büyümüş o yüzden zengin çocuğu sevmese de onla beraber olması çok da ayıplanamaz. sonra tenisçiyle beraber oluyor, adam bunu hamile bırakıyor. ne yapsın kızcağız? zaten durumu zor bir de babasız bir çocuk büyütmek kolay değil. kendi de babasız büyüdüğü için adamı bırakmayı kabullenmiyor. adam da ona zaten beni bırak demiyor. onca vaat, onca söz ama icraat yok. kadında haliyle dengesizleşiyor tabi ki.
öte yandan orospunun teki aynı zamanda sen nişanlını arkadaşıyla aldat, bunla yetinme o adamın evli olduğunu bildiğin halde onla birlikte olmaya devam et, sonra da cıngar çıkar olacak iş değil yani. oyunculuk desen sıfır ama götün başın güzel diye kasıp dur. nişanlının annesi sana adam akıllı öğüt verirken, çemkir, trip yap falan filan. bunca şey müstehak buna.
tenisçinin kaynanası
her anne gibi çocuklarının mutluluğunu düşünen akıllı bir anne. elbette oğlunun iyi bir evlilik yapmasını istiyor. insandan da anlıyor; elbette karşı çıkacak o evliliğe.
öte yandan her şeye de burnunu sokuyor. illa kendi dediği olacak. çocuklarına seçme hakkı tanımıyor. despot bir karı. fakir diye insanlarının umutlarıyla dalga geçiyor. güya akıl vererekten aşşağılıyor. sinir bir tip.
tenisçinin kayınbabası
adam süper bir adam. hep pozitif, hiçbir şeye olumsuz yaklaşmıyor. düşünceli. damadına yapmadık güzellik bırakmıyor.
öte yandan sümsüğün teki. sessiz hiçbir şeye karışmayan bir adam. ulan elini masaya vur da "ne oluyor lan bu evde" diye bir kükre. babasın sen yahu ama yok, mıymıy konuşmalar,sanat için sanat ayaklarında bir sanat sevicisi. ayrıca damada yardım ediyor ama kızı için ediyor yoksa herifin suratına sıçmaz valla.
tenisçinin metresinin karşı komşusu olan teyze.
suçsuz, günahsız, bok yoluna öldürüldü garibim.
öte yandan psikopata bağlamış bir teyzedir bu. fındık ezmesi miydi neydi, onla fare yakalamakta ne lan. evinde zaten bilimum uyuşturucu hap var. evden çıkmaz, geleni kovar falan. kafayı yemiş kaçığın teki tam tokatlık yani.
---spoiler ---
işte böyle iyiyle kötünün olmadığı bir dünyada şanslıların kazanacağını vurgulayan bir güzel filmdir.
- woody allen ın en iyi filmlerinden biridir.crimes and misdemeanors un biraz değişik bir versiyonu diyebiliriz.
- keşke suç ve cezayı bu denli gözümüze sokma çabası olmasaydı. okumazsanız döverim artık demiş sanki woody amca.
- (bkz: crimes and misdemeanors)
- tutku ve aldatma ama düzenden vazgeçememe üzerine güzel, diğerleri ile karşılaştırıldığında farklı ve kolay izlenebilir bir woody allen filmi. adalet değil, şans vardır ve her trajedinin sonu ceza ile bitmez ya da asıl ceza vicdandır belki, türünde mesajlar veren, rahatsız eden filmdir ayrıca...
(heidi, 07.03.2008 22:20)
- lüks hayatın cazibesi ve bu uğurda birçok değeri feda etme gerceğini irdeleyen woody allen filmi. rahat bir hayat yaşamak için bu kadar şeyin feda edilip edilemeyeciğini düşündürüyor. büyük ölçüde de para için herşeyin yapılacağı fikrini savunan film.
- --------spoiler içerecek--------
jonathan rhys meyers diye müthiş bir yaratığı keşfetmeme vesile olmuş, iki kişinin (hatta üç, zira bi de scarlett ablanın karnındaki bebek var) bok yoluna öldüğü film. tenisçi tenisçi takılırken, doğru düzgün de bi kadın bulup evlenmiş, bir de tenis hocalığından daha sağlam bir işe kapağı atmışken zikinin doğrultusuna gidip sapıtmanın ne manası vardı chris diye sormak istiyorum, o surata bakıp da bu herif katil diyebilir mi insan.
--------spoiler içerdi--------
- woddy allen'ın dehasını ortaya koyan çarpıcı film. her ne kadar "basit" bir konuyu, evli bir adamın karısını aldatmasını ve sonrasında metresi ile yaşadığı sıkıntılı süreci merkeze alsa da, seyircide, dünyada ilk kez anlatılan bir hikaye konu ediliyor izlenimi yaratır. kurgudaki gerilim son derece dengeli ve yerindedir. öyle orijinal bir yaklaşım hakimdir filmin tamamına. insanoğlunun ne için nelerden vazgeçebileceğini/vazgeçemeyeceğini, olabilecek en yalın haliyle ortaya koyan filmde, oyuncuların önünde de şapka çıkarmak şarttır. bir woddy allen tavrı olarak nitelenebilecek, sinemada mümkün mertebe güzel sanatların diğer şubelerinden de yararlanma hadisesi, burada da göze çarpar. gerek kahramanların bıkmadan usanmadan operaya gitmeleri, bu arada çarpıcı opera parçalarının filmin kimi yerlerinde her daim gözlere eşlik etmesi, gerekse londra'da gezilen modern sanat müzeleri, filmde ciddi bir altyapı oluşturulduğunun da ayrı bir göstergesi olarak kabul edilmeli. woddy allen, işi son derece ciddiye alan bir yönetmen.sanatın ne olduğunu ve ne olmadığını iyi biliyor. müziği, -o kadar ki alt türlerine de inerek- resmi ve diğer güzel sanat şubelerini sineması için adeta vazgeçilmez kılıyor.
|