1. her dem masal olan metin eloğlu şiiri:

    bir ara çağdaş çağdaş tüttü;
    caydı, taşdevrince tüttü…
    cami-ül ezher’e devam eti bir ara;
    hac’a gitti, holivut’a gitti…
    kâh ferace-yaşmak, kâh bikini mayo;
    kâh kızoğlankız, kâh vesikalı orospu;
    sabahları sırtını sıvazlar yahya kemal’in,
    akşamları oktay rifat’ın çenesini okşar;
    doğuya vergi bir duman bu, hinoğluhin!

    şubatlardan arta kalan bir kış gecesi,
    köşede pusu kurup, gözleri kör olası;
    incecik billur pembe köşk oturan,
    hüseyin beyin önünü kesti…
    şöyle bir irkildi hüseyin bey;
    polis molis olmasın sakın bu zibidi?
    haktanır olmasın, vatansever olmasın?
    baktı ki, duman bir tuhaf kokuyor;
    tereyağında kızarmış koçyumurtası kokuyor,
    kirli çamaşır kokuyor.
    baktı ki, duman dalkavuğun, suçortağının biri;
    yelkenler suya iniverdi seninkinde:
    efendim, bir emriniz mi var? dedi.
    dedi ki duman: saygıdeğer hüseyin beyefendi!
    bizim evde bu gece kimler var, bir bilseniz...
    masraf nazırı hasan paşa’nın ortanca kerimesi
    fabrikatör sırrı bey’in bacanağı;
    vurguncu sezai bey var, belki tanırsınız;
    ıtrî’ler, dede’ler, leyla hanım’lar;
    karaborsacı hidayet bey’ler;

    randevucu müjgân hanım’la hemşiresi...
    sizin evde ne var, anlayalım yani?
    lâhavlevelâkuvveteillâbillâhilaliyülazim!
    bizim ev sizinkine benzer mi, a evladım?
    bizim ev, dokuz göbekten asiller evi;
    çerkeztavuğu eksik olmaz ki bizim evden;
    hele patlıcanlı horhor kebabı,
    saray usulü sebzeli yahni,
    şahane usulde erişte graten,
    garnitürlü arnavutciğeri
    kraliçe çorbası,
    safranlı istanbul pilavı...
    (aç açma bunları yazmak öyle gücüme gidiyor ki)
    muska böreği,
    bülbül yüreği...
    tatlılardan ne var, peki?
    dilberdudağı,
    hanımgöbeği...
    ekşilerden?
    yani iş inada bindi!
    açtı ağzını, yumdu gözünü hüseyin bey:
    biz bugün ahretliği dövdük, siz dövebildiniz mi?
    biz faizle para veririz, siz verebilir misiniz?
    karım bahçıvanla kırıştırır, sen kırıştırabilir misin?
    oğlum yoksul kızları iğfal eder, sen edebilir misin?
    kızım günaşırı çocuk aldırır, sen aldırabilir misin?
    meğer, hicran hanım yattığı yerde kulak kabartırmış;
    don gömlek sokağa uğrayıverdi:
    a düzenbazoğludüzenbaz,
    a divan şiiri kılıklı herif,
    a demokratın dikâlâsı!
    harpten önce neyiniz vardı ulan?
    bir kat çamaşırı yıkar yıkar giyerdiniz,
    sofranıza tok oturan aç kalkardı...
    tam o esnada ukala bir barış kuşu,
    dumanın karanlığından süzülüp,
    sokağın ışığına tüneyiverdi:
    gün ışır, hani bir tavanda mavilikler uçuşur,
    bulutlar o maviliğin peşisıra uçuşur gider...
    kızılcıklar takınmış bir ağaç iner ovaya,
    böcekler böceklerle ekmeğini bölüşür;
    dallar, tanyelinin hızınca kuşanır çiçeğini,
    çiçek, şıpınişi, beyazını edinir;
    insan kısmının kulağına eğilir çağanlar,
    bir şeyler fısıldar tazeliğince.
    siz neyin nesisiniz,
    şu gözleriniz, kulaklarınız ne?

    bacak kadar piç, bana akıl vermeye utanmıyorsun değil mi?
    asıl sen, sıkıysa bizim evden içeri adımını atsana!
    merdiven başında dokuz tane köpek var;
    seni çiğ çiğ yerler alimallah!
    gerdanını biri yer,
    döşünü biri;
    gümüş tasmalısı ciğerini yer,
    ikisi böğrünü üleşir,
    üçü beynini bölüşür;
    düşük kulaklısı kıçını çimdikler,
    yeşil beneklisi kasıklarını gıdıklar...
    hadi onları kafese kodun diyelim;
    sofada kahraman ağa var;
    azgırak gibi bir osmanlı uşağı!
    seni çarmıha gerer inan olsun,
    kemiklerini yontar,
    alaturka şarkı dinletir,
    yerli filimlere götürür...
    diyelim ki, kahraman ağaya rüşvet verip kurtuldun;
    şifreli kapıyı açtın,
    zamkinozlu odayı geçtin;
    bir makina-adam dikilir karşına!
    kelkâhya içerden düğmeye bastı mıydı;
    elektrikli iskemleye oturtur,
    düdüklü tencerede kaynatır,
    atom şerbeti içirir...
    akıl ne arasın makina-adamda?
    vicdanı yok ki, namusu yok ki;
    hürlük, barışıklık özlemi yok ki...
    olur a, sesmez bir yerine dokundun, makina istop etti!
    maymun-adam yetişir, bir ip sarkıtır tavandan;
    kıskıvrak bağlar seni;
    sallasırt edip, doğru, candarma karakoluna...
    meskene tecavüzün cezası ağır;
    kadı fetvayı mühürleyince,
    cellat seni öldürür.