gerçek hayatta olamicak hikayeler
çocukken belleklere kazınır bunlar
hayalerrini süsler insanın
dev gibi kitaplarıyla şimdilerde büyük sükse yapmıştır
ayrıca yaşarın da bi şarkısının ismidir
*
yaşar'ın üçüncü albümüne de adını veren muhteşem parça,her dinlenişinde insanda değişik hisler uyandıran kral şarkı,sözleri de şu şekildedir:
burkar içimi bir sızı içim boğulur
sanki peri padişahının kızı
bu kadar naz sabır kalmaz
etme ne olur
sarkar içime bir hasret içimde durur
sanki anka kuşu musun mübarek
kavurup kasıp sırra kadem basıp
gitme ne olur
masal bu ya oldu ya
cezbime tutuldu ya kaçma
böyle biri karşına kaç kere çıkar
geldi deli efkarın içimi sardı
gir sinemin sinemin içine yar
bak yaş oldun didemin ucunda varsın
ak sinemin sinemin içini sar
bu hayal meyal masal hep okuduğum mu
seni ejderhanın elinden alıp koruduğum mu
hani kahramanlar gibi sevecekken seni
masal bitti yaş akacak bak farketmedin mi
yalnız varsız demektir
elsiz kolsuz demektir
kalan yalnız kalırsa
giden insafsız demektir
geldi deli efkârın içimi sardı
gir sinemin sinemin içine yâr
sen bitmişsin kuşlar gider
dostlar gitmiş
bir varmışsın bir yokmuşsun..
evvel zaman içinde,kalbur saman içinde develer tellal iken,pireler berber iken,ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken diye başlayanları en baştan havaya sokar çocuğu.bi de beni.
minik bir kasabada geçecek yemyeşil sıcacık güneşli bir kasaba,rüyalarımızdan başka bir yerde görmediğimiz. pembe yanaklı, küçük ,mutlu çocuklar oyunlar oynayacak sokaklarında.herkesin gülümseyerek uyandığı hiç şikayet etmeden ve yorulmadan çalıştıkları,hırsdan geleceği aramaktan uzak,belki de her gün kendi geleceğini yaşadıklarını bildiklerinden kurdukları düzende asla çizgileri ve sınırları zorlamayan bir kasaba.
hikayenin asıl kahramanlarının başından leylekle karganınki gibi bir serüven geçecek,güneş batıp da gözlerini yumduklarında yaşadıkları herşeyin belki de hayatın ta kendisi olduğunu hissedecekler ve duydukları heyecan ağızlarını açık bırakacak.nefes nefese kaldıklarında derin papatya kokulu rüyalara dalacaklar.rüyalarında gülümsediklerini gören anne ve babaları alınlarına minik öpücükler kondurup üstlerini örtecek ve yarına merakla ve istekle bakabilecekler.yıldızların aydınlattığı gecelerinde çok da uzak olmayan bir derenin su sesi duyulacak tüm kasabada.hiç bir canlı bu melodiyi bozmaya cesaret edemeyecek.hiç bir ışık yıldızların parıltısına karşı koymayacak,evlerin içinde usulca dolaşan ışıklar herkesin üstündeki yorgunluğu toplayıp uzayın sonsuzluğunda kaybedecek.mutluluk toz tanecikleri gibi uçuşacak doğan güneşin ilk ışıklarında.beklenlen her sürpriz gerçekleşecek,her mucize yerli yerine oturacak.yeni gün yepyeni bir serüven getirecek,kimseyi atlamadan mutlu edecek binbir kristalle.
işte tüm bunlar bir masal olacak...
tdk ye göre;
genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla insanların veya tanrıların başından geçen, olağan dışı olayları anlatan hikâye. öğüt verici, ahlak dersi veren alegorik eser.
mecaz; boş ve yalan söz, değersiz, önemsiz şey.
ülkenin başına geçenlerden bol bol dinlediğimiz, dinlerken uyuya kaldığımız edebi tür(!). diğerlerinden farkı sonunun mutlulukla değil hüzünle bitmesi.
zaman olur mermer avlulara bir eylül düşer
kızıl saçlarıyla kadın düş sürgünü
su rengine uykunun papirüs harflerden
yalnızlığın adına şarkılar besteler
zaman olur ruhunda bir uzak neyzen
sabahın acem vakti binbir masal gecelerden
tende uykunun hala nemli kokusu
ve davudi erkek sesi çağırır secdeye
bir mum daha söner sisine rağmen
zaman olur yalnızlığın özel tarihine
ağaçlar arasında hamak iki yön bilir
bütün rüyaların kilidi dalga sarhoşluğu
zaman olur sonunda rayihası masalların
anne sesinden düşlere billur serpilir
eylül yorgunu avlulardan içime bir kadın
çocuklara kaktırılan yalanların edebi haline denir. gerçeküstü ya da olması imkansız şeyleri konu edinir. hani iyi hoştur ama, hayatın gerçeği zaten yalan olması; neden bu yalanlar çocuklara önceden öğretilir ya da yalandan mutluluklar edinilir.
ilk anlatıldığı zamanlar şimdiki kadar toz pembe olmayan, çocukları psikopatlığa sevk eden ürünler.. gerçi o zamanlar çocuklar insan yarısı olarak görülürmüş ve duyduklarının gelecek yaşantılarının tohumlarını ekeceği, o tohuma göre farklı ağaçlar yetişebileceği düşünülmezmiş. o zamanların hangileri olduğunu bilmiyorum gerçi ama;
evvel zaman içinde
kalbur saman içinde
develer tellal iken
pireler berber iken
ben ninemin beşşiğinde
tıngır mıngır sallanır iken;
zamanları olabilir.
güzel sindrella; fakir ama dünyalar güzeli genç kız... onun her zaman böyle mi olduğunu sanıyorsunuz? ama sandığınızın aksine, ilk sindrella bir çinliymiş. hem de gittiği yer şatodaki bir balo değil festivalmiş. külkedisinin o benzersiz ayaklarındaki ayakkabılar da kahramanımızın mutlu olmasını sağlamıyor ilk versiyonlarda. sindrellaya rastlamayan prens hep başka kızların ayağına uyduruyor o ayakkabıları ve başkalarıyla evleniyor. bazen de sindrellanın acımasız kardeşlerinin ayağına uyuyor o ayakkabılar. nefret ettiğimiz üvey anne bazı versiyonlarda kızlarından birinin ayak parmaklarını kesiyor ve prensi kızıyla evlendiriyor. ama sonra bir yazar çıkıyor ortaya ve hiç kimsenin daha önce aklına gelmeyen bir şeyi yapıyor: saydam cam pabuçlar. bu pabuçlar sayesinde prens, ayakkabının içini görebiliyor ve ayakkabı esneyemediği için de sindrellanın ayağına uyuyor. ve sonunda gökten üç elma düşebiliyor.
yatağında mışıl mışıl uyuyan ve hiçbir şeyden haberdar olmayan prensesimiz; uyuyan güzel... onun hikayesinde ise cadı eline iğneyi batırdıktan sonra ölüyor o genç kız. daha sonra birilerinin aklına sonsuz uyku geliyor. elbette bu uykunun da bir sonu olması lazım. bunun da beyaz atlı yakışıklı bir prensle elde edilmesi umuluyor. bir öpücükle değil elbette.. bu masalın ilk versiyonlarında ise prens uyuyan güzele öpücükten fazlasını veriyor. ancak genç kız yine uyanmıyor. ve prens ülkesindeki karısının yanına dönüyor. hamile kalan prenses bir kız bir erkek çocuk doğuruyor. o çocukları ise periler büyütüyor. bir gün bebek annesinin parmağını emerken eline batan iğne bir şekilde çıkıyor ve anne uyanıyor. prensin ülkesinde karısıyla rahat yaşamasına izin vermiyor elbette. sonraları ise masalda uyuyan prensese hem yakışıklı hem bekar bir prens bahşediliyor ve masum bir öpücükle sonsuz mutluluğu yaşamaya gidiyorlar saraylarında.
gerçi hala içinde acımasızlık taşıyan, bir çocuğa anlatılmaması gereken masallar mevcut. kırmızı başlıklı kızda nine kurtun midesine iner, kırmızılı da öyle. bir avcı gelir; kurtun midesini deler ve onları kurtarır. kırmızı başlıklının ve ninesinin mideye inmesinin korkunçluğuna rağmen onları ordan kurtaracak bir avcı bulunur ancak kurtun sonu yine de hazindir. tıpkı hansel ve gratelde cadının ocakta yanması gibi.
(bkz: masallar hiçbir zaman masum değildir)
''bana küçükken anlatılanlardan farklısın benim masalımda prensle prenses kavuşamıyor iki tarafta acı çekip yaralarını başkalarıyla iyileştirmeye çalışıyorlar daha çok yara alarak daha çok kırarak daha çok acı çekerek..benim masılamda prensin uykusundan öperek uyandırdığı yarasına kabuk olarak sectiği, prensesim dediği degil..benim masalımda 40 gün 40 gece süren düğünler yok onun yerine 40 yıl sürecek bir hüzün ve acı var..ve benim masalımda prens bir ayakkabının sahibini tüm ülkede aramıyor çünkü prensin elindeki ayakkabı prensese uymuyor zaten prenste ayakkabıya uygun prensesi buluyor..benim masalım hüzün taşıyor''