ilk anlatıldığı zamanlar şimdiki kadar toz pembe olmayan, çocukları psikopatlığa sevk eden ürünler.. gerçi o zamanlar çocuklar insan yarısı olarak görülürmüş ve duyduklarının gelecek yaşantılarının tohumlarını ekeceği, o tohuma göre farklı ağaçlar yetişebileceği düşünülmezmiş. o zamanların hangileri olduğunu bilmiyorum gerçi ama;
evvel zaman içinde
kalbur saman içinde
develer tellal iken
pireler berber iken
ben ninemin beşşiğinde
tıngır mıngır sallanır iken;
zamanları olabilir.
güzel
sindrella; fakir ama dünyalar güzeli genç kız... onun her zaman böyle mi olduğunu sanıyorsunuz? ama sandığınızın aksine, ilk sindrella bir çinliymiş. hem de gittiği yer şatodaki bir balo değil festivalmiş. külkedisinin o benzersiz ayaklarındaki ayakkabılar da kahramanımızın mutlu olmasını sağlamıyor ilk versiyonlarda. sindrellaya rastlamayan prens hep başka kızların ayağına uyduruyor o ayakkabıları ve başkalarıyla evleniyor. bazen de sindrellanın acımasız kardeşlerinin ayağına uyuyor o ayakkabılar. nefret ettiğimiz üvey anne bazı versiyonlarda kızlarından birinin ayak parmaklarını kesiyor ve prensi kızıyla evlendiriyor. ama sonra bir yazar çıkıyor ortaya ve hiç kimsenin daha önce aklına gelmeyen bir şeyi yapıyor: saydam cam pabuçlar. bu pabuçlar sayesinde prens, ayakkabının içini görebiliyor ve ayakkabı esneyemediği için de sindrellanın ayağına uyuyor. ve sonunda gökten üç elma düşebiliyor.
yatağında mışıl mışıl uyuyan ve hiçbir şeyden haberdar olmayan prensesimiz;
uyuyan güzel... onun hikayesinde ise cadı eline iğneyi batırdıktan sonra ölüyor o genç kız. daha sonra birilerinin aklına sonsuz uyku geliyor. elbette bu uykunun da bir sonu olması lazım. bunun da beyaz atlı yakışıklı bir prensle elde edilmesi umuluyor. bir öpücükle değil elbette.. bu masalın ilk versiyonlarında ise prens uyuyan güzele öpücükten fazlasını veriyor. ancak genç kız yine uyanmıyor. ve prens ülkesindeki karısının yanına dönüyor. hamile kalan prenses bir kız bir erkek çocuk doğuruyor. o çocukları ise periler büyütüyor. bir gün bebek annesinin parmağını emerken eline batan iğne bir şekilde çıkıyor ve anne uyanıyor. prensin ülkesinde karısıyla rahat yaşamasına izin vermiyor elbette. sonraları ise masalda uyuyan prensese hem yakışıklı hem bekar bir prens bahşediliyor ve masum bir öpücükle sonsuz mutluluğu yaşamaya gidiyorlar saraylarında.
gerçi hala içinde acımasızlık taşıyan, bir çocuğa anlatılmaması gereken masallar mevcut.
kırmızı başlıklı kızda nine kurtun midesine iner, kırmızılı da öyle. bir avcı gelir; kurtun midesini deler ve onları kurtarır. kırmızı başlıklının ve ninesinin mideye inmesinin korkunçluğuna rağmen onları ordan kurtaracak bir avcı bulunur ancak kurtun sonu yine de hazindir. tıpkı
hansel ve gratelde cadının ocakta yanması gibi.
(bkz:
masallar hiçbir zaman masum değildir)