jack london'un romanının ve romanın kahramanının ismi.
sevdiği kadının düzeyine ulaşmak için hayatını tamamen değiştiren fakat devamında aşkıyla beraber hayata dair tüm isteğini kaybeden adamın öyküsü. bireyselliğin, yaşamı bütün olarak algılamamanın getirdiği hazin sonla biten, okunulası roman.
jack london un otobiyografik öğeler ve çok sağlam bir toplum eleştirisi barındıran benim kanaatimce en iyi romanıdır. romanda bir kıza aşık olup onun statüsüne yaklaşmak için yazar olmaya kalkışan bir dok ışçisi anlatılır. okumayan her insanın okuması gereken gençlere en çok tavsiye ettiğim ödünç alınan kitabı geri vermeme sendromu yüzünden en az beş kere yeniden aldığım bir kitaptır ısrarla orijinalinden okunması tavsiye edilir
bireyciliğe bir saldırı niteliğinde bir kitaptır.bireyciliği çok güzel bir dille anlatır.okunması mutlak şarttır.her okumada insana farklı bir tat vermektedir ve farklı şeyler katmaktadır.
martin eden için neden biraz üzülmeyeyim? martin eden bendim. martin eden bir bireyci idi , bense bir sosyalist. işte bu nedenden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu nedenden martin eden öldü.
... bu kitap bireyciliğe bir saldırıdır. martin eden, başkalarının ihtiyaçlarının farkına varmayan aşırı bi bireycidir. hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşayacağı hiçbirşey kalmaz.
jack london(peng, 29.10.2005 16:14 ~ 16:15)
hayatta amacına ulaşmışken, kendini bir gemiden azgın köpüklerin içine bırakmayı tercih eden süper kahraman.
haksız da değildir. dünyadaki görevini tamamladığı için intihar etmeye karar vermiştir kanımca. belki de ruth bacımızın yaptığı alçaklıktan kaynaklandığı da söylenilebilir. fakat bu kitapta açık bir dille belirtilmemiştir.
belki de jack london'in vermek istediği mesaj çok açıktı. aşağıdaki beyit'te yer alan düşünceyi kitaplaştırmıştı.
niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?
niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?
burjuva sınıfının sadece giyim ve yaşam biçimi olarak işçi sınıfından üstün olduğunu anlatır biraz da. düşünce açısından boştur burjuvaların çoğunun kafası. ve bu çoğu yerleşik düzeni devam ettirme isteğindedir aynı martin'in aşkı ruth gibi. aslında bu tamamen bir istek değildir çünkü bunlar kendi yetileriyle düşünemeyen insanlar topluluğudur. önceden düşünülmüş ve kabul edilmiş fikirleri kendi bakışlarıyla ele alamazlar ve onları oldukları gibi benimserler. ruth'un martin'i terk edişinin, ona inanmayışının, ona destek olmayışının altında da hep bu neden yatar. martin bunu fark ettiğinde çok geçtir. büyük bir boşluğa tırmanmıştır ve artık eski konumuna geri dönmesi de çok zordur. martin'in yeri artık denizdir. denizle bütünleşmektir...
kendine imkansız bir hedef koyar ve onun uğruna çalışır, elde ettiğinde ise duyduğu büyük boşluk ve hayalkırıklığı kitapta çok güzel anlatılmıştır
jack london okurları için önemli bir kitaptır..onun dünya görüşünü ve kişisel tarihini anlamak için okunması gereken bir kitaptır ve evet denir ki martin eden bir anlamda ustanın haykırışıdır ölüm şeklini bu kitapta belirtmiştir belki de onun çığlığıdır.
jack london ın beni büyüyeleyen romanı. sadece sonunu tekrar tekrar okuyarak dağıldığım bir baş yapıt...
jack london martin eden karakterini gözlerimizin önünde yaratmıştır. hayata dair çok fazla fikri olmayan martin'in hayatı özümsemesine kadar geçen süreç i yavaş yavaş takip etmemizi sağlayarak bizi romanın içine almıştır.
martin eden yalnız bir kitap paylaşılan çok fazla şey yok o kitapta, aşk da, umut da, başarı da, ölüm de..paylaşılmamış yaşanmışlık ne kadar olabilirse.
rahatlıkla okuduğum en iyi roman olduğunu söyleyebilirim
insan azmini ve hırs sahibi olmayı en güzel biçimde okuyucuya aktaran eserlerden biridir.statü merakı, toplumsal rollerin geçiciliği, sadakat, aşk, tabaka ve nesil çatışmalarını yalın bir üslupla ifade eden eser.
bu romanda jack london, hiçbir yönden zengin olmayan bir gencin aşkı için canla başla çalışarak sosyal tabakalar arasındaki yükselişini ve iyi bir yazar oluşunu anlatmaktadır.aslında bu kitapta jack london belirtmese de kendini anlatır.
gerçekten okuması çok zevkli,diyalogları zekice kurulmuş,harika bir eser...
martin eden, yükselip yere çakılmanın romanıdır; her şeye sahip olduğunuzda uğruna yaşayacağınız hiçbir şey kalmaz.
bazı bölümleri ile
fight club a esin kaynağı olduğunu düşündüğüm mükemmel
jack london eseri.zaten london martin eden kılıfına kendi ruhunu giydirmiştir.sonu aynı london un kine benzer.
martin eden'in ünlü bir yazar olduktan sonra her gün bir başkasının evine yemeğe davet edildiğini görünce;
"ben açken kimsenin umurunda değildim, ünlü olunca herkes kudurmuşcasına beni yemeğe davet ediyor." gibi sözler söyleyince insanların nasıl da ikiyüzlü olduğunu bir kes daha görüyoruz. sevgilisi ruth bile iki yüzlü oynamaktadır.
kendi halinde bir denizci olduğu günleri, ünlü bir yazar olduktan sonra büyük bir özlem duyar. çünkü seneler boyunca yetişmeye çalıştığı insanların nasıl da boş insanlar olduğunun farkına varır. çevresiyle arasındaki uçurum her kitap okuyuşunda daha da açılır. bu martin eden'e her geçen gün daha da acı verir. yapabileceği en iyi şeyi yapar kitabın sonunda. yalnız;
(bkz:
intihar tek çözüm yolu değildir)
yanlış anlaşılan eser isimlerinden bir tanesi dahadır bu. çocukken beni yıllarca kıvrandırmış, "martin eden de ne ki", "martin etmek nasıl birşey acaba" diye sordurup durdurmuş bir isimdir.
hayır sebepsiz değil. "at martini debreli hasan dağlar inlesin"
* diye türküler de var ya bir yanda..
ulan nedir ki bu
martin hem atılır hem edilir! haksız mıyım yani: (bkz:
martin)
jack london'ın kendinin anlattığı daha ziyade kendi içindeki bireyciyi yani
idini anlattığı, kitabın sonunda da içindeki bireyci tarafı öldürdüğü romanıdır. zaten kitap için yazdığı yazıda da bunun bahsi geçmiştir. martin eden jack london dır aynı vücuttaki alt kişilik. kendi kişisel gelişimini anlatırken de kitabını acıtan ama can sıkmayan bir hüzünle beslemiştir. hayatımın kitabı diyebilirim açıkçası. aşka bakış açısı da o derece ilgi çekicidir ayrıca.
yazarlığın çileli yollarını gözler önüne seren, gerçek hayatta yazar olmak için on giri yazmaktan daha fazlasının yapılması gerektiğini görebileceğimiz, yarı otobiyografi.
jack london ustanın kendini anlattığı başyapıtlarından biri. eğitimsiz, avam takımından bir gencin üst sınıftan bir kızla tanışması sonucu kendine yeni idealler belirlemesi, aşkı ve işine gereken önemi vererek, geçim derdi bir yandan, kimsenin destek vermemesi bir yandan bütün zorluklara inatla boyun eğmeden çok çalışarak ilerlemesi anlatılmış. sınıf farkları ve bireylerin toplumdaki yerleri sorgulanıyor. insanın bu kitabı okuyunca oturup bir şeyler yazası geliyor ama bir yandan da kendini kanıtlamak için ne büyük bir emek sarfedilmesi gerektiğini görüp gözünü korkutuyor.
ruthun algı sınırlarının bittiği yerde
martinin ufku başlıyordu. buna rağmen anlayamadı martin, göremedi. bu kitabı okurken çok kızmıştım martin'e. her satırda hep neden diye sordum. bazen kızdım, rafa kaldırdım kitabı. aşk güzel şey, iyi şey ama bu kadar da kör olmamalı be kardeşim insan diye bar bar bağrındım martine içimden. duyuramadım, hem zaten duysa da anlamazdı martin eden, işte öyle seviyordu o ruth'u.
yıllar önce okuduğum "he fell into darkness. that much he knew. he had fallen into darkness. and at the instant he knew, he ceased to know." cümlesi yaşamla ölümü sorgulayan birinin kafasını bir süreliğine uyuşturmayı başaran kitaptır.
(laein, 16.02.2009 03:51)
(bkz:
ooyyyy oyyy)
daha başka ne denir bilmem.
en son, gazap üzümleri'ni bitirirken böyle olmuştu.
''martin, çalar saatin sesine uyandı. daha zayıf bünyeli birine, böyle bir uyanış, baş ağrısı verirdi. ama martin, beş saatlik bilinçsizliğinin bitmesinden memnun olarak uyandı. yapılacak çok fazla şey, yaşamın yaşanacak birçok şeyi vardı. uykunun ondan çaldığı her ânı kıskanıyordu ve saatin çalması bitmeden, o, başını lavaboya koymuş, suyun soğuk ısırışı ile ürperiyordu.''
ne diyelim böyle bir tavır, duruş, yaşam biçimi karşısında, saygıyla eğiliyoruz. militan olacak adammış martin eden.
" 'bağışlıyorum' dedi martin sabırsızca. ' bağışlanacak bir şey olmayınca bağışlamak çok kolay. yaptığın hiçbir şey için özür dilemen gerekmiyor. bir insan kendi görüşlerine göre davranır. bundan daha fazlası elinden gelmez. bir işe girmediğim için benim de senden özür dilemem gerekiyor o zaman.' "
ahh be martin'im, en başından açılabilseydi ya gözlerin. keşke senin için çok geç olmadan farkına varabilseydin her şeyin.
ayrıca,
*kitabın ortalarına doğru yapılan longfellow alıntısından sonra her fırsatta deniz imgelemi çıkar karşımıza. sona biraz daha yaklaştırır bizi. kitabın içinize işlemesine izin vererek okuyorsanız, sonunda denizle bütünleşeceğinizi bilerek okuyorsunuz o saatten sonra.