3 nisan 1924 nebraska doğumlu amerikalı aktör. bu karizmatik oyuncuya ününü kazandıran film ise baba* filmidir. oyunculuk hayatının en verimli yılı diyebileceğimiz 1972 yılında hem baba* filmi hemde paris'te son tango* filmi ile seyirci karşısına çıkmıştır.
1973 yılında the godfather flimiyle oscar ödülünü almış ve bu ödülü oscar tarihinde ilk kez raddetmiş kişi.kızılderililerin her zaman yanında olmuş büyük şahsiyet.
birçok kızın ifadesi ile "en erkeksi adam".bu şahsiyet 21. yüzyıla damgasını vuran en iyi erkek oyuncudur şahsi kanaatimce.baba filmi ile kafamın içinde bıçak yarası gibi yer edinmiştir.baba filmindeki ağlama sahnesi , insanı kendisinden alır.
oyunculuktan nefret ettiğini ve bu işi yalnızca para için yaptığını açıklamış olan fakat bir insan yalnızca para için yaptığı bir işi nasıl bu kadar muhteşem yapar akıl sır erdirilemeyen, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük aktör.
"paris'te son tango" adlı filmden sonra, orada canlandırdığı karakter yüzünden psikolojik bunalıma giren aktördür ki, bu da, rolüyle ne kadar bütünleştiğini ve nasıl mükemmel bir oyuncu olunabileceğini resmetmesi açısından önemli bir örnektir. "ıhtiras tramvayı" adlı oyundan sonra, hollywood'daki her kadın marlon brando rüyası görürken, o, kızılderililerin hakkını savunmak için eylemlere katılmıştır. iyi bir insan ve mükemmel bir oyuncu olarak babamıza rahmet dileyelim.
elia kazan'ın metod oyunculuğunun en şuh temsilcisidir. sinemada bulunduğu yaklaşık 50 senelik dönemde sinema oyunculuğunun en yüksek örneklerini vermiştir, buna rağmen şahsi kanaatim oyunculukta bir anthony quinn seviyesini yakalayamadığı yönündedir.
oyunculuğu yalamış yutmuş rahmetli bünye. protest tavrı yüzünden hollywood camiası pek sevmemiştir kendisini. ama gerek oyun gücü gerekse tavrıyla halkın gönlünde taht kurmasını bilmiştir.
actors studio'dan yetişmiş, the godfather'da sonny'nin ölümünü haber aldığında alnında atan damarı rolüne kendisi eklemiş, bana "böyle oyuncular kolay yetişmez, azizim" dedirten, paris'te son tango'da olgun erkek fetişi olan hatunları kendisine meftun etmiş büyük oyuncu, serseri, koca çınar. "mafya" olgusunu ve babalık kavramını sevdiren adam, ötesi yok.
dünya dışı bir varlık , yetişemedim diye üzüldüğüm birçok şeyden birisi , yetişseydin ne olacaktı diye sorulduğunda onu bulup evlenirdim diye saçmalayabileceğim tek erkek,ah ah yaktın beni brando ...
''benim hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır. eğer hollywood daysam bunun sebebi parayı geri çevirecek ahlaki cesaretimin olmaması''. diyerek hollywood u sevmediğini belli etmiş, borç batağında bundan 3 yıl önce bugün ölen efsanevi aktör.
27 mart 1973'teki oscar ödül törenine kendi adına konuşma yapması için sacheen littlefeather adlı kızılderili genç bir kadını gönderdi. brando'nun kaleme aldığı, genç kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı konuşmanın tam metni basına dağıtılmıştı. brando'nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi ;
200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan yerli halka şöyle dedik:
"indir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. indirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte." silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. onlara yalan söyledik. onları topraklarından koparmak için kandırdık. onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: biz doğru yapmadık. ne adil davrandık ne de dürüst. onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.
fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. ama umurumuzda mı? o nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, amerikan yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler..."
sadece oscar törenlerine gelmeyip, kendisi yerine "amerikan yerlilerine yapılan katliamlar" hakkında bir konuşma yapması için bir kızıldıreli kadını göndermekle kalmayıp, o oscar'ı bu sebeple iki kez reddetmiş adamdır. sadece bir ilah kusursuzluğunda olabilecek yakışıklılığı ile değil, toplumsal duyarlılığı, zekası ve yeteneği ile de bir ekoldü. çok acılar çekmiş brando. önce üvey oğlunun kendi kızkardeşine tecavüz ettiğini duyan, bir yandan kızının intiharının acısı ile boğuşurken, hapishaneden de oğlunu kurtarmaya çalışan yürekli ve herşeye rağmen sevgi dolu bir babadır aynı zamanda. 2004'te 80 yaşında, sahip olduğu haiti'deki mercan adasında öldüğünde, arkasında "yaşayan bir efsane", kendisini örnek almış pek çok oyuncu ve öğrenci devleşen oyunculuğu ile her biri birer başyapıt olan filmlerini bırakmıştır kendisi.
oynadığı pek çok filmi izlemiş olmama rağmen , aklımda hep rıhtımlar üzerinde nin boksör eskisi terry si olacak olan büyük üstad.
muhteşem oyuncu, su gibi oynamak herhalde onunla ortaya çıkmıştır. hiç kendisini kasmadan, oynuyor dedirtmeden, rolü yaşayarak ama asla gözümüze gözümüze ben büyük oyuncuyumu sokmayan olağanüstü adam.
ayrıca ; erkeksi terimi sanırım özellikle onunla vücut bulmuştur.
çocuklarıyla doğru düzgün ilgilenmeyen büyük oyuncu kötü aile babası 12 cocuğu vardır (evlatlık artı kendi çocukları toplamı).bu ilgisizliğe bağlı olarak tarita cheyenne brando adlı kızının yaşam öyküsü bahtsız bedevinin hikayesiyle paralellikler taşımıştır.
filmlerinde her oyuncuda var olduğuna inandığım kendine özgü bir ruh halinde gibidir. marlon brando nun ruh hali mna koyum ne işim var ulan benim bu dünyada halidir.yani aklı hep başka yerlerde gibidir filmlerinde.
pariste son tango filminin bir sahnesinde maria schneider in münasip bir bölgesine (bkz: göt) sürdüğü tereyağı vasıtasıyla bağırta bağırta zikmiştir ki böylesine bi sahne sinema tarihine geçmiştir.bu filmle birlikte zihnimdeki büyük aktör düşüncesini altüst etmiş olsada filmdeki oyunculuğu saygımı sevgimi yitirmememeee neden olmuştur. filmin baya baya erotik hatta bazende pornografik olmasının tek suçlusu dünyanın en sapık yönetmeni olarak tarif edilebilecek bertolucci (bkz: bernardo bertolucci) dir. ayrıca (bkz: the dreamers)
1980 -89 arası hiçbir film veya dizide rol almamıştır.son olarak büyüklüğünü gösterdiği film doktor moreau nun adası filmidir. (bkz: the ısland of dr moreau) son göründüğü filmde the score filmidir.