aşırı güzel bir fransız. makyajla da olsa bu hatunu nasıl çirkinleştirebiliyorlar anlamış değilim. nasıl bir oyuncu olduğunu kestirmek mümkün değil, izlerken oyunculuğuna bakamıyor insan. geleceğin yıldızı diyorlar ama bu yüzden geleceği yok.
o'nun yüzünden taxi'de kaç ekşın sahnede heyecan yaptım. adam kızın yanına yetişsin de kızı görelim diye.
la vie en rose filmiyle kariyerinin zirvesine tırmanmış muhteşem oyuncu. ben böyle bir oyunculuk görmedim, an ve an bütün filmi tüylerimizi diken diken ede ede gözlerimizi doldura doldura yaşattı bize. 20 yaşından 47 yaşına kadar bu kadar ünlü bir karakteri tek kişi canlandırmak...bir an olsun gözlerimi filmden ve marion'dan alamadım.
sophie karakteri ile beni derinden sarsan,içime yerleşen,ağlamasıyla beni de ağlatan,kaldırım serçesi'yle oyunculuğuna bir kez daha hayran bırakan,ellen von unwerth yeteneği sayesinde fotoğraflarına yarım saat baktıran, dudak ısırtan,'büyüyünce böyle olmak istiyorum'dedirten hatundur.kısacası hastasıyız.
big fish, jeux d'enfants,innocence,taxi,ma vie en l air,a good year, un long dimanche de fiançailles filmlerinde beni benden almış bitirmiş ruh beden bütünlüğümü bozmuş en son filminde de edith piaf gibi fransa'nın sembollerinden birini inanılmaz derecede iyi oynamış süper oyuncu,platonik aşkım.
(bkz: and the oscar goes to...)
hiçbir zaman hakettiği değeri bulamadığını düşündüğüm, oscar'ı almasına bana verilmiş kadar sevindiğim hatun kişi. fakat tuğrul eryılmaz ve mehmet açar abartılı, gereğinden fazla baskın buldular la vie en rose'daki oyunculuğunu. canları sağolsun.
gözlemlediğim kadarıyla bir başkası oscar alsa insanların tepkileri bu denli içten olmazdı. ismi açıklandığında verdiği tepki, defalarca teşekkür etmesi, o şirin davranışlarıyla onun için neden bu kadar sevinildiği bir kez daha anlaşılınıyor. bir de sanırım la vie en rose hayatının şarkısı oldu hem jeux d'enfants ta hem de edith piaf ı canlandırdığı filmde vardı, dün gece de oskar almaya çağrılırken o çalmıştı.
hakkında yazılan 11.giride belirttiğim gibi oscar'ı almış ve 80.oscar ödül törenine benim için anlam katmıştır.yıllardır arkadaş çevremden "olum o kim lan?" tepkileri almışımdır, ondan ve bir gün oscar'ı alacağından bahsettiğimde.gün benim günüm... beni vakti zamanında hor gören arkadaşlara sesleniyorum:
"oscar içinizde patlasın emi!"
hakkında satırların tesir gösteremeyeceği esaslı güzel hatun kişi.
ilk olarak edith piaf olarak gördüğümden midir bilinmez, cılız ama sempatik bir hatun imajı bırakmıştı ki, "cesaretin var mı aşka" diye çevrilen o meşhur filmde izledikçe büyülendim.
allah bazılarını cidden güzel yaratıyor. bunu bir ödül olarak veriyor. öyle bir hatun işte. insanın asla elde edemeyeceği. elde etse dahi, tam o anda elinden alınacak kadar güzel.
o kadar ki, güzelliği ancak bir trajediye götürür insanı.
aylar öncesinden kaldırım serçesinde izledikten sonra piafın kendisi ancak kendisini bu kadar iyi oynardı dedirten insan yavrusu.jeux d'enfants'daki performansına çekilen bir kaymak misali.
yıllar önce jeux d'enfants ta tanıştığım ve anında hayran olunan kişiler arasında 2. sıraya yerleşen muhteşem yaratık. oscar aldığını öğrenince çocuğum almış gibi mutlu olduğum, gözlerimin dolmasına sebep olan ve bu nedenle çevremdekiler tarafindan manyaklıkla suçlandığım hatun kişi.
bunca yıldır oscar ödül töreni izlerim, daha önce bir oyuncunun oscar almasına bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum...tüylerim diken diken oldu ya...nasıl mutlu olmayayım ki, en sevdiğim filmler listesinin ilk sırasında bulunan, bana nefret ettiğim fransızcayı sevdiren ve zamanında malesef kimsenin sallamadığı jeux d enfants'daki biricik sophiem, bugün oscarlı bi oyuncu...hem de jeux d enfants'a gönderme yaparcasına, la vie en rose'la...gerçekten mutluyum mutlu olmasına ama, oscar'ın getirdiği şöhretle artık daha fazla tanınacak olmasına da üzülüyorum marion'un...hep benim biricik sophiem olarak kalmasını istiyordum galiba...ama olsun, o adının açıklandığı andaki yüz ifadesini ya da "well, thank you life, thank you love...and it is true there's some angels in this city...thank you so, so much..." sözlerinin titreye titreye dudaklarından dökülüşünü görmek bile yetti bana...ve en azından bundan sonra daha fazla görebileceğim marion'u...evet, böyle teselli ediyorum kendimi...