aşk üzerine,parma manastırı,kırmızı ve siyahın yazarı,dahi insan.kendisi kitaplarındaki karakterlere yaşantısında bulunan hadiseleri yaşatır.hatta karakterlerinin çoğu onun gibi düşünür ve davranır.sevdiği kadının arkasından italyalara değin gitmiş fakat yine de aşktan yana şansı olmamış kişidir.evliliği kadınların aşkının bitmesi yüzünden işe yaramadığını savunur.onun için onur dünyadaki en değerli şeydir,idam cezasına çarptırılmaksa çok büyük nimetlerdendir gözünde.(ne alaka demeyin dönemin şartlarını düşünün)onurunu korumak için yapılan her şeyi mübah sayar,savaşı da asil bir mücadele olarak görür.(bu yönüyle mussoliniyi hatırlatır bana her ne kadar ilgisiz iki kişi olsalar da)hayatının sonuna kadar para sıkıntısı çekmiştir.
aşk üzerine adlı kitapta 1818'de yaşadığı aşkı anlatır ve burada aşkı bir kristalleşme olarak anlatır. bunu bir teori olarak öne sürer. tuz madenlerine düşen bir dalın bir süre sonra pırıl pırıl bir örtüyle kaplandığını (kristal) ve eski daldan eser kalmadığını, aşkın da bu kristalleşme gibi hayali bir imge olduğunu öne sürer. ona göre aşkı aşık yaratmaktadır, aşk parlak bir yanılsamadır.
realizmin öncülerinden olan fransız yazar.
zamanında değeri anlaşılamamış, sadece balzac tarafından takdir edilen/önemsenen stendhal, ileri görüşlü bir yazardır. ölmeden önce söylediği rivayet edilen sözlerinde, ancak 1880lerden sonra anlaşılabileceğinini dile getirmiş ve dediği gibi de olmuştur . kırmızı ve siyah , parma manastırı gibi iki tane dünya çapında roman yazmasının yanında italya hikayeleri adlı bir kitabı da mevcuttur.
bu kitabını ve kırmızı ve siyah'ı okuyan biri olarak söyleyebilirim ki iki hikaye de "halası, patronunun karısı falan demeden etrafındaki kadınları ayartan geleceği parlak genç" üzerine kurulmuştur.
stefan zweig'ın yazdığı biyografiye göre henri beyle depresyonda olduğu bir dönemde julien adını taşıyacak bir kitaba başladıktan sonra, bir gün yazarken bunalıyor, intihar etmek üzere yazmayı bırakıyor, hazırlık yapıyor, fakat tam o sırada kapı çalınıyor; gelen arkadaşlarıdır. ister istemez buyur ediyor, sohbet edip eğleniyorlar ve gittiklerinde henri beyle fark ediyor ki aslında pek de ölmek istemiyor, yazmak istiyor. tekrar masanın başına geçiyor, hikayenin başındaki "julien" ismini siliyor, onun yerine kırmızı ve siyah yazıyor ve kaldığı yerden devam ediyor. henri beyle o gün ölmüyor belki, ama stendhal doğuyor.
zweig'ın biyografilerine saygı duruşunda da bulunmuş olalım bu arada.
fransız roman yazarı, eserlerine genel olarak bakılacak olursa aynı insanın farklı ortamlardaki yaşantılarını görürüz. yazarın en ünlü romanı ise bir dünya klasiği olan kırmızı ve siyah'tır.
fransız romantik akımının mimarıdır. fransa'daki eskimiş neoklasik akımın yerini yeni insanın almasıyla birlikte artık yazında bir şeylerin değişmesi fikrini ortaya atmıştır.
"sofokles ve racine'i taklit etmek 19. yy klasizmini doğuracaktır, hatta ve hatta shakespeare taklidi bile yeni bir klasizmdir" diyerek alman romantizmini işaret ederek schlegel'i hedef göstermiştir.
klasizm uyumlu ve güzel olanı anlatır, ancak yeni dönem insanını tanımlamaz. uyumsuz olan, güzelin yanında çirkin, zarifin yanında şekilsiz de anlamlıdır.
stendhal'e göre tragedyanın amacı zevktir. fransız romantik akımından, italyan romantizmi ayıran yegane anlayış stendhal'in vurgularıdır.
''zavallı stendhal. hayatı sevmekle geçmiş. sevmek veya sevdiğini sanmak. aynı şey değil mi? ve taptığı kadınlardan hemen hiçbirine sahip olamamış. mezar taşına şu üç kelimeyi yazmalarını vasiyet etmiş: visse, scrisse, amö.''