mardin   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. dünya üzerinde bütün şehir olarak sit alanı ilan edilmiş üç şehirden birisi.*
    (simsiyah, 09.04.2004 12:11)


  2. (bkz. http://www.e-mardin.com)
    (simsiyah, 09.04.2004 12:11)
  3. gençlik kamplarıyla gidecek yer arayanlara ilk tavsiye edilecek şehir. zengin kültürü ve müthiş mimarisiyle ünlü güneydoğunun en güzel şehri.
    (woyzeck, 28.04.2004 03:34)
  4. murathan mungan okuyan bir insanın mardini merak etmemesi mümkün değildir.umarım en yakın zamanda gideceğim şiir şehir
    (ged, 28.04.2004 17:31)
  5. türkiyede en çok süryani mezhebinden insanın yaşadığı yer..
    (evergrey, 21.11.2004 00:24)
  6. taşın ve şiirin şehri..
    (evergrey, 21.11.2004 00:25)
  7. ortadoğunun en gelişmiş radarının bulunduğu şehir..*
    (evergrey, 21.11.2004 00:26 ~ 00:27)
  8. adana'nın yarı nüfusunun kimliğinde yazılı şehir.
    (srce, 21.11.2004 00:26)
  9. (bkz: midyat)
    (bkz: mardin münih hattı)
    (srce, 21.11.2004 00:28 ~ 00:29)
  10. neredeyse akıl almaz bir mimari anlayışla, birinin hemen bittiği noktadan,diğerinin basamaklar halinde yükselerek inşa edildiği ve asla birbirlerinin havasına, suyuna ve güneşine engel olmayan muhteşem güzellikteki taş evlere sahip ilimiz..
    (evergrey, 21.11.2004 00:29)
  11. hayatımda sadece 1 kere gördüğüm halde nerelisiniz diye sorulduğumda yanıt olarak verdiğim,gönül bağımın bulunduğu sehir.mimarisi,farklı kültürleri bir arada kendi içinde yüzyıllardır yaşatması,taş işlemeciliğinde dünyanın sayılı bölgelerinden biri olması ve daha bir sürü başka özelliğiyle güzel türkiyemin güzel şehirlerinden biridir.
    (culdesac, 20.12.2004 00:05 ~ 00:06)
  12. taşın en güzel hali..
    (antares, 20.12.2004 04:01)
  13. (bkz: marev)
    (culdesac, 11.02.2005 00:32)
  14. geçen yıllarda bir kültür gezisi için gittiğim ama giremediğim şehir. jandarma çevirmişti etrafını, yazık oldu göremedik meşhur sokaklarını.
    (gelirsemkal, 12.04.2006 07:08)
  15. eski mardin, dağ yamacının etrafını bir kolye gibi sarmış muhteşem güzellikte mimariye ve binalara sahip bir şehirdir. ancak girişte belirttilen özelliğinin yanında, şu şekilde anılır mardin.
    "gündüz mezarlık, gece gerdanlık."
    (subaquatic, 02.07.2006 22:07 ~ 24.06.2007 23:36)
  16. tüm midyecilerin memleketi.
    (halfelf, 20.09.2006 14:50)
  17. sanılanın aksine, "gece gerdanlık, gündüz mezarlık" olarak anılan şehirdir. çünkü dağ yamacına kurulmuş bir şehirdir ve geceleri, birbirine çok yakın olan evlerin ışıkları bu yamacı ışıl ışıl yapar. gündüz ise eski taş evler ve sarı bir görüntü vardır. mimarisi görülmeye değer.
    (ateş ve su, 06.01.2007 00:29)
  18. taşın insan yaşamındaki yerini, insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğini görebileceğiniz dinlerin, mezheplerin harman olduğu şehir..
    (penceremdeserçeler, 15.02.2007 17:21)
  19. her köşe başında ya bir medrese, ya da kilise, manastır, vs. görebileceğiniz ve herbirinin akıl almaz hikayeleri, efsaneleri olan büyüleyici şehir. kilise ve medreslerin yanı sıra her bir evi ve konağı da tarihi eser havasında olup sizi etkileyecektir. eski mardin'de yüksekçe bir konaktan ya da kalenin eteklerinde bir yamaçtan suriye sınırına doğru gündüz baktığınızda, uçsuz bucaksız mezapotamya'ya tanık olur ve ufuk çizgisini ilk defa kara ve gökyüzünin birleştiği yerde görmenin şaşkınlığını yaşarsınız. hatta geceleri bu sonsuz düzlük, karşınızda bir deniz olduğu hissini uyandırır..
    şehrin tarihi binaları gezmekle, merdivenleri inip çıkmakla bitmez.. gümüş takıları, bakır-pirinç üzerine el işlemesi ile yapılmış tepsileri, cezveleri, kapları inanılmaz güzelliktedir. bir de bu şehrin şahmaran efsanesi vardır, efsane cam ya da bakır/pirinç üzerine yapılmış şahmaran figürü işlemeleri ile hala yaşatılmaktadır. aslında bu şehre özgü şeyler anlatmakla bitmez, mutlaka gidip görmek lazımdır. gidince midyad, hasankeyf, dara gibi çevresindeki diğer tarihi yerlere de zaman ayrılması tavsiye olunur.
    (alassea, 01.04.2007 15:50)
  20. kendine özgün mimarisiyle ,hiç dokunulmamiş daracık sokaklarıyla,farklı inanışlara mensup halkıyla tanınan kültür yapısı zengin bir şehir.künefesi ve gümüş işçiliği muhteşem ama yinede bir haftadan fazla kalmak,hatta orda hekim olmak biraz tartışılır.
    (füg, 01.04.2007 20:41)
  21. geriye mayhoş bir tortu bırakan güzel şehir.
    (freeaky, 02.05.2007 18:59)
  22. (bkz: real mardin)
    (thedewil, 02.05.2007 19:01)
  23. 47 plakalı ilimizdir. 8891 km2 alan uzerinde 705.098 nüfus, 9 ilçe, 567 köy ve 31 belediyeyi barındırır.

    ilçeleri şunlardır: dargeçit, derik, kızıltepe, mazıdağı, midyat, nusaybin, ömerli, savur, yeşilli

    belediyeleri ise şunlardır: mardin*, dargeçit*, derik*, kızıltepe*, mazıdağı*, midyat*, nusaybin*, ömerli*, savur*, yeşilli*, acırlı*, akarsu*, çavuşlu*, dikmen*, duruca*, gelinkaya*, girmeli*, gökçe*, kabala*, kılavuz*, ortaköy*, pınardere*, söğütlü*, sümer*, sürgücü*, şenköy*, şenyurt*, yalım*, yeşilalan*, yolbaşı*, yüceli*

    an itibariyle mehmet kılıçlar valisidir.. resmi web sitesi http://www.mardin.gov.tr adresindedir.
    (rio, 26.05.2007 14:55)
  24. memleketim olmasına rağman sadece 2 kere o da çocukken gördüğüm şehir. dünyanın heryerinden turist çekerken, benim gitmemem tabii ki utanılacak bi şey.
    (mustafamacit, 28.05.2007 15:25)
  25. mardin, kültürler kavşağı...

    kusursuz bir işçilik.
    aşkla, sevgiyle yontulup perdahlanmış,
    belki de, acıyla yoğrulmuş,
    emek ile, ter ile şekillenmiş,
    büyük taş bloklar,
    işlemeli kapılar...
    yüzyılların sararttığı,
    taş konaklarla süslü,
    her taşın tanıklığında,
    her evin ayrı bir hikayesi,
    ayrı bir gizemi ve sırrı olan,
    her taşı tarih kokan bir şehir,
    bir taş yapı simgesi...
    doğaya, taşa, toprağa ve güneşe saygılı,
    iklime ve insana dost,
    "marduk" kuralları geçerli burada...
    yazılı olmayan,
    ama, babil'den beri geçerli olan yaşam kuralları;
    kimse,
    kimsenin güneşini, havasını kesmez,
    kimse,
    kimsenin suyunu kirletmez...
    zamana karşı bir direnişe tanık olursunuz,
    zamanın durduğu bu kentte.
    öykülerle bezeli bu kent...mardin...

    mezopotamya'da,
    bir dağ yamacında kurulmuş,
    kervan ve savaş yolları olmuş bin yıllarca.
    timur, kustus, iskender ve diğerlerinin,
    hep ağzını sulandırmış...
    içinde,
    çeşitli dinlerin ve dillerin,
    kapı komşu yaşadığı;
    müslümanlar, kameriler ve museviler,
    süryani, ermeni, keldani ve yezidiler,
    kürtler, araplar, çeçenler ve diğerleri
    bir dinsel ve dilsel mozaik...
    hiçbir din ve dil baskın olmamış diğerine,
    yaşam damarını kesmemiş, gücü elinde bulundurduğunda...
    sevgi, saygı ve hoşgörü bir gelenek buralarda,
    nusaybin'de zeynel abidin camii,
    süryani bir usta ve oğulları tarafından inşa edilmiş...
    deyru'z- zafaran manastırı'nın alt katında;
    tavanı, "kilit taşı" ile ayakta duran,
    harçsız, dev taş bloklarla örülmüş zerdüşti ateş ve güneş tapınağı,
    rahatsız etmemiş bugünkü sahiplerini.
    ve korumuşlar gözbebekleri gibi,
    bu güne taşımışlar hiç gocunmadan,
    binlerce yıllık bir kültür abidesini.
    büyüleyici ve muhteşem bir insanlık mirası... bu şehir mardin...

    sapsarı,
    safran sarısı bir gün ışığında,
    mor lacivert akşamlarda,
    üzerine kurulduğu dağa yaslanıp,
    mezopotamya ovasını seyre dalar.
    yüzyılların yorgunluğunu;
    aşağıda dalgalanan yeşil denize,
    üzerinde yaşayan insanlara,
    taşa toprağa ve tüm canlılara
    sevgiyle, coşkuyla bakarak atmaya çalışır,
    kentin yaşlıları gibi...

    yaşlılar;
    çarşıda,
    kapı önlerinde,
    kaldırımlara konulan,
    alçak iskemlelerde oturur çoğu zaman.
    bir yandan serinlenirken gölgede,
    bir yandan da,
    tespih çekilir, tütün sarılır,
    geçmiş yad edilir,
    doyulmamış yaşama,
    ve,
    yaşanmamış anlara derinden bir ahhh çekilir...
    biraz sonra,
    sıcak bir yağmur yağar,
    ve yıkamaya başlar,
    kentin,
    dar ve biçimsiz sokaklarını,
    yaşanmamış anlarla beraber...

    dantel gibi işlenmiş evler;
    çoğunun girişinde geniş merdivenler,
    heybetli sütunlarla desteklenmiş sahanlıklar,
    içerden açmak için,
    bahçe kapısı mandalına bağlı uzunca ipler,
    güneşi boylu boyunca alan,
    dar ve uzun odalar,
    seyrine doyum olmayan cumbalar,
    yol veren abbaralar...
    buralarda ne sevdalar,
    ne acılar,
    ne sevinçler yaşandı kim bilir..

    güneş;
    bütün ihtişamı ve tüm çıplaklığıyla,
    en güzel renklerini buraya taşır,
    sarı, tüm tonlarıyla,
    bir renk akustiği oluşturur dağda, ovada.
    renk sıtmasına tutulur, toprak ve su.
    debelleşir tatlı bir heyecanla,
    bu sancının ürünü,
    muhteşem bir doğum olur,
    güneşin altın renginde,
    üzüm, zeytin, incir ve nar...

    geleneklerin belirlediği haşin bir yaşam.
    kahve içmekten,
    konak ağırlamaya,
    düğünden ölüme
    yaşama yön veren ritüeller,
    uyulması zorunlu katı kurallar...
    bazen de güçsüze, yurtsuza,
    uçsuz bucaksız bir sığınak olur.
    zamansız zamanlarda,
    şiirsel zamansızlık,
    çağlar ötesi kültürlerin harmanladığı,
    kültürler kavşağı...

    dirlik, düzen ve gücün sembolü,
    siyah kıl çadırlarda düğün ve taziyeler;
    sohbet, barış ve dostlukta,
    bazen de ölümde acı kahve "mırra",
    büyük bir huşu ve saygıyla,
    sunulur misafire.
    konukseverlik;
    buralarda bir ibadet gibi,
    bir ayine hazırlanır gibi,
    ikrama hazırlanılır,
    kurallarıyla, adetleriyle...
    öyle ki;
    kestiği hayvanın başı ve organları bile,
    büyük tepsilerdeki yemeğin üstüne konur,
    misafire saygı ifadesi olarak...

    ip atlayan,
    istop, körebe, saklambaç oynayan çocuklar,
    karanfil kokan kırık leblebi...
    hafif is kokan mis gibi yoğurt,
    toprak gibi kokan toprak,
    damlarda beslenen keklikler,
    taklabaz güvercinler,
    gökyüzünün yorgan olduğu,
    yıldızların şarkı söylediği yaz akşamları,
    gündüzleri,
    van gogh'un resimlerindeki mutluluk güneşi,
    akrep ve yelkovanın koşmaktan yorulduğu,
    zamanın durduğu,
    dokunulmamış zamanlar;
    geçmişin ve geleceğin o an yaşandığı,
    çocuksu, özgür ve insancıl zamanlar...

    tek bir dilin sözcükleri değildir,
    burada konuşulanlar.
    birkaç ayrı dil konuşulur şehrin sokaklarında,
    ama herkes her sözcüğü anlar,
    kendisine lazım olacak kadar...
    bir yanda;
    camilerde okunan ezan,
    bir yanda;
    aziz petrus'tan bu yana,
    zangoçun çaldığı çan,
    diğer tarafta;
    doğan güneşe saf tutan insanlar...
    bu kadar baştan çıkarıcı,
    sürükleyici,
    davetkar,
    insanı başka alemlere götüren,
    şaşırtan,
    ağlatan,
    güldüren bir mekan,
    yeryüzünün hiçbir yerinde yoktur...

    necat iltaş
    (2000)
    (zeytin2002, 04.06.2007 16:58 ~ 16:59)
 sayfa  / 2