1. tasavvufi düşünceleri "mürşid,hikmet, vahdet-i vücut, hakikati bulma" boyutuyla insanlara ulaştıran ve birçok dile çevrilmiş eserdir.

    insan yerine sembolik olarak kuşlar kullanılmıştır. uzun ve zorlu yolculuğa çıkan kuşlar kaf dağını geçip simurg'a ulaşmayı amaçlar. içimizdeki en büyük arayışın yolculuğudur bu eser. yaşayan her canlının inancıyla ilgili soruların nedeni olan bir yolculuk...

    bu yolculuk da -günümüzde de olduğu gibi- bazıları kendini kaptırıverir dünyevi olaylara ve işlere diğerleri ise istikrarlı ve inançlı bir biçimde yolculuğa devam eder.
    tasavvuf felsefesinin temelleri atılmıştır böylece. ahmed gülşehri tarafından türkçeye çevrilen eserdir.
    kesinlikle at gözlüğü takıp okunmamalıdır. belki de çoğu kişinin iç dünyasında içini kemiren boşluğun dolmasına yardımcı olabilir...
  2. feridüddin-i attar, otuz kuşun yolculuğunu anlatırken, geride, aşka dair asudeliğinden yüzyıllar sonra bir şey yitirmeyecek metinler bırakır. mantık al-tayr’ın gönlü ve aklı sarsan derinliği, aşka işaret eder her dem. bu aşkın sırrı, hüthütün öteki kuşlara verdiği cevaplarda saklıdır gören için. bu sırlı deryadadan bir katre; “can, sevgiliye verilmek içindir.. ancak bunun için işine yarar. can verirsin de bir an olsun sevgiliye kavuşursun. âb-ı hayat istiyorsun, fakat canını da seviyorsun.. yürü be… canını ne yapacaksın? ver sevgiliye!”
  3. feriduddin attar ın şaheseri. tasavvuf felsefesini çok anlaşılır bir dille anlatıyor. kaknüs yayınlarından çıkan bir çevirisi var türkiyede. ayrıca söylenir ki mevlana daha çocukken bu kitap kendisine feriduddin attar tarafından hediye edilmiştir. mevlanaya ilham olmuştur derler.
  4. iranlı şair gülşehri'nin kaleme aldığı, feridüddin-i attar'a ait eserdir. zümrüd-ü anka efsanesini, tasavvufta mutlak gerçeğe ulaşma yolunda olanların hayat yolunda karşılaştıkları zorluklar ve yanılsamalar bu hikayede sembollerle anlatmıştır...

    türkçede kuş dili ya da kuşların dili anlamına gelmektedir. bektaşi geleneğiyle yetişmiş olan edip harabi'nin kaleminden çıkan vahdetname'nin bir kıtasında:
    "bu sözleri sanma her insan anlar
    kuş dilidir bunu süleyman anlar
    bu sırrı müphemi arifan anlar
    çünkü cahillerden pinhan eyledik"
    bu evrensel dilin edebi sanatlar yoluyla zamanın ve farklı coğrafyaların uzak mesafelerine rağmen nesilden nesile, insandan insana aktarılması kendi masalsı görülebilecek büyülü yapısının bir parçasıdır. anka kuşunun hikayesinin bir çok farklı kültürde efsane olarak anlatılmasını da anlaşılır kılmaktadır.

    mantık-ut tayr:
    ". . . günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler.
    toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül,
    sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. amaçları, padişahsız hiç
    bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir
    padişah seçmektir.

    hüthüt söze baslar ve hz.süleyman'ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. ama, hiç bir kusun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima simurg olduğunu belirtir. ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun "bize bizden yakin, bizimse uzak" olduğumuzu anlatır. simurg'u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. kuşların hepsi de simurg'un sözü üzerine yola revan olurlar. . .

    ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. hepsi de, simurg'u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca "kendilerince geçerli çeşitli mazeretler
    söylemeye" başlarlar. çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asil hedefleri çok daha basit ve dünyevî'dir (!) örnek olarak, bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavus kuşunun amacı cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânin nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveykin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksalanın mazereti zafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.
    bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. simurg'un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.
    hüthüt söz alır ve şunları söyler. söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:

    simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu?
    simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? burada gölgesi
    görünen herşey, önce orada meydana çıkar görünür. simurg'u görecek
    gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. kimsede o
    güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz
    kalmadı. onun güzelliğiyle ask oyununa girişmek mümkün değil. o, yüce
    lûtfuyla bir ayna icad etti. o ayna gönüldür; gönüle bak da, onun
    yüzünü gönülde gör!

    hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde simurg'u aramak için yola koyulurlar. ama, yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktır" yolda hastalanan veya bitkin düsen kuşlar çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. bunların arasında, nefsanî arzular, servet istekleri, ayrıldığı köşkünü özlemesi, geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, şeriat korkusu, pislik endişesi, himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu, kararsızlık, hediye götürmek dileği gibi hususlarla; bir kusun sorduğu "daha ne kadar yol gidileceği" sorusu vardır.
    hüthüt hepsine, bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde aşmaları gereken "yedi vadi" bulunduğunu söyler. ancak, bu"yedi vadi"yi aştıktan sonra simurg'a ulaşabileceklerdir.
    hüthütün söylediği, "yedi vadi" şunlardır.

    vadıler
    merhaleler
    1.vadi
    istek
    2.vadi
    aşk
    3.vadi
    marifet
    4.vadi
    istiğna
    5.vadi
    vahdet
    6.vadi
    hayret
    7.vadi
    yokluk (fenâ)

    bekâ

    kuşlar gayrete gelip tekrar yola düşerler...

    ama, pek çoğu, ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır.
    bu sayılan engellerin hepsi de hakikât yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır. bu hicaplardan sadece otuz kus geçer. bütün vadileri asarak menzil-i maksutlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar, rastladıkları kişiye kendilerine padişah yapmak için aradıkları simurg'u sorarlar.

    simurg tarafından bir görevli gelir... görevli, otuz kusun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. yazılarda, otuz kusun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler
    ve bütün yaptıkları yazılıdır.

    bu sırada, simurg tecelli eder...

    fakat, otuz kus, tecelli edenin (!) bizzat kendileri olduğunu; yani, simurg'un mânâ bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar. çünkü, kendilerini simurg olarak görmüşlerdir. kuşlar simurg, simurg da kuşlardır. bu sırada simurg'dan ses gelir:

    "siz buraya otuz kus geldiniz, otuz kus göründünüz. daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. çünkü, burası bir aynadır!"

    hâsılı, otuz kus, simurg'un kendileri olduğunu anlayınca; artik, ortada, ne yolcu kalır, ne yol, ne de kılavuz...

    çünkü, hepsi bir'dir.

    ayni, asıkla, maşukun askta; habible, mahbubun muhabbette; sacidle, mescudun secdede; bir olması gibi... aradan zaman geçer, "fenâda kaybolan kuşlar yeniden bekâya", yokluktan
    varlığa ererler... (alıntı)"
  5. "aşk bir adamın adını sanını kötüye çıkarıyorsa, süprüntücülükle hacamatçılıkla şöhret bulmaktan daha iyi ya, gene... nihayet, aşık diyecekler" 1762-1764

    "sen darağacındasın, zaman elbette altındaki merdiveni çekecek!"
  6. kelime anlamı olarak kuşların dili demektir. farçadır. simurg'un hikayesi olarak da bilinen iranlı feriddeddin attar'ın kitabıdır. islam klasiklerindendir. eserde gazali'nin 12. yüzyılda yazdığı risaletü't-tayr adlı eserden yararlanılmıştır. tasavvufumuzda önemli yer tutar...kitapta tasavvufun temel prensipleri, özellikleri, kavramları ve inanç yapısı açıklanmıştır. bunlar çeşitli sembollerle izah edilmiştir. vahdeti vucud anlayışı biraz daha sembolize bir anlatımla işlenmişir.

    padişahlarını arayan kuşların serüveni konu edilir. bu arayış içerisindeki kuşlar, aralarında en bilge olan hüdhüd'a danışırlar. hüdhüd aslında bir peygamber tasviridir. hüdhüd'ün "sırtında tarikat elbisesi, başında hakikat tacı vardır". hüdhüd kuşlara, sizin padişahınız simurgtur der. bunun üzerine kuşlar kafdağının ardında simurga ulaşmak için 7 vadiyi, denizi aşmak için bir yolculuğa başlarlar. serüvenin sonunda suda simurg olarak kendi akislerini görürler..

    burada bana biraz hallac-ı mansur'un "enel hak" demesi gibi geldi. çünkü anlaşıldığı üzere simurg aslında tanrı tasviridir. haliyle bir ucu muhyiddin ibn arabi'nin "vahdet-i vucud" una dokunur. simurga ulaşmak için aşılması gereken yedi vadi sırasıyla: talep, aşk, marifet, istiğna (ihtiyaçsızlık), tevhid, hayret, ve fakr ve fena dır. zira bunlar tasavvufta insanın varlığın özüne ulaşması için aşması gereken makamlardır. ali şîr nevaî, attar'ın eserine nazire olarak lisânü't-tayr eserini kaleme almıştır.

    siya siyabend'in orda mısın değil misin şarkısının sözleri bu eserin hayret vadisi bölümünde geçer.
  7. beyitlerle yazılmış alegorik bir mesnevidir.

    eserde her bir kuş , bir zaafı temsil eder ve hüdhüdle karşılıklı soru cevap şeklinde konuşmaları yer alır.

    ilk önce kuşlar zaaflarını beyan eder,sorularını sorar, daha sonra hüdhüd bu soruları cevaplar.


    ''sen o'nu onunla tanı , kendinle değil.o'na gidilecek yolun kılavuzu o'ndan gelir,akıldan gelmez.''


    ''her iki alemde de zerre zerre o'nu ararsan ve bulduğunu sanırsan, bildiğin hiçbir şey o değildir.çünkü o şey sadece senin tasavvurundur.''