man with a digital camera 

adana çık aradan

  1. dördüncü nesil içerisinde yazılarını severek takip ettiğim yeni yazarımız. yazdıklarına bakınca çok şey katacağı ortada görünüyor. kendisini bu giri ile karşılayayım istedim; hoşgelmiştir. faucolt'dan lyotard'dan, goya'dan, bunuel'den bahseden yazarların artması elbette ki temennimdir.

    ayrıca: (bkz: the man with a movie camera)
    (kırbaç süleyman paşa, 28.03.2007 22:02)


  2. @1321893 no'lu girisiyle, darbe zurnacılarının karşısında limon yiyebilme cesaretini göstererek dikkatimi cezbetmiş yazardır.son bir haftadır neredeyse bütün girilerini okudum ve tümümün altına imzamı atıyorum.
    (peaceramon, 10.04.2007 02:59)
  3. kendisini tanımamam. ama sözlükte özgün düşüncelerini korkusuzca savunan ender yazarlardan biri.
    (mustafamacit, 11.04.2007 01:56)
  4. kesin japondur.
    (kolpatusubasa, 11.04.2007 01:58)
  5. kesinlikle ırkçı birisi ve yeryüzünün lanetlilerinın, köksüzlerin ırkını savunur. lacandon ormanındaki yerlilerin örneğin...

    gp-chp-dsp'yi bir araya getiren şey türkçülük dışında bir ırkçılıktır ve en türkçü söylemler de buradan çıkmaktadır. buna dikkat etmeyenlerin bu kadar çoğunlukta olması şaşırtıcıdır...
    (man with a digital camera, 26.05.2007 19:37 ~ 22.09.2007 14:02)
  6. (bkz: @1585839) kesinlikle okunması gereken , birikimi ve bilinciyle genelden ayrı ,dolu bir yazardır."iyi ki gelmiş" dediğimdir ayrıca
    (eleanor, 18.06.2007 14:24)
  7. dikkat çekici, derli toplu girileriyle sözlüğün en iyi yazarlarından biri. düşüncelerinin altına çekinmeden imzamı atacağım kişi.
    (veni vidi pipi, 19.06.2007 00:40)
  8. (bkz: etiketsiz sihirli kutu)
    (lefteyenine, 26.07.2007 19:49)
  9. (bkz: the man who wasn't there)
    (cmkyk, 26.07.2007 20:08)
  10. dikkate değer bir yazar. kimi görüşlerine katılmadığımı söylemem gerek (niye söylemem gerek ki?). ama çoğunlukla gerçekçi çalışıyor. bir de bilgisi çoğu sözlük yazarından daha fazla. aynı başlıklar altında kimi yazarlar "hede hödö" derken bu zat "şöyle olmuş, olay böyle gelişmiştir" gibi bilgiler veriyor, yorum katıyor. sanırsam o elindeki dijital kameranın objektifinden bir şeyler görebiliyor, piksellerine hakim. mayşallah.
    (eksiksizuyum, 27.07.2007 09:20)
  11. sultanhamet meydanında dolaşan, otun bokun fotoğrafını çeken, kafile halinde dolaşan japon evladıdır.
    (dbk21, 27.07.2007 09:22)
  12. kıldan ince, kılıçtan keskince ve ödünsüz cümlelerinin adresi daima belli olsa da, kendisi aslen adressizdir. kah budapeşte'de fotoğraf çekerken görülür, kah kronstadt civarlarından seslenirken. kavramsal bir yersiz-yurtsuzluk değilse de derdi, aidiyet reddidir müsebbibi.

    " o adam ki hareket memuru, ikamete memur edilir mi hiç . "

    çalışır bir yandan, aynı zorunluluklardan nasiplenmiştir bizim gibi. yine de içini öldürmemiştir, insanın insana kulluğunu bitirecek günlere duyduğu inançtan vazgeçmemiştir.

    kazan'da tosca dinlemek için ellerinde yumurta sepetleri opera binasının önünde bekleyen tatar köylülerini görür ve gururlanır. sahneyi çevreleyen altın varaklı estetik orak-çekiç işlemelerini anlatır . vertov'dan hallice kamerasının objektifine takılanlar, hep bizden saklananlardır !

    faşizan laf ebeliklerine, üzerine akademik örtüler atılmış gizli cahil cühelaların diplomalı "yeterlik"lerine, gerici bezirganbaşlarına söyleyecek bir çift sözü daima vardır. bundan gerisini anlamayana da artık sivrisinek sazdır !
    (tante rosa, 23.09.2007 00:55 ~ 01:07)
  13. sözlüğün en sıkı yazarlarından. birikimi ve yorum gücü üst düzeyde. kimilerinin damarına da güzel basıyor.

    en önemlisi, kronstadt * ruhunu taşıyanlardan.
    (kronstadtlı ölü denizci, 27.10.2007 00:49 ~ 00:50)
  14. bilgisi, yorum gücü ve eleştirel bakış açısıyla dikkatimi çeken yazar, sözlüğe çok şey katmıştır, teşekkür ediyoruz.
    (metalkorsan, 08.12.2007 20:58)
  15. (bkz: plan yapmayın plan)
    (man with a digital camera, 09.12.2007 22:46)
  16. (bkz: @2161776)

    biraz geç kalmış bir iade-i ziyaret oldu. joussaince ile aramızda adet oldu; nik altı yazıları sosyalizmin sorunları üzerine odaklandı ve özellikle ben "geleneksel-ortodoks" bir tutumu savunurken, o daha "yeni sol"cu bir tavır aldı.

    tam bu noktada, polemiğimsiye bir müdahale oldu. dijital kameralı adam, fuko üzerinden yürüttüğüm bir akıldan hareketle, fukonun siyasal program çizmek gibi bir amacının olmadığını, dahası, komünist parti manifestosundaki bir söze atıfla, manifestonun herhangi bir siyasi program önermediğini iddia etti.

    şimdi tutup, "yok öyle şey" falan diyecek değilim. sorun, büyük ölçüde, jösonla yapılan polemikte kendini belli eden, "siyasal program-iktidar" sorunu idi. bu minvalde, marx ile engelsi "iktidarsız" olarak nitelendirmek en hafifinden körlük olacaktır. ancak sorun, bir yerde örgüt-öncü teorisinde düğümleniyordu. ya da şöyle tarif edilebilir: işçi sınıfının sosyalizme yürüşü ne şekilde/hangi araçlarla/kimlerle beraber gerçekleşecekti?

    1848 devriminin yenilgisinden sonra, marx'ın bu meseleyi "sosyal-demokrasi" kavramıyla aşmaya çalıştığı iddia edilebilir. ama bu kavramın, yani işçi sınıfını yardımcı ihtiyat kuvvetlerin ortaya dökülüşü, fransada louis bonaparte'ın başa geçişi ve marxın buna dönük siyasi yazıları, en sonu 1871 paris komünü marxtaki "öncülük" düşüncesini çok fazla ilerletmemiştir. hatta, engelsin, alman sosyal demokrasisi ile ilgili yazdıkları, söylemeye dilim varmıyor ama, bugünden bakıldığında "reformist" olarak nitelendirilebilir.

    herhalde, bu tartışmadaki kırılma noktası, lenin değil; kautsky ile plehanovdur. işçi sınıfına "dışarıdan bilinç taşıma" misyonu, onun öncü partisindedir. işçi sınıfının, üretim süreçlerindeki nesnel konumu, sömürülen sınıf olması, onun dolaysız olarak sosyalist ideolojiye eklemleneceği anlamına gelmemektedir. bunun sebeplerinden bir tanesi, sosyalizm mücadelesiyle işçi sınıfı hareketinin birbirleriyle örtüşen(kesişen demiyorum) karakterlere sahip olmamasıdır. daha açığı şu: işçi sınıfı hareketiyle sosyalizm mücadelesinin kaynakları bir ve aynı değildir. sosyalizm, yahut onun bilimsel ifadesi marksizm, işçi sınıfına bir araç ile taşınır. o araç, kautskye göre, "siyasal mücadelenin ışından gelen aydınlar" idi; lakin lenin bunu düzeltti: "ekonomik mücadelenin dışından gelen aydınlar" sosyalist ideolojinin taşıyıcısıdırlar. bu minvalde, etrafımda da sıkça duyduğum "aga bu ülkede parası olan solcu oluyor" sözünü komünistler zaten yüzyıl önce söylemişti. geçelim.

    joussaince, stalinin üretici güçlere yaptığı vurgunun leninden farklı olduğunu, sadece bu örnek dolayısıyla bile, leninle stalini aynı kefeye koymanın yanlışlığından bahsediyordu. leninle stalini aynı kefeye koymadım. sadece leninle stalin arasında dağlar kadar fark aramak isteyenlerin leninle hesaplaşması gerektiğini iddia ediyordum. man with a digital camera ise, siyasal iktidar programı sunmayan focaultyu örnek olarak olarak sunan joussaince'e yaptığım "iktidarsızlık" eleştirisini, marx ile engelsin komünist manifestodaki sözü kullanarak göğüslüyordu. marxla engelsin öncülük hususunda eşitsiz gelişimin birikimini henüz elde edemedikleri için, getirdikleri yaklaşımların reddedilmesi gerektiğini düşünüyorum. marksizmin 19. yüzyıla dair geliştirdiği öncülük teorisi, leninizmle beraber aşılmıştır. sovyetler birliğinin çözülmesiyle beraber karşı-devrimci güruh tarafından geliştirilen "örgüte ölüm" fetvasını ise, sivil toplumcu-iktidardan kaçışçı türkiye solu içine sindirip, iktidarı tırtıklama yollarına gitti. eminim, gramsciyi okumuşlardır; gramscinin, 1980li yıllarda avrupada yeniden keşfedilmesi, avro-komünizmin "oligarşi" yorumu, sivil toplumu ele geçirip devleti adım adım gerileterek bir mevzi savaşı yürütlmesi savları bu dönemin ürünüydü. gramsci, stalinin yorumunu trotskinin yorumuna üstün olduğunu anlarken, avrupada devrimin geri çekildiği, tek sosyalist devletin güvenlik sorunlarının yoğunlaştığı bir dönemi kavramaktaydı. trotskinin anlayamadığını gramsci anladı; ancak gramscideki bu pratik algılayışın 50 sene sonra yeni bir "demokratik devrimcilik"in teorisi haline gelmesi, sovyet sosyalizminin yenilgisi ile birlikte, avrupadaki sol aydınların pratikten kopmaları, sovyet sosyalizmi ile araya mesafe koymayı aydın tavrı zannetmeleri ile de alakalıdır. yani, reel sosyalizm ne kadar suçluysa, aydın da o kadar suçludur. ve bu işi bilinçli yapanları "uşaklık" ile suçlamakta, kanımca bir beis yoktur.

    kameralı adamın müdahalesi, ola ki, yalnızca "marxta öyle değil böyleydi" demek içindir. yani, öyle düşündüğünden değil; vakıa olduğu için söylemiştir. eğer öyleyse, bu da sözlüğe düştüğümüz bir not olsun. yoksa, çok gral adamdır kameralı. saygılar abi.
    (ellaam, 12.02.2008 21:54 ~ 21:56)