|
|
- "it's about incest; and it's about murder; and you know all those good things. and if you can picture it in your mind, the third song takes place in a jail cell. so this is our own little mini-opera here." - eddie vedder, 6/18/92
"it was a kind of a sick, disturbed rock opera -- if nietzsche were to write a rock opera..." - jeff ament
alıntılardan da anlaşılabileceği gibi, mamasan 3 şarkıdan oluşan bir mini operadır. pearl jam'in mini operası. ensest, cinayet, hapishane-idam üçgeninde yol alan mükemmel bir eser, pearl jam'in voltron'udur.
öncelikle bu üçlemeyi oluşturan şarkılar sırasıyla şöyledir:
- alive
- once
- footsteps
ilk iki şarkıyı şüphesiz ki duymayan kalmamıştır. footsteps ise aynı albüme * ait bir b-side'dır. ayrıca b-side'ların toplandığı lost dogs albümünde de bulunmaktadır. footsteps, temple of the dog'da bulunan times of trouble ile aynı besteye sahiptir*. şarkıları benzetirseniz şaşırmayın.
bu üçleme aynı zamanda pearl jam'in de başlangıcıdır. en kısa şekilde şöyle anlatabiliriz:
mother love bone'un dağılmasından sonra stone gossard, jack irons aracılığı ile tanıdığı eddie vedder'a üç adet bestesini gönderir. eddie vedder da bu bestelerin üzerine söz yazıp, kaydedip geri gönderir. alive, aslında dollar short isminde olması planlanan bir şarkıdır. once ise agytian crave isimli bir enstrümental demodur başlarda. footsteps'in hikayesini biliyorsunuz zaten bir önceki paragraftan. eddie ise bu olayları şöyle açıklıyor:
"jack [ırons] sent me three of their songs. i had them in my head from the night before at work, and i went surfing and had this amazing day. the whole time i was out there surfing, i had this stuff going through my head -- the music -- and the words going at the same time. i put them down on tape and sent it off. i didn't really know what stone [gossard] and jeff [ament] wanted. the music just felt really open to me. then i thought, 'wow, the music is really good; maybe i should have paid more attention. maybe i should have written it down. maybe i should have really listened to it before i sent it off.'
böyle bir üçlemenin varlığı ilk defa '92 zürih konserinde ortaya çıkmıştır.
"do you understand english when i talk to you? cuz i was gonna tell you a little story that the next three songs -- we've never really played them together, but they go together. it's all one story, um...do you want to hear about it? i haven't told anybody about this before. i don't want to ruin any interpretations of the songs that you have, you know?" (yani diyor ki: ingilizce konuştuğumda anlayabiliyor musunuz? çünkü bundan sonraki üç şarkıda size küçük bir hikaye anlatacağım. bunları daha önce beraber çalmadık, ama bu şarkılar beraber ilerliyorlar. hepsi bir tek hikayeyi anlatıyorlar. bunu daha önce kimseye anlatmadım biliyor musunuz? şarkıdan çıkarmış olabileceğiniz manayı bozmak istemedim.) daha sonra ise sadece 4-5 konserde arka arkaya çalındı sanırım bu şarkılar.
üçlemeyle ilgili bilgileri verdikten sonra şarkılara geçeyim. bundan biraz da ten albümü hakkında yazarken bahsetmiştim. (bkz: ten/!twinkle)
alive, bütün bu olayların başlangıcıdır. mutlu sayılabilecek bir ailede baba ölür. anne, babayı çaresiz bir şekilde sevmektedir. çocuk büyüdükçe babasına benzer. anne başka birisiyle evlense bile asla kimseyi eski kocası kadar sevemeyecektir. oğlu dışında... çocuğun büyüme çağının sorunlarına bir de babasının ölümü eklenmiştir. bunlarla uğraşırken annesinin kendisine karşı hissettiklerinden habersiz büyür.
şarkının ikinci kısmında ise çocuğun olan bitenden haberi olur artık. "'oh she walks slowly into a young man's room. i can remember to this very day... the look... the look!"
sonrasında ise annenin kurşun gibi sözleri gelir. şarkının isminin niye alive olduğunu anlarız:
is something wrong, she said
well of course there is
you're still alive, she said
oh, and do i deserve to be
is that the question
and if so... if so who answers? who answers?
anne aslında "you're still alive" derken konuştuğu oğlu değildir. o karşısında sevdiği eşini görmektedir. fakat ona oğlu cevap verir bu sözler üzerine: "do i deserve to be?"
once, alive'da yaşanan olaylardan sonra çocuğun durumunu anlatır. çocuk, başına gelenlerle nasıl başa çıkabileceğini bilemediği için kontrolünü kaybeder (once upon a time i could control myself). bir katil olmuştur artık.
"i got a backstreet lover on the passenger seat,
i got my hand in my pocket, so determined, discreet... i pray!"
kısmından anlaşılabileceği gibi kahramanımız modern bir karındeşen jack olmuş, fahişeleri öldüren bir seri katile dönüşmüştür. sanırım eddie vedder bu durumu "kötü bir hayatla hesaplaşmanın modern yolu." olarak niteliyordu. bu tip bir seri katil olmayı yani.
footsteps ile mamasan üçlemesi hapishanede, idamı beklerken biter. bu şarkıyla ilgili şöyle söylüyor eddie: "that song sounded like sitting in a jail cell. it's about a guy who was tortured as a child, which is the reason behind him turning into a mass murderer."
i did what i had to do.
if there was a reason. it was you.
bu kısımda kime seslendiğini açıklamaya gerek duymuyorum. "i got scratches all over my arms. one for each day since i fell apart." kısmıyla son bir kez vurduktan sonra "footsteps in the hall..." diyerek biter bu mükemmel üçleme. kahramanımızı götürmeye gelmişlerdir artık.
eddie vedder, rolling stone'a verdiği röportajda bu üçlemenin hikayesini anlattıktan sonra şöyle der: "i'm just glad i became a songwriter."
katılmamak elde değil.(twinkle, 23.02.2008 13:34 ~ 13:41)
|