mahrem gözden sakınılması gereken , kendine özel.
"mahremiyetin gitti mi elden , sen de gitmelis in tez elden"
mahrem , görülmemesi gereken , katman katman içinde gizem barındıran , lüle lüle sırları ile herkesi kendisine çeken...
mahrem , yaşanmışlığın getirdiği rahatlığın yaşandığı an, insanın kendisini en özgür , en saf , en kem gözlerden uzakta hissettiği yer , zaman...
roman karakterine göre "zaman ve mekan sonsuz" fakat mahrem biricik , gizli bir fetiş , susuz bir çağlayan...
öyle bir roman ki mahrem , bir bugünü, bir yarını , bir dünü aynen devrik cümle misali , zamanın kendine has sırasında olmayan bir biçimde inceleyen.. ve bir o kadar hikayenin ve yalnızlığın ve unutulmuşluğun ve gözlerin getirdiği acımasızlığın aynası. keramet mumi keşke efendi gibi bir kalem çizgisi misali , ruhsuz gözlere sahip bir karaktere , adı koyulamayacak derece de kilolu bir kadına sahip bir roman..
öyle bir masalsı roman ki bu , öyle çok hikaye var ki içinde , başından sonuna kadar bekliyor insan nerede bağlanacak bunlar diye. halbuki romanın sonu hikayeleri bağlamıyor , hikayeler romanın sonunu bağlıyor adeta. her bölümün adının özelliği ancak kitap sonunda , her satırın her cümlenin önemi ancak okuyucunun kafasında... anlatılan hikayeler hepsi birer hayal. ve bu hayaller gerçek gibi , yaşanmış gibi bir zaman. fakat yazar o kadar şizofren bir anlatım kurmuş ki , insan elinde olmadan şaşırıyor roman bitiminde. yaşananlar aslında yaşanmamış , ama yaşanılması gerekenler olmuşlar bir yerde..
bir insanın zayıf olmasına rağmen şişko bir kişinin yerine kendisini nasıl koyabildiğini görmek için , sırf içindeki nazar sözlüğü için bile okunulabilecek bir kitap bu. evet
elif şafak türkiye yazarlar biriliği roman ödülünü (2000) aldığı zaman bunu gerçekten haketmiş. görmeye ve görülmeye dair gerçekten...
biçimsel açıdan ise kafiyeli slashlı cümleler bekliyor sizi. noktalama işaretleri olmadan , büyük küçük harf bulunmayan yerlerde var. ve bunlar gerçekten eğlendiriyor insanı. baştan sona bir kurgu ; geçmiş , bugün , yarın olmak zorunda değil diyor kitapın zaman algısı. ve bunu öyle bir kanıtlıyor ki kitap, bittikten sonra tekrar geriye bakmak zorunda kalıyorsunuz."nasıl yani "diyorsunuz , "böyle mi bitti"... ama bitmemeliydi. çünkü hiçbiri yaşanmamıştı...