-tutamak sorunu. insanın bir tutamağı olmalı.
+anlamadım.
- tutamak sorunu dedim. dunyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir sey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. herkesin -veli aga'nin öküzleri gibi öküz yoktur- demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki degerlerin ikiyüzlüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gercek sevgiyi.
bu diyaloğu yazma gereği hissettirdi bu arı bana. yazılarını okudukça aklıma sürekli oğuz atay ve tutunamayanlar'ı geliyor. fazlasıyla etkilenmiş gibi. ama güzel yazıyor. ensesindeyim.
'mutluluk nedir diye sorarlar dinlerin büyüklerine, buda, musa vs. hz muhammed'e gelir sıra; "mutluluk hayatı olduğu gibi kabul etmektir" der "oysa insanlar o kadar çok şeyi değiştirmeye çalışıyorlar ki...'
daralan çemberlerin varlığından haberdar edip, eşyaların anlamlarını değiştiren kişi. bir de böyle diyor, böyle bir adama.
insan hiç mahmur bir beste dinleyip, silkelenir mi? oluyor işte. bal gibi oluyor.