basketbolun anlamı. onunla aynı takımda olmak için neler verilmezdi ki.
elini babacan bir tavırla takım arkadaşının omzuna koyup, "bak eleman perdeden çıkacaksın, ben de sana pasımı yollayacam" deyişini duymayı, şampanyalar altında çılgınlar gibi
we are the champions diye çığırmayı,
byron scott'a yaptığı esprilere kulak misafiri olup yarılarak gülmeyi,
pat riley'den taktik aldıktan sonra yanına çömelip gaza getirici laflar sarf etmeyi, onun attığı pası smaçla tamamlamayı, atılan üçlükten sonra sırtına "helal koçum" diyerek vurduğu elinin verdiği motivasyonu hissetmeyi, o meşhur hookunu elinden çıkarırken
boston celtics hayranlarının "aha şimdi zıçtık" der gibi bakışlarını görmeyi, garden'da çocuklar gibi şen halini, "be cool" manasında yaptığı el hareketine baş parmağı havaya kaldırarak cevap vermeyi, otuz iki dişini gösterdiği gülüşünü yakından görmeyi kim istemezdi.
aşağı yukarı herkes isterdi. celtics hayranları hariç.
peki onu savunmak kim isterdi peki? bak onu çok kişi istemezdi. ama benim için ondan feyk yiyip kıç üstü düşmek bile büyük bir onurdur. ama doğal olarak onu yenme umudum pek olmazdı.
hiv'nin bile yenemediği birini kim yenebilir?
(bkz:
we believe in magic)