lisede yıllık yazıları toplanmaya başlamıştı. sevdiklerimi sona bırakıp benden yazı isteyenlere, pek fazla samimi olmadıklarıma yazmaya başlamıştım. derste hocayı dinlemek yerine yazı yazıyor, tenefüste de kime yazdıysam ona götürüp veriyordum. herkes "bana da yaz, bana da" diye geri dönüyordu. iyi yazıyordum vesselam. hiçbirini kırmadan hepsine yazdım, samimi davranmadım belki ama hep güzel şeyler yazdım.
sonra sıra; benim canım sıra arkadaşım, tek dostum ayşe'ye geldi. boğazım düğümlendi; yazamadım. gözlerim nemlendi; kağıdı ıslattı. sonra bir aksilik daha oldu; kalemimi kaybettim. halbuki en güzel yazıyı ona yazmak istiyordum ben. ne çok anımız vardı, ne çok söyleyecek şeyim vardı. tutulmayacağını bilsem de bir sürü söz vermeliydim ona, en büyük yeri ben kaplamalıydım onun sayfasında. çünkü benim sayfamda onun yazısı kaplıyordu. son gün; yazamamanın utancı ve ızdırabı içinde bir şairden araklanmış bir şiir verdim, ona.(ulan o şiiri de yanlış yere koymuşlar, öğrencilerin yazdığı şiiriler sayfasına. millet x şairin şiirini araklamış, kimse de çakmamış demiştir!!) bir şey demedi ama kırılmıştı. herkese yazmıştım da bir ona yazmamıştım. öyle sanmıştı.
halbuki insan sevdiklerine yazamıyor. yeterince yazamam, ona ne hissettiğimi anlatamam diye korkuyor. saçmalamaktan, yazdıklarını onun beğenmemesinden korkuyor.
neyse, ayşe üç yıl geride bir acı/ sessiz hatıra olarak kaldı.
madalyonun güzel yüzü! bu kız gerçekten çok güzel. güzeller güzeli. bir gören bir daha görmek ister, dönüp dönüp bakarlar ona. şiirler yazarlar, yoluna çıkarlar... çok güzeldir! ömrüm boyunca hep yanımdaydı. hiç kıskanmadım onun güzelliğini. o, arada sırada "kıskandın, kıskançsın" der, damarıma basar(dı); ama ben onun güzelliğiyle gurur duyar(d)ım. bu bahsedilen güzellik hep benim yanımdaydı çünkü.
insanların ne kadar çekemez, haset, kıskanç, yalancı, acınası, adi varlıklar olduğunu ben bu afeti devran sayesinde öğrendim.
bu cancağazım kimseye kötü bir şey demiyordu, kötü bir şey yapmıyordu. sadece kimsenin olmadığı kadar güzel, akıllı, ahlaklı...ydı. kadınların, güzel kadınlar karşısında korkup ne kadar çirkinleşebileceklerini gördüm, ben.
ne saçmalıyorum ya ben? güzel şeyler yazmalıyım!
mesela başıma ne b.k geldiyse bunun yüzünden gelmiştir.* yalan mı? hep etkisi altında kalmışımdır, onun. evet, hep senin etkin altındaydım! kendimi ispatlamaya çalıştım. sen hareketli müzik dinliyorsan ben slow takıldım. sen almanca öğrenmek isterken ben fransızca dedim. ranzanın üzerinden mi atladın, ben de denedim. sen yemeğini yemedin diye ben de yemedim. halbuki ben söz dinleyen bir velettim. yaramaz olan sendin.
benim hiç okul arkadaşım olmadı, her şeyimi paylaşabileceğim. ayşe'den başka. çünkü hep madalyonun güzel yüzü yanımdaydı. gerek duymadım başkalarına. o benim sınıfıma bir kez olsun gelmedi ama ben onun sınıfından çıkmadım; hep yanındaydım. onun hocaları bile, beni hocalarımdan daha çok görürdü.
bazı kızların hani hayatta böyle imrenerek baktığını kızlar vardır ya, ama az sayıdadır genelde! çünkü kadınlar birbirine imrenerek bakamaz. ben hep ona imrenerek baktım, tüm herkesin ona baktığı gibi.
ama gel gör ki bu kız kendini hiç sevmezdi. dünyanın en şık giyineni de olsa aynaya bakıp "ay çok mu rüküş oldum?" derdi. bu sırada dünyanın en rüküşü ben "bugün çok şıkım eheh" şeklinde yanına gelip de bunu duyunca depresyona girerdim. "kızım süpersin. deli misin? alay mı ediyorsun?" demekten dilimde tüy bitti de artık bu sorularına cevap vermemeye başladım. hep alay mı ediyor acaba diye de şüphe ettim.
özgüvensiz falan da değil, böyle anlattığıma bakmayın. otobanda altındaki vosvosla subaruyla kapışmaya kalkar.
ben ne halt yediysem bu kızla yedim. ya da onun yüzünden yedim. bazen de uzaktan izledim. o gondola binerdi. ben cesaret edemezdim.
sevgilisiden ayrılmıştı bir keresinde, onun üzüldüğü kadar ben de üzüldüm. sonra bir çok defa ayrıldı sevgililerinden, bu sefer ben üzülmedim. her şeyin bittiğini, bitebildiğini öğrenmiştim. ama bu kız öğrenememişti. hep, hep, hep üzüldü. çünkü hep çocuk masumluğu ve saflığındaydı. hep gerçekleşmeyecek bir rüyaya inanmaya kalkıyordu. belki de hala umudu vardı. hala daha umudu var... sırf onun bu umudunu gördüğü için allah, sırf o bu kadar inandığı için, gerçekleşecek bu rüyası. ben öyle inanıyorum. ben de mi inanıyorum, ne?*
sonra yatağımın altından ya da kapı ardından çıkacak canavardan korktuğum gecelerde, onu çağırırdım yanıma. küfrede küfrede gelirdi; ben hiç gelmeyecek sanırdım. ama gelirdi. birlikte yemek yerdik. maydonoz benim dişimde kalırdı. o peçete ile ağzını silip masadan kalkardı. üzerine yemek döken de ben olurdum, denileni anlamayan da. o hep güzeldi.
böyle narin anlattığıma bakmayın. ben ne kadar arada kalmışsam o da tam tersi. hayatta belli bir duruşu, çizgisi olan biri. serttir.
acayip sinirlidir, çok asidir. fena küfreder, piç kurusu* ben çok güzel hazırlanmış, dışarı çıkarken "bu kılıkla çıkmıyosun herhalde" der ve beni yerle bir eder. "ne var kılığımda?" falan takılırım ama sonra gider, değiştiririm üstümü. o kadar güvenirim ona. ama biz çok zıttız.
bir de acayip komiktir. ama esprili biri falan diye değil. sadece gülmeniz için size malzeme verir. komiktir. çok gülerim kendisine.
len bi tek ben kalmışım sözlük bilmeyen derken kendisini hatırlamamla beni rahatlattı. varlığıyla beni rahatlatandı. şimdi siz ona "ekşi sözlükte şu başlığa baksana" deseniz bu sevgili kardeşim, kankam, ezeli rakibim, can ciğer kuzu sarmam www.eksisozluk.com yazar. vallahi böyle yazar, sonra sayfa açılmıyor diye sizi fırçalar.
yanaklarım al al, allah'ın sopası yok editi: bana bilgisayarı kim öğretti? elime klavyeyi kim verdi? unutup ahmaklık yaparsam olacağı bu!!! adres açılıyor yahu!!! bunu bana yapmayacaktın ssg!!!
edit: ilk ediit okuyunca "ssg kim lan?" dedi bana, haksız mıyımbe sözlük? ehehe
bir de seslenirsiniz seslenirsiniz cevap vermez size.
gece gibidir. ama benim lady midnightlığımdan uzaktır. o ışıklı, hareketli bir gecedir. geceler yorgundur ve kimbilir neler saklar içinde ama saklar. hiç belli etmez kimselere. pırıl pırıl, hareketli, canlı bir gecedir. afilidir. içine katılmak, kaybolmak istersin.
amma nazar değiyor şu kıza. başına gelmeyen kalmadı. (ama hiç de akıllanmadı- bu başka bir girinin konusu*)ben "kurşun döktürelim, hacıya hocaya gidelim" falan derim. inanmaz böyle şeylere. ne de iyi eder. ben hala inanırım bana söylenenlere. bir umut derim. o inanmaz. buna inanmaz ama gider fal baktırır. ona inanır. türk filmlerini, pembe dizileri izler, onlara inanır. ikimiz de çok salağız be kızım.
bir de benim yazdığım absürd yazıları beğenir. ama bu yazıyı beğenmeyecek eminim. beğenmemekte de haklı. ben sevdiğim kişilere güzel şeyler yazamazken canımın canına nasıl yazayım?
en demli çay da olsa ,en erimiş kaşarlı tost da olsa o olmayınca kahvaltımın tadı olmaz, mesela. bazı geceler dertleşiriz. bazı gündüzler birbirimize gireriz. bi acayibiz. ama biz birbirimizi böyle severiz.
aslında dünyayı gezmek, uçmak istese de yüreciğinin aksine, onun hayalleri küçücük. küçücük ve temiz hayalleri var, bu kocaman ve kirli dünyada. hayallerinin merkezine sonsuz sevgiyi koymuş. onsuz nefes bile alamaz olmuş sonra.
ben ne kadar evlilik karşıtı isem o, o kadar kuracağı mutlu yuvanın peşinde. aslında en güzeli de onun yaptığı ama yanlış zamanda be güzelim, lale devirlim*
deniz kızı gibi yüzer bu kız. her şeyi benden daha güzel yapar. ama hiç gocundurmaz bu beni. atlamaya korktuğum yerlerden atlar. güvence verir bana. artık ordan atlamaya korkmam. çünkü o benden önce atlamış ve işte oradadır. korkulacak bir şey yoktur.
kafamın almadığı bir şey olduğunda, ne yapacağımı birine sormam gerektiğine hemen gider, onu bulurum. o da bana bakar, "bu kız cidden arıza mı?" diye. sonra kafamın almadığı şeyi anlatır, öyle basittir ki benim anlamadığım şey ya da o öyle basit anlatmıştır ki. annemin saçımı kendimin kestiğini nasıl anladığını da ona sorardım, mesela. (bkz: @1217261)
yaz akşamındaki o salıncak sesi gırçç gırçç gırçç, sonra yaptığımız kumdan kaleler, denize işeyince beni yanından kovman. yahu sen bu kadar mı kusursuzdun? hiç işemedin mi cidden denize?* hiç hıçkırıl tutmadı mı seni?
madalyonun güzel yüzü demişsin. bir türlü anlamamıştım nedenini. evet, güzeldin ama anlamamıştım işte. sonra yazdığın giriyi gördüm, kullanıcı adlarının kökenleri'nde. dank etti. bir gün bir madalyon yaptırmışsın. bir yüzünde sen bir yüzünde de o son giden. şimdi geriye bir tek güzel yüzü kalmıştı. çok acıklı be!
o zaman madalyona laf etmiştim ama ben yaptıramadım diyeydi. hem benim madalyonumun diğer yüzüne koyacak bir resim de yoktu.
sana radyoda bir şarkı armağan etmiştim, bi keresinde. radyoya gelip "ulan bana bunu mı armağan ediyorsun" diye güzel bir teşekkür etmiştin.
sonra çekirdek çitleyişi ve cafenin tam ortasına oturup sigara içişi. ben herkesin içinde sigara içen kızları sevmem. yalancı bir tutuculuğum vardır(vardı), benim. hep kavga ederiz(dik) bu yüzden. sonra yalan yanlış şarkı sözlerime kafayı takmıştır. deli midir nedir? sanki broadway'da sahne aldım. sana ne be güzelim, istediğim gibi söylerim şarkıları. ben yanlış söylerim, o düzeltir. bazen ben anlamadığım yere sorarım, bu sefer de söylemez. bir acayibiz demiştim ya başta zaten.
bir de son söz; "silkin ve kendine gel, kayboldun belki ama ne yapman gerektiğini bilirsin sen"
tekrar yazacağım. çok yazacağım. başımıza açılan belaları, içine düştüğümüz sevgi çukurlarını ve geyik anlarımızı... inci gibi akıttığın gözyaşlarını, ig iggh diye attığın kahkahalarını, bir şeyler yerken seni güldürünce üzerime püskürtüşlerini. ve kaybolan her eşyan yüzünden asılsız yere beni suçlayışlarını.
bugün tacım kırıldı, çok üzüldüm.
geleceğin bilmem nesi olamasan da, yarın saç başa girecek olsak da. ne halt yersek yiyelim ve birbirimize küfürler edelim, oraya gidelim, bunu yapalım planları yapıp hiçbirini gerçekleştiremeyecek olalım...
seni çok seviyorum sevgili kardeşim!
len senin için profiterol aldım. hala yemedin* pardon ****
madalyonun güzel yüzü her şeyde güzel bir taraf olacağını ifade eden bir tamlamadır..umarız ki yazar da bu güzel bakışı yitirmeden devam eder yazılarına..
feminizmin sınırlarını aşıp kime saldıracağını şaşırmış ama yine de beni şu mesajıyla güldürmüş yazar:
-en iyisini yapmış asıl acımasız kıza bunu yaptıgı gibi bi de kalkıp söyleyenidir, bi de bırakıp gitmemesini beklemektir @718983 -:) o acımasız kız benim...
ve acımasız olduğum için mutluyum..desem??
erkek sanaraktan mesajlaştığım, bayan olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığım bi yazar.
elişi, dantel, oya konusunda yüksek ihtisas yapmış olması muhtemel.
onlarca olası ortak aktivitede yahut ortak hobide buluşma şansı varken, ilk etapta ikimizin de hemen eti cicibebe'de buluşması ortak nokta sayılabilir mi, yoksa burada ortaklık sadece acıkmış iki bünye midir, muallakta kaldığım hoşgelmiş yazarcan...
bahtsız bedevidir. nerde terslik var onu bulur.
telaşlıdır, her daim heyecanlıdır, bazen sessiz bazen kapı gıcırtısı kahkahasını savurur.
genelde gözlerinin içinde yıldızlar parlar, ağlasa da gülse de parlarlar.
hatalarından ders almak istemeyecek kadar mazoşisttir ve hayatın ona istediklerini, madalyonun hep güzel yüzünü sunmasını, hep dua ettiği gibi her şeyin gönlünce olmasını dilediğim hayalperest bir sözlük yazarıdır. hüzün kokar teni, gülüşüyle laleleri andırır.
biblo gibi kırılgandır. yeri gelir çok sever yeri gelir çok üzülür ama hepsinin hakkını verir.
masallarda yaşar, brezilya dizilerinin müdavimidir.
her selvi boylum al yazmalım izlediğinde ağlayabilecek kapasitede muslukları açıktır.
kimi zaman çekingen, soğuk ve dırdırcıdır. ama en çok kendi kendini yer bitirir, tırnak ve çekirdek yemediği zamanlarda tabi!
orucunu çayla açacak kadar tiryaki, kendisini topuklu ayakkabısıyla sindirella sanacak ve buraya bunları yazacak kadar anguttur!
bir de burdan kopya çekip yıllığa kendisine yazı yazacak kadar da zekidir!
yazdığım her yazı için bi yorum yapıp beni çok çok mutlu eden sözlük yazarıdır. meraktan tüm girilerini okuyunca aslında neredeyse aynı şeyleri düşündüğümüzü de farkettim. bundan sonrakiler için de takipteyim...
she whisper: ben gidiyorum, sana da bir şeyler yazmamı ister misin?(iç ses: sana yazmadım diye çene yapmazsın di mi?)
m.g.y: nereye ya? gitmeee laann. (iç ses: sensiz buraların tadı olmaz, gitme be)
her zaman senden akıllı ve doğru bir şekilde yaşayacağımı düşünürdüm. çünkü sen benim tırmanamadığım tehlikeli yerlere tırmanırdın. gidemediğim uzak ülkere giderdin. konuşamadığım insanlarla kanka olurdun. bela mıknatısı olmaya müsaittin.
oysa şimdi durduğumuz yerlere bak. ben hiç mezun olamayacağım sanırım, evlenmeyi de düşünmüyorum, dost da edinmem. bilirsin işte. yaptığım tek şey, kızdığınızı bile bile, demli çaylar içmek ve boncuk lafı karşısında istifra etmek.
keşke azıcık senin gibi olabilsem. çok az, hayatıma devam edecek ve kuluçkamı terk edebilecek kadar.*
hala anlamış değilim neden o filmi izlemediğini ve havuzda yüzen she'nin aksine kocaman okyanusta yüzüp nasıl da boğulmadığını. daha bir çok hareketini ve neyi- neden dediğini de anlamayacağım üstelik.
yok abicim loser havasına falan girmiyorum. diyorum ki güzel bi kahvaltı yapalım artık. yaz geldi, kızlarla buluşalım. eşyalarımızı ortak kullanalım(araya sıkıştırıyorum, çakmazsın umarım ahah!) di mi ama?
elimde kalanlarla ancak bu cümleleri kurabiliyorum, idare et. ama seni seviyorum. en demli çayın, en kaşarlı tostun onsuz tadı olmaz diyorum. başka söze gerek var mı ki?
acıyı bir mıknatıs gibi kendine doğru çekmekten büyük bir haz duyan,
her daim yelkenleri fora,
gözü kara...
yanlış yerde, yanlış zamanda...
bir başına...
bilemem nereye sürüldüğümü bekleme
belki kaybolup gidecek bu yürek
karla kaplı yüreğimde
hüzne doğan kır çiçeğim