değişik kurgular üzerinde ışık ve ses efektlerini kullanarak seyirciyi korkutmaya çalışan yönetmenlerden bir tanesi.soyadını ilk seferde okuyana plaket veriyorlar bi de.
the village adlı filminde yukarıdan sallanan tüylü mikrofonu beyaz perdeden bir an olsun eksik etmemiş olan yönetmen.
film boyunca bi kasvet bi gerilim vardır. başarıyla sizi bi olumsuzluk beklemeye karamsarlığa iter. hafif hafif de gerer. ama neticede "e noldu şimdi? bu muydu?" dersiniz. ama yarattığı karamsarlık ve beklemek ilginçtir. başarı sayılabilir.
ismi nayt şamalan diye okunan, yeni filmi lady in the wateri heyecanla beklediğim film yönetmeni.
signs filminin dubble disc editionunda çocukken yaptığı bi film vardır ki "bu adam nasıl bukadar başarılı oldu" dedirtir. filmlerinde uzun sahneler ve az montaj kullanmasıyla ünlüdür, bunun için tiyatro tecrübesi olan oyuncuları seçmeye özen gösterir.
kendini tekrarlama polemiğine kesinlikle katılmadığım,tadından yenmez senarist ve yönetmen.
21 temmuz'da gösterime girecek son filmi 'lady in the water'da bryce dallas howard ile yeniden çalışması ve korku=gerilim=dram üçlemesine suyla yön verecek olması filme bilet almak için çok da düşünülmeden bulunabilecek bahanelerdir.
yaptığı filmlerin kalitesi ve başarısı git gide düşen yönetmen. kariyerine
wide awake ve
praying with anger adlı iki filmle başlamıştır ama bunlardan sonraki filmi
sixth sense ile başarıyı yakalamış ve gelecek vaadeden yönetmenler kategorisine girmiştir. sonraki filmi
unbreakable'la süperkahraman olayına farklı bi şekilde yaklaşarak sixth sense kadar olmasada başarılı olmuştur. fakat gelin görün ki sonraki filmleri sırasıyla
signs,
the village ve son olarak
lady in the water'la gitgide kötüleşen performanslar vermiştir. filmleri gitgide kötüleşsede vazgeçemediği tek bişey vardır, o da kendini
cameo olarak her filminde göstermesidir.
lady in the water filmiyle en kötü yönetmen seçilerek ödüllerinin arasına
altın ahududuyu da eklemiştir.
lady in the water dışındaki tüm filmleri izlenmeye değer derecede güzel özellikle signs ve sixth sense . filmlerinde olayların hiç beklenmedik bi şekilde gelişir ve şaşırtıcı bir sonla biter.
gerilim ,korku ve fantastik öğeleri çoğu zaman gerçek hayatla başarıyla birleştirebilmiştir. zaten filmlerinde ki ikna edicilik ve gerçekçilik, gerçek hatala kurgu arasında kurduğu başarılı bağ sayesindedir.her filminin seneryosu ve yönetmen koltugu kendisine ağittir ve her filminde kendinede ufak bir rol veren hindistan asıllı yönetmen.
(hiçaçı, 05.10.2007 15:53 ~ 15:53)
hepsi hepsi tek atımlık kurşunu olan, onu da "the sixth sense" ile atmış olan, birde kabiliyetsizliğine bakmayıp utanmadan filmlerinde rol kesmeye çalışan yönetmen bozuntusu.
filmleri çekim kalitesi açısından başarılı olmayan ve filmlerindeki diyalogları sıradan olan ancak "beklenmedik son" kavramı ile öne çıkan yönetmen. nitekim 5-10 film çekilerek, çok başarılı bir yönetmenin yanında staj yaparak kamera kullanma teknikleri öğrenilebilir, ancak sağ gösterip sol vurmayı öğretebilecek bir kişi olduğunu sanmadığımdan, takdir edilesi yönetmen.
(phoarbix, 11.04.2008 14:01 ~ 04.05.2008 14:23)
the sixth sense ile yakaladığı rüzgarı ve mazhar olduğu övgüleri sanki bile isteye alaşağı etmek istercesine her filminde daha da vasat işler çıkarıp dibe vuran yönetmen. signs'dan sonra daha kötüsü olamaz herhalde dedik lakin the village ile sözümüzü yutturdu bize sağolsun.
twist twist diye yaptığı işi sıvamaya başlamış yönetmendir. otur adamakıllı senaryo yaz evvela şamalancığım. en azından bi soluklan hele. tamam twist twist de nereye kadar böyle son senaryolarla.
amma
unbreakable süper filmdir.
entourage dizisinin bir bölümünde konuk oyuncu olarak yer alan yönetmen.
uzun zamandır size yazmayı düşünüyordum bay shyamalan. öncelikle kafanızın karışık olduğunu biliyorum. hayatınızdaki değişimleri medyadan takip etmeye çalışıyoruz. bu değişimler sizi ortada bir yerde bırakmış olabilir.(doğu batı, banliyo malikane)
insanların düşüncelerine değer vermek ile kulak asmamak arasında gidip geliyorsunuz sanırım. her şey değişiyor bay shyamalan, bunu siz de biliyorsunuz. gün oldu size "altıncı his süper filmdi efendim, şu dvd'yi bir imzalasanız?" dediler, gün oldu size bakıp "bu lady in the water'i çeken adam değil mi?" deyip gülüştüler. tahminimce bunlardan dolayı seyirciye kırgınsınız. evet ,evet kırgınsınız.
unbreakable'den sonra da sizi aşağılayan kaliforniya bebeleri oldu. bu yüzden kendinizi kötü hissedip unbreakable'i üçlemeye taşımadınız. şevkiniz kırılmıştı, belki de seyirciye inancınızı da yitirdiniz. yine de eleştirilerden kaçmak için filminizde(sudaki kız) eleştirmen öldürmenize gerek yoktu gerçekten.
bir janra yönelmenizde hiçbir sakınca olamaz. bu yalnızca sizi bağlar fakat her filminizin komplo,inanç,paranoya etrafında dönmesi olayı sizin zararınıza. ayrıca sadece sürpriz sonlara bel bağlıyormuşsunuz gibi bir durum da oluştu, yapmayın etmeyin.
daha yaşınız da genç. isim de yapmışsınız. biz şimdi film yapmaya kalksak anamız ağlar. bırakın şu kendinizi tatmin amaçlı sahneleri. valla bak, bir kapasiteniz var. misal bir kazadan kurtulursunuz ve birisi gelip "sen bir süper kahramansın" der. ölü insanlar gören bir çocuk vardır mesela. bunlar güzel fikirler,gerçekten . bence bir silkinseniz , ne bileyim spielberg de sizi seviyorken bir el verse size. ha bu arada yanlış bilmiyorsam hava büken çocuğun(avatar) filmini yapcakmışsınız. budizm falan eyvallah da buna fazla mistik öğe atmayın. tadında bırakın. bir de twist olmasın,lütfen bak yalvarıyorum. ayrıca en güzel film de "back to the future"dir.
sevgilerimle,
(yönetmen olma hayali kuran ergen)
6. his filminden sonra mütemadiyen beygir boku yöneten insan. ulan keşke ilk ve son filmin olsaydı dallama.
bu adamı her şeye, herkese, tüm kötü eleştirilere ve özellikle ''
the happening'' filmine rağmen seviyorum. farklı şeyler yapıyor, farklı şeyler düşünüyor, güzel öyküler anlatıyor ve en önemlisi
alfred hitchcock'a her zaman bir selam çakıyor.
yönetmenliği ve kurgudaki yavanlığı günden güne yere batsa da, bir sonraki filminde yine ilk günden biletimi alıp geçecem perdenin karşısına. sen gönlünü ferah tut shyamalan.
bilinmeyene olan meraktan faydalanıp, korkunun paranoyasını yaşatmayı seven hintli yönetmen. hep bir şeyler vaad eder size, izlerken ''ha şimdi bir şey olacak'' falan dersiniz ama o an ki heyecanınızı kursağınızda bırakıp, aralara küçük gerimlimler serpiştirip filmin sonuna kadar erteler bunu. bu adamı sevmemin nedenlerinden biri de bu. eli ağzı kanlı yarataıklardan ziyade paranoyayı temel alan bir adam.
the happening ile kariyerinin dibine vurmuıştur o ayrı.
(pedesa, 01.09.2008 16:41 ~ 23.08.2009 10:17)
evli olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüğüm yönetmendir.
* bhavna vaswani ile evli ve 2 çocuk babasıdır. 1993 yılında evlenmiştir. 23 yaşında evlenilir mi yaa?
signs garabetinden sonra bu işleri nasıl olup da bırakmadığını anlamadığım yönetmen. o filmi ben çekmiş olsam, adımı falan değiştirip uzak bir sahil kasabasında balıkçılığa başlardım yeminlen.
filmlerinin ring'le veya ne bileyim bir evil dead'le bir tutulduğunu görüyorum. hakikaten de normal bir korku filmi izler gibi izlediğinizde bu yönden oldukça vasat filmleri var. ama adamın amacı korku filmlerini kullanarak mesaj vermeye çalışmak. hani verdiği mesajlar sığ diye veya mesaj verirken senaryoda mantıksızca davranıyor (signs'daki uzaylı-su muhabbeti) diye eleştirilebilir. buna karşın dandik bir korku filmi eleştirir gibi eleştirilmesini yanlış buluyorum. taa signs ilk çıktığında sinema dergilerinde filan yazıyordu bunlar. aradan yıllar geçmiş, değişen bir şey yok.
(twinkle, 01.09.2008 18:29 ~ 18:31)
hafiften
okan bayülgen'e benzeyen
parya.