insanın her türlü duygusunu en yoğun biçimde anlatabileceği , matematiksellik ve de duygusallık arasında kalan bilişsel süreç ile üretkenliğin oluştuğu sanat dalı.
herşeyin yanında en güzel giden, en vazgeçilmez olan şey.beni en mutlu moduma sokabilen, en kötü tribe girmeme de sebebiyet verebilen şey.kendimi bulmama yardımcı olan, zaman zaman "işte bu şarkı benim ruh halim" diyerek ondan başka herşeye kendimi kapatmama neden olan, hiç kimse yanımda yokken her zaman yanımda kalan, hislerimi anlamamı kolaylaştıran, onsuz yapamayacağım şey, içkinin yanında en güzel meze.
1978 yılında nilüferin çıkardığı long play'dir.
müzik
bir şarkı bir türkü ister ninni
yeter ki bir müzik olsun
bir yanda flütler çalsın
bir yanda gitar
henüz kemanlar coşmadan
davullar güm güm vursun
ruhumu dinlendiren, beni alıp götüren tek şeydir. müzik dinlerkende , resim yaprkende, oyun sergilerkende sahnede hep bir yerlere götürür bizi. sanki o an orda tek başınıza değilde, en sevdiğinizle onun yanında hissedersiniz. ya da bir dağ başında doğada hep hayaller kurarsınız. nerede kiminle olmak isterseniz onun yanında olursunuz. müzik hiç bitmesin dersiniz. ama biter hayaller kulağınıza bir şelale gibi fısıldar.
geri kalan size bağlıdır. ya müzik dinler hayal kurarsınız ya da gidersiniz kiminle, nerede olmak istiyorsanız oraya gidersizniz. tek yapmanız gereken kara vermek.ama müzik hep başucunuzda kalsın. bir hayainiz olsada olmasada...
müzik bir yaşam tarzıdır.ve insan hangisi kendisine uygunsa onu dinler. nasıl insanlar birbirlerinden görüş yaşam felsefesi olarak ayrılırsa, gruplar ve müzisyenler de ayrılır. tarzların haricinde savunulan öğeler de insanlar sayesinde müziğe işlenmemekte midir? insan ruhunun müzikte yansıma bulması da çok doğaldır. bu yüzden bir grup hakkında sadece türü haricinde görüşü de önemlidir.
gerçek müzik saftır, onun için akıl gerekmez. o zaten tam ve kamildir. zaman, mekan, kültür, millet, kişi, cins, bencillik, matematik, fizik, armoni kaygısı, doğruluk, yanlışlık ve ticaretten muaftır... bilinmeyen zamanlardır, dedem korkut’tur, bach’tır, sendir, bendir. her yerdedir, yokluğu bile kendisidir. ve “bir”dir. biz onu sadece keşfederiz...
erkan oğur girinin kifayetsiz kaldığı an.
müzik sözcüğünün kökeni yunan mitolojisinden gelir. ismini esin perisi anlamına gelen musalardan almıştır. musaya ait, musaya yaraşır anlamına gelir.
dokuz eş yürekli kızdır bunlar,ezgiler söylemektir bütün işleri
dokuz tanrısal kızı zeusun
klio,euterpe,thalia,melpomene
terpsikhore,erato,polhymnia,urania ve hepsinin başı sayılan kalliope
işte budur musaların insanlara verdiği
musalardan ve okçu apollondan gelir yeryüzündeki ozanlar ve çalgıcılar
nasıl zeustan gelirse krallar
beyin dalgalarını da etkilediği söylenen olgu.şöyle ki:
klasik müzik,matematiksel düşünceyi güçlendiriyor,öğrenme fonksiyonuna yardımcı oluyor ve kişiyi sakinleştiriyor.hangi yaşta olursa olsun enstrüman çalmanın da işitme ve konuşmayla ilgili temporal lobları önemli ölçüde geliştirdiği,işitme ve lisanla ilgili yetileri güçlendirdiği ifade edildi.
http://www.ntvmsnbc.com/...
bu durumda bateristlerin bir adım önde olduklarını söyleyebiliriz.dört uzuv kullanılarak çalınan bir müzik aletinin bir insana yapacağı katkı yadsınamaz.
gerçi bu haberi okuyan bir bateristin:
- ben gitaristim.en sağlam melodileri öttürürüm.reign in blood'ı gözümü kapalı baştan sona çalarım.
- bateri çalabiliyor musun?
- yok.o zor biraz.
- geç o zaman.senden bi' şey olmaz.
şeklinde olayı abartması da muhtemeldir.demek ki müzikle uğraşmak bünyeye dokunmuş.