hababam sınıfının kel mahmutu türk filmlerinin iyi aile babası olarak gönüllerde taht kurmuş, 1925 doğumlu *, ismail dümbüllüden aldığı kavuğunu ferhan şensoya devreden unutulmaz oyuncu
bizim aile filmindeki yaşar usta rolü ve yine aynı filmdeki repliği ile akıllara kazınmış sevdiğim türk sineması oyuncularından.
"...eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni.anlıyor musun.vururum ve dönüp arkama bakmam bile."
(bkz: hastasıyım)
rıza rolü ile aile şerefi'nde döktüren, türk sinemasının en iyilerinden. özellikle aile şerefi'ndeki performansı ile bilumum altın küre, platin kemer, bilmemne heykelciklerini toplamayı haketmiş adam.
doğru mu hatırlıyorum bilmiyorum fakat, dönemin seks filmleri furyasına çok ufaktan bulaşmıştır.
sonuç olarak türk sineması için şener şen kadar değerli bir oyuncudur.
oynadığı rollerle, oyunculuğuyla gönüllerde taht kurmuş sanatçıdır.
gün gelir geçim sıkıntısı çeken bir ailenin onurlu babası olur, ezilenin yanında ezenin karşısına geçip elleri, sesi titreyerek savunur inandığı değerleri, gün gelir bir sınıf dolusu haylazın başına öğretmen olur, onları adam etmeye çalışırken sevgisini de hiçbir vakit esirgemez, onları da ezdirmez. adile naşit'in kocasıdır, ne kadar tartışsalar da onsuz yapamaz, onu korur kollar. adile teyze ağladıkça, onun da gözleri dolar.
ha eğer "başkası bu rolleri oynayamaz mıydı?" derseniz, orasını bilemem. ama o rollerdeki onurlu adam, kendi hayatından da bir parçadır aslında.
cunta dönemlerinin birinde, sergiledikleri oyunda "paşam" adlı bir karakter vardır. cuntacılar, oyundaki bu ismin değiştirilmesini emrettiklerinde, tiyatro içinden çatlak ses çıkaran tek kişidir. kendisini yalnız bırakan arkadaşlarının aksine istifasını verir. oysa cuntacılar istafasını geri çevirip onu "sağlıklı düşünme yeteneğinden yoksun" iması yaparak hastaneye sevk etmişlerdir. bu gelişme üzerine istifasını yineleyen münir özkül, cunta yönetimi tarafından bakırköy ruh ve sinir hastanesi'ne sevk edilmiş ve orada bir süre kalmak zorunda bırakılmıştır. bu durumda bile geri adım atmazken, tıpkı sokakta yaşamak zorunda bırakılan ailenin babası, zengin iş adamının karşısında masumları savunan yaşar usta'dır.
hayatıyla ilgili bir önemli ayrıntı da, yeni çekilen hababam sınıfı serisiyle ilgilidir. geçirdiği rahatsızlık nedeniyle konuşmakta güçlük çeken münir özkul'a, okul müdürü olan deli bedri karakterini oynayan mehmet ali erbil'in odasına girip bir şey söylemeden ters ters bakması karşılığında yüklüce bir ücret önerilmiş ancak o "sevenlerim bu halimi görmesin" diyerek bu teklifi reddetmiştir.
biz de onu her biri aklımızın bir köşesinde yer etmiş sözleriyle hatırlayacağız.
"okul dört tarafı duvarlarla çevrilmiş, tepesinde çatısı olan yer değildir. okul her yerdir."
"madem münir özkul ortalıklarda görünmüyor, biz gidelim onu ziyarete" diye düşündüğümüz zamanlarda öğrendik münir özkul'un şizofren olduğunu.. üzüldük !
aileden biri gibi görülen sayılı oyunculardan olmakla beraber, babacan rollerle izleyenin kalbini kazanmış ve rollerine cuk diye oturan, sanki başka biri o performansı gösteremezdi hissiyatı veren türk sineması'nın büyük emektarlarından biridir.
"oyuncu" kelimesinin hakkını sonuna kadar veren büyük usta, büyük sanatçı.
15 ağustos 1925 istanbul doğumlu. bakırköy halkevi'nde başladığı tiyatroyla, çizgisini hiç bozmadan bugünlere kadar gelmiş, gerçek bir usta, gerçek bir aktör olmuştur.
münir özkul yaşar ustayı, mahmut hocayı oynamamıştır. münir özkul; yaşar usta, mahmut hoca, rıza, emin ve adını sayamadığım daha birçok isim olmuştur. kendi adıma konuşmam gerekirse, kendisinin kötü performansıyla hiç karşılaşmadım. bir oyuncu her rolü mü bu kadar güzel oynar, bu kadar güzel içinde yaşatır, bu kadar benimser.
heryerde görürüz. şu sanatçı bilmem kaç yılında bilmem ne ödülü aldı diye. işte eğer o ödüllerin hepsini hakeden biri varsa o kişi münir özkul'dur. sadece ödülleri değil, saygıyı ve sevgiyi de sonuna kadar hakeden biridir benim gözümde.
kime sorsam münir özkul hakkında iyi şeyler söylüyor. yazılan şeyler iyi şeyler. hemen hemen herkes seviyor, herkes beğeniyor fakat anlamadığım bir şey var. nasıl oluyor da bu kadar sevilen bir insan, bu kadar başarılı bir insan, olması gerektiği yerde olamıyor? münir özkul da malesef hakettiği yerde olamayan bir emektar. ha hakettiği yerde olucak. ama ne zaman? başına rahmetli sıfatı geldiği zaman. o sıfat geldiği zamanki yazıları görebiliyorum. haberlerde, gazetelerde, dergilerde hatta burda. "severek izlerdik, çok iyi bi oyuncuydu, sinemanın,tiyatronun bir numaralı aktörü vs vs vs vs...." ama sadece bizler duyucaz bunları. biz yaşarken bizi güldüren, eğlendiren, severek izleyeceğimiz filmler yapan, kendine hayran bırakan bu insana, o yaşarken gereken değeri vermemiz gerektiğini düşünmekteyim.
o özcan deniz, gökhan özen, yeliz yeşilmen ve adını sayamadığım daha birçok insan gibi televizyonda görünüp kendini oyuncu sınıfına sokan birisi değil. o münir özkul. o bir emektar. o sinemanın ve tiyatronun asla kesilemeyecek olan ağacı. eğer kendisinden bahseden insanların gözlerini doldurabiliyorsa, muhteşem bir insandır zaten..
5-6 yıl öncesine kadar evi olmayan, oyuncu arkadaşlarının aralarında para toplayıp hediye etmeleriyle bir ev sahibi olan, tiyatroya yıllarını vermiş, oynadığı filmlerde izleyenleri ya güldürmüş ya da gizli gizli ağlatmış olan büyük insan, kelimenin tam anlamıyla üstad.
herkesin üyesi olmak istediği ailelerin reisidir.babadır.onurlu,gerektiğinde gözünü kırpmadan kötü adamların karşısına dikilip meydan okuyan,gerektiğinde eline iğne-iplik alıp çocuklarının giysilerini tamir edendir.üvey olduğu zamanlarda bile fedakarlığını esirgemeyen,melek hanım'ın çocuklarını kendi çocuklarından ayırmayan,kendi aç yatıp sevdiklerini doyurmaya çalışandır.fakirlikten utanmayandır.
bugünlerin moda film ve dizilerinde yalılarda,köşklerde yaşayanların hayatlarına özendirilen türk gençliğinin arada bir tv de gördükçe silkelenmesine sebep olandır.
hayatta olup olmadığı hususunda ülke çapında yapılabilecek bir ankette kalıbımı basarım ki ülkenin yarısından çoğu "rahmetli iyi adamdı" duygularıy eşliğinde hayatta değil seçeneğini işaretleyecektir. hatta ben bile emin değilim lan yaşıyordur inşallah.
türk halkının borçlu olmasını hissetmesi gerektiğini düşündüğüm büyük insan ancak hiç bir sanatçı da toplumun kendine borçlu olduğunu düşünmeyeceği için o toplumun bireylerinin hareketlerini rolünde oynadığını bildiği için böyle bir cümleyi kendiside bahşetmeyecektir, çok büyük bir sanatçıdır işini gönlünü vererek yapanlardandır ne kadar ödül verilse ona azdır. türkiyede yaşayan çoğu insan onun filmleriyle büyümüştür sevmeyeni yok denecek sayıdadır. bir sanatçının bu kadar sevilmesine rağmen unutulması ise işte toplumun hatasıdır böyle bir hafızayı böyle bir sanatçıyı kendinden uzaklaştırmayı başarmış olan bu toplum onu yanında tutmadığı için kendine küsmeli ağlamalıdır sanatçının kıymetini bilmeyen bizler yaşar ustasını, mahmut hocasını, rızasını... kaybetmeyecek ama münir özkulu kaybettiğinde sadece çok iyi adamdı derse kendini camdan atmalıdır bu kadar.
bizim aile filmindeki unutulmaz tiradında,ki her izlediğimde hangi ruh halinde olursam olayım gözlerim dolmuş,dudaklarım titremiştir, para babasına dersini verirken onu ve kendini betimlemesi o kadar vurucu ki, hayatımda zengin sıfatının bu kadar aşağılarcasına kullanıldığını, para sevdasının bu kadar küçümsendiğini hiç bir yerde görmemiştim.buna mukabil 'ben büyüğüm' derken bu gerçeğin evrenselliğinden eminliği ve duruşu, gözümde bu büyük sanatçıyı apayrı, apayrı bir yere koymuştur.