efenim, düşünüyorum da
*, mülkiyet aslında yaşadığım anların toplamıdır.belkide düşünme yetisi olmasaydı, mülkiyet kavramı da olmazdı.
ömer hayyam şöyle der; " ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok." güzel de der hani. katılmamak elde değil. sevgili hayyam derse bi bildiği vardır elbet; biz sorgulayalım bakalım şu mülkiyet kavramını. eger ben yoksam mülkiyet nem-e gerek, bu mülkiyet dedikleri madde mi mâna mı? maddî ise eğer, gayrimenkul-hissesenedi-araba-yat-kat v.b. diye adlandırılan mânada önemsiz densede maddiyatta önemli gözüken değerler bizim maneviyatımızı mı oluşturuyor? her manevi değer maddi bağımlılık mı gerektirir? -sor sor bitmiyor valla- gothe düşünmüş taşınmış bir kaç kelâm etmiş bu mülkiyet üzerine, şöyle demiş ki;
biliorum ki ben,
ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında,
hiçbirşeye sahip değilim.
biliyorum ki ben,
tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında
hiçbirşeye sahip değilim.
gotheye saygısızlık etmek olmaz. o da doğru demiş, biz mülkiyet kavramının mâna boyutunu inceleyelim o zaman. zaman dedim de aklıma geldi; zaman kavramı değişimi esas alır. şimdi insanlar atalarından bir şeyler öğreniyorlar, biz buna kültür diyelim, geliştiriyorlar\değiştiriyorlar aktarıyorlar geleceğe. adeta zamanı parselliyorlar kendi adlarına. biz bugün alafıranga tuvaletlere şıçıyorsak eger, biri düşünmüş ve bizlere aktarmış. bizde düşüncesine şıçıyoruz çok afedersiniz.
toparlayacak olursak; biz insanlar nefes alarak soluduğumuz havayı mülk ediniyoruz herşeyden önce, zaman bizim en büyük mülkiyetimiz ki biz zamanın gemisinde yolculuk ediyoruz. bir gün geliyor ve o gemi bizi bir limanda indiriyor apansızın, hiç istemsiz.