darbukatörler kusura bakmasın ama darbuka kısır bir enstrümandır. yani şunu demek istiyorum:
bir enstrümanı iyi çalmak ve ona hakim olmak 3 yoldan geçer.
1- iyi bir müzikal bilgi. (bu kişisel çabayla da olabilir, okulla da olabilir)
2- uzun süreli ve sık yapılan etüdler.
3- kendi stilinizi ortaya çıkarıp orijinal ve emsalsiz çalışmalara imza atmak.
1. madde neredeyse tüm çalgılar için eşit zorluktadır. gerek ses olarak gerekse ritm olarak notaları beyne kazıma sürecini kapsar. bu basamak ciddiye alınarak aşılırsa ilerde işinizi haddinden fazla kolaylaştıracaktır.
2. maddenin zorluğu çalgıdan çalgıya değişiklik gösterebilir. temel bilgileri edindikten sonra bir parçanın yapısı, karakteri üzerine yapılan çalışmalardır. hangi tarzda nasıl çalınır, parça nasıl renklendirilir, emprovizeler, doğaçlamalar vs. bu aşamada oturmaya başlar.
3. maddenin zorluğu ise enstrümanın karmaşıklığı ile doğru orantılıdır. artık başkasından öğreneceklerinizden çok sizin birikiminiz ve yeteneğiniz sizi diğerlerinden farklı kılacaktır. bu aşama da başarılı bir şekilde aşılırsa sizi yavaş yavaş virtüöz diye anmaya başlarlar.
gerçek şu ki darbukanın olayı 2. maddeden sonra bitmeye başlar. çünkü darbuka altı üstü döküm çeliğe gerilmiş bir deridir. bunun karmaşıklığı bütün stilleri içine katarsak bir piyanonun veya bir kanunun yanına bile yaklaşamaz.
hele ki 3. maddeye gelirsek, ilk iki aşamayı tamamlamış darbukatörler bu maddeyle uğraşmazlar bile. çünkü bunlar zaten ilk iki aşamada ritmlerin tüm varyasyonlarını yiyip içmişlerdir. yok hızlı çalmakmış, yok aksak ritmlermiş hepsi için çocuk oyuncağıdır. farklı bir şey yapmak neredeyse imkansıza yakındır.
şimdi dönüyoruz mısırlı ahmede
bu adamı tvde izledim ve şunu dedim: sanki mısırlı ahmed değil de dennis chambers anasını satıyım. o ne cool tavırlar, o ne ben bu aleti yedim bitirdim edaları, bıraksan sevişcek darbukasıyla. abartma be abi, bu aleti çalmak için çöllerde mutlak gerçeği aramaya gerek yok. tünelde 30 liraya satılıyo aynı dümbelek, sen gidip devenin bilmem hangi derisinden yapılmış darbuka bulcam diye mısırlarda arap yarımadasında harap ediyosun kendini.
neyse yıllarımı darbukaya vermiş bir insan olarak diyeceğim odur ki bu çalgıyı bu kadar abartmaya gerek yok. zaten bu yüzden kendini geliştirmek isteyen ve vakti zamanında darbuka çalmış insanlar 3. maddeyi aşabilmek için olayı karmaşık hale getirip vurmalı çalgıları entegre ederek perküsyonist olmuştur. burhan öçal, okay temiz, mehmet akatay gibi amcalar keyfinden sahneye onlarca çalgıyla çıkmıyor. çünkü onların birikimini sadece üç beş darbuka kaldıramıyor.
lafım sana mısırlı ahmed!
yıllarca darbukayı halkımıza bir filozof, bir seks objesi, bir imkansız olarak lanse ettin. insanları darbukadan soğuttun, soğuttukça kendini yükseklerde gördün. buna kimse dur demedi. ama artık ben varım. muhtemelen şu sıralar basra körfezi kıyısında darbuka çalışıyosun. kulağını çınlatan tonlayamadığın darbukan değil benim, haberin olsun!
not1: ya adam harbiden okur falan, abi ciddiye alma yazdıklarımı. öyle yazdım yani, amaçsızca + fütursuzca.
not2: ama haklı olduğum tarafları da var hani.
web sayfasını tıkladığımda başıma ilginç bir şey geldi.
tam açılırken winampte zefir* çalıyordu ve şarkının o sırada çalan son 20 30 saniyelik kısmı sitenin girişindeki intro ile mükemmel bir uyum sağladı. intro bittiğinde şarkı da bitti.
dün gece beşiktaş-çadır'da bir konser vermiş ve izleyen birçok kişinin (başta ben) mest olmasına ve ağzının açık kalmasına neden olmuş perküsyon üstadı. önce amatör öğrencilerini çıkardı kendisi sahneye. arada kötü elemanlar olsa da "eh iyiydi" dedik. sonra "b grubunu" sahneye çıkardı ve herkes "oha" tepkilerini vermeye başladı. daha sonra klarnet, bağlama, adını bilmediğim bir yerli çalgısı (trans bir sesi vardı efendim.) ney (neyzen kişi hazım körmükçü idi) gibi farklı enstrumanlarda (çoğu virtüöz kıvamında) iyi adamlar çıktı sahneye, keyif on kat arttı ki sahneye çıkan hint dansçısı da cabasıydı. gece ile ilgili tek eleştirim ise dandik ses sisteminden dolayı mekan sahiplerinedir. bok gibi para kaldıran bir yer açıyorsunuz, içki fiyatları pahalı, biletler pahalı bari dinlediğimiz şeyi adam gibi dinleyelim değil mi?
darbukada üstad diyebilinecek kadar harika çalan insanı mest eden kendinden geçiren bi stili vardır. heleki sahra dansı adlı parçayı dinledikten sonra insan kendinden geçiyor. ulan bu göbek havası mı trans müzikmi diyorsun. gözünün önünde kobralar dans ediyor sanki.