sevgili sözlük,
öncelikle, arap ülkesi dedin mi zaten gözüne toz toprak pislik gelsin.
bak şimdi(ana başlık konusuna girmeden uzuuun uzun
prelude yapayım)
kutu meşrubatların kapakları nasıldır turkiye'de(ve bütün avrupa ülkelerinde)? halkayı kaldırırsın, yuvarlak kısım içeri göçer, açılır...
eskiden nasıldı?
halkadan tutar çekersin, kopar, açılır. elinde bir ufak teneke kapak kalır, onu da atıverirsin.
neden değişti?
çevre bilinci, gak guk... içtikten sonra kutuyu çöpe atsan bile genelde bu ufak kapaklar açtığın anda yere atılıyor, kimse elinde tutup çöp aranmıyor, vs...
mısır'da çoğu içeceğin kapağı hala eski usul. bütün markalar(turkiye'de olmayan bir dolu kıvır zıvır mrka mevcut bu arada) var ve eski tip üretim yapıyorlar.
neden?
global meşrubat-gıda üreticisi tosuncuk şirket bakıyor ki falanca ülkede kamuoyunda ufaktan bir bilinç olmaya başladı, paraya kıyıp kapağı o halde uretiyor, cipslerinde trans yag oranını sıfırlıyor, ambalajların üzerine besin değerlerini adam gibi yazıyor, vs... gerekli bilgisi ve teknolojisi var çünkü aslında. fakat mısır'da buna gerek duymuyor, masraf yapmıyor zira halkın sikinde değil bu konu.
mısır'lı zaten eline geleni sokaga atıyor.
böyle, miskin uyuşuk çöpçüler var, 3 kuruş paraya bütün gün elde süpürge mıy mıy mıy dolanıp sokak temizliyorlar güya, her yan toz toprak çöp..
....
şimdi, piramitlere gidiyorsun, bir keşmekeş... nereden bilet alınıyor, nereden giriliyor, nasıl geziliyor belli değil. ben orada cinnet geçireceğimi bildiğimden yanıma arap şöför aldım. hem yolu yordamı bilir, hem arapça konuşur, çakallardan korur diye... tek başıma olsam ite kaka hallederim de misafirim var, gerilmeyeyim diyerek...
ama çocuk da aptallaştı çünkü (mısır geneline uygun şekilde) herhangi bir düzen yok. eleman "her geldiğimde farklı yerden girip çıkıyoruz, farklı yere park edip farklı yerden bilet alıyoruz, şaşırıyorum" fln diye özür diliyor benden.
dünyanın harikalarından birine gelmişsin bir heves; yırtık dökük kıyafetli, şekilsiz bir dolu tip önüne atlayıp bilet sorup duruyor. hangisi gerçekten görevli, hangisi "beni takip edin" dedikten sonra kenara köşeye götürüp "hadi deveye bin, atla tur at, bak resmini çekiim. müzeye sokiim.." diye yılışıp para tuzağı kuruyor belli değil. sağda solda bağırıp duran bir dolu arap aralarında sen bakınıp duruyorsun.
bu arada bir takım veletler bacağına yapışıyor, büyük çakal abiler sagdan soldan dadanıp, "tamam paşam, ben kolluyorum sizi merak etmeyin. buyrun buradan, ben gezdireyim sizi" yılışıklığında. piramitlerin dibinde yerde gazete kağıdı serip, kafası sallanan deve figurleri(hani bizde arabalarda köpeklisi vardır.
fenerium'da tuncay'lısı,
van hooijdonk'lusu satılırdı, adı her neyse...), küçük piramit süsleri, buzdolabı magnetleri, vs. şeklinde ucuz, dandik, rezil, hediyelik eşya(!) satmaya çalışan tipler var.
"elinizdeki biletle sizi bedava
papirüs müzesine sokayım" diye sürüklüyorlar milleti. etrafta ufak kulübemtrak dükkanlar, kapıda tabela "papirus museum", "perfume museum"... müze diye gidiyor japon, dükkanda 3 kuruşluk
sikindirik papirüsleri taklit parfümleri falan satmaya çalışan tiplerle karşılaşıp boş boş bakıyor. kaçınılmaz olarak kazığı yiyip ferahlıyor, tıkanık yerlerini açtırıyor, zihni berraklaşıyor.
neyse bunlardan sıyrılıp piramitlere odaklanabildiğinde ise:
etrafta bolca
deve ve
at boku ve heryerde ama heryerde insan var.
yani görmeye, bakmaya çalıştığın herşeyin içinde, üstünde, önünde burnunu karıştıran arap velet; devesinin taşağını insanın gözüne sokan ve sürekli sana bişeyler satmaya, senden bişeyler dilenmeye çalışan mısır'lı; askılı bluzu, kalın baldırları ve koca yagli poposu ile kollarını açıp, kolundaki yaglar sallanir halde
sfenks'in önünde,
keops'un bilmemneresinde, bilmemkimin mezarının içinde sırıtarak aklı sıra
kleopatra pozu veren amerika'lı tosuncuk
turist ve onun fotoğrafını çekmeye çalışan, şortu ile t-shirt'ü arasından göbeği fırlamış, kel kafalı, şaşkın bakışlı, çilli, burnunun üstünde güneş kremi parlayan, gözlüklü kocası var...
hani "şuraya yaklaşılmaz buraya girilmez" diye bir şey yok. olsa adam gibi görüp bakıp keyfini çıkaracağız belki o "çizgi"nin arkasından...
"içerde fotograf çekmek yasaktır" tabelasından geçip o "içeri"de uniformalı görevliyi görüyorsun.
görevli sana diyor ki "mister, foto çekmek istiyorsan bendensin.." çıkışta bahşiş vermek kaydıyla tabi... bilmemkaç yıllık tarihin üstüne oturup, heykelin götüne parmak atar pozda resim çektirebiliyorsun o da sırıtıyor. karşılığı 5 pound=1,5 lira... turist salaksa 100 pound da kapar o görevli ayrı... sokaklarında devletin polisi otopark kahyası gibi "gel gel" yapan ve bahşiş isteyen mısır için normal durumlar bunlar
sfenks'in yanında veya piramitlerden birinin dibinde, mühendis bilmemkimin mezarının yanında ne amaçla koydular bilinmez bir inşaat iskelesi görebilirsin, şaşırma. hem de böyle rezil, mahalle arası inşaatı iskelesi. fotograf çekeceksin ama paslı demir iskele sikip atıyor görüntüyü..
sonuç olarak bu rezilliğin, keşmekeşin, düzensizliğin içinde piramitlerin ne mistikliği kalıyor, ne karizması. gittiğin gibi çıkmak istiyorsun. zaten herkesin suratında bir memnuniyetsizlik, "bu muymuş mnakoim antik mısır?" ifadesi...
tatsız, çok tatsız...
eskiden dunyanın en büyük medeniyetlerinden biri olan bir yerin böyle bir çingene çöplüğü haline dönmesi... mısır'lı için piramitlerin bir anlamı degeri yok. tek anlamı "aptal turist geliyor ve para bırakıyor". neden turist geldiğini de anlamıyorlar zaten ve açık açık söyleyebiliyorlar bunu ağızlarından alabilirsen. çoğu zaten olaya "kodumun putu.. gavurlar para bırakmasa çoktan yıkardık zaten" tadında yaklaşacak neredeyse. gelen turiste de ya acıyarak ya da yolunacak kaz gözüyle bakıyorlar.
sonuç olarak böyle bir şaheserin bu halde piç edilmesi söz konusu... uzaktan sevin piramitleri. illa ki gelmeye niyetiniz olursa, 1 gün kahire, ertesi gün luxor sonra 3-4 gün
sharm el sheikh veya
hurghada şeklindeki turlarla gelin. ilk iki gun piramit, harabe, müze ve nil gezer, tiksinirsiniz. uzun surmeden sharm'a gider, araptan tiksinmeye devam eder ama hiç olmazsa içki, deniz ve eglence ile oyalarsınız kendinizi..
mısır'ın tek çekici yanı
kızıldeniz,
scuba diving...