mırıldandıklarım   

adana çık aradan

  1. murathan mungan'ın hayatı yaşama biçimi ve içsel mücadelelerini muhakeme ettiği güzel şiiridir.

    kırdın mı incittin mi birilerini
    kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
    kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
    yeniden düşünmeliyim
    dostluklarımı, ilişkilerimi
    gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
    yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
    borçlarımı ödedim mi?
    doğru seçtim mi soruların fiillerini?
    tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
    giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
    geri verdim mi aldıklarımı:
    aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
    kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
    yokladım mı duygularımı
    hala sevebiliyor muyum insanları?
    ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
    ovmalı umutları
    saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
    ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
    mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
    arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
    gece telefonları, ıssız konuşmalar
    mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
    uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
    o kadar çok anlattım ki
    kendime kaldım anlatmaktan...
    bunaldım kendisiyle boğuşmasını
    başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
    usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
    ofset duyarlılıklardan
    kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
    'içtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği
    kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
    aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
    vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
    bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
    hala bir umut var mıdır
    çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
    ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
    sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
    açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
    kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
    sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
    senin ve benim , yani bizim için...
    (great dilemma, 01.03.2006 20:54 ~ 25.09.2008 16:31)
  2. (bkz: sevdiğim şarkılar)
    (wondrous, 01.03.2006 20:56)
  3. baş ucumda sakladığım bir murathan mungan kitabı. gözümse en çok şu satırlara takılır durur :

    cennet, neyi yitirdikten sonra aramaya başladığımız şeydir?
    içimizdeki boşluktan başka nedir ki ölüm?
    (psykhee, 28.04.2007 02:26)
  4. " odam,yaralı hayvan

    gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar

    müziğin dördüncü duvarı,karanlığın kundağı

    sarıyor gündüzün yaralarını

    kendime yerleşmek,kendimden uzaklaşmakiçin gözlerimi kapıyorum.


    odam yasak kitaplar

    suç ortağı şiirler

    sevdiğim birkaç poster

    odam bir karaduygu fotoğrafı

    o çember zaman içinde

    yoktu ki varolmanın başka yolları

    yastığımın altında

    tutukluk yapmaz silahım "


    m.m - mırıldandıklarım
    (mabel, 11.06.2007 19:25)
  5. çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan
    vazgeçeli,
    gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül
    indirecek yaşları geride bırakalı,
    kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının
    güveniyle taşımaktan cayalı,
    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını
    kıralı,
    çok oluyor değil mi?


    hadi baştan başlayalım
    en baştan
    bir 45 lik kadar kısa,
    bir 45 lik kadar kesin
    biri plak, biri tabanca
    adı: imagine


    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa
    herkesin düşmanına benzediği bu dünyada
    ne eksik bizde, ne fazla
    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında
    kendimiz bulalım kara kutuyu
    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin
    hadi sayım yapalım
    ilk iş bu şiire imagine adını koyalım.



    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik. işte buradayız. yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden
    kaçamak sözler ediyoruz. ayaküstü.
    ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    gençliğimiz! kimsenin olmayan gençliğimiz!

    gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda...
    acı çekiyoruz
    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor
    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz

    karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir
    ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan
    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları
    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda
    olanakların hayaletleri ve biz
    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan
    şu çocuk kim
    ya şu koynunda içe dönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut
    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik işte buradayız
    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda
    küllerine katılıyoruz büyük yangının
    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını
    balıksırtı desenlerde çapraz günler
    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız
    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada

    sebepsiz üşüyoruz
    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe
    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler
    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları
    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında
    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız
    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda
    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

    umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş büyük pazarda, operadaki hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor kent idareleri, kolluk kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkanın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.
    biz ki, 45 lik plakların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına

    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep
    azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan
    vuranlara
    ne verili koşulların ufkundaki umut
    ne mutlak huzur arayıcıları
    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı
    çıkıp geliyor toz duman içinde
    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken
    bütün masalları dolaşmış kahraman
    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına
    tarih sürüp giderken

    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular
    çekiliyor eski topraklardan
    yeni volta boyları ufukta
    yepyeni tanımlar aranıyor
    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza
    biliyoruz ki buradan görünmez
    çünkü büyük umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin
    dipsiz bir banknot gibi dolaşımda
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik. işte burasındayız
    adını imagine koyduğumuz şiirin
    *
    (depresif, 04.12.2007 15:17)