sadece ve sadece kendilerini büyük görmeleridir. bilinmesi gerekir ki, ortaçağ'da avrupa salgından, bilgisizlikten ilimsizlikten kırılırken, müslüman bilim adamlarının yazdığı kitaplar avrupanın ilk üniversitelerinde okutulan ders kitaplarıdır. neçem sonra islam dünyasının tek hakimi osmanlı devleti olmuştur ve osmanlı devleti de kendilerini beğenmişliklerinden dolayı ve tabiatlarında bilim yerine askerliğe önem verme oldukları için ilimde bilimde geri kalmışlardır.
uzun bir mevzu aslında. sorsan sokaktaki ayakkabıcıdan tut da fizik profesörüne kadar herkes fikir beyan edebilir. kimi tepkiler şöyle de olabilir:
-sensin lan geri!
-tabi islam ilmi derken atom fiziğini kenara atmışız tabi tabi...
-valla geri kalmış işte, hep abd'nin suçu
-tehlikenin farkında mısınız?
bana sorarsanız şöyle: islam öğretisi insanları kendinden tiksindirememiş. düşünün ki ortaçağ avrupası'nda ilim adamları yakılırken, hapsedilirken, papalık kendisinin onayı haricindeki her öğretiyi "şeytan işi" diye nitelendirirken bağdat'ta astronomi ve matematik ziredeydi. tıpta devrine göre çok iyi işler çıkaran insanlar vardı. şehrin altında kanalizasyon sistemi vardı. oysa sen bir ibn-i sina'yı, bir ali kuşçu'yu yaksan o iş tamam. millet inadına gidecek o bilimi yapacak. kafasızlık işte. sallandıracaksın üç beş tanesini taksim meydanı'nda, göreceksin ki uranyum kendi kendine parçalanıyor, kanserin çaresi minik bir tablet vesair.
zamanla dejenere olan toplum içinde batıya özentiyi engellemek adına yapılan kısıtlamalar.kendi değerlerini kaybetmeden batıya yetişmek ya da önüne geçmek için eğitime,bilime önem vermek yerine baskıya,korkutmaya geçişle asıl hedeften nasıl uzaklaşıldığını anlayamamak ve ardından gelen nesillerin bu yanlış düzeni devam ettirmesi.
akıllı fikirli, ileri görüşlü müslüman kesinlikle geri kalmaz. bilakis dünyanın önde gelen bilim adamları, oyuncuları, doktorları arasına girer(örnekleri mevcuttur).yanlız müslümanlığı fanatizm, gericilik ve cahillik noktasına getirip körü körüne yaşayanlar geride kalır, gelişemez. bu da malesef tüm müslüman ülkelerin yazgısıdır.
allah, kuran-ı kerim'de "çalışana veririm" diyor. "müslüman olup da çalışana veririm" demiyor. bu yüzden çalışan kazandı. islamiyetin yayılmasıyla birlikte yahudiler daha çok ticarete zaman ayırırken, müslümanlar cemaatleşerek, tarikat ehli olmayı tercih ettiler ve kendilerine tarikata kapattılar.
islam dünyası, zamanının büyük çoğunluğunu manevi zenginliğini arttırmak için geçirdiğinden dünya ticaret piyasasında fazla söz sahibi olamadı. osmanlı devleti, dünyanın dörtte üçünü alacak kudrete sahip olsa dahi bu yalnızca osmanlı yönetiminin ve ordusunun başarısıydı. halk genel itibariyle tarikatlarda zaman geçiriyor. murid olarak hayatlarını idame ettiriyordu.
islamın kuralları net olarak uygulandığı için doğu, batıya nazaran takdir edilesi bir durumdaydı. daha sonra batı, kilise boyunduruğundan kurtulmak için isyan etti. aydınlanma çağı başladı. yahudiler sanayi devrimiyle birlikte ticaretten kazandıklarını, sermayeleştirerek üretime çevirdi. sanayi yönetiminde söz sahibi oldu. hristiyan dünyası da dinlerinden uzaklaşarak kendilerini bilime ve aydınlanmaya sevkettiler. müslüman dünyası ise hala tarikattaydı.
artık emperyalizmin söz sahibi olmasıyla birlikte müslümanlar, kafalarını dışarıya çıkardıklarında iş işten geçmiş, yeni bir dünya düzeni kurulmuş, herkes kendi rolünü gayet güzel oynamaya başlamıştı bile. bu yüzden islam dünyası ekonomik bağımsızlığından yoksun kaldı ve buna bağlı olarak da siyasi bağımsızlığını kaybetti. karnını doyurmaya ekmek olmayınca bilime ayıracak bütçe de yoktu. tüm güç batının eline kaldı. hala da bu düzen aynı şekilde sürüp gidiyor.
fatalizm yeterinde açıklayıcıdır. kaderine boyun eğerek sadece tanrı nın varlığına sığınarak yaşamak sadece kendi inançları doğrultusunda ilerleyen insanlara saygı gösterilmesinin işaretidir. kendinden olmayanı düşman olarak nitelendirir. insanın doğaya karşı yükümlülüklerini yok sayar. doğanın sunduğu nimetleri kısıtlayarak yaşamasını emreder. evrim ve devrim ağza alınmayacak kadar boş görünür. yeterince samimi olmalarının altını çizerek kuramsal ifadelerle naslarıyla hak ve özgürlüğe karşı öğretileri vardır; evlenmeden başkasıyla sevişmek caiz değildir, başörtü takmayan kıytırık müslümandır hatta üzerine siyah çarşaf geçirmek sevaptır, yaşlılar için 2 karış sakal bırakıp şalvarla gezmek sünnettir gençler bırakırsa satanist ya da ateisttir, alkol almak günahtır, domuz eti yemek günahtır ama elini kana bulayarak kurban kesmek sevaptır. vs...
gelişmek isteniliyorsa insanın kendini aşması gereklidir ki bir yere körü körüne sığınarak olmaz bu. devamlı belli bir kesime hitap etmiş olunur ve dolayısıyla uluslararası düzeyde kibrit kutusu gibi görünür. sufilerden mollalardan başka neyimiz var.. ki filozof olmak bile günah sayılır inançları tartıyorsan ve kendi görüşünü müslümanlık dışı etkenlerle sunuyorsan tanrı ya hakaret olarak bakılır. hurafelerden, sabit fikirli olmaktan sıyrılmak gerekir.
içinde belli bir tezi barındıran, taraflı ve hatta tehlikeli olduğunu düşündüğüm ifadedir. öncelikle müslümanlar diyerek bir genelleme yapılmaktadır. bu mantıkla müslümanların tümü geri kalmış olmadığı gibi, geri kalmış bir çok hristiyan ya da budist de vardır mesela. burada kast edilen müslüman ülkeler ise aynı şey yine söylenebilir. ikincisi geri kalmışlıkla ne kast edildiği kesin değildir ve bu da politik bir mesaj barındırır (foucault'nun kullandığı anlamıyla). ekonomi mi, siyasi güç mü, teknoloji mi yoksa başka bir şey mi belirler kim geri kim değil? bunun belli bir kriteri yoktur. bu ifade aynı zamanda tehlikelidir çünkü bizi bir din aleyhine düşünmeye ve yargılarda bulunmaya teşvik eder. nasıl hristiyan diyerek genelleme yapmak tek kelimeyle çirkinse, aynı şey müslümanlar genellemesi yaparken de geçerlidir. doğru sorular sormak, doğru cevaplar vermekten daha önemlidir.
müslümanlığı bilmedikleri için. özünü detaylarla ve amaçları araçlarla karıştırdıkları için. düşünmedikleri için. çalışmadıkları için. yardımlaşmadıkları için. liste uzar gider.
skolastik ortaçağ avrupası'nın geri kalışındaki gibi sebep bundan pek farklı değildir. o sebep ki her seferinde tutsağı ettiği bünyelerin her ağızlarını açışlarında enselerine "sus lan!" diye bir tokat patlatan sebeptir:
pek çoklarının dinin dogmatik oluşunu ve bu dini mantıklarla yola çıkıldığında bilim yapılamayacağı, bilimin dinden(dinlerden) bağımsız olduğunu anlamamakta ısrar etmesi gibi kendisini gösteren sebeplerdir.
"çalışan kazanır" lafını "namaz kılan kazanır" şeklinde algılamaları ya da sadece tembel olmaları. önce iş ararlar, iş bulunca da işten kaçmak için yer ararlar*.
hiçbir ideoloji, din ve sosyolojik dinamikte geri kalmak diye bir kavram olamaz. böyle olunca ileri din, ileri ideoloji gibi kavramların olması gerektiği gerçeğiyle yüz yüze kalırız çünkü diyalektik, bir olgudan bahsedildiği an, onun tamamlayıcısı ya da karşıtı başka bir olgunun da o anda ortaya çıkacağını söyler**. bu nedenle, geri kalmak denen şeyin, tamamen insanla ilgili olduğunu; herhangi bir ideoloji, din veya mite dayandırılmaması gerektiğini görebilmemiz gerekir. zira orta çağı açıklamak bizim için oldukça zorlu olabilir.
şöyle bir örnekle (ve bir yerde okuduğum ama nerede olduğunu hatırlayamadığım anektodla) aktarmak gerekirse: kafası kıyak bir şoförü, son model bir arabaya oturttuğunuzda başınıza gelecek olan kazanın nedeni son model araba değil, kafası kıyak şofördür.
çölde hava sıcaktır. insan bunalır. çalışası gelmez.
bu durumda, müslümanlar avrupa'da yaşasaydı, gelişirlerdi, sonucunu da çıkarabiliriz. ya da avrupa'lılar, çölde yaşasaydı, tembel olurlardı. hristiyanların geri kalma sebepleri diye başlık açardık. ispanyollar da tembelmiş. ya texaslılar. texas da çok sıcakmış. türkiye'nin doğusu da rakım olarak yüksek ve yazın yayla gibi, kışın ise avrupa'nın soğuklarından farkı yok. zor, karar vermek, zor. adana da bir sıcak ki, adanalılar da geri kalmış mı, acaba. ya antalyalılar. hiç de değil. adana da, antalya da güzel şehirler.
tarihsel olarak, geri kalma veya kalmama olayına baktığımızda, iktisadi, sanayii ve teknolojik gelişimin iki anahtar noktasını görüyoruz;
- güçlü merkezi otoritenin oluşması: bu çok önemli, çünkü güçlü bir merkezi otorite ekonomik gelişme ve yatırımlar için olanak ve güvence sağlıyor. özel mülkiyet haklarının mahkemelerce korunması, yatırım alanlarının güvenliğinin ve yatırımcıların can güvenliğinin sağlanması, ticaret yollarının güvenliği, vesaire.
- burjuva sınıfının oluşması: öncelikle tüccar demiyor, burjuva diyoruz. neden, marksist olduğumuz için mi? hayır. burjuva karı sermayeye ekleyen, yani yatırıma dönüştüren rekabetçi sınıftır. tüccarlar da böyle davranabilir ama orta çağ tüccarının böyle olduğunu söylemek zor. burjuva sınıfı, sermaye birikimi ile ortaya çıkar. sermaye birikimi olmadan da ne yatırım olur ne fabrika açılır, ne de devletler vergi gelirleriyle güçlü polis, donanma, vs. sistemleri kurabilirler.
şimdi gelelim müslümnalara;
- müslüman topraklar (afrika, misal) sömürülmüştür kolonizasyon döneminde. bu bir açıklama olabilir elbet.
- tüm hristiyanlar, ortodox doğu avrupa veya katolik guney amerika, zengindir geri kalmamıştır diye birşey yok. illa din ayrımı yapılacaksa, protestan hristiyanlar dışında herkes az çok geri kalmıştır.
ama doğunun güçlü müslüman veya türk imparatorluklarının, başta osmanlı misali, avrupadan geri kalmalarını yukardaki iki sebeple açıklayabiliriz. doğu imparatorluklarında burjuva sınıfı pek oluşmamıştır. bunun sebebi de ilk yapının yani merkezi devletin avrupa'ya göre çok daha önce ve güçlü bir sekilde ortaya çıkmasıdır. güçlü krallar izin vermemiştir burjuvanın serpilmesine. yani sıralama hatası diyelim.
yoksa islamın bilime izin vermemesi diye birşey yok. öyle olsa rönesans olmazdı yeniliğe toptan karşı olan hristiyan dünyasında. iş senin önündeki kitabı nasıl yorumladığın.
"müslümanların geri kalması" olgusu maddiyat aleminde bakıldığında doğru bir ifade sayılabilir. bunu da sanayi devrimine kadar dayandırmak mümkün olacaktır.batıdaki, sanayi devriminin ve sonrasında kapitalizmin doğuşunun getirdiği ekonomik koşullara baktığımızda karşımıza çıkan tablo müslümanlıkla bağdaşıyor mu önce bunu irdelemek gerekir. aslına bakarsanız daha öncesinde bu tablonun insanlıkla bağdaşıp bağdaşmadığının incelenmesi gerekir ki bu durumu benden çok önce karl marx değerlendirmiştir, o yüzden gereksiz buldum.
sanayi devrimiyle birlikte feodal düzenin yıkıldığını ve o düzenin toprak ağalarının, ellerinde sermaye bulunduran kapitalistler haline dönüştüğünü görürüz.masum köylü ise toprak ağalığı döneminde karın tokluğuna tarlada köle gibi (gibisi fazla) çalışıyorken sanayi devrimiyle birlikte, karınlarını doyurmak için daha çok çalışmaya başlamıştır. fakat kazanılan paralar kapitalistler için hiç bir zaman yeterli seviyeye ulaşmamıştır. böylelikle hem işçilerin çalışma saatleri arttırılmış hem de çalışma koşulları ağırlaştırılmıştır. kapitalistler hep daha fazla kar için kazandıklarını sermayeye dönüştürmüş ve yatırıma yönlendirmiştir. bu da daha fazla emek gücü gereksinimini doğurmuş ve iş, çocuk yaşta işçi çalıştırmaya kadar gitmiştir. karl marx 11 yaşında yaşlılıktan ölen insanlar gördüğünü kitabında ayrıntılı olarak anlatmaktadır. böylelikle daha fazla kazanç daha fazla sermayeye dönüşüyor ve daha fazla sermayede daha fazla ürün için üretime katılıyor hale gelmiştir. bir süre sonra işçinin fakirliği ve ürünlerin çokluğu dolayısıyla, üretilen ürünler elde kalmış bu da kapitalistleri yeni pazar arayışına itmiştir. efendim nedir yeni pazar diye baktığımızda karşımıza çıkan artık sokaktaki 5 yaşında çocuğun bile anlamını bilerek yada bilmeyerek dillendirdiği emperyalizm diye tabir ettiğimiz köleci düzenin getirdiği pazardır. emperaylist düzenin getirdi sonuç ise, sanayi devrimini başarıyla (!) gerçekleştirmiş, elinde ucuza satabileceği ürün olan gelişmiş (!) ülkelerin, geri kalmış (müslüman ülkeler gibi) ülkeleri himayeleri(!) altına alması olmuştur. sanayi devrimini gerçekleştirip te üretimi birden hızla artan ülkeler coğrafya atlasını açıp kendilerine ülke beğenmeye başlamışlardır. bu ülkelere hem onların üretemiyeceği miktarda ve ürettiklerini satamayacağı ucuzlukta mal götürmüşler hem de ihtiyaç duydukları emek gücünü bu ülkelerden sağlamışlar, bir nevi onları köleleştirmişlerdir.
daha fazla ayrıntıya girmeden müslüman ülkelere baktığımızda, batıda görünen tablo hem müslümanlıkla hem de osmanlı politikalarıyla taban taban zıt bir tablodur. osmanlı fethettiği ülkelerin düzenlerini bozmadan o ülkelerin ekonomik koşullarını arttırıcı tedbirler alıp refah seviyelerini arttırmayı amaçlayan bir politikaya sahiptir. bu politikaları uygularken fethettiği ülkenin vatandaşlarından batının emperyalist düzen ile sağladığı faydalara paralel bir çıkar sağlama düşüncesi içinde değildir. bu sebepledir ki sanayi devrimini şu veya bu şekilde gerçekleştirememiş osmanlı, gerçekleştirmiş olsaydı dahi batının karşılaştığı problemlerle karşılaştırdığında batının ürettiği çözümlerden faydalanamıyacak daha doğrusu faydalanmak istemeyecekti. buda bizi şu sonuca götürür ; müslüman ülkeler sanayi devrimini gerçekleştirseydi dahi batının ucuza ürettiği ve miktarca müslüman ülkelerin üretebileceğinden çok daha fazla olan mallarla rekabete giremeyecek ve aynı sonuç kaçınılmaz olacaktı. bu noktada müslüman ülkelerin düştüğü ikilem sonucu, batı ülkeleri zenginleşip kalkınırken , müslüman ülkeler daha sonra bu düzene şu veya bu şekilde ayak uydurmaya çabaladılarsa da onların yakaladığı standartlara erişememiş yada eriştirilmemiş, ve geri kalmıştır.
önce ileri gitmelerini gerektirecek nedenleri araştırmak varsa bulmak lazım:
camiden/şadırvandan ibaret çinili mimarisi mi
hiç olmayan (hatta kötü gözle bakılan) resim ve heykel sanatları mı
belki tersine yazılan alfabesi?
matbaayı buldukları varsayılıp da hiç kitap yayınlamamaları mı, kitap yasaklamaları
çağrı, musa'dan ibaret filmleri mi
modası mı modası mı modası mı yoksa
bir sait faik öyküsü, bir nazım şiiri, bir yaşar kemal romanı mı?
ekonomisi mi, petrol şeyhlerinin bol bulunca kıçına sürdüğü
ideolojisi mi yoksa, humeyni'nin şeriatı ya da kaddafi'nin yeşil sosyalizmi arasında en az 5 rekat eğilip kalkan
belki müziği, senfonisidir, ilahi! ... ilahi! çok güldüm ilahi!
dünya barışına katkılarıdır belki, hani 11 eylül, afganistan, sokakta adam doğrayan somali.
özgürlükçü düşünceye katkıları mı yoksa, herşeyi yasaklayan
yoksa ayaklanmaları mı: kubilay misali
temizlikleri midir (bkz: kulleteyn), abdestte iki kulak iki dirsek su serpmeleri
bütünleştirici midir, harem-selamlık
kadına saygı mıdır, recm taşlama...
töreni mi güzeldir, hani hac'da, kabe'de her yıl yüzlerce insanı izdihamda öldüren
yoksa şeytan taşlama mı, öndekinin kafasını yaran
yaşayana şarap değil de, ölene ikram edilecek zemzem mi
dua okuyan alnı kılıçlı ömer ulusoy mu pirimiz, hani esrardan tutuklanan
yoksa ağlamaktan helak, gülen mi
hurması mı arabın
teneke hoparlörden desibeli yüksek ve cızırtılı, ehil olmayan imamın çığırdığı ezan mı
caminin önüne bırakılan ve genellikle çalınan ayakkabılar olmasın, ibadetin sırrı?
belki en acılı gününde, camide-mezarlıkta bahşiş için sıraya giren sakallılar...
"üç çocuk doğur, dört kadınla evlen"dir belki medeniyeti
islamın medeniyeti, belki şu an çok dişi olan canavar (misvak sayesinde)
allasen söyle, ilerleyecekti de geri mi bıraktırıldı müslümanlık?
sahi nedir, islamın aslı ve astarı