çoluk çocuğumuzun nafakasını çıkarmamıza imkan veren kıymetli müşterilerimize hürmet ve şükranlarımızı arzederiz anlamına gelen bir cümledir. esnaf kültürümüzün ayrılamaz bir parçası, lazım-ı gayri müfarik unsurudur. son yıllarda kültürümüzün her parçasında yaşanan yozlaşma bu düsturu da ıskalamamış, bu söz sadece duvarlara asılan bir levha haline gelmiştir. daha da acısı bu levhanın altında müşterisine söven tacir kişilerin olmasıdır. (bkz: vefa istanbulda bir semt mi sadece)
derin bir anlamı olmasına rağmen, nedense pek kimsenin umursamadığı cümle. bu levhayı dükkana asıp altında "nasıl yapsam da kazığı soksam" diye düşünmek, kafada binbir tilki dolanırken müşteriye gülümsemek ikiyüzlülüğün, terbiyesizliğin daniskasıdır.
babadan, atadan üç kuşak esnaf olanla, hasbelkader parayı bulup dükkan açmış, ticaret erbabı ağızları yapan çakalı ayırt etmek gerekir*. birincisi müşterisine velinimeti olduğunu her haliyle hissettirirken, diğeri içeri girer girmez kollanacak götü takip eder, yalar, yutar, nasıl tongaya düşürürümün hesabını yapar*. klişe lafların başında 'soğuk, sıcak ne alırdınız' gelir*. iyi giyimliysen iyi kazık yersin. vasatsan fazla acıtmaz, pek ilgilenmez de zaten. paspalsan korkma kasadan bile kalkmaz.
birincisi o gün ondan alışveriş yapmasan da çıkarken kapıya kadar uğurlar, bilir ki yarın da sen onun müşterisi yani velinimetisindir. diğeri ise bakıp çıkacağını anladığı an ilgiyi tezgahtara devreder, kenara çekilir. sen onun ne müşterisi ne velinimetisindir. sen yolunacak kaz, söğüşlenecek para olabilirsin ancak.
her ne kadar genellememek gerekse de birinciye anadoluda hala yaygın şekilde rastlanır. ikinci ise maalesef yaşadığımız büyük şehirlerde cirit atmaktadır. parayı bulanın büyükşehire kapağı atması bizlere sanki birincinin yok denecek kadar az kaldığı hissini verse de anadoluda esnaflık hala ölmemiştir.