pek çok konuya değinebilen, kendini yetiştirmeyi başarmış harika yazar. özellikle büyük emek vererek hazırladığı girileriyle takdirimi kazanmıştır.
şahane eserlerinden birine örnek için;
(bkz: @2797831)
dertleşmek için doğru adrestir. iyi içtiğini bir kez de misafirim olduğunda göreceğim. mutlu olsun bu güzellik.
nickini sevmeyen bir yazardır. sözlükten yakın bir arkadaşı, "ne lan o nick, seks manyağı gibi duruyorsun" demiştir. o bakımdan açması gerektiğini düşünmektedir bu meseleyi.
efendim ben aşka aç falan değilim. hani aslında çoğumuz açız da gerçek aşka, ama bunu duyaracak kadar aç değilim. bu nick dark tranquillity'nin the gallery adlı leziz şarkısının sözlerinde geçmektedir. ve orada aşka açtan ziyade, aşktan yoksun anlamında kullanılmaktadır bu sıfat.
depeche mode özel yayınından davetiye kazandıktan sonra, bana tebrik mesajı atmasıyla başladı herşey. aslında tam o zaman başlamadı, davetiye kazanmamın heyecanıyla sadece teşekkür ederim demiştim kendisine.
daha sonra bir kaç mesajlaşmanın ardından kendisinin safkan devotee olduğunu öğrendim. iyi ki atmış o mesajı ve iyi ki de tanışmışız. umuyorum beraber bir gün never let me down again ile kollarımızı sallayacağız bir sağa bir sola.
yaladım, evet yaladım ben bu karıyı.. hem de tanışıklığımızın üzerinden birkaç dakika geçtikten hemen sonra.. yanağına sıçrayan bira ile öyle güzel göründü ki gözüme, içimden gelen yalama isteğine karşı koymayınca o da yaladım gitti. sonradan farkettim ki güzelliği biradan değilmiş.. ruhunun güzelliği yansımış yüzüne.. ya da ne bileyim hem içi hem dışı ayrı ayrı güzelmiş işte..
kendisiyle aynı anda milli oldukizmir akustik performans zirvesi'nde. ilk başta nick'imi söyledikten sonra -aman her ne boksa- diye verdiği cevapla tanıştık. kendisini çok soğuk olarak nitelendirsede, çok az konuşmamıza rağmen benim kanım ısındı kendisine. bir daha ki zirvelerde daha çok konuşup kaynaşma kararı aldık birlikte. iyi ki tanımışım..
sükunun bana kopyaladığı dvdleri, kaybetmemek için zirvede* kendisine verdim. zirveden sonra kalacağı yere bıraktıktan sonra dvdleri geri almadım, almayı unuttuğumu zannediyor büyük ihtimalle. ama bunu ertesi gün dvdleri almak bahanesiyle, tekrar görüşmek için yaptım. çok da güzel oldu, beraber çay içip, zirve ve tanıştığı yazarlar hakkında konuştuk. ve tıpkı otogarda ben karşıladığım gibi, yine ben uğurladım memleketine.
körpecik ilk zirve yazarı.köşesinden etrafa utangaç bakışlar atarken farkettim onu.ve o an ağlarıma takıldı gariban.bir daha da zirve boyunca bırakmadım.dizdibi yazarsum benim.
(bkz: dizdibi yazarsusu)
birkaç dakika içerisinde yıllarıdır tanışıyormuş süsü verdik.onu aydınlardan zirvelere sürükleyen arkadaşı devotee unuttu gitti kızı.sonradan affettirerek gözümüze girdi ama.yoksa şişe geliyordu kafasına.ayrıca çok pis kıskandım ben bu hatunu.gözümün önünde evoletle yalaştılar.tanıştığıma memnun olmanın ötesine geçtim.orgazmik bir tat aldım (tamam biraz abarttım) bir dahaki zirvelerde görüşmek üzere.
tüm rezilliklerimi paylaştığım, hayatta en değer verdiğim insanlardandır.hiçbir zaman normal bir çocukluk geçirdiğine şahit
olamadım. hayata hep bir sıfır önde başladığını düşündüğüm, okuyan, izleyen, yorumlayan, özgün, birikimli, zevkli,güçlü, yeri geldiğinde uçuk-kaçık kişiliği ile gönlümün sultanı olmuştur...onu sevmeyen insanlar olabileceğini düşenemiyorum, tapılası tapılası bir yaratık o! yeter bu kadar şımartılmak şimdi tüm rezilliklerimi paylaştığım derken tüm rezilliklerini de bildiğim insan olduğunu da söylemeden edemiyeceğim, yine de yaşamım boyunca tüm mutlulukları, üzüntüleri ve rezillikleri paylaşmaktan vazgeçmeyeceğim tek insan, harbi insan.
o başını dizinize koyar. gözlerini yumar ve belkide hayallere dalar kucağınızda. ellerinizle yüzüne düşen birkaç tutam saçını çekip kulağının arkasına almak istediğinizde ise huysuzlanır. huysuzlukları bile sevilir ama onun.
hiçbir zaman koşar adımlarla atlayıp kollarına gömüp başımı saçlarına ''ne kadar yorgun olduğumu hayata, bir bilsen be lovestarved'' diyerek içimden geçenleri bir ona anlatıp sonra kendimi uzaklaştırıp ondan yanağına içten bir öpücük konduramadım. ailem tarafından sevgi görmediğim için sevgimi gösteremiyorum kimseye. lovestarveda da gösteremedim. gösteremiyorum. ve gösteremeyeceğimden korkuyorum. ama en azından yazmaya çalışıyorum. şöyle söyleyeyim lovestarved hemcinsim olmasan aşık olurdum sana(ehuhah şaka). bunun muhabbetti de geçmedi değil hani. okuldaki yüzüne bakılır tiplerden, güzel kızlar ve yakışıklı çocuklardan konuşuyorduk birgün;
bıdı bıdı bıdı
- aman kimse yok bea. bi ikimiz hahah erkek olsam çıkardık
+ ne malum kabul edeceğim hah bıdı bıdı bıdı
şekil 1 a da da görüldüğü üzere kendisinin benimle bir ilişki kurmaya hiç niyeti yok yada nazlanıyor sadece. neyse konu bu değil.
konu benim hassas dalgacı sevimli ve bir o kadar da soğuk arkadaşım. bu kadar zıtlığı kendinde nasıl barındırıyor bilmiyorum. dengesiz davranışları sürekli değişen ruh hali ve gelgitleri gibi bu zıt karakteristik özelliklerini de burcuna bağlamalıyım belkide. bir buzdağının üzerinde yanan alev gibi. çölde bir kutup ayısı, ekvatorda yüzen bir balık. daha fazla devam edersem saçmalayacağım ama o zıt işte. anlamlı bir anlam karmaşası gibi.
zeki ve yaratıcı olduğunu okuyup araştırıp kendini geliştirdiğini sosyal konulara da ilgili olduğunu söyleme gereği duymuyorum.(söyledim bile)
yalakalıktan ve sahte sevgi gösterilerinden de hiç haz etmediğini söylememe gerek yok.(söyledim bile)
bir insanı sildiğinde -ki geçerli mantıklı bir sebebi yoksa asla yapmaz- gerçekten siler. affedici değildir pek.
o içmeyi de gülmeyi eğlenmeyi de şu hayatın bok ölümün ise gerçek olduğunu bildiği kadar iyi bilir.
o, şu lanet hayatta insanın başına gelebilecek üç beş iyi şeyden biridir. yıllar geçse, farklı şehirlerde yaşasak, adam öldürüp katil olsa, çocuk aldırsa, bir zibilyoner yada bir çobanla evlense bile benim bitanem olarak kalacaktır. değeri azalmayacak o bende değişmeyecektir.
seviyorum ulan!
beni şansa inandıran. o kadar garip ki.
sıklıkla gittiğin mekana gidiyorsun bir gün gene. çalan grup hoşuna gidiyor. diyorsun ki, acaba ben de yapsam mı? gidip konuşup ayarlıyorsun. 2 parça da sen çalacaksın o gün keyfine. çıkıyorsun, 1 parça çalıyorsun. sonra aklına evde yaptığın bir beste geliyor. "onu çalmalı mıyım?" diye düşünüyorsun. çıkıp çalıyorsun. kimse daha önce duymamış ama herkes alkış kıyamet. seviniyorsun. sonra şansa bak ki, o gün seni bir prodüktör dinliyor orada. besteni ve yorumunu çok seviyor. albüm teklifi sunuyor sana. severek kabul ediyorsun. bu fırsat çıkar mı karşına bir daha? sonra albümü yapıp sürüyorsun piyasa. aa o ne? albüm tutuyor. patlıyorsun ülkende. sonra yavaş yavaş dünyaya açılma kararı alıyorsun... gider böyle.
ne kadar büyük şans değil mi? ufak kararlar, önemsiz gibi gözüken ayrıntılar. hepsi seni hayatının en önemli anlarından birine getirebiliyor. o da benim için öyle işte. 100 metreden gözü kapalı ağaçların arasındaki kuşu, kanat çırpışını duyarak vurmak gibi. şimdiye kadar tattığım en güzel tat, duyduğum en güzel koku, hissettiğim en saf ve en güzel şey. tanrının benim olması için uğraştığı kanatsızım.
saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
'nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
'gözünün dilini' bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada olduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyulduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları, …dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
en mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin sorgusuz sualsiz…
onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, 'hak ettim' diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi…
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş…
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…
böyle bir dostum var benim.