//
paralel evren teorisi
spoiler uyarısı vermiyorum bile, direk konuya giriyorum (zaten buraya kadar geldiyseniz, spoiler görneyi göze almışsınızdır)
3. sezon finali lost’un hikaye akışında büyük bir değişikliğe neden oldu..bir tane flash forward gördük diye feleğimiz şaştı..bu izlediklerimiz aslında çok da yeni olmayan bir teoriyi tekrardan alevlendirdi..bu teori
paralel evren &
zamanın kırılması teorisi olmaktadır..
dizide olan her şey daha önce yaşandı!! bir kere değil, birkaç kez hem de..ve dizinin doruk noktası
* kendisini dizinin sonunda (6. sezon sonunda) izleyeceğimiz sahnede gösterecek..aynı sahne her şeyin başlangıcı da olacak nitekim..
hepimiz biliyoruz ki bu üzerinde hapis oldukları ada bir şekilde özel! iyileşme, uzun ömürlülük kendini öne çıkaran özelliklerinden birisi..ve buna ek olarak, manyetizma temasıyla
* alakalı olup olmadığını henüz bilmediğimiz anormallikler gördük..adanın seçtiği özel kişilere bir şekilde ulaştığını, onlarla bir takım etkileşimlerde bulunduğunu da biliyoruz..
dizideki karakterler ise bir şekilde bu zaman atmaları içinde hapis oldular..ve sürekli olarak loop atan, kısır döngüye giren bu zaman hapsinden kurtulmaya çalışmaktadırlar..ada; zaman ve uzay boşluğunda yuvarlanan bir kar topu gibi..sürekli; üzerinden geçtiği zaman ve mekanlardan birilerini/bir şeyleri topluyor..
> adanın ortasındaki
black rock adı verilen köle gemisi
>
oceanic 815 uçuşu
>
desmond’ın botu (katıldığı yarış)
tesadüf? hayır..bence değil..ada, bu konuda kendi bünyesine kimleri çekeceğini biliyor ve buna göre bir plan uyguluyor..belli, büyük bir görevi mevcut! (ki, biz bunu, dediğim gibi dizinin son sezonunun son bölümünde öğreneceğiz)..bir de bu olayların dışında, adayı, bir şekilde bulan insanlar da mevcut;
>
hanso foundation
>
dharma initiative
>
naomi’nin takımı
bunlar adayı bir şekilde arayan/bulan ve adaya ana planla (görevle) alakası olmayan insanları getirmiş kuruluşlar..belki ada, bu gelişmelerin olmasına izin verdi ki kendine bir yarar oluşturabilirdi..benjamin adaya dharma ile gelmişti ama sonra sadece o ayakta kaldı..geri kalan, adanın gerek duymadığı dharma bireyleri “the purge” neticesinde öldürüldü..
dediğimiz gibi adadaki zaman yüzyıllar boyunca tekerrür ediyor..21 yüzyıldan geriye gelecek olacaksak şayet; 19 yüzyıl köle gemisi olan black rock’a cevap bulabiliriz..öte yandan ikinci dünya savaşı’na dair mühimmatların ada üzerindeki bireylerden çıkması da teorinin bu kısmına destekleyici olmaktadır;
>
m1 garand tüfeği
>
luger po8 tabancası
> goodwin’in üzerindeki ve ana-lucia’nın da dikkatini çeken alman bıçağı
> oceanic havayollarında çalışan pilotların, hosteslerin kollarında ikinci dünya savaşında kullanılan rozetlerden kullanması
ayrıca richard’ın ben’le yaptığı bir konuşmada adaya yerleşimin daha da eksilere dayandığını belirtmişti..ee, adada gördüğümüz 4 parmaklı heykel ayağını da unutmamak gerekmektedir..
böyle bir teoride ada üzerinde yaşananları kronolojik bir sıraya oturtmak zor oluyor..ama tahminimce bir şekilde
alvar hanso bu adayı buldu..onun içinde saklı olan mistik enerjiyi fark etti ve bunu araştırmak ve insanlık adına hayati önem taşıyan sorulara cevap bulabilmek için dharma’yı kurdu..adaya bir şekilde erişebilmeyi başardı! ve bu gücü elektromanyetizma sayesinde kontrol altında tutmaya çalıştı..belki de dharma’yı daha gizli araştırmalarını yapabilmek için bir paravan şirket olarak kurmuştu..nitekim dharma’nın gerçek görevi hakkında hiçbir bilgiye henüz ulaşabilmiş değiliz..sadece yaptığı operasyonlar hakkında fikrimiz bulunmakta..
adada tanık olduğumuz dharma katliamını gerçekleştiren grup ise daha önceleri bence dharma’ya bağlı idi..bir şekilde bu görevlerinde ayrılıp dharma’ya karşı saf tuttular..richard’ın ben’i ormanda bulması ise kilit noktalardan biriydi..ben’i sürekli izleyip, onu ele geçirmek için uygun zamanı bekleyen bu grup, en sonunda onun için çok önemli olan birisini (annesini) koz olarak sundular ve ben’i kendilerine çektiler..ben, dharma’ya ihanet etti ve “the purge” gerçekleşti..aynı walt’u keşfettikleri gibi ben’i de keşfetmişlerdi..o, grubun lideri oldu..bu richard’ın sayesinde olmuştu ve eminiz ki richard da emirlerini jakob’dan alıyordu..
ana temayı saptırmadan konuya geri dönecek olursak şayet; hikayede bir çok zaman çizgisi mevcut..ada, bir şekilde bu zaman çizgileri arasında hareket edebiliyor..bazen şimdiki evren zamanında bulunuyor;
> charlie; “where are we?!”
> ben; “god can’t see this place!”
> hurley ve sayid’in radyoda dinledikleri baya eskilerin parçası..akabinde zaten hurley’in yaptığı şaka; “or any time!?”
> ne yaparsa yapsın desmond’un adadan kaçamaması..hangi yöne giderse gitsin botun tekrardan adaya geri gelmesi.
> charlie’nin gitarının yanında yazan “i was here moments ago” yazısı..
ve flashback’ler..adanın bu flashback’ler üzerinde de etkisi olduğunu düşünebiliriz..adanın; eko’nun, boone’un, locke’ın, charlie’nin ve daha bir çok rüyada zaten parmağı olduğuna hem fikirim..flashbacklerde neden olmasın? parçalar, eşyalar, fotoğraflar, meydana gelen olaylar..birbiriyle daha önceden tanışmamış bir uçak dolusu insanın geçmiş yaşantılarında bu denli birbirleriyle bağlantı içinde olması tesadüf olamaz (dejavu!);
> john locke’ın apartmanında gördüğümüz the swan’daki sayaç
> herkesin mccutcheon’s whiskey içmesi..
> herkesin birbirine çok benzemesi
> desmond’ın evindeki mikrodalga fırının hatch’deki sayaç ile aynı sesi çıkarması..
adanın bu konuda kısıtlı bir bilgi hazinesi var ve bunu flashback’lerde ortaya çıkarıyor..
ve, diğer bir bildiğimiz detay ise ada üzerindeki kişilerin düşüncelerini, inanışlarını, korkularını, her bir şeylerini okuyabiliyor..jack’in babası, kate’in atı..bunlar en basit örnekler..buna ilaveten, bilinçli inanç ve kader adanın bu özelliğini bir şekilde geliştiriyor..locke can-ı gönülden inandığı bir şeyi adada gerçekleştirmeye başladı..bıçaklar attı, domuzlar avladı, ormanda iz sürdü..doğa adamı bir avcı oldu! buna inanıyordu, kaderinde yazıldığını düşünüyordu..walt’a bıçak atmasını öğretirken ise “see it in his mind’s eye” diye bir felsefe yapmıştı..bunu söyledikten sonra walt’un bıçak atabildiğini biliyoruz..bu adada bir şekilde kader, bilimin önüne geçiyor ve ondan daha etkili oluyor..aklın içindekiler ile bir şekilde kontrolü ele geçirebiliyorsunuz..durum böyle olunca neden çocukların hep kaçırıldığına cevap bulabiliyoruz; çocuklar yaratıklara ve süper kahramanlar gibi mistik şeylere acaip bir şekilde inanırlar..bu inanış, yaratıcı beyinlerine ve adaya büyük bir tehlike oluşturmaktadır (walt’un hurley’in dergisinden gördüğü kutup ayılarını adada yaratmış olması gibi)..ondan dolayı 3. sezonda gördüğümüz emma ve zack zombi gibiydi..karl’ın da beyninin yıkanmasını da bu noktaya bağlayabiliriz..bir şekilde çocukları kaçırıyorlar ve güvenli bir ortamda onlara bakıyorlar..bu konuda dikkatli davranılıyor..
hikayedeki belli karakterlerin ise ada için daha özel olduklarını biliyoruz..walt işte!..onun ada ile bağlantıları o denli güçlüydü ki ben onun babası ile gitmesine izin vermiş olabilir (ben’in adadan insan ayrılması konusunda ne denli bir tutum içinde olduğunu düşünün)..öte yandan locke’ın kazadan sonra çalışan bacakları ile yeniden hayata başlaması de bu konuyla ilişkili..bu özel insanlar ada için büyük önemi bulunmakta..eşsiz görev için kritik karakterlerdir..bunlar, adanın birer çocuğu oluyor ve ada onlarla konuşuyor, iletişime geçiyor..görevi tamamlamadan adadan ayrılabilmek ise bir seçenek olmuyor;
> sayid’in sinyali göndermeye çalışırken locke tarafından saldırıya uğramasını hatırlayın..daha hikayenin başıydı, yeni kaza geçirmişlerdi ve locke bu adadan gitmemek için elinden geleni ardına koymama görevine başlamamıştı..
> alex, ben’e neden onları bırakmıyorsun, gitmelerine izin vermiyorsun diye sorduğunda ben’in verdiği cevap; “because i can’t”
belli ki bir şeyin olması bekleniyor..
teoriler hikayenin sürekli tekrarlanan büyük bir tiyatro oyunu olduğu..sahne ada, oyuncular gördüğümüz, tanıdığımız karakterler..oyun değişik ama, dediğimiz gibi her perde açıldığında başka bir oyunu izliyoruz..hikaye kendini değiştirmiş oluyor..birbirini etkileyen küçük parçalar var, büyük parçalar var..ama tek bir noktaya sürekli değiniliyor, altı çiziliyor;
> everything and everyone are here for a reason!
bazı karakterler daha önemli, bazı karakterler daha az..jacob’ın hazırladığı listenin de matematiği bu öneme dayanıyor..”iyi” olanlar oyunun sonu için önem teşkil edenler..ve adanın bazı seçilmiş çocukları, hikayenin gidişatını değiştiştirebilecek olanlar, bulunmakta..en önemlileri de bu karakterler..
ama oyunun tek bir sonu var..olması gereken son! işte 6. sezonun son bölümünde izleyeceğimiz son! oceanic kazasıyla adaya gelenlerin, jacob ile ben’in tekrar tekrar başarmaya çalıştığı son! ama oyun, yapılan hatalardan dolayı istenmeyen bir şekilde sonlanıyor..naomi’nin adamlarının adaya gelmesi, jack’in geleceğinde gördüğümüz halinin nedenidir..adada izlediğimiz bu zamanın kırılma noktasıdır..şu anki son hiç de umut dolu değildir..
ama perde tekrar açılacak..bu oyunun sonu değil..çünkü ne zaman böyle bir şey olsa hep bir dahaki sefer için fırsatımız oluyor..tekrardan doğma! her şey bir döngü içinde..rousseau’nun mesajındaki gibi..botların adaya geri dönmesi gibi..kendini tekrarlıyor;
>
it’ll come back around
>
we all have a fresh start
>
see you in another life
bir sonraki yaşam bir metafor..tabi ki de bir sonraki yaşam değil, bir sonraki sefer! değişik bir zaman, değişik hareketler, değişik roller..bunu destekleyen noktaları izledik;
> ilk bölümlerde gördüğümüz mağarada elinde siyah ve beyaz taşları olan – o zamanlar adem ile havva dediğimiz – iskeletlerin bu tekrarlanan hapislerin birinde ölen jack ve kate olduğu yönünde büyük söylentiler var
> öte yandan locke’ın dharma mezarındayken can çekişirken gözümüze soktukları bir sahne var; kafatasında kurşun izi olan dharma üniformalı iskelet..resimlerle de destekleyelim;
(bkz:
http://img523.imageshack.us/...)
(bkz:
http://img523.imageshack.us/...)
(bkz:
http://img523.imageshack.us/...)
bu iskelet de bir önceki seferde orada canına gerçekten kıymış olan john locke idi..
> aynı şekilde charlie’nin bir kerede good vibrations’ın tablarını çıkarabilmesi de bu kodu aslında onun hazırladığını düşünmemize sebep oluyor (designed by musician)..
sürekli tekrarlanan bu zaman kıskaçtan kurtulabilmek, adanın ulaşmak istediği amaca varabilmek için karakterler bir önceki seferde yaptıkları önem teşkil ediyor..looking glass’taki şifrelemenin daha sonraki seferlerde bir şekilde kırılabilmesi için charlie, onu tekrardan hatırlayabileceği bir kod ile şifrelemesi gerekmekteydi..belki bir sonraki seferde bu loop engellenecek, çok daha değişik sonuçlar doğurabilecekti..işte bu yüzden charlie good vibration’ı seçmiş olabilir..
ada, bu görevi başarabilmek için karakterleri yönlendiriyor..bazı karakterleri aydınlatıyor, ne yapması gerektiğini söylüyor..ben ve locke’da yaptığı gibi..söyledikleri sözler hep aynı, onlar bazı şeyleri cidden biliyorlar;
> you’re not supposed to do this!
> this isn’t the way this is supposed to happen!
ben, tüm bu olanları nasıl bilebilir? daha önce görmediyse, yaşamadıysa?!! nasıl bildiği önemli değil, asıl sorulması gereken neler bildiği? (ki cevabını vermiyor zaten) neden söylemiyor peki? birkaç dakikalığına ben gibi düşünelim ne dersiniz?
> her şeyi biliyorsunuz! fakat kimselere bir şey anlatamazsınız..çünkü yapılması gerekenlere engel olabilir bu bilgiler..
> peki anlatsanız size inanırlar mı? muhtemelen hayır..
> işte bu noktada onları kandırmanız gerekecektir..onları yapması gereken şeyleri yapmasını sağlamanız gerekmektedir..bir işi yaptırmanız için seçtiğiniz özel insanlar var..
> ama durum karışıyor, bazı plana uygun düşmeyen karakterler sizin sonuca giden yolunuzda engel oluyorlar..onları kontrol edemiyorsunuz ve bazen de onlar olayların akış yönünü bile değiştirebiliyorlar..
> durum iyice karıştığında her şey sizden soruluyor..cevap alınamadığında ise kontrolü kaybetmiş bir lider imajı üzerinize etiketleniyor..
> her şeyi tekrardan yerine döndürmek için yine plan yapıyorsunuz..doğru zamanda doğru hareketi düşünüyorsunuz ve zamanı gelince onu hayata geçiriyorsunuz..
michael: why don’t you go get them yourself?!
klugh: it doesn’t work that way..
> doğal olarak planlarınızı yaparken yüksek oranda yalan söylemek zorunda kalıyorsunuz..kendi tarafınızdakilere bile..yüksek bilgi hazinesine sahipsiniz ve ondan en iyi şekilde yarar sağlamaya çalışıyorsunuz..
> aslında her şey başka bir oluşumun dizaynı yani siz de bu oyunda bir piyonsunuz..kendinize ait hiçbir şey bulunmuyor..kendi başınıza bir şey yapmak istiyorsunuz..alex’i yetiştirmek olsun bu! ya da adadaki doğum sorununa bir çözüm bulmaya çalışıyorsunuz..bunun için büyük bir uğraş içine giriyorsunuz..
> bunlar kendi yararınıza olan davranışlar olacaktır..daha belli değildir ama ana göreve yan etkisi dokunacak planlar olabilecekler..asil göreve olacak zararlı efektlerinden korunmak için sizin üssünüz, sizden vazgeçmeyi bile düşünecek;
jacob: help me!
locke: what did you say?
ben, jack’e bir laf söyledi..dedi ki; “history is about to repeat itself, right here, right now”..bu noktada artık kendisinin yenildiğini dile getiriyor..locke da gerçekleri biliyor artık..bir şekilde jack’i durdurmaya çalışıyor;
locke: this will be your last chance!
fakat jack aramayı yaptı..zamanı kırdı..ben’in başı düştü, locke ortalıklardan kayboldu..biliyor ki elden bir şey gelmez artık..
geri dönüşün olmadığı, loop’un kırıldığı böylesine kritik zamanlarda ada, zamanı, asıl amacın tekrardan başarıya ulaştırılabilecek bir noktasına çekiyor..”a new beginning”, “tabula rasa” (günümüzde tabula rasa terimsel anlamı filozof john locke tarafından atılmıştır; beynimiz doğduğumuzda bir çeşit tabula rasa’dır, yani bomboştur..deneyerek fikirler, inançlar oluşur..) zamanın bir şekilde paraleli oluştuğu anda eski hatalardan ders alarak yeniden start verilmiş olur..oyunun yeni perdesi..hatalar tekrarlanmamaya çalışılır..ama bu yeni oyunun da yeni tarz hatalara açık olduğunu aşikardır..bu hatalardan en büyüğü, 2. sezonun sonunda john locke’ın yaptığı olabilir..kodun girilmemesi, desmond’ın failsafe anahtarını kullanarak elektromanyetizmayı deşarj etmesi ve olan patlama sonrasında değişik bir zamanda kendini bulması olabilir..desmond bir şekilde bu loop’tan kendini kurtarmıştı ve değişik bir güçe sahip olmuştu..aslında desmond’un adada gördükleri gelecekten görüntüler falan değildi..bu zaman kırılmaları sıralarında meydana geldi..yine kendisini adada bulduktan sonra, güya gelecekte olacağına inandığı görüntüleri görmeye başlamıştı..dediğimiz gibi paralel evren kısır döngüsü içinde bulunan bizimkilerin görüntülerini görüyordu..aynı anda orada olan/olmuş ama şimdi (bizim izlediğimiz) zamanda olmayacak görüntüler..ondan dolayıdır ki bu desmond denilen adam satranç bu seferki oyunun veziri
* olmuştu..
desmond’un sürekli charlie’yi kurtarmış olması ama sonunda charlie’nin ölmesi (bence öldü, evet) mr. hawking’in anlattıklarıyla da örtüşmekteydi..nitekim desmond charlie’yi birkaç kez ölümden kurtarmıştır..sonunda ise sadece charlie’nin yapabileceği bir görev ile onu buluşturmuştur..işte bu anda desmond kaderin değiştirilemeyeceği fikrinden kendini arındırmış oldu..mr. hawking tabiki de ona tam tersini anlatmaya çalıştı, kafasına sokması için zorladı onu..adanın belli gerçekleri herkesten saklamadı gibi bir temaya sahipti tüm bu olan bitenler..
peki jacob kim? jacob adanın bu paralel evren loop’una sıkışmış başka bir lost karakteri..locke, desmond gibi bir özelliği var ama bu özellik daha değişik..onu görememizin nedenini bu zamanların birinde sıkışmış olduğuna yükleyebilirim..belki de bu zamanda kırılmaların (adanın yarattığı) olduğu anlarda yanlış bir yerdeydi..ben gibi adanın işleriyle içli dışlı olmuş karakterlerin görebileceği bir hale gelmiş olabilir..kaçamadığı zamansız bir ortamda olabilir ki bir şekilde enerji formunda bizlerin karşısına çıkabiliyordur..onun güçleri sonsuz olabilir ama locke’ın kulübe yolunda yerde gördüğü siyah tozun bu güçleri engellemesi için ben’in serpiştirdiğini düşünebiliriz..onun flashback’leri ve karakterlerin gördüğü rüya ve hayalleri yönlendirdiğine eminim ben..
durum böyle olunca, jacob’ın siyah duman olabileceğine de inanasım var..daha ilk bölümden dış dünya ile iletişim kurmaya çalışan pilotu öldürmesi ya da kendisine ben’e karşı yardım etmesi için düşündüğü adayların (locke ve mr.eko) tüm anılarını ve karakterlerini analiz etmesi işlerinden bazıları olabilir..locke’ı 1. sezonun finalinde kuyuya doğru çekilmesini de locke bir saldırı olarak değil, sadece özel bir gücün onu istemesi olarak yorumlaması da ayrı bir dikkat çeken noktaydı..
locke: i’ll be alright!
jack: ..?!
fısıltılara gelince..
bizimkilerin adada duyduklar fısıltılar ise; paralel evrenlerdeki kendi sesleridir aslında! çok keskin bir giriş oldu ama neyse artık..fısıltılardan gelen sesler incelenince bu teoriyi destekleyen daha da ürkütücü bir sonuca çıkılıyor;
> boone’un öldükten sonra shannon’ın belirdiği bir anda; “hi sis!”
> aynı sahnenin devamında; “dying sucks”
> başka bir fısıltıda duyulan bir ses; “relax dude”..eminim ki hurley’dan başkası olamazdı bu..
> frank duckett’in kemikleşmiş başka bir lafı da yankılandı; “it’ll come back around”
> ve daha bir çoğu..
karakterler, bu fısıltılar sayesinde, bir şekilde diğer zamanlarda bulunan kendilerine haber göndermeye çalışıyorlar olabilirler..bu konu, kafalarda
4 8 15 16 23 42 gibi cevaplanmayı bekleyen önemli sorulardan, en azından üzerinde teori yaratmaya çok da müsait olmayan konulardan birisidir..
bazı teorilere göre, bence de gelecek dördüncü sezon sırasında flash-forward izlemeyeceğiz..sezonun sonunda ise her şeyin başına döndüğümüzü, uçağın kaza yaptığını görürsek şayet şu anda bunları yazdığım için şaşırmayacağım..bu zaman loop’unda tekrar başa döndüğümüzü görebiliriz..onu takip eden son sezonda ise, bizimkiler yine bir şekilde bu loop’u kırmak için uğraşacak olabilirler..bunu başardıklarını ve asıl ulaşılması gereken amacı ne olduğunu göreceğiz..belki jacob ile kafamızda beliren sorulara bu son sahnede cevap bulabiliriz..karakterleri de gerçek zamanda, uçağa binmeden önceki hallerine (ki bence boone’un locke’a gösterdiği hayaldeki hallerine) dönmüş göreceğiz..