yazardan ön not:
en son güncelleme tarihi: 18.07.2007
> genel güncelleme yapıldı ve ingilizce yazılar türkçeleştirildi..
* * *
dizi boyunca süre gelen, sistematik olarak işlenen, bölüm geldikçe yerine oturan, teorilere tez hazırlarken dikkate alınan temalardır..hepsine verecek örneğimiz çoktur ama bazılar gerçekten de göz önünden gitmemektedir..izleyenler bilir, mesela bu temalardan en bilineni kadercilik temasıdır..sürekli "abi bunlar hayır işidir" tarzı diyaloglar, "yok bu adanın gözü var" yok efendim "everthing happens for a reason"'lar..işte bu temaların peşinde sürüklenen biz seyirciler, sürekli birbiriyle ilişkili sahneleri gördükçe “yok artık” diye de tepki koyuyor, şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz..
şu ana kadar elde edilmiş temaları toptan yorumladım (ingilizce kaynak: lostpedia)..bu yoğun tematik çalışma, uzunca bir sürede hazırladığım bir yazı dizimdir..belki de lost için en detaylı türkçe bilgi (bazılarımız için spoiler) kaynağı olacaktır..
bakın, istediklerinizi okuyun, inceleyin, yorumlayın, benle de tartışın..belki de seyir keyfinizi birazcık da olsa arttırabilmiş olacağım..o zaman ne mutlu bana derim işte..
benim yanımda olan, bu yazıyı yazarken desteklerini esirgemeyen lost manyaklarına büyük bir teşekkür ediyorum ve beni mütemadiyen gaza getiren, motorun soğumasına izin vermeyen lost ne lan tarikatı’nın değerli üyelerine ise buradan en içten sevgilerimi yolluyorum..cidden..
ilginç ve bir o kadar da eğlenceli temalarımızdan birini oluşturuyor..eğlence dedim de, komik bir şey anlamayın..adı üzerinde ironi işte..hemen bakalım;
locke'un katılmayı çok istediği, ona değişik deneyimler katacak turda aslında tam da adada yaşadığı gibi zaman geçirmek istiyordu..doğa ve macera adamı olarak..o tura katılamadı ama gelin görün ki, kaza geçirip adaya düştü..hem de felcinden kurtuldu..
sayid ordu yıllarında bir işkenceciydi..adada ise danielle rousseau tarafından işkence gördü..karmaya yakalandı..
claire, uçağa bebeğini amerikalı gizem dolu aileye vermeye gitmek için bindi..ama sonra öyle bir kaza geçirdi ki bu adaya düştü..canlı kaldı..doğurdu ve eli mahkum bebeğini kendi büyütmeye başladı..başka şansı yoktu..medyum malkin'in ilk başta istediği yaşanmıştı..bu bebeği sen büyütmelisin diye diretiyordu..
christian shephard, sawyer'a içkilerden dert yanıyordu.. "these bastards think americans can't hold their liquor." (bu p.ç amerikanlar likör içmesini bilmez) diyordu..flashbacklerde ise onun alkol komasından öldüğünü öğrendik..demek ki christian da içmesini bilmiyordu, bik bik laf ediyordu..yazık!..
jin, sun ile beraber olabilmek için babası mr. paik ile bir anlaşma yapmıştı..ama o anlaşma dahilinde yapması gereken iş; sun ile arasının açılmasına neden oldu, evlilikleri ayrılma boyutlarına kadar geldi..
jin hayatı boyunca babasından ve yaptığı meslekten utandı durdu..ama adaya düştüklerinden beri elinden gelen en iyi ve en yararlı iş de balık ve bilumum su ürünlerini avlamak oldu..babasından edindiği balıkcılık bilgileri sayesinde acıkanlara çok yardımcı oldu..
her ne kadar michael, walt'u adadan kurtarmak için bir sal yapmış olsa da, o sal adadan aslında gitmek istemeyen walt tarafında sabote edildi ve yakıldı..
hurley lotoda milyonları kazandı ama sonunda kendini paranın değerli olmadığı bir yerde buldu..
boone binlerce feet yükseklikten düşmüş, ölmemişti..ama sonra bir ay bile geçmeden başka bir uçağın içindeyken 10 metreden düşmesi sonucunda öldü..
daniella, 16 yıl boyunca others'a karşı çocuğunu kaçırdıkları için nefret duydu..sonra da gelip aaron'u bizimkilerden kaçırmaya çalıştı..tam bir deli, ne yaptığı belli değil..
arzt, kendisinin a-takımına girememesi yüzünden yakınıyordu..daha ilk görevinde büyük bir kazaya kurban gitti ve elindeki dinamit patladı, kıyma oldu..halbuki; dinamitler konusunda da bizimkiler uyarmıştı, bilgiliydi, neler olabileceğini düşünmüştü..
charlie, adam akıllı kendini eroinden kurtarmaya çalıştığı zamanlarda bir kasa dolusu eroin buldu..aslında istenmeyen bu hazineydi ama ona meryem ana vazoları içinde sunulmuştu..tam bir ironi gerçekten..
hurley, uçağa son anda yetişmesini, uğursuz giden olaylar arasında şanslı olarak yorumlamıştı..ne kadar şanslı (!) olduğunu oceanic 815'in başına gelenlerden sonra tekrardan gördük..
locke her ne kadar felçli durumundan kurtulmuş olsa da swan'daki numaraları girme görevi onu manevi felçli yapmıştı..sevmiyordu bu durumu..yeni bir hapis hayatı gibiydi onun için..
sayid, shannon'a artık yeni bir yaşama başlamalısın diye akıl verdikten hemen sonra shannon vurularak öldürüldü..
sayid bir diyalogta kimin yalan söyleyip söylemediği anlayacağını iddia etmişti..güya böyle bir özelliği vardı..shannon'ın ölüme giden yolunda walt'u gördüğüne inanmamıştı ama, yalan söylüyor diye tahmin ediyordu..demek ki her zaman anlayamıyormuş..
hurley, yemek dağıtımı konusunda artık görevinin bittiğine inandığı anda gökten yeni yemekler gönderilmişti..
libby'yi bir psikiyatrist olarak tanıdık..ama hurley'in flashback'inde asıl psikiyatristlerin yardım ettiği o idi, hasta olarak hurley ile aynı hastane bulunuyordu..
sahildeki sos yazısı ile çözümü arayan bernard, aslında kendi adına en büyük çözüm yolu olan rose'u bu iş uğruna kaybedeceğini anlayınca fikirlerinden caydı..
çocuğu öldü diye ana-lucia bir adamı vurarak öldürdü..daha sonra ana-lucia ise çocuğunu kurtarmak için uğraşan birisi (michael) tarafından vurularak öldürüldü..
ana-lucia ilk vurulduğu zaman hamileydi..muhtamelen ikinci vuruluşunda da hamile olma olasılığı yüksekti..
libby, desmond'a elizabeth'i hediye etmişti..onu tekrardan göremeden hayata gözlerini yumdu..desmond'un tekrardan ada kıyısında belirdiği gün onun cenazesi gerçekleştiriliyordu..
desmond, southway garrison'a ordudayken bir korkaklık yaptığı için düşmüştü..ama sonra adada, anahtarı çevirdiği için, bir kahraman oldu..tadını bile bilmediği, bir bardağını içemediği viskiden bir şişe içti, büyük adam oldu..
önce ben jack'in tutsağı oldu, sonra jack ben'in..
jack, babasının olmaz dediği olayı televizyondan izledi, red sox'ın dünya kupasını kazandığını kendi gözleriyle gördü..
gördük ki john locke, önceleri bir uyuşturucu tarlasında görev almıştı, insanları öldüren eroini üreten adamlarla beraber olmuştu..daha sonra geldi adaya, nutuğunu çekti, charlie'yi bu beladan kurtardı..
en baba dolandırıcı bile dolandırıldı..ben, çok rahat bir şekilde sawyer'ı kandırdı..içine bir şey soktum, heyecanlanmaman gerek dedi, inandırdı onu..
jack, omurilik cerrahı, çok kulakları cınladı herhalde ya da çok büyük dua edildi ki birisi ona acil ihtiyacı varken gökten düştü..adaya geldi ve hasta ben'e yardım etti, onun ameliyatında cerrah oldu..
hayatı boyunca kaçak olarak yaşamış olan kate'in elle tutulur tek evliliği bir polis ile..
juliet, richard alpert'e yaptığı şaka, kaka oldu..ironik bir şekilde kocası edmund burke'un laboratuarından ayrılmasına izin vermesi için ölmesi, ona bir otobüs çarpması gerektiğini şakayla karışık dile getirmişti..daha sonraki günlerde üzerinde apollo çikolatası reklamı olan bir otobüs son sürat edmund burke'e çarptı ve juliet'in others organizasyonuna katılması için ilk adım gerçekleşmiş oldu?!!?
desmond, flashback'inde charlie'yi sokakta çalgıcılık yaparken gördü..o sırada charlie oasis'in wonderwall adlı parçasını seslendiriyordu..parçada, tam desmond onu gördüğü anda, "maybe..you're gonna be the one that saves me" (belki..beni kurtaracak olan sensin) diyordu..desmond ona hararetli hararetli derdini anlatırken, charlie; "this is why we don't do drugs!" (işte bu yüzden uyuşturucu kullanmıyoruz) diye dalga geçiyordu..çok çok sonra gördük ki charlie bir eroin bağımlısı oldu, sonra ondan kurtuldu ve desmond tarafından sürekli hayatı kurtarıldı..
hurley'in bulduğu dharma arabasının aynasında bir tavşan ayağı asılıydı..şans getirdiği inanılan bu nesne hurley'in hayatında gözle görülür bir değişikleye neden oldu..o olaylardan sonra hurley'in "ben lanetliyim!" diye bik bik ettiğini görmedik..
hurley'in babası, daha o küçükken, avustralya'dan ayrılırken ona "ıt is never too late for a fresh start!" (yeni bir başlangıç yapmak için geç değil) demişti..yıllar sonra ise geri geldi..şimdi ise, hurley avustralya'dan ayrılıyor ve resmen yeni bir yaşama başlıyordu..düştükleri adada..bu mantığa göre düşünecek olursak babası gibi geri gelecektir, elbet kurtulacaklar listesindedir (eğer böyle bir şeyler olacaksa tabi)..
yine hurley'in babasına gelecek olursak şayet; kendisinin 17 yıl önce ayrılırken söylediği son söz "ıt's only one candy bar hugo, live a little?" (bu bir çikolata sadece hugo, birazcık tadıver) olmuştu..17 yıl sonra geri geldiğinde ve hurley'i aşırı şişmanlamış olarak gördüğünde ise ilk söylediği laf "wow, your mom wasn't kidding about those candy bars!" (wow, annen çikolotalar hakkında dalga geçmiyormuş) olmuştu..ilginç ve komik..
dharma'nın bir istasyonun ismi flame (alev) idi..harbiden de alevler içinde patladı, yandı, kül oldu..
locke adayı bir de babasının onu bulamayacağından dolayı sevdiğini öğrenmiştik..gelin görün ki burada da adam karşımıza çıktı..
nikki hem dizide, hem de dizinin içindeki dizide (exposè) ölüyor..ikisinde de yardımcı kadın rolünde..
nikki ve paulo'nun, bir sahnede boone ve shannon gibi olmamak istediklerini duyduk..ama dördü de öldü, sonları aynı oldu..
kate, cassidy'e akıl veriyordu.."call the cops and have him locked up" (polisleri ara ve onu tutuklat!) diyordu doğrudan adada onla beraber hapis kaldığı sawyer'dan bahsederken..
downtown şarkısı juliet'in arabasındayken, adadan ayrılamacağını öğrendiği anda ve oceanic 815'in düştüğü anlarda çalıyor..
gerçek sawyer'ı bulup öldürme görevinde avusturalya'lara kadar gelen ve sonra oradan geri dönerken kaza geçirip adaya düşen sawyer, adada aradığını buluyor ve locke'un babası olarak bildiğimiz gerçek sawyer'ı öldürüyor..
ben, richard'ın teklifi olan babasının gömülmesine karşı çıkıyor..bu yüzdendir ki hurley yıllar sonra karavanı bulabiliyor..ve yine bu yüzdendir ki others'a karşı bu karavanı kullanıp silahsız sayid, bernard, jin'e yardım edebiliyor..
eğer desmond, charlie'yi dinleseydi ve nadia'yı kurtardıktan sonra mikhail'i esir alsaydı belki herşey çok daha değişik olacaktı..önceden charlie, desmond'u uyarmıştı..
üçüncü sezon finalinde sawyer, ilk sezonun finalinde onu yaralayan tom'u, kendi kendine verdiği sözü de yerine getirerek, vurarak öldürüyordu..
üçüncü sezon final bölümünde izlediğimiz geleceğe ait görüntülerde jack'i aynen babası gibi alkolik, umursamaz ve sorumsuz bir adam olarak görüyoruz..harap olmuş..
yine gelecekte, jack'in bir hata yaptığını ve adaya geri dönmeye çalıştığını gördük..kurtulmak için herşeyi yapan, şimdi geri dönmek için herşeyi yapmaya hazır!
aynı gelecekte, jack aslında köprü üzerinde araba kazası yapmış anneyi ve onun oğlunu kurtarmamıştır..onların kaza yapmasına sebep olmuştur..kadın, köprüde intihar etmeye çalışan jack'i görünce bir an dikkati dağılmış ve kaza yapmıştı..
bu tema doğrudan "tesadüf" ve "kader vs. özgür irade" ile kesişiyor..
arı
bir bölümde bir kovan dolusu arı charlie, jack ve kate'e saldırmıştı.. ("house of the rising sun")
yaban domuzu
bizimkiler, önce yemek için yaban domuzlarını avlanmaya başladılar... bir bölümde ise sawyer, çadırını dağıttığı için bir domuzun peşine düşmüş, sonra ise onun yavrusunu yakalamıştı... sonuçta ne yavrusunu ne de annesini öldüremedi...aynı şekilde charlie ve locke kutup ayıları tarafından öldürüldüklerine kanaat getirdikleri koskoca bir yabandomuzunu ölü bulmuşlardı.. ("outlaws") ("further ınstructions")
bpo bpo
jin'in byung han'dan rüşvet olarak aldığı ve sun'a hediye ettiği köpekti..flashbacklerde bu köpeğe sun tarafından çok değer verildiği ve sun'ın jin'den kaçmaya çalıştığı bölümlerde dekorasyoncu arkadaşına bakması için emanet verildiği görülmüştür.. ("...ın translation") ("the whole truth") ("house of the rising sun")
bunny #8
bu tavşan, sawyer'a numara yapılırken kullanıldı..aslında başına kötü bir şey gelmemişti..heyecandan bayılmıştı o kadar.. ("every man for himself")
ayrıca bunny #8 olmasa da ben, başka bir tavşanı, sonik duvarı test etmek kullanmıştı.. ("the man behind the curtain")
looking glass'ın dharma logosunda ise bir tavşan bulunmaktadır... öte yandan alex, bir tavşanı kesecek, içini parçalayacak kadar duygusuz bir kızdır..
kedi
nadia, flame istasyonunda kalan mikhail'in kedisinin ismiydi... aynı zamanda sayid'in geçmişinde yer alan, en azından ona çok benzeyen hayvandı... sayid için bu sahnelerde yaratılmış bu tema, korkuyu ve affedilmeyi konu alıyordu.. ("enter 77")
inek
flame istasyonunun dışında gözüktüler..mikhail adamının bu hayvanları sahip çıkması, onları beslemesi, etinden sütünden yararlanması gibi bir görevi daha vardı.. ("enter 77")
tavuk
gördük ki bazı bölümlerde ada sakinleri tavukları yemek yaptılar (kuyruk tayfası tarafından) ("the other 48 days")..bir de john locke, ben'in buzdolabından bir parça tavuk almış ve yemişti..tavuğun tadını unuttuğunu dile getirmişti.. ("the man from tallahassee")
güvercin
hem charlie'in rüyasında hem de others köyünün semalarında görülmüştür.. ("fire + water") ("a tale of two cities")
hurley bird
hurley'e tehlikeyi haber verdiği söylenen kuştur bu..adını çığlık atarak söylemiştir..dizide iki ayrı bölümde karşımıza çıktığı için bir şey var denebilir.. ("exodus, part 2") ("live together, die alone")
hamster
alaycı konuşmayı seven ben, john'un elektriği nasıl üretiyorsunuz sorusuna "bizim kafes içinde koşturan çok büyük hamsterlarımız var"diye cevap vermişti..ayrıca ben'in evindeki tabloların birinde elinde fare gibi bir hayvanı tutan kadın rahatlıkla görülmektedir.. ("the man from tallahassee")
kate'in atı
kate, bir bölümdeki flashbackinde gördüğümüz ata çok benzer bir atı ada üzerinde görüyor..bu at sayesinde edward mars'ın elinden (federallerden) kaçmayı başarıyordu..onun için özgürlüğün ve kurtuluşun simgesiydi.. ("what kate did")
medusa örümceği
artz, 3. sezonunun 14. bölümünde gördüğümüz flashbackde daha önce bilmediği özel bir örümcek türünü keşfettiğini söylüyor..bu böcekler ısırdığı zaman belli bir süreliğine gözünüzü bile kırpamayacak bir şekilde paralize -felç- olunuyor.. ("exposé")
kelebek
ilk sezonda bir kelebek, charlie'in kendini eroinden kurtarmasında metafor öğe olarak kullanılıyordu.. ("the moth")
kutup ayısı
çok görüldükleri yetmiyormuş gibi çoğu bölümde de isimleri geçiyor..üzerlerinde büyük bir gizem var ama sakin olmuyorlar ki çözelim..yanına yaklaştırmıyorlar..
martı
claire adadan bir kurtuluş yolu olarak dış dünyaya bir kuş yardımı ile mesaj göndermeyi düşünüyor..geleceği ise nasıl gördüğü henüz bilinmeyen desmond ise charlie'in ölümünü gördükten sonra claire'e yardım ediyor ve onun için bir martı yakalıyor..aynı bölümde, claire'in flashbackinde, hastane ziyareti sırasında arkadaki televizyonda göç eden martılar gözüküyor.. ("par avion")
deniz kestanesi
bu deniz kestaneleri sayesinde, claire bebeğini tekrardan hissetti..aynı zamanda jin, hurley'e bunlardan sunuyordu..hatta hurley bilerek böyle yaptığını düşünüyordu jin'in..ona gıcık olduğu düşümdüğü için..bir kaç sahne sonra hurley bir deniz kestanesine basacak ve kendini yaralayacaktır..ayrıca boone ölmeden önce, jack onu tedavi ederken, boone'a kan vermek ister ancak kan verebileceği bir şey bulamaz bu sırada sun deniz kestaneleri ile gelir ve bunların iğne görevi göreceğini anlarlar.. ("hearts and minds") ("do no harm")
köpekbalığı
çok konuşulan sahnede, bu köpekbalığın kuyruğunda dharma işareti bulunuyordu..juliet'e göre ise dharma'nın köpek balıkları ve yunuslar için özel imkanları bulunuyordu.. ("adrift") ("a tale of two cities")
ağaç kurbağası
bir bölümde karşımıza çıkan ve sesi sayesinde sawyer'ı acaip sinir eden bir kurbağaydı..sawyer bu bölümde kendisini bulmuş ve öldürmüştü..sawyer'ın karanlık ve acımasız tarafına hitaben yaratılmış bir metafor öğesiydi deniliyor.. ("one of them")
vincent
walt'ın köpeğidir..kazadan sağ sağlim çıkmış bir köpektir..sarı bir labrador retriever'dır..kritik sahnelerde hep karşımıza çıkmıştır..locke'un monster ile ilk karşılaşmasından hemen önce, shannon'un walt'u görmeden önceki sahnesinde..büyük bir sorunun hep habercisi gibi oldu.. ("abandoned")
öte yandan jacob'ın külübesinde başka bir köpeğin resmi var..
walt'un kuşu
brian, walt'un ödevine yeterli dikkati vermediği sahnede cama yapışıp ölmüş bir kuştur..aynı o an walt'un kitapta okuduğu yerde bulunan resim bu kuşa aittir..işte buna benzen bazı olaylardan sonra brian, walt'un bir şekilde özel olduğuna kanaat getirmişti..walt'un bu bilinmeyen mistik özelliği daha sonra dizide ben, bea klugh ve tom tarafından da dile getirilecekti.. ("special")
bunlara ek olarak dharma'nın hayvanlar üzerinde birkaç deney yaptığını da biliyoruz..daha da ötesinde, istasyonların logolarında görülen hayvanları da bu temaya ekleyebiliriz..
(bkz: http://tbn0.google.com/...)" onmousedown="return bkc('1404050','+http%3A%2F%2Ftbn0.google.com%2Fimages%3Fq%3Dtbn%3Ai02Ch9nq2SkKCM%3Ahttp%3A%2F%2Fwww.thepopview.com%2Fimages%2Flost.jpg')">http://tbn0.google.com/images?q=tbn:i02Ch9nq2SkKCM:http://www.thepopview.com/images/lost.jpg)
evet, her bölümünün başında gelen lost yazısı siyah arkaplan üzerine beyaz yazıdır..
john, walt'a tavlayı anlatırken iki oyuncunun, iki tarafın olduğunu söylüyor..biri siyah, biri beyaz diye açıklama yaparak hem gizemliyim hem de artistim havalarına bürünüyor..
adem ile havva'nın (mağadaki cesetlerin) ellerinde bir siyah, bir de beyaz taş bulunuyor..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
claire rüyasında gözlerinden biri siyah, biri de beyaz olan john locke'u görüyor..çığlık çığlığa uyanıyor..
michael hastanedeyken hemşirenin ona anlattığı penguen şakasında şöyle bir laf geçiyor;
"what's black, white all over"
jin, sinirden siyah taşlara vuruyor (golf sopası ile)..
susan lloyd (siyah)(michael'ın eşi) & brian porter (beyaz) evli bir çiftimizdi..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
sayid'in sawyer için yaptığı gözlüğün bir kısmı siyah, bir kısmı ise şeffaf (beyaz) idi..
bembeyaz olması gereken kutup ayıları üzerinde kir ve pislik (siyahlık) vardı..
gökyüzüne yayılan siyah duman...
black rock (siyah kaya) denilen yer..
> sezon 2
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
sezon başında gördüğümüz istasyonun içindeki duvarda bulunan resimde iki adet surat bulunmaktadır..biri siyah biri de beyazdır bu suratların..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
bu hatch'de bulunan ve 108 dakikayı geri sayan sayacın renkleri de siyah beyazdır..3 hanesi siyah üzerine beyaz, 2 tanesi beyaz üzerine siyahdır..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
kaza sonrası oluşmuş 2 ayrı grubun liderlerinden jack beyaz, ana-lucia ise melezdir (siyah)..ana-lucia'nın shannon'ı vurduğu sahnede ise ana-lucia siyah bir atlet, jack ise beyaz bir gömlek giyiyordu..
men of faith olarak nitelendirilen iki baba karakterin de biri siyah, biri beyazdır (mr. eko, john locke)
kate'in atı simsiyahtır..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
"monster" denilen şeyin siyah bir duman olduğu görüldü..ama john locke onu aydınlık bir ışık (beyaz) olarak betimlemişti..
eko ve yemi siyah ve beyazın hakim olduğu rahip kıyafetleri giymektedir..
bernard sos işareti için özellikle siyah taşların toplanmasını istemişti..açık renkli kum üzerinde daha keskin gözüksün diye..
sezonu sırayla izlediğimiz others'ın başı olarak ilk bea klugh?ı görüyoruz..sonra ise ben sahneye çıkıyor ve ipleri eline alıyor (önce siyah, sonra beyaz)..
son bölümdeki dinleme istasyonunda satranç oynayanların taşları siyah ve beyazdır..
> sezon 3
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
sawyer'ın kandırmak için kullanılan beyaz tavşanın üzerinde siyah bir 8 numarası yazılı..
desmond'un flashback'lerinde adem ile havva'nın elindekine benzer taşlar bulunmaktadır..
john locke'un flame'in bilgisayarında oynadığı satrançta da taşlar siyah beyazdı..
claire'ın flashbackler'inde görüyoruz ki kendisi sürekli simsiyah giyinen ve siyah saçları olan gotik bir ablamız..şu anki aydınlık sarışın görüntüsüne tamamen ters..
siyah bir martıydı desmond'un yakaladığı..
john locke, ben'in buzdolabından yiyecek birşey ararken ben arkadan "ı have already eaten the dark meat, leaving you with the light meat" (siyah eti zaten yedim, beyazı sana bırakarak.) gibisinden bir şey diyor..
john, 15. bölümde, kate'e ayrılacağını haber verirken eli yaralı ve bir gözü simsiyah idi..aynı claire'ın rüyasındaki gibi..
others beyaz taşlar ile işaretlenmiş çadırların için black rock'tan gelen dinamitler sayesinde havaya uçacaklar, plan böyleydi..
dizide genelde sawyer tarafından okunan bir sürü kitap mevcuttur. adı bir şekilde geçen tüm kitaplar ise şunlardır;
after all these years (bunca yıldan sonra)
yazarı: susan ısaacs
sawyer, hatch'in içinde hasta yatarken yanında bu kitap vardı..
alice's adventures in wonderland (alice harikalar diyarında)
yazarı: lewis carroll
john locke, jack'e babasını peşinden gitmesi hakkında ayar verirken bu kitaptan bahsetmişti..onu takip etmesini söylemişti..ayrıca bir bölüm (white rabbit) ismi olarak da seçilmişti..
kitabın sonunda bulunan "through the looking glass", lost'ta hem bir bölümün hem de bir istasyonun ismi oldu..
"the man behind the curtain" bölümünde bu kitaba dair referanslar bulunmaktadır..ben, kendi çantasından bir tavşan çıkararak onu sonik bariyerden geçirmiştir..bu tavşan onu, kitabın hikayesinde olduğu gibi, başka bir dünyaya (others'ın dünyasına) yönlendirmişti..ben, alice'in yaptığı gibi tavşanı takip etmiş ve diğer dünyaya geçmişti..ben'in annesi emily de, kitabın filminde olduğu gibi giyinmiş ve tenniel'e çok benzetilmiştir..
ada da hikayede anlatılan harikalar diyarındaki gibi garip hayvanlara ev sahipliği yapıyor..
hikayede bir oğlan çocuğu domuza dönüyordu..aynı sawyer'ın frank duckett'in bir domuz olacağı fikrine kapılması gibi bir şey olsa gerek..
are you there, god? ıt's me, margaret (orada mısın tanrım? benim, margaret)
yazarı: judy blume
sawyer bu kitabı okuyordu..sun'ın nasıl bir kitap sorusuna "sonu kestirilebilir, yeterince seks yok" diye cevap vermişti..
bad twin (kötü ikiz)
yazarı: laurence shames (gary troup takma ismi ile)
hurley, kitabın müsveddesini buluyordu. sawyer tam sonunu okumadan önce ise jack tarafından ateşe atılıyordu..sonunu ne biz, ne onlar biliyor..
incil
mr. eko, john locke'a verdiği ortası oyulmuş, çıkarılmış kitabın incil olduğu biliyor..o ortasındaki boşluktan çıkan film parçasının da swan oryantasyon filminin bilinmeyen kritik kısmı olduğunu görmüştük..
incil, jack'in ofisindeki kitap rafında da görülüyor..
kate'e yardım etmeye karar veren cassidy, kate'in annesine incil satan bir satıcı kılığında yaklaşmıştı..
a brief history of time (zamanın kısa tarihi)
yazarı: stephen hawking
aldo, karl'ın hapis olduğu binanın önünde nöbet beklerken bunu okuyor, not alıyordu..
ben'in odasında da görülmüştür..
the brothers karamazov (karamazof kardeşler)
yazarı: fyodor dostoevsky
ben bizimkilerin elinde hapis iken, john locke bu kitabı ben'e veriyordu okuması için..ben de alaycı bir tavır ile "stephen king yok muydu?" diye soruyordu..
carrie
yazarı: stephen king
kitap klübünde the others üyelerinin okuduğu kitaptı..kulüptekilerden birinin görüşüne göre, ben bunu tuvalette dahi okumazdı..
catch 22 (madde 22)
yazarı: joseph heller
naomi'nin helikopterinin düştüğü yerde portekizce bir kopyası desmond tarafından bulunmuştu..
dirty work (kirli iş)
yazarı: stuart woods
hem swan'ın hem de jack'in ofis kütüphanesinde bulunuyordu..
the epic of gilgamesh (gılgamış destanı))
john locke'ın çözdüğü bir kare bulmacada sorulan bir soruydu..
evil under the sun (ölüm oyunu)
yazarı: agatha christie
nikki tarafından bölünmeden önce sawyer bu kitabı okuyordu..
the fountainhead (hayatın kaynağı)
yazarı: ayn rand
sawyer okuduğu başka bir kitaptı..
harry potter
yazarı: j.k. rowling
hurley, sawyer ile dalga geçerken bu kitaptan alıntı yapmıştı;
"ahbap, üzerinden silindir geçmiş harry potter gibi görünüyorsun"
heart of darkness (karanlığın kalbi)
yazarı: joseph conrad
kate ile jack arasındaki ilk bölümlerde geçen bir diyalogda bu kitabın ismi kullanılmıştır;
"tell me something, how come every time there's a hike into the heart of darkness you sign up?"
(söyler misin, neden karanlığın merkezine yapılan her maceraya katılıyorsun?)
charlie hurley'e ayar verirken şöyle demişti;
"one minute you're happy go lucky, good time hurley, and the next you're colonel bloody kurtz!"
(bir dakika önce, mutlu, iyi, optimist hurley oluyorsun, bir dakika sonra ise kahrolası yüzbaşı kurtz oluveriyorsun)
colonel kurtz 1979 yılında gösterilen "apocalypse now" filmindeki baş karakterdi..bu filmin konusu da heart of darkness'dan esinlenilmişti..
hindsight
yazarı: peter wright
sawyer, swan'da iyileşirken bu kitap, onun yattığı yerin yanında belirmişti..
i ching
i ching'de bulunan bazı logo şekilleri dharma logosu olarak karşımıza çıkıyor..
island (ada)
yazarı: aldous huxley
pala ferry adıyla dizide geçen mekan (others'ın limanı) bu romanda birebir geçmektedir..
lancelot
yazarı: walker percy
kate, sawyer'dan silah istediği an, sawyer bu kitabı okuyordu..
laughter in the dark (karanlıkta kahkaha)
yazarı: vladimir nabokov
hurley, flashback'inde bu kitabı okurken gözüküyor..
lord of the flies (sineklerin tanrısı)
yazarı: william golding
saywer'ın yine ayar dolu konuşmasında geçiyordu..
"folks down on the beach might have been doctors and accountants a month ago, but it's lord of the flies time, now."
(bir ay öncesine kadar buradakiler doktor ya da muhasebeci olabilirler, ama şimdi zaman "sineklerin tanrısı" zamanıdır.)
moon pool (ay havuzu)
yazarı: a. merritt
dharma istasyonu looking glass'ta bulunan moon pool aslında güney pasifik'te garip görevlere çıkmış dr. walter goodwin'ın yaşadıklarını yazıldığı bilimkurgu romanının isminden esinlenilmiştir. nitekim goodwin ismi de lost'tan bildiğimiz bir karakterin ismidir..bu romanda dr. walter goodwin bir portal sayesinde muria denilen başka bir boyutta bir yere ışınlanıyordu..bu "muria" kelimesine de kayıp kıta mu'dan (lemuria) bir esinlenme olarak bulunmaktadır..
the mysterious island (esrarlı ada)
yazarı: jules verne
shannon bu adaya bu ismi takmıştı; "mysterious freaking island" (gizemli tuhaf ada)
romanda bir grup insan ve bir köpek bir adaya balonla gezerken düşüyorlardı..aynı henry gale'in anlattığı hikayedeki gibi..
the odyssey
yazarı: homer
desmond ve penelope arasında yaşananlar odyssey'deki hikayeye çok benzemektedir..desmond'un denize açılması ve uzun bir süre ortadan kaybolması..penyy'nin de umutla onu beklemesi..
of mice and men (fareler ve insanlar)
yazarı: john steinbeck
sawyer'ın hapiste okuduğu kitap buydu..
daha sonra ben bu kitaptan alıntı yaparak sawyer ile hydra'da ayrı bir yerde olduklarını anlatmıştı..
our mutual friend (ortak dostumuz)
yazarı: charles dickens
desmond'un ölmeden önce okuyacağı son kitap olarak biliyoruz bunu..daha sonra swan'da, içinde, penelope'un fotoğrafının olduğunu gördük..
the outsiders (yabancılar)
yazarı: susan e. hinton
hurley'in arabayı bulduğu bölümdeki flashback'inde arkadaşı johnny ona "stay gold, ponyboy" diyordu..bu laf, bu kitapda geçen robert frost'un yazdığı "nothing gold can stay" şiirine bir göndermedir..
rainbow six
yazarı: tom clancy
swan kütüphanesinde dikkat çeken bir başka kitap..
rick romer's vision of astrology
yazarı: rick romer
böyle bir kitap gerçek hayatta olmamasına rağmen bir bölümde claire'ı bu kitap okurken görüyoruz..rick romer, lost yapım ekibinden biri..
stranger in a strange land (yaban diyarlardaki yabancı)
yazarı: robert heinlein
3. sezonda bir bölüme direkt ismini vermiş bir eserdir..
a tale of two cities (iki şehrin hikayesi)
yazarı: charles dickens
3. sezonun ilk bölümünün ismidir..
yapımcılardan damon lindelof ve carlton cuse "two cities" derken adaya kaza sonucu gelmiş olanlardan ve others'dan bahsettiğini açıklamıştır.
the third policeman (üçüncü polis)
yazarı: flann o'brien
bu kitap, desmond'ın swandaki bilgisayara zarar geldikten sonra kaçmaya hazırlanırken yanına aldığı kitaplardan biri olarak gözüküyor..
through the looking glass (aynanın içinden)
yazarı: lewis carroll
3. sezonda bir bölümün ismiydi.
yoğun bir satranç teması, white queen'in gelecekte olacak olayları önceden haber vermesi ve buna göre hareket etmesi, rüyaların önemi ve ağırlığı ve zaman geçidinin varlığı dizinin konseptiyle bayağı örtüşüyor.
to kill a mockingbird (bülbülü öldürmek)
yazarı: harper lee
juliet'in jack'e gizlice izlettiği kaset sahnesinden hemen önce juliet'in muhabbetini ettiği filmin kitabıdır..filmi, 1962'de çekilmiştir..kitap ise 1960'da aynı isimler yayınlanmıştı..
the turn of the screw
yazarı: henry james
desmond, jack ve john'a oryantasyon filminin kütüphanedeki bu kitabın arkasında olduğunu söylemişti..
watership down
yazarı: richard adams
sawyer'ın okuduğu başka bir kitaptı..iki ayrı bölümde sawyer'ı bu kitap ile görüyoruz..sudan çıkarıp okumuştur bir de, o denli seviyordur..dvd'si de yapılan kitapta, ingiltere'nin huzurlu tepelerinde ve çayırlarında yaşayan bir grup tavşan, tehdit altında kalınca, başka bir grup cesur tavşan ile kendilerine yeni bir yerleşim alanı bulmak üzere bilinmeyene doğru yola çıkarlar..
the wonderful wizard of oz (oz büyücüsü)
yazarı: l. frank baum
henry gale, dorothy'in amcasının ismiydi..ben, kendi hikayesini uydururken adaya bir balon ile geldiğini söylemişti, tıpkı kitaptaki büyücünün yaptığı gibi..
a wrinkle in time (zamanda kıvrılma)
yazarı: madeleine l'engle
sawyer'ın adadayken okuduğu başka bir kitaptır..zamanda yolculuklar ilgilidir..
megan pace, charlie'in yeğeni, liam ve charlie'in konuştuğu bahçede güzelce oynamaktaydı..liam'ı adam etmiş en önemli aile üyesiydi..
walt, michael'ın bazı konularda özel yetenekleri olduğuna inandığımız oğludur..
sawyer, kendine benzettiği bir çocuklarını gördüğü için bir aileyi dolandırmaktan son anda vazgeçti..
aaron littleton, others tarafından daha doğmadan kaçırılmıştır..doğduktan sonra da danielle tarafından kaçırılmıştır..bir ara hasta da oldu..
sarhoş ameliyata girmenin cezasını christian shephard, daha doğmamış bir bebeğin ölümüne neden olarak çekmişti..kadının hamile olduğunu duyan jack, babası hakkındaki ifadesini değiştirmiş ve christian'ın doktorluk lisansını kaybetmesine yol açmıştı..
shannon bir yılını paris'te laurent adında bir çocuğa bakarak geçirmişti..ona söylediği ninni kıvamındaki şarkı (la meré) daha sonra sayid'in danielle'den aldığı haritaları anlamasında yardımcı olacaktır..
jin, byung han'ı, kızının önünde dövmekle tehdit etmişti..
john locke oyuncak dükkanında bir çocuğa fare kapanı oyununu anlatıyordu..
alex rousseau bebekten kaçırılmış ve others tarafından büyütülmüştü..
genç aşık çocuğumuz karl, ilk karşılaştığımızda kafeste hapisti..suçu, büyük patronun kızı ile çok samimi olmak..
bobby, komündeki tek çocuk idi..john locke'un katıldığı kamptaki komünden bahsediyorum..
clementine phillips, sawyer'ın kızı, o hapishanedeyken ona gösterilmiş bir fotodaydı..
juliet bir doğum uzmanıydı..erkek fareyi bile hamile kılacak kadar işinde iyi olan juliet, kanser tedavisi görmüş kız kardeşini hamile kaldırmıştı..sonra bu doğum gerçekleşti ve julian dünyaya geldi..
phuket'en bir çocuk jack'e soda satmaya çalıştı..sahnelerde özellikle ön planda bırakılmış gibiydi.. (hakkatten, hiç gerek yoktu oysa..değil mi, daktır cek?)
others'ın kaçırdığı emma ve zack'i de canlı kanlı görmekteyiz..
---
bazı dizi karakterlerinin küçüklüğünü de dizide görüyoruz..
> sezon 1
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
jack'i okulda dayak yiyor..babası bu durum sonrasında ona hayatı boyunca unutamayacağı şeyler söylüyor, bir ders veriyor..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
babası annesini öldürmeden ve intihar etmeden önce sawyer'ı annesi ile konuşurken görüyoruz..
kate'in küçüklükte çocukluk aşkı ile beraber doldurduğu kasette sesini duyuyoruz..
> sezon 2
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
militanlar tarafından yolları ayrılmış eko ve kardeşi yemi'yi top oynarken görmüştük..
dizide sıklıkla meydana gelen, sürekli bir kader, kısmet ve din teması yüklenmiş, lost evrenine referans alınaraktan izlerken bizlere sunulan tesadüfler mevcut..sezonlara göre görelim hemen;
> sezon 1
büyük bir uçak kazası sonrasında adada hayatta kalmış ve yaşamını sürdürmüş olan bu insan topluluğu en büyük tesadüfü gerçekleştirmiştir..böylesine bir kazadan kurtulma şansı 35 x 1018 de 1 olarak belirlenmiştir..
john locke, charlie'in uyuşturucu bağımlısı olduğunu öğrenince onun bu durumu yenebilmesi için bir kozadaki kelebeği örnek verdi..içindeki bulunan durumu bu hayvanın kozasından kurtulmaya çalışmasıyla özdeşleştirdi..o günün devamında charlie, kozasından yeni çıkmış bir kelebek sayesinde çökmüş mağaradan jack'i çıkarmayı başarmıştı..
sayid'in intihar eden arkadaşı haddad bir konuşmasında şöyle bir cümle sarfetmişti;
"perhaps it's not happenstance that you and essam met at the mosque. perhaps it is fate."
(belki de senin ve essam'ın camide karşılaşması bir tesadüf değildi..belki de, bu kaderdi!)
uçaktayken, hurley bir çizgi roman okuyordu ve ilk sayfasında bir kutup ayısı vardı..sezonun ilk pilot bölümünde bizim a-takımına bir kutup ayısı saldırmıştı..
charlie, eroin bağımlılığını tam yendi yenecek iken bir kasa dolusu eroin buldu..meryem ana figürleri içine saklanmış..
locke hararetli bir konuşmasında şöyle demişti;
"do you think we crashed on this place by coincidence?"
(sence bu adaya tesadüfen mi düştük?)
> sezon 2
bernard uzun bir süre sonra birden bire açtığı telsizden enkazın içinde birazdan düşecek olan boone'un imdat çağrısına cevap vermişti..
eko ile locke arasında oryantasyon filminin kayıp parçasını yerleştirirken geçen diyalog;
locke: here's the missing piece right back where it belongs. what are the odds?
eko: don't mistake coincidence for fate.
(locke: işte kaybolan parça, olması gereken yerde! gariplik nedir?
eko: tesadüf ile kaderi karıştırma.)
eko ve yemi aynı adada değişik zamanlarda öldüler..
hurley'in hayali arkadaşı dave şunları söylemişti;
"whoa, wow, awesome, dude! what numbers did you play? leonard's number, right -- from the hospital? what a coincidence."
(whoa, wow, harika dostum! hangi numaralara oynadın? leonard'ın numaraları mı? hastanedeki? ne tesadüf.)
christian shephard ve ana-lucia arasında şöyle bir konuşma da geçmiştir;
ana-lucia: ı stopped being cop.
christian: what a coincidence, ı just stopped being a doctor.
(ana-lucia: polis olmayı bıraktım.
christian: ne tesadüf, ben de doktorluğu bıraktım.)
micheal'ın kampa geri dönmesi sonrasında locke kuşkulu bir tavırla şunu demişti;
"so, it was just a coincidence that he came wandering out?"
(yani, senin tekrardan geri gelmiş olan bir tesadüf?)
desmond'a elizabeth'i libby vermişti..daha sonra libby, desmond gibi adaya düştü..ve orada öldürüldü..cenazesi sırasında ise denizde elizabeth belirdi, içinde hayal kırıklığı yaşamış desmond ile..
> sezon 3
locke dedi ki;
"don't mistake coincidence for fate."
(tesadüf ile kaderi karıştırma.)
christian shephard sawyer'a kader hakkında konuşurken bir metafor örneği olarak red sox takımı ile ilgili bir laf söylemişti.. "that's why the red sox will never win the world series" (işte bu yüzden red sox dünya kupasını hiçbir zaman kazanamaz.) demişti..ben'in jack'e hydra televizyonda, dış dünya ile bağlantılarını gösterdiği videoda red sox'ın dünya kupasını kazanırken görüyoruz..
ben, omurilik kanseri olduğu öğrendikten iki gün sonra jack uçak kazasını geçirip adaya düştü..
kendini lanetlenmiş hisseden hurley'in satın aldığı restaurantın tepesine meteor düşüyor..
claire ve jack, üvey kardeşler, bu büyük olaya neden olan uçağın içinde beraberlerdi..aynı zamanda ölmüş babaları da aynı uçakta onlarla beraber uçuyordu..
locke ve babası aynı adada karşılaştılar..tekrardan..
bu temayla ilgili diğer öğeleri "karakter bağları", "kadere karşı özgür irade" ve "ironi" temalarında bulabilirsiniz..
lost'un daha ilk sezonunda, karakterlerin geçmişlerinde birbirleri ile karşılaştıklarını ya da ortak tanıdıklarının olduğunu gördük..ve bunu büyük bir heyecan ve şaşkınlıkla karşıladık: "aaaaa, sayid değil mi o?" ya da "gördün mü bak, claire ve jack kardeş çıktılar.." şeklinde sesler yükselmeye başladı..önce şaşırdık sonra alışıp daha fazlasını aramaya başladık..
artık şaşırmıyorduk..aksine, karakterler arasında olası bağların neler olabileceğine dair sorular sormaya, teoriler üretmeye kalktık...
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
avustralya polis merkezinde, olay çıkarmaktan tutuklanan sawyer, shannon'ı kurtarması için detektifi ikna etmeye çalışan boone'un arkasından geçer..("hearts and minds")
sawyer, avustralya'da bir barda jack'in babası christian shephard ile karşılaşır..ona içki ısmarlarken oğul jack hakkında konuşurlar ("outlaws")
jin'in uyarmak için evine gittiği adamın kızı, tv izlemektedir..televizyonda o sırada hurley'nin piyangoyu kazandığı haberi yayınlanmaktadır..("..ın translation")
sawyer'ın otel odasına çıkan sevgilisi mary jo, hurley'nin kazandığı piyango çekilişini yapan sunucu kızdı aynı zamanda..("outlaws"), ("numbers")
hurley'nin yatırım danışmanı ken halperin, tustin'de bir kutu fabrikası aldıklarını söylemişti..locke da tustin'de ikamet ediyordu ve bir kutu fabrikasında çalışmaktaydı..büyük ihtimalle aynı kutu fabrikasından bahsediyoruz..("walkabout"), ("homecoming"), ("numbers")
hastaneye getirildiğinde jack'in hemen müdahele ettiği sarah, adam rutherford'la çarpışmıştı..rutherford, shannon'ın öz, boone'un ise üvey babası idi..jack iki hasta arasında kalmış ve sarah'a müdahele etmeyi seçince, rutherford ölmüştü..("man of science, man of faith"), ("abandoned")
shannon babasının ölümünü haber alarak hastaneye geldiğinde yanından doktor kıyafeti ile jack geçer.. ("abandoned")
jack, stadda koşarken desmond'ın daha iyi bir performans sergilediğini görünce onunla aşık atmaya kalkar ve ayağını burkar..bu vesile olur ve desmond ile tanışırlar..bir süre sohbet ederler..("man of science, man of faith")
hurley'nin mr..cluck's'taki patronu randy, locke'un tustin'de çalıştığı kutu fabrikasında da yönetici idi..("walkabout"), ("homecoming"), ("numbers")
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
kate, babası sam austen'i ofisinde ziyaret ettiğinde ofisteki televizyonda sayid görünmektedir..("what kate did")
locke ve boone'un bulduğu uçak, eko'nun uyuşturucu kaçakçılığı yapmak için kullanmayı planladığı ancak son anda onu caydrımaya çalışan kardeşi yemi'nin vurulması ve uçağa alınması ile eko'nun binemediği uçaktır..eko kardeşi yemi'den haber almak için avustralya'ya gelmiş ve kardeşinin bulunduğu uçağın düştüğü adaya düşmüş ve cesedi ile de olsa kardeşi yemi ile karşılaşmayı başarmıştır..("deus ex machina"), ("the 23rd psalm")
sawyer, ortağı gordy ile bir kafe restorantta buluşur..onlara servis yapan bayan kate'in annesi diane'dir..("what kate did"), ("the long con")
mr..cluck's chicken shack ve widmore labs, henry gale'in balonunda logolarını gördüğümüz sponsor firmalardır..("everybody hates hugo"), ("fire + water"), ("lockdown")
sayid, körfez savaşı sırasında kate'in babası sam austen'le karşılaşırlar..baba austen o sırada kızının fotografını yanında taşıyordur..("what kate did"), ("one of them")
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
ana lucia, avustralya'ya, havaalanı barında tanıştığı jack'in babası christian shephard'a eşilik etmek için gelir..("two for the road")
christian shephard, sonradan birlikte içki içecekleri barın önünde arabasının kapısı ile sawyer'a çarpmıştır..("two for the road")
locke, sayid'in uzatmalı sevgilisi nadia'ya, satın almak istediği ev için eksperlik yapmıştır..("solitary"), ("lockdown")
hurley, locke'un annesi emily (annabeth locke) ve libby...üçü de santa rosa akıl hastanesinde hasta olarak bulunmuşlardır..hatta hurley ve libby aynı dönemde oradadırlar..("numbers"), ("deus ex machina"), ("dave")
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
richard malkin, claire'in gittiği medyum, sonrada eko ile tanışmıştır..eko, malkin'in kızı charlotte'u ziyarete gittiğinde malkin'le konuşmuş, malkin kızının yeniden dirilmesinin mantıklı bir açıklaması olduğuna (tıpkı kendisinin sahte medyumluk güçlerinin olduğu gibi) ikna etmeye çalışır eko'yu..("raised by another"), ("?")
libby, bir kafede desmond ile karşılaşır ve desmond'un adaya gelmesine neden olan tekne yarışına katılması için kendi teknesini vermeyi teklif eder ve verir..("live together, die alone")
kelvin ınman, hem sayid'le hem de sam austen ile körfez savaşı sırasında karşılaşmıştır..sonrada ınman'ın desmond'ı kurtaran ve swan istasyonu için eğiten kişi olduğunu görüyoruz..("one of them"), ("live together, die alone")
> sezon 3
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
charlie ve hurley, swan'da kaldıkları bir gece plakların arasından geronimo jackson isimli bir gruba ait bir plak bulurlar..plağın kapak resmi, locke'un iyi niyeti ile komüne sızan gizli polis eddie'nin üzerindeki t-shirt'ün üzerinde de vardır..eddie, t-shirt'ün babasına ait olduğunu söylemiştir..("the hunting party"), ("further ınstructions")
sawyer, tampa işinde (tampa job) yer aldığından bahseder hibbs'e..kate'in kocası polis memuru kevin de arananlar listesini incelediğini, tampa işine baktığını (muhtemelen de sawyer'a) söylemişti..("outlaws"), ("ı do")
jack'in beraber çalıştığı hemşirelerden biri locke'un da hemşireliğini yapmıştır.. ("deus ex machina") (a tale of two cities)
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
juliet'in kızkardeşinin kullanıdığı gebelik testini (widmore labs), adada sun, dışarıda ise kate de kullanmıştı..("not in portland")
juliet'in eski kocası, üzerinde apollo çikolataları reklamı olan bir otobüsün kendisine çarpması ile öldü..apollo reklamı, desmond'ın izlediği futbol maçında saha kenarındaki reklam panolarında da vardır..("adrift"), ("not in portland"), ("flashes before your eyes")
desmond, ingiltere sokaklarında gitar çalan charlie ile karşlılaşır ve charlie'yi "gelecekten" hatırlar..("flashes before your eyes")
charles widmore'un ofisindeki tablolardan biri claire'in eski erkek arkadaşı (aaron'ın babası) thomas'ın çizdiği tanlolardan biriydi..hoş, 2004 yılında bu tablo claire ve thomas'ın birlikte kaldıkları evdeydi, bu durumda nasıl çok daha öncesinde widmore'un ofisinde olabilir, orası ayrı.. ("flashes before your eyes")
desmond'ın izlediği futbol maçındaki saha kenarı reklam panolarının üzerinde şu markaları görüyoruz: apollo candy, the hanso foundation, oceanic airlines, gannon car rentals, mr..cluck's chicken shack ve expose..("flashes before your eyes")
claire ve jack'in babası aynı kişi: christian shepherd..ancak kardeş olduklarından haberleri yok..bu bağlamda aaron da jack'in yeğeni ve christian'ın torunu..("par avion")
locke'un babası anthony cooper, sawyer'ın yıllarca peşinde olduğu dolandırıcı sawyer'ın ta kendisi..ve bu üçünün yolu adada kesişiyor..("the man from tallahassee") ("the brig")
locke ve hurley, exposé hayranı..nikki de bu tv dizisinin konuk oyuncusu idi..("the man from tallahassee"), ("exposé")
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
charlie bir sokakta çantasını kaptırmamak için hırsızla mücadele eden bir kadına yardım eder..kadın, sayid'in sevgilisi nadia'dır..("greatest hits")
emily (ben'in annesi) ben'i, portland'ın hemen yakınında dünyaya getiriyor..portland, juliet'in mittelos bioscience tarafından işe alındığında çalışacağını zannettiği yer..naomi'nin uydu telefonunda da ilk açıldığında karşımıza çıkan haritada işaret edilen yer de portland..("not in portland"), ("the man behind the curtain")
"emily" hem locke'un, hem de ben'in annesinin adı..("the man behind the curtain")
öte yandan direkt karakter bağlantıları da yazalım, tam olsun;
• boone ve shannon üvey kardeş..
• jin ve sun evli..
• rose ve bernard evli..
• micheal, walt'un babası..
• claire, aaron'un annesi..
• jack ve claire üvey kardeş..
• nikki ve paulo sevgili..
ana-lucia cortez
ona saldıran ve bebeğini kaybetmesine neden olan adamı öldürmeyi planladığı için annesine saldırganın kimliğinin tespiti sırasında yalan söyledi..
sawyer'dan silahı alabilmek için onunla yattı..
charlie pace
sevgilisi lucy'i, eroin satın alabilmek için kandırmaya çalıştı..
kokpite yapılan ilk yürüyüşte amacının yardım etmek olduğunu söyledi..oysa, eroni sakladığı tuvaletten almak için yalan söylüyordu..
sawyer'a büyük oyununda yardım etti, sun'ı kaçırdı..
desmond'ın looking glass'a dalmasına izin verdi gibi gözüktü ama sonra kürekle vurarak onu bayılttı..oyuna getirdi..
hugo hurley reyes
yürüttüğü swan yemeklerini zulaladı..
sawyer'a eğer diğer insanlara iyi davranmazsa onu dışlayacaklar diye kandırdı, oyuna getirdi..
jack shephard
micheal'ın oyunundan haberi vardı..gerçekler su yüzüne çıktığında bile oğlu walt'a ulaşması için micheal'a yardım etti..
micheal'a boş silah vererek ise diğerleri üzerinde yitirdiği güveni geri kazandı..
ben'i ameliyat etmeye karar verdi. ama sonra onu bir rehine olarak kullandı..
kate austen
bir sürü sahte kimliği vardı..
sun'a jin'i zehirleme konusunda yardım etti..hem ona yardım etti, hem de kendine salda bir yer ayırtmaya çalıştı..
ajanın çantasından ne istediğin sonuna kadar sakladı..hatta söylememekte o kadar diretti, jack'ten anahtarı bile çalmaya çalıştı..
dostlarını banka soygununda kandırdı, sonra onları ele verdi..
jack'i uyumaya zorladı, ilaç koydu içkisine..
kevin ile yine sahte bir kimlik ile evlenmişti..onu da ilaçla bayılttı ve kaçtı..bu sefer karşısındakine acıdığı için böyle yapmıştı..
michael dawson
others'ı bulmuş numarası yaptı..onları basalım, edelim, ele geçirelim diye bizimkileri kandırdı..tam tersi bir durum var iken hem de..
ben'i kurtarmak için ana-lucia'yı bilerek, libby'i ise yanlışlıkla öldürdü..
ben'i suçlu duruma düşürmek için kendini vurdu..
jack, kate, sawyer ve hurley'i tuzağın ortasına götürdü, elleriyle others'a teslim etti..
james sawyer ford
profesyonel bir dolandırıcı..
sawyer ismi onun takma ismidir..annesi ve babasının ölümüne neden gerçek dolandırıcının ismi olarak bilinen bu takma ismi o günden beri kullanmaktadır..
shannon'ın ilacının nerede olduğunu bilmediği halde kate'ı kandırdı..ondan sadece bir öpücük olabilmek için..
silahları alabilmek için lost halkını da kandırdı..
en büyük dolabında aşık olduğu halde cassidy'i de kandırdı..
hapishanede olduğu yıllarda munson'u da kandırdı..müdür haris ve ajan freedman'a istedikleri bilgiyi vermişti..
sayid jarrah
alyssa cole ve robbie hewitt ile yaptığı operasyonda eski dostu essam'ı kandırdı ve onun planlarını ele verdi..fakat istediğe bilgiye kavuştuktan sonra essam intihar etmesine engel olamadı..
shannon rutherford
üvey kardeşi boone'u kandırdı..sevgilisi byran'ın kendisine kötü davrandığına inandırdı..
hakettiği parayı boone'dan alacak ve sevgilisi ile paylaşacaktı..fakat bu planı byran'ın parayı alıp kaçması için ile suya düştü..
kendine engel olamayıp üvey kardeşi boone ile yattı..
charlie'yi kendine bir balık avlayabilmek için bağladı..güzelliğini kullandı..
sun-hwa kwon
jin öğrenip de dellenmesin diye sonuna kadar ingilizce bildiğini herkesten sakladı..
jin ondan ayrılıp salla açılmasın diye onu zehirledi..
ingilizce dersleri aldığı adam ile bir ilişkisi oldu..jin'e bundan bahsetmedi..
sun, gerçekleri ortaya çıkarmasın diye jin'in annesine vereceği 100.000 dolar hakkında jin'e yalan söyledi..
walt lloyd
babası adadan ayrılmasın diye salı yaktı..
babasına yalan söyleyerek locke'un yayına bıçak atmayı öğrenmeyi gitti..
nikki & paulo
8 milyon değerlik mücevherler için howard zukerman'ı zehirleyip öldürdüler..
adaya düşmüş diğer uçağı ve pearl'u herkesten önce biliyorlardı ama kimselere bir şey demediler..
dizinin içindeki dizide, expose'de, corvette patronunun gerçekte aradığı adam "the cobra" olduğu öğrendiği anda öldürülüyordu..
birbirlerini kandırmaya kalktılar..paulo elmasları bulduğunu söylemedi..
anthony cooper
locke'un annesini de oyununa katarak locke'u dolandırdı..onun böbreğini çaldı..
o da profesyonel bir dolandırıcı..hatta gerçek sawyer kendisi..
kendi ölümü de düzmeceydi, büyük bir dolaptı..mafyadan kaçabilmek ve sigortadan para koparabilmek için..
paraları ele geçirebilmek için locke'u bir daha oyuna getirdi..
bayan talbot ile evlenmesi de bir oyundu ama locke tarafından engellendi..fakat bunun cezasını locke fena ödedi..
cassidy phillips
sawyer tarafında yetiştirilmiş bir dolandırıcı idi..
sahte mücevherleri benzincide satarak işe başladı..
kate'in kılığına girip hedef şaşırttı..
kelvin joe inman
sayid'i arapça konuşamadığına inandırdı ve tariq'in işkence görmesini neden oldu..
swan'da yıllarca beraber yaşadığı desmond'a hastalık diye bir şeye inandırdı, kaçıp gitmesin diye..
bu arada, desmond'un dışarı çıkamamasını kullanarak elizabeth'i tamir etti..oysa teknenin parçalandığını söylemişti..amacı desmond'a tuşa basma içini bırakarak adadan kaçmaktı..
richard malkin
ilk olarak claire'in gittiği medyum olarak gördük bu adamı..claire'e, takılmış plak gibi bu bebeğin öz annesi tarafından büyütülmesi gerektiğini söylüyordu..
daha sonra ilginç bir şekilde los angeles'ta bulunan bir çiftin bu çocuğu evlatlık istediğini söyledi claire'e..oceanic 815'a biletleri de o temin etmişti. üstüne para bile vermişti..
mr. eko ile karşılaştığında ise sadece para kazanmak için medyumluk yaptığını, aslında her şeyin bir uydurma olduğunu dile getirmişti..
bir çok sahnede others üyelerini sahte kıyafetler ile gördük..çoğu söyledikleri de yalan çıktı..büyük dolandırıcılar bunlar aslında..
tom'un takma sakalı..
daha sonradan kostüm oldukları anlaşılacak kirli kıyafetler..
tamamen set olan balıkçı köyü vs..
üstad benjamin linus
kendisini henry gale olarak tanıtan ve uzun süre gerçek kimliğini saklayan ben..kendisi locke'a sayıları girmediğine söyleyerek büyük bir yalanı yarattı..daha öncesinden bizimkilerin kamplarına sızması için adamlar gönderdiğini de biliyoruz..juliet'i, jack'i kandırması için süper kullandı..jack'e red sox'ın dünya kupasını kazandığı sahneleri göstererek, isterse buradan gidebileceği mesajını verdi..aynı olayı zorla beraber vakit geçirmelerini sağladığı sawyer ve kate'in yakınlaştıkları sahneleri jack'e göstererek yaptı..tamamen ele geçirmiş ve ameliyatını yaptırmıştı ona..
büyük dolandırıcı sawyer'ı bile dolandırmış, kalbine güya bir aparat taktıklarına inandırmıştı..sawyer'ı bitirdiği sahnede "ancak bir dolandırıcı onu dolandıran adama hayran olur" diye bir cümle kurmuştu..ayrıca alex'e öz annesinin öldüğünü söylemişti..en sonda locke'u da kendine benzetti, others grubuna kattı..kendi söylediği yalanlarla (adada doğmuş olması ve her emrine "walla ben jacob'ın yalancısıyım, ben değil o istedi" diye başlayarak)
büyük bir adam, yalan-dolan, psikolojik atraksiyon, entrika ve akıl oyunları hat safhada.."gözleri beyninde oynuyor" ve "kafasının içinde bin tilki, hiçbirinin kuyruğu diğerine değmiyor" sözlerine anlam üzerine anlam katan zat-ı muhterem..
ethan ve goodwin
ethan ve goodwin denilen üyeleri de büyük yalanlar atmıştı..bizimkilerin kampına sızmışlardı..hatta ethan kaba kuvvete başvurmuş, claire ve charlie'yi zorla ormanda sürüklemişti..claire'i kaçırmış, charlie'yi asmıştı..
juliet
juliet de ayrı bir bombadır aslında..dediğimiz gibi jack'in eski karısı sarah'a benzediği için jack'i inadını kırmak için kullanılmıştır..en büyük oyunlardan birinde güya ben'i övdüğünü söylerken izlettiği videoda aslında tam terslerini söylemesi, ben'i öldürmesi için jack'in kanına girmesiydi..en tepeden bakacak olursak şayet, bunlar hepsi büyük bir oyunun parçasıdır..kate'e kendini kelepçelemiştir..temel amacı onlardan birisi gibi hissettirmekmiş vs. herşeyi yalan dolan bunun da. ben'in dişi versiyonu..ama en sonunda, üzüm üzüme baka baka kararı misali, jack'le kala kala doğru yolu bulmuş gibidir..
mikhail
kendisini "dharma'nın yaşayan son üyesi" olarak tanıtan bir others üyesidir kendisi..öte yandan üzerindeki gizemi henüz çözemediğimiz için detaylı bir şeyler söyleyemiyoruz ama her türlü yalan dolan bu adamda da mevcut..naomi'yi iyileştirdikten sonra onun telefonunu çalmaya çalışmıştı..
dizide her bir karakter hayal görmese de bazı karakterin temasında ağır metafizik olaylar, değişik haberlerin geldiği rüyalar ve hayaller bulunmaktadır..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> sezon 1
jack, adada kendi babasını gördü..babası bilerek onu daha sonra sığınmak ve yaşamak için grubun çok işine yarayacak mağara ve suyun bulunduğu yere götürdü..jack orada babasının tabutunu da buldu..gelin görün ki içi boştu..
claire kendi bebeğini aradığı rüyada beşikte kanlara bulanmış çarşaflar ve gözü bir siyah bir beyaz bakan locke'ı gördü..çığlıklar içinde uyandı..
boone, üvey kardeşi shannon'ın kara duman tarafından öldürüldüğünü gördü..
locke, yeniden tekerli sandalyeye oturmak zorunda kaldığı hayalinde annesinin düşen uçağın yerini gösterirken gördü..aynı görüntülerde boynu kırılmış boone ona sürekli şunu söylüyordu;
"theresa falls up the stairs, theresa falls down the stairs."
(terasa merdivenlerden çıkar, terasa merdivenlerden düşer)
> sezon 2
shannon, walt'un hayalini iki kere gördü..biri çadırda sayid'le beraber olduktan sonra ve bir kere de o sahneden kaçıp, ormanda kaybolduğu (sayid ile onu ararken) anda..walt ikinci kere karşısına çıktığında ona tersten şöyle demişti;
"push the button..don't push the button..bad."
(düğmeye basma..düğmeye basma..kötü)
hurley rüyasında tıka basa, engellenemez bir şekilde yemek yediğini görüyordu..jin bu rüyada hurley'in çalıştığı yerin maskotu olan mr.cluck's'ın yanında duruyor ve akıcı bir şekilde ingilizce konuşuyordu..hurley'nin elindeki süt kutusunda da walt'ın kayıp ilanı vardır..aynı bölümde hurley, hayali arkadaşı dave ile adada karşılaştı..
sayid de walt'u görmüştü bu arada..ve shannon'a hak vermişti..
shannon'ın walt ile ilgili ikinci hayalinde walt ona yine tersten şunu demişti: "geliyorlar..yaklaşıyorlar"
kate, daha önce ajandan kaçmasına yardım etmiş olan siyah atı, adada gördü..aynı görüntüleri sawyer da gördü..halüsinasyon ise durum, ortada ortak bir hayal bulunmaktadır, sayid ve shannon'daki (walt) gibi..
mr..eko, kara duman ile karşılaştığı zaman geçmişiyle yüz yüze geldi..
charlie, bebek aaron'u kurtarması gerektiğini rüyasında gördü..
mr..eko, ölmüş ana-lucia ve yemi'yi gördü..locke'a yardım etmesin gerektiğini eko'ya söylüyorlardı..
locke rüyasında kendini eko olarak gördü..tepeyi tırmanmış ve yemi ile buluşmuştu..
> sezon 3
locke kendini bilerek uyuşturdu ve hayal görmeye çalıştı..bunda da başarılı oldu ve eko'yu kurtarma görevi hakkında boone'dan yardım aldı..
desmond'ın geleceği görme özelliği sayesinde locke konuşmadan söyleyeceklerini bildi, yıldırımın nereye düşeceğini gördü, charlie'nin boğulduğunu, boynunu kırdığını, boğazına ok saplandığını (ve daha nicesi)..
eko, yemi olarak gördüğü siyah duman ile yüzleşti.
desmond birkaç kez görüntüler görerek charlie'yi ölümden kurtardı..
benjamin, ölü annesini adada gördü..
kitap teması ile bütünleşince, bahsedilen edebi eserlerden lord of the flies, an occurrence at owl creek bridge, the stand, the third policeman, the turn of the screw, watership down ve the wizard of oz'da hayal ve rüya temaları yoğun işlenmiştir.
> adada ölü insanlar görenler
• jack: babası jack shephard'ı gördü..
• mr..eko ve locke: yemi ile iletişime geçtiler..
• mr..eko: ana-lucia'yı gördü..
• locke: boone'u gördü..
• ben: annesini gördü..
bu ilginç tema, ana lost karakterlerinde üçü arasında geçmektedir ve destekleyici fikirler ile kuvvetlendirilmiştir..üç ekonomik düzeni açıklayacak olursak öncelikle;
• sosyalizm
• kapitalizm
• tribal ekonomi
bu üç sistem dizinin a-takımı karakterlerinden en çok öne çıkan jack, sawyer ve locke ile sembolleştirilmiştir..süre gelen bu tema çoğu sahnede zaten bizlere sunuluyor..adada bulunan kıt kaynakları bireyler arasında paylaşmak her zaman büyük bir sorun oluyor..zaten karakterlerin hangisinin hangi sisteme karşılık geldiğini fark etmişsinizdir ama yine de önce dizinin bölümlerinde geçen bazı diyaloglardan alıntılar yapalım;
> tabula rasa
sawyer: you're just not looking at the big picture, doc. you're still back in civilization. (olan bitenlere üstten bakmıyorsun doktor..sen halen medeniyettesin)
jack: yeah? and where are you? (öyle mi? peki sen nerdesin? )
sawyer: me? ı'm in the wild. (ben mi? ben yabandayım.)
> white rabbit
sawyer: ı traded mr. miyagi the last of my water for a fish he caught. we worked it out caveman style. (son suyumu mr. miyagi'nin tuttuğu balık ile değiştim..bu işi mağara adamı usulüyle çözdük) )
kate: you gave him your last two bottles? (ona son iki şişe suyunu mu verdin?)
sawyer: water has no value, freckles. ıt's gonna rain sooner or later. and hell, ı'm an optimist. (suyun bir önemi yok, çilli. elbet yağmur yağacak. kahretsin, optimist bir insanım.)
> confidence man
jack: [shannon'ın ilacını almaya çalışırken] you attacked a kid for trying to help his sick sister. (hasta kardeşine yardım etmek isteyen bir çocuğa saldırdın.)
sawyer: no, ı whooped a thief 'cause he was going through my stuff. (hayır, benim eşyalarımı araklamaya çalışan bir hırsızı enseledim.)
jack: yours? what makes it yours? (benim mi? onların senin olmasını sağlayan nedir? )
sawyer: which ı had to move because everybody wants to help themselves. (herkes kendine bir şekilde yardım etmeye çalışıyor, bu yüzden kendime ayırdım. )
jack: you can just take something out of a suitcase, and that makes it yours? (başkasının çantasından aldığın herşey senin oluyor yani? )
sawyer: look, ı don't know what kind of commie share-fest you're running over in cave town, but down here possession's nine-tenths and a man's got a right to protect his property. (bak, burada mağara kasabasında nasıl bir komünite paylaşım festivali yürütüyorsun fikrim yok, ama benim bölgemde herkes kendi mallarına sahip çıkmaya ve onu korumaya çalışır.)
jack: get up! (ayağa kalk! )
sawyer: why, you wanna see who's taller? (neden? kimin uzun olduğuna mı bakacaksın? )
> everybody hates hugo
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
jack: ıt's only a matter of time before we have to tell everyone what we found down here. [hurley'e] so, do you know what to do? (herkese burada ne bulduğumuzu anlatmak an meselesi..ne yapacağımız hakkında bir fikrin var mı? )
hurley: ınventory all of it, and figure out how we make it last. (hepsinin bir envanter listesini yapıp ve ne kadar süre bize yetebileceklerine bakarız. )
jack: and in the meantime, nobody gets anything -- no exceptions. that's your responsibility, hurley, okay? (ve bu süre zarfında kimse buradan birşey almasın..bahane yok..bu senin sorumluluğunda tamam mı hurley?)
[sonrasında rose'a dert yakınan hurley]
hurley: let me tell you something, rose. we were all fine before we had any [raftan bir cips alarak] potato chips. but now we've got these potato chips and everybody's going to want them. so steve gets them, and charlie's pissed -- but he's not pissed at steve, he's pissed at me... and ı'm going to be in the middle of it. and then it's going to be: well, what about us -- why didn't ı get any potato chips? c'mon, help us out, hurley. why did you give kate the shampoo? and why didn't ı get the peanut butter? then, they'll get really mad and start asking: why does hugo have everything -- why should he get to decide? then they'll all hate me. ı don't know what to do. (sana bir şey söyleyim mi rose? patates cipsi olmadan önce iyiydik..fakat şimdi patates cipsimiz var ve herkes onu isteyecek..steve alsa, charlie kızacak..steve'e değil ama bana kızacak..ben tüm kavganın ortasında olacağım..sonra şu olacak: peki, bize ne var? biz neden patates cipsi almadık? hadi hurley, halledersin..neden kate şampuanı aldı? ben neden fındık ezmesini alamadım? sonra daha da çok kızacaklar ve şöyle sormaya başlayacaklar: neden hugo herşeyin sahibi? neden o kadar veriyor? sonra hepsi birden benden nefret edecekler..ben ne yapacağımı bilmiyorum)
---
> sosyalizm (jack)
"live together, die along" (anca beraber kanca beraber)
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
jack, adaya düştüklerinden beri kaynak yönetimi adına ihtiyacı olana gerekli kaynağı temin ediyordu..insanlar için en yararlı olacak kararı beraber uygulamaya koyuyor, insanları sürekli motive bir şekilde tutmaya çalışıyordur..onun kararları hakkında şüpheye düşenlere ise bu liderlik konusunda hiçbir şekilde mırın kırın etmemeleri gerektiğini söylemektedir ve "siz istediğiniz için lider oldum" mantığına sahiptir..öte yandan; kaynak yönetimi adına yapılan bazı çalışmalar sosyalist düzenin simgeleşmiş versiyonu olarak kabul edilen jack'e uymadığını göstermektedir..shannon'ın ilaçlarını almak için sayid yardımıyla sawyer'a işkence yapan jack'in buradaki teması komünist düzene daha çok benzemekteydi..
> kapitalizm (sawyer)
"every man for himself" (herkes kendi derdinde)
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
sahil kampında, en geniş stoğa sahip olan sawyer dizide yarattığı imaj ile kapitalist düzenin ikonu haline gelmiş bir karakterdir..dominant tavrı, kendi iç sesi ile yaptıkları, ettikleri, kaynak paylaşımı konusundaki fikri kapitalist düzenin temasına uygun olarak ilerlemektedir..ayrıca sawyer'ın gerçek adı james ford olarak geçmektedir..ford soyadı, amerikan kapitalistliğinin bir diğer simgeleri olan ford firmasına yapılmış bir gönderme olarak da geçmektedir..sawyer'ın yaratmış olduğu bu monopol düzen, pazarın ve ticaretin oluşabilmesi için karşılıklı ihtiyaçların varlığını şart koşuyor..adada para iş görmediğinden, sawyer'dan bir şey alabilmek için ona bir şey vermeniz gerekiyor..
> tribal ekonomi (john locke)
"ıf you'd like to join us, it's a free island... ı'm not jack. the more, the merrier" (katılmak istiyorsan, bu ada hepimize bedava..ben jack değilim..daha fazlasıyım, daha iyiyim)
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
her ne kadar kaynak kıtlığı yaşanıyor olacaksa da, adanın genişliği ve insanların özgür iradeleri ile yaşamaları düşüncesi john locke?da adadakilerin uyması için bir kanun veya düzenin getirmesine çalışmaktansa isteyenin istediği şekilde takılabileceği bir ekonomik hayatın yaratılması fikrini canlandırmıştır..avcı avlayacak, ahçı pişirecek, gerekli işler gereken kişiler tarafından yapılacak ve herkes o yemekten yiyecek..basit kabile mantığı, en eski tarz ekonomik sistemi oluşturmaktadır..
adadaki pusulaların yanlış yönleri göstermesinden, uçak düşürecek manyetik boşalmalara kadar geniş bir ölçekte konu edilen elektromanyetizma diğer bir lost teması olarak karşımızdadır..
önce bir fan-art olarak yapılmış, dizide geçen fenomenleşmiş manyetik olayların bütününe bakalım:
bildiğiniz üzere manyetik alanların bir görüntüsü, bir sesi, bir tadı olmadığı için insanlar tarafından bir yardımcı aygıt olmaksızın hissedilmesi güçtür..dizide geçen temalar arasında en yoğun şekilde bulunan bu manyetizma durumuna yapılmış en çarpıcı yorum kelvin ınman tarafından gelmişti; "geologically unique!". yani, jeolojik açıdan eşsiz..
---
> adada geçen manyetizma temalı olaylar silsilesi
> kuzey yönünün sapması
swan yakınlarındayken sayid'in jack'e gösterdiği, jack'in de muhtemelen bozulmuştur dediği izci pusulası kuzeyi yanlış gösteriyordu..bu durum swan'ın yakınındayken olması olağandı..o denli bir elektromagnetik alan pusulaların yanlış yönü göstemesine neden olabilirdi..ben'in adadan ayrılmasına izin verdiği michael'ın ise 325 nolu rotayı takip etmesi gerektiğini üstüne basa basa belirtmesi ise bu hatadan kaynaklı bir çeşit önlem olarak algılanabilir..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> oceanic flight 815'in düşüşü
bunu da 3. sezonun başında görüyoruz ki numaraların girilmemesi, sistemin hata vermesi ve deşarj edilmemesi manyetik bir boşalmaya, bu da koskoca uçağın üç yerinden kırılmasına ve düşmesine neden olmuştur..ama deniyor ki; bir uçağın böyle bir kaza geçirmesi için anormal boyutlarda bir elektromagnetik alana maruz kalması gerekmektedir..öte yandan jack'in kaza sonrası yaptığı açıklamalarda kazanın 40000 feet yüksekllikte olduğu tahmini bulunmakta..ama izlediğimiz görüntüler uçağın yaklaşık 5000 feet yükseklikte parçalandığıdır..ama yine de böyle bir kazanın olabilmesi için gerekli elektromagnetic gücün swan'da meydana gelen boşalmanın yüzlerce katı bir değerde oluşması gerekmektedir..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> adadan yapılan yayınların bloke edilmesi
böylesine bir sistemin yüksek frekans, uzun dalga yayın yapan bir kulenin yayınını nasıl engellemeyi başardığı dizide açıklanmıyor..
> adanın görünmezliği
ben'in çok bilmiş tavrı ile, 2. sezon sonunda söylediği "tanrı bile bu adayı göremez!" lafı elektromanyetizma sayesinde gerçekleşmesi mümkün olan, şu an savaş sanayisi de dahil olmak üzere kullanılan bir teknolojiyi refere etmektedi..hayalet uçaktaki gibi radarda görünmeme yöntemini bir şekilde bu adaya da uygulamış olabilirler ama böylesine büyük bir adanın tamamen haritadan silinmesi için dünyanın jeolojik dengelerini altüst edecek düzeyde, baya büyük bir elektromagnetik alana ihtiyaç duyulmaktadır..
> kara duman
uçan yazar-kasamız, biricik siyah dumanımızın, ferro-manyetik özelliğe sahip nano maddelerden oluşmuş bir oluşum olduğu ön görülmektedir..fakat diziden de izleyebileceğimiz gibi modern bilim çok da net bir açıklama yapamamaktadır bu siyah gizem hakkında..yapımcılar yapabileceklerini söylediler, heyecanla bekliyoruz..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> iyileşmeler
manyetizma sayesinde modern tıpta izlenen iyileşmelere benzer iyileşmeler bu adaya düşmüş bazı kimselerde de görülmüştür..eğer ilginç bir mucize değilse şayet, bazıları ayaklanmış, bazıları kanseri yenmiş, bazılarının kısırlığını bile gidermiştir..
swan'da bulunan oryantasyon videosunda da görebileceğimiz gibi dharma bu konuyla birebir ilgilenmektedir..kurulan swan'ın ise direk bu amaçla kurulmuş bir istasyon olduğu tahmin edilmektedir..swan'ın maketinde de görebileceğimiz gibi bir kafes edasıyla yapılmış mimari akla direk faraday kafesi'ni de getirtmektedir..bu tarz izolasyon sayesinde, kafesin içinde bir elektriksel alan (elektromangetik alan) bulunmamaktadır..
bu sistem dahilinde meydana gelen 3 büyük olay bizim elektromagnetizm temamızı güçlendirmeye yetmektedir;
• the ıncident
• desmond'un sayıları girememesi ve bundan dolayı oluşan sistem hatası
• elektromagnetik boşalma
> swan'daki kapı üzerinde yazan denklemler
blast door'un üzerinde görülen denklemlerde ise 10^4 t, 10^6 t gibi değerler bulunmaktaydı..bu denklemlerin tam olarak neyin çözümü olabileceği hakkında kimsenin bir bilgisi yok ama t, tesla biriminin kısaltması olarak o denklemlerde bulunmaktadır..tesla, manyetik alan yoğunluğunu ölçmekte kullanılan bir birimdir..eğer bunlar swan'ın ya da adanın elektromagnetik miktarını gösteren sayılar ise akıl almayacak bir düzeyde elektromagnetik alanın bu ada üzerinde hakim olduğunu söyleyebiliriz..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> incident
halen tam olarak bilinmeyen ve büyük bir kazaya neden olmuş bu "incident" yine elektromanyetizma temalı bir sorundan ortaya çıkmış olabilir..adanın bilinmeyen diğer manyetik özellikleri bu incident'a neden olmuş olabilir..swan'da meydana gelen beton duvar eklentisi ise insanları swan'dan uzak tutmam amaçlı değil de elektromagnetik sistemlerden insanları korumak için bu hatadan sonra inşa edilmiş olabilir..
> sistem hatası
desmond, kelvin ile kavga edeceğim, 3 yılın acısını çıkaracağım derken swan'da sayıları girmeyi unutmuş, 108 dakikalık gerisayım sona ermiş ve bilgisayar "system failure" mesajı vermişti..bu manyetik sorun, büyük bir boşalmayı peşinde getirmiş ve deşarj adanın sallanması ile gerçekleşmişti..uçağı düşüren manyetik alanın da bu sistem hatası sonucu doğduğu bilinmektedir..swan'da büyük bir değişiklik meydana gelmemiştir, en azından hala yerinde duruyordur..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> manyetik boşalma
locke'un bilgisayarı kırması üzerine sayılar girilememişti ve desmond çözümü en sonunda kasayı anahtar yardımıyla açmakta bulmuştu..tam bu anda büyük bir manyetik boşalma meydana gelmiş, gök morlaşmış, nükleer patlama havasına bürünmüş, kulaklara zarar bir ses açığa çıkmıştır..bu, kutuplarda bulunan dinleme istasyonlarında bile duyulmuştu..dizinin bu en can alıcı sahnesi yüzünden bir çok teori çürümüş, bir çoğu ise tekrardan yazılmıştı..anahtarın kullanımı, swan'ın da yok olmasına neden olmuştur..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
lost'un bazı bölümlerinin giriş sahneleri, karakterlerin gözlerini çeken bir açıdan başlıyor..lost için ayrı bir temayı teşkil etmesine neden oluyor bu başlangıçlar..
önce hangi bölüm, kimin gözüyle, nasıl açılıyor bakalım:
> sezon 1
pilot, bölüm 1; jack; sağ göz
walkabout; locke; sağ göz
white rabbit; genç jack; iki göz birden
house of the rising sun; sun; sol göz
raised by another; claire; sağ göz
hearts and minds; boone; sol göz
special; michael; sol göz
in translation; jin; sağ göz
exodus, bölüm 2; aaron; sol göz
> sezon 2
man of science, man of faith; desmond; sol göz
> sezon 3
a tale of two cities; juliet; sol göz
further ınstructions; locke; sağ göz
the cost of living; mr. eko; sağ göz (kapalı)
par avion; genç claire; sol göz
expose; nikki; sağ göz
> temayla ilgili diğer sahneler;
locke'un gözünün hemen yanında uçak kazasından kalma bir yara izi var. 2 ay geçmesine rağmen de kapanmadı..
claire'ın rüyasında locke'un gözlerinden biri siyah, biri beyaz bakıyordu..
charlie'in dövmesinde yazan; "living is easy with eyes closed" (gözler kapalı yaşamak daha kolay)
sawyer'ın baş ağrısı göz bozukluğundan dolayı meydana gelmektedir..
arrow'da bir adet cam göz bulunmuştu..
jack'in others tarafından tutsakken izlediği çizgi filmde tüm karakterlerin büyük gözleri var..
mikhail'in sağ gözü yok..
swan'daki duvar resminde tek gözlü bir canavar çizimi mevcut..
mr. eko'nun kapalı gözü ile başlayan bölüm, onun öleceği haberini veriyordu adeta..
karl'ın izlediği işkence videosunda bir sürü gözle ilgili sahne vardı..
bölümün başında olmamasına rağmen "flashes before your eyes" bölümünde desmond'ın flashback sahneleri gözünde başladı..
nikki tam gömülme anında gözünü açtı..ama artık çok geçti..
john steinbeck'in "of mice and men" kitabında göz teması çok yoğun işlenmektedir.. (destekleyici tema: kitap)
jacob ile locke'un karşılaştığı sahnede bir göz görüyoruz..kimin olduğunu bilemiyoruz ama desmond'un gözüne benzediği tezini ciddi savunanlar bulunmakta..
dharma mezarlığında john locke ayıldığı sahnede yakın çekim sol gözünü görüyoruz..
bunlara ek olarak, lost'un ost'sinde bulunan bir şarkının da ismi "eyeland"'dır..bu temayı tutanlara duyrulur..
çok bölümler geçirdik, 3. sezonu bitirdik ama kadercilik ve özgür irade konularından bir türlü bıkamadık..dizinin temelinde yer alan bir temadır nitekim, her bölümde varlığını hissettiriyor, bazı bölümlerde ise yoğun olarak bulunuyor..
locke onu tura kabul etmeyen operatörüne şöyle çemkirmişti:
"hey, hey, don't you walk away from me! you don't know who you're dealing with! don't ever tell me what ı can't do, ever! this is destiny, this is destiny..this is my destiny..ı'm supposed to do this, damn it! don't tell me what ı can't do! don't tell me what ı can't..."
(hey, hey, sakın çekip gitme..kiminle uğraştığını bilmiyorsun..bana neyi yapıp yapamayacağımı asla söyleme, asla..bu kader..bu kader..bu benim kaderim..bunu yapmam gerekiyor, lanet olsun.. bana neyi yapamayacağımı söyleme..sakın bana neyi yapamayacağımı söyleme...)
kendisinin adaya gelmesini ve ayaklarındaki felcin iyileşmesine kaderin güzel bir oyunu olarak nitelendirmiştir..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
kaderci adamımız locke, özgür iradenin en büyük kalesi olan jack'e şunu demişti:
"what if everything that happened here, happened for a reason?"
(ya burada olan herşey, bir neden yüzünden oluyorsa?)
walt, babası micheal'a sal yapımında yardım edecekti..ama walt bunu bir ceza olarak görmüştü..bunun üzerine micheal şu laflarla kendini savunmuştu:
"you think working with your old man is punishment? no, man, this is us taking control of our destiny."
(babanla birlikte çalışmanın bir ceza olduğunu mu düşünüyorsun? hayır, küçük adam, biz kendi kaderimizin kontrolünü ele geçiriyoruz.)
jack'in babası christian shephard sawyer'a şu laflarla ayarı vermişti:
"[d]on't beat yourself up about it. ıt's fate. some people are just supposed to suffer. that's why the red sox will never win the damn series."
(kendini suçlama..bu kader..bazı insanların sırf acı çekmesi gerekir..işte bu yüzden red sox, lanet seriyi asla kazanamaz..)
ama bir süre sonra jack, red sox'ın dünya kupasını kazandığını öğrenecektir..
rousseau, hurley'e şu can alıcı lafları demişti:
"numbers are what brought me here. as it appears they brought you. since that time ı've lost everything, everyone ı cared about. so yes, ı suppose you're right. they are cursed."
(beni buraya getiren sayılardır..öyle görünüyor ki, seni de buraya getiren onlar..o zamandan beri ben, herşeyimi kaybettim, değer verdiğim herkesi..o zaman evet, sanırım haklısın..lanetliler.. )
jin, sun'a salla açılmak konusunda şunları demişti:
"ı'm in this place because ı'm being punished. ı made you suffer. you don't deserve any of this."
(buradayım, çünkü cezalandırılıyorum..sana da acı verdim..bunların hiçbirini hak etmiyorsun sen..)
sun bu yoruma kafasını çok takmıştı..shannon'a bunun cidden kaderin bir cezası olarak görüp görmediğini sormuştu..claire ise shannon hakkında "o kadere inanmaz." diyerek noktayı koymuştu..
jack ile locke arasında artz'in dinamitle patlamasından sonra hararetli bir konuşma geçti..john, jack'e;
"do you think we crashed on this place by coincidence -- especially, this place? we were brought here for a purpose, for a reason, all of us..each one of us was brought here for a reason... the island brought us here..this is no ordinary place, you've seen that, ı know you have..but the island chose you, too, jack..ıt's destiny.."
(buraya kazara mı düştüğümüzü sanıyorsun -- özellikle de buraya, bu yere..bizler buraya bir amaç uğruna getirildik, bir neden için, hepimiz. her birimiz, buraya bir nedenle getirildi... ada bizi buraya getirdi..burası sıradan, alelade bir yer değil, sen de biliyorsun, bildiğini biliyorum..ama ada seni de seçti, jack. bu kader..)
demiş, jack de bu laflara inat john'a boone'un ölümünü hatırlatmış ve bunun kaderle ilgisini ona alaycı bir tavırla sormuştu..john, adanın istediği bir kurban olarak boone'u seçtiği tezini savunsa da jack'i kadere bir türlü inandıramadı..muhabbetin sonunda kaderciliğe inanmadığını söyleyen jack'e locke;
"yes, you do. you just don't know it yet."
(evet, inanıyorsun. sadece, henüz bilmiyorsun, o kadar..) demişti..
> sezon 2
hem locke, hem de rahmetli mr. eko'nun çok sevdiği bir laf vardı;
"do not mistake coincidence for fate.."
kaderle rastantıyı karıştırma..)
charlie'nin rüyasında sol elinin parmaklarında "fate" (yazgı/kader) yazdığı gözüküyor..
christian shephard ana-lucia'ya havaalanı barında içki içerken şunu demişti:
"maybe fate has thrown the two of us together, like two drinks in an airport bar."
(belki de kader bizi bir araya getirdir, bir havaalanı barında iki içki.)
ana-lucia bu lafın üzerine kaderin niye böyle şeyi yapacağını sorguladığında christian şöyle bir söylem ile konuya açıklık getirmişti:
"same reason fate does anything. so we could help each other out. you do need help, right?"
(bazı nedenlerle kader herhangi bir şeyi yapar..birbirimize yardımcı olabiliriz..yardıma ihtiyacın var, yanılıyor muyum?)
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
bir ara herşeyin anlamını ve kaderini swan'daki sayılara gömen locke, pearl'ü gördükten sonra bir anda 180 derece dönerek hatch hakkındaki fikirlerini revize ediyordu:
"ı was never meant to do anything. every single second of my pathetic little life is as useless as that button! you think it's important? you think it's necessary? ıt's nothing. ıt's nothing! ıt's meaningless! and who are you to tell me that it's not?"
(hiç bir şeyi kasıtlı yapmadım..zavallı küçük hayatımın her bir anı tıpkı bu düğme gibi gereksiz! bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun? sence gerekli mi? bu hiçlik..hiçbir şey..anlamsızlık.. öyle olmadığını nasıl söylersin?)
desmond'un kelvin'i öldürdükten sonraki 3 gün içerisinde locke'un hatch'in üst kapısında bağırdığı sahneyi desmond locke'a şöyle anlatmıştı:
"three days before you came down here, before we met, ı heard a banging on the hatch door, shouting. but it was you, john, wasn't it? you said there isn't any purpose -- there's no such thing as fate. but you saved my life, brother, so that ı could save yours."
(sen buraya inmeden, biz tanışmadan üç gün önce, hatch kapısına vurulduğunu duydum, bir bağırış. ama o sendin, john, öyle değil mi? ortada bir amaç olmadığını söylüyorsun -- kader diye birşeyin olmadığını. oysa sen benim hayatımı kurtardın, kardeşim, öyle ki ben de seninkini kurtarabileyim)
> sezon 3
desmond bir paratoner yaparak geleceği (kaderi) değiştirmiş oldu. charlie'in ölümüne engel oldu.
ben, tanrının varlığını omurilik kanseri olduğunu öğrendikten 2 gün sonra adaya gökten bir omurilik cerrahının düşmesi ile betimlemiştir. bunu kadere bağlamıştır.
penelope desmond'a şunları söylemişti:
"ı say we celebrate that fate has spared you a miserable existence under the employ of widmore ındustries."
(kutlayalım çünkü, kader seni widmore şirketler grubunda zavallı bir çalışan olmandan esirgedi)
desmond, ms.hawking'e neden kırmızı ayakkabılı adamı ölümden kurtarmadığını sorduğunda şu cevabı aldı;
"because it wouldn't matter. had ı warned him about the scaffolding tomorrow he'd be hit by a taxi. ıf ı warned him about the taxi, he'd fall in the shower and break his neck. the universe, unfortunately, has a way of course correcting. that man was supposed to die. that was his path just as it's your path to go to the island. you don't do it because you choose to, desmond. you do it because you're supposed to."
(çünkü farketmezdi..iskele konusunda uyarsaydım yarın ona taksi çarpacaktı..taksi konusunda uyarsaydım, banyo yaparken kayıp düşecek ve boynunu kıracaktı..ne yazık ki evrenin, olayların akışını düzeltme yöntemi vardır..o adamın ölmesi gerekiyordu..onun çizgisi buydu, tıpkı senin çizginin adaya gitmek olduğu gibi..seçtiğin için gidecek değilsin, desmond. gitmen gerektiği için gideceksin..)
benzer sözleri, desmond da charlie'ye sarfetti:
"ı've tried twice to save you, but the universe has a way of course correcting and -- and ı can't stop it forever. ı'm sorry. ı'm sorry because no matter what ı try to do you're going to die, charlie."
(denedim, dostum..seni kurtarmayı iki defa denedim..ama evrenin, olayların akışını düzeltme yöntemi var..ve onu sonsuza dek durduramam..üzgünüm..üzgünüm çünkü, ne yaparsam yapayım..öleceksin, charlie..)
jin'in kaderindeki pis işler aslında sun'ın özgür iradesinin bir etkisi olarak meydana gelmiştir..babasının, damadına yaptıracağı bu pis işler sayesinde ikilinin evliliklerinde de sorunlar olacaktı..
herkesin kurtulaması adına, charlie kaderine boyun eğdi ve looking glass'da boğuldu..oradan kurtulma şansı olmasına rağmen bunun için uğraşmadı..
locke'un çoğu kez ağzından duyabileceğimiz kalıp;
"don't tell me what ı can't do!"
(bana neyi yapamayacağımı söyleme sakın!)
bu laf özgür irade inancına sahip bir adamın lafı olur ancak..
jack ve sawyer "işte bu yüzden red sox, lanet seriyi asla kazanamaz" lafı üzerinde konuşurken jack şunu demişti;
"just something my father used to say -- went through life knowing that people hated him. ınstead of taking responsibility for it, he just put it on fate. said he was made that way."
(babam da böyle söylerdi -- yaşamını insanların kendisinden nefret ettiğini bilerek yaşadı..sorumluluğunu almak yerine herşeyi kadere bağladı..bu şekilde yapmasının gerektiğini söylerdi) ,
bu lafı ile babasının yaptığı hataların kadere değil kişisel olarak yaratılmış yanlışlara yüklediğini belirtmiştir..
hurley'e sayılar hakkındaki bir ayar da martha toomey tarafından gelmişti:
"you make your own luck, mr. reyes. don't blame it on the damn numbers. you're looking for an excuse that doesn't exist."
(kedni şansınızı kendiniz yaratırsınız, bay reyes. suçu şu lanet sayıların üstüne atmayın. olmayan bir mazereti aramaktasınız.)
> sezon 3
juliet adam'a;
"here ı am thinking that free will still actually exists..."
(özgür iradenin, burada hala var olduğunu zannediyorum) diye ayar vermişti..
desmond'un locke'ya yaptığı "eko ile locke'un aynı kaderin adamı oldukları" hakkındaki yorumu üzerine locke, eko'dan bir alıntı yaparak;
"don't mistake coincidence for fate"
(rastlantıyla kaderi karıştırma)
demişti..aslında tam tersi bir duruma kendini konumlandırmıştı..
ben'in jack ile geçen bir konuşmasında şöyle bir söylemi vardı;
"then of course we'd lead you to believe that you were choosing to do whatever we asked you to do."
(ve elbette istediklerimizin kendi tercihlerin olduğuna inanmanı sağlayacaktık..)
bu konuşmayı;
"ı want you to want to save my life."
(hayır, senden hayatımı kurtarmayı istemeni istiyorum.)
diyerek bitiriyordu..ona bırakıyordu kararı..
juliet ile jack ben'in ameliyat hakkında konuşurken juliet şöyle bir şey söylüyordu;
"you probably feel like you don't have a choice, but you do, jack. free will is all we've really got, right?"
(seçme şansın kalmamış gibi hissediyorsun, ama var, jack. özgür irade, gerçekten sahip olduğumuz tek şey, değil mi?)
desmond ile ms. hawking arasındaki müthiş diyalogta şu laflar konuşulmuştu:
desmond: ı can choose whatever ı want.. (istediğimi seçebilirim..)
ms. hawking: you may not like your path, desmond, but pushing that button is the only truly great thing that you will ever do.. (yolunu sevmemiş olabilirsin, desmond, ama o düğmeye basmak hayatta yapabileceğin gerçekten önemli olan tek şey..)
tüm bu konuşmadan sonra adaya geri dönen desmond;
"please, let me go back. let me go back one more time. ı'll do it right. ı'll do it right this time. ı'm sorry, penny. ı'll change it. ı'll change it."
(bırak geri döneyim..izin ver bir kere daha döneyim..bu sefer doğru olanı yapacağım..üzgünüm, penny..değiştireceğim..değiştireceğim..) diye yalvarıyordu..özgür irade kadere karşı büyük savaşta..
ben locke'a, özgür iradesine kavuşabilmesi için babasını others halkı karşısında öldürmesi gerektiğini şart koşmuştur..
charlie, kötü kaderine karşı çıkarak, özgür iradesi ile looking glass'a doğru dalışa geçmiştir..
ayrıca bu temaya ek olarak diyebileceğim şudur ki; john locke, desmond david hume, edmund burke ve rousseau karakterlerinin isimleri kader ve özgür irade konularına eğilmiş, önem vermiş filozofların isimlerinden gelmektedir..
---
> lost experience
dharma'nın bileşenlerini değiştirip de insanoğlunun kalan hayatını uzatmaya çalıştığı denklem valenzetti denklemidir..bu denklem sayesinde insanoğlunun kaderinin hesaplanabileceği öne sürülmüştü..
dediğimiz gibi dharmanın bu denklemi değiştirmeye çalışması; özgür iradenin kadere karşı bir yaptırımının en somut örneği olarak bulunmaktadır..doğal olarak kaderin, yapılmış ya da yapılacak davranışlar sonucu değiştirilebilecek olduğunu savunmaktadırlar..
dizide karakterlerin oynadıkları oyunlar şöyledir;
axis & allies
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
risk vari kutu oyunu olan bu oyun locke tarafında iş yerinde bir iş arkadaşı ile oynarken gözüküyordu..risk'deki gibi plastik askerler dünya haritası üzerinde oyuncular tarafından kontrol ediliyordu..
tavla
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
locke, bu oyunun satrançtan daha da iyi olduğunu iddia etmişti..aynı sahnede walt'a oyunu çok mistik ve keskin bir şekilde açıklıyordu;
"there are two players. one side is light, and one side is dark."
(2 oyuncusu vardır..biri aydınlık tarafın, bir de karanlık tarafın)
walt ise hiç bilmeden öğrendiğini ve turnuvada 17. olması ile kendisiyle gurur duyan hurley'i arka arkaya yenmişti..hurley'in walt'a çoktan 83000 dolar borcu vardı..
üçüncü sezonda ise others elinde hapis olan kate'in kendi başına tavla oynadığını görüyoruz..
beyzbol
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
christian shephard ile ilgili çoğu sahnenin değişmez metafor öğesiydi boston red sox..daha sonra dünya kupasını kazandığını göreceğimiz beyzbol takımı..
satranç
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
2. sezonun sonunda henrik ve mathias'ın izleme istasyonunda satranç oynadığı görülüyor..
locke, flame'in içindeki bilgisayarda satranç oyunu buldu..mikhail bir türlü yenilmeyen bir oyun olduğunu iddia etse de (yalan söyleyerek) locke kolaylıkla bu oyunda rakibini yendi..daha sonra arkasına saklanmış flame video'ya erişim sağladı..
sayid'in paris'te çalıştığı kafede geçen bir sahnenin arka planında satranç oynayanlar gözüküyor..
3. sezonun son iki bölümünde satranç oynayan others üyeleri dikkat çekmektedir..
"maccutcheon" (yudumu desmond'un aylık maaşından değerli olan viski) aslında satrançta bir açılışın ismidir..
connect four
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
42 deliği olan oyunu leonard simms'in, santa rosa'daki deli hastanesindeyken oynadığını gördük..iki rengi de kendisi oynuyordu ve 4 8 15 16 23 42 diye mırıldanıyordu, sayıklıyordu..
kare bulmaca
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
shannon'ın sahilde, havaalanında, locke'ın swan'in içinde ve jack'in kendi arabasında kare bulmaca çözerken gördük..
golf
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
hurley tarafından kafa dağıtmak amaçlı golf sahası kurulmuştu..
daha sonra desmond paulo'dan bir golf sopası istediği sahnede paulo desmond'a golf oynayıp oynamadığını merak içinde sormuştu..desmond da alaycı bir tavır içinde "ı'm scottish" demişti..iskoçya'da bulunan st. andrews golf kursu golfun evi olarak kabul ediliyor..
ben hiç..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
flört eden kate ve sawyer'ı bu oyunu oynarken görmüştük..bir çoğu sırın ortaya çıkmasında yardımcı olmuş bir oyundu..
fare kapanı
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
oyuncak dükkanında bir çocuğa bu oyunu detaylı olarak severek anlatan locke'u gördük..aynı oyun, kate'in 3. sezonun ortalarında hapis olduğu kulübenin dışında gözüküyor..
ping-pong
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
swan'da bir ping-pong masası vardı..
sawyer ile hurley'in iddialı ping-pong maçını hurley kazanmıştı..
başka bir maçları ise paralize olmuş nikki tarafından bölünmüştü..
poker
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
boone'un giydiği t-shirtlerden birinin üstünde 4 rengin ası vardı..
swan'dan buldukları dharma kartları ile jack, sawyer, hurley ve kate kendi aralarında turnuva yaptılar..bu turnuvayı jack kazandı ve sawyer'ın elindeki ilaçları geri aldı..
futbol
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
sayid ile essam'ı bahçede futbol oynarken gördük..
genç eko ve yemi, hayatlarını değiştiren büyük olay (adam öldürme) olmadan önce arkadaşlarıyla beraber futbol maçı yapıyorlardı..
desmond iki gece arka arkaya gece kulübünde futbol maçını izlemiş, doğru akşamı bulmaya çalışmıştır..tahmin ettiği gelecek, bu maçların birinde olacak bir gol idi..
bunun dışında ufak tefek de olsa değişik sahnelerde de oyun oynarken görüyoruz karakterleri..sayid'in flashback'inde essam'ın bir arkadaşı ps'de half-life oynuyordu..walt'un game-boy advance sp'si vardı..locke, black rock'dan dinamitlerin alınmasını "operation" oyununa benzetti..sawyer, swan'daki bilgisayar hakkında donkey kong'dan bahsederek dalga geçiyordu..var bir sürü sahne bu temayı doyuracak..
buna ek olarak kare bulmaca ile "siyah & beyaz" teması, connect four (4, 42) ve tavla (15) ile "sayılar" teması kesişmektedir..
dizide geçen temalardan en üzerine düşülmüş olanı da bu olmuştur..mütemadiyen bir insan sarraflığı var karakterlerin, birbirlerini iyi ya da kötü olarak nitelendiriyorlar..doğal olarak adaya düşmeden önce birbirini tanımayan bu insanlar, aradan geçen iki aydan biraz uzun sürede birbirlerini bayağı yakından tanımış, hatta sevgili bile olmuşlardı..bazen de "iyi" deyip güvenmiş, "kötü" deyip kestirip atmıştırlar..şimdi gelin de kim kimi hangi gruba koymuş bir bakalım:
not: parantez içindekiler kimin öyle düşündüğüdür.
alex: iyi (claire)
ana-lucia: iyi/kötü (libby/ben)
ben: iyi/kötü (kendisi/juliet, locke)
charlie: iyi (desmond, nadia)
claire: iyi (richard malkin)
desmond: iyi (penelope)
mr. eko: iyi/kötü (charlotte/amina)
ethan: kötü (charlie)
jack: iyi (rose, christian shephard, achara, kate)
jin: iyi (hotel kapısındaki çocuğun yaşlı babası)
juliet: iyi/kötü (jack, sun/geri kalan herkes)
kate: iyi/kötü (locke/kate, edward mars)
locke: iyi (ben, eddie colburn)
sawyer: kötü (sawyer, cassidy)
sayid: iyi/kötü (hurley/sayid)
naomi: kötü (ben)
others: iyi/kötü (ethan, ben/claire, charlie)
jacob: iyi (ben)
sezonlara göre detaya girecek olursak, şayet:
> sezon 1
rose'dan jack'e:
"you have a nice way about you. a good soul, patient, caring. ı suppose that's why you became a doctor."
(iyi bir huyun var. iyi bir ruh, sabırlı, umursayan..sanırım bu yüzden doktor oldun..)
richard malkin, aaron'u evlatlık vermemesi için claire'i ikna etmeye çalışırken şöyle demişti;
"your nature, your spirit, your goodness, must be an influence in the development of this child (aaron)."
(karakterin, ruhun, iyiliğin bu çocuğun gelişimi için çok önemli..)
richard malkin, aaron'u evlatlık vermesi için claire'i ikna etmeye çalışırken şöyle demişti;
"they're good people "
(onlar iyi insanlar (others'ı refere ediyor))
christian shephard oğlu jack hakkında sawyer ile konuşurken:
"he's a good man, maybe a great one. right now, he thinks that ı hate him."
(o iyi bir adam, belki de en iyilerinden..oysa şu anda, ondan nefret ettiğimi sanıyor..)
charlie'den claire'e:
"ethan's the bad guy."
(ethan kötü adam'..)
> sezon 2
jin'e, oğlunun otel tuvaletini kullanmasına izin vermesi üzerine yaşlı adam şöyle demişti:
"thank you -- you're a good man."
(teşekkür ederim-- sen iyi bir adamsın..)
goodwin, nathan'ı öldürmesini şöyle açıklamıştı:
"nathan was not a good person"
(nathan, iyi biri değildi..)
silinmiş sahnelerden birinde libby, ana-lucia hakkında sayid ile konuşurken şöyle demişti:
"deep down, she's a good person"
(aslında, o iyi bir insan..)
jack'e kızmış sinirli kate:
"ı'm sorry that ı am not as perfect as you. ı'm sorry that ı'm not as good."
(senin kadar mükemmel olamadığım için üzgünüm..üzgünüm, o kadar iyi biri değilim..)
sawyer'dan charlie'ye:
"ı'm not a good person."
(ben iyi biri değilim..)
sayid;
"ı was 23 years old when the americans came to my country. ı was a good man. ı was a soldier. and when they left ı was something different."
(amerikanlar ülkeme geldiğinde 23 yaşındaydım..iyi birisiydim..askerdim..ve ülkemi terkettiklerinde bambaşka birisiydim..)
claire, staff'in içinde karşılaştığı alex'i, annesi rousseau'ya anlatırken şu cümleleri kullanmıştı:
"she was not like the others, she was good"
(o "diğerleri" gibi değildi, o iyi biriydi..)
ethan'dan claire'e:
"we are good people, claire. good family."
(bizler iyi insanlarız, claire..iyi bir aile..)
ana-lucia'nın öldürdüğü others üyeleri hakkında ben şunları demişti:
"good people who were leaving you alone."
"onlar seni rahat bırakan iyi insanlardı."
- henry gale olarak kendini tanıtan ben'den sayid'e:
"you can't do this! ı am not a bad person!"
(bana bunu yapamazsın! ben kötü biri değilim!)
benjamin linus, kendisinin özel ilgilendiği john locke hakkında şunu demişti:
"one of the good ones"
(iyi olanlardan biri)
öbür taraftan, yemi'den, haber getiren charlotte, eko'ya şunları demişti:
"he says you were a good priest...he said that even though you were pretending, you're a good man."
(iyi bir rahip olduğunu söyledi...sen öyle zannetmesen bile, iyi bir adam olduğunu söyledi..)
- ben'den micheal'a:
"we're the good guys, michael."
(bizler iyi insanlarız, michael..)
- ben'in others'ın başı olarak gördüğü jacob hakkında;
"o çok iyi bir adam"
> sezon 3
locke'un silah çektiği eddie colburn locke'a dedi ki:
"you're not a murderer. you're a good man."
(sen bir katil değilsin..sen iyi bir adamsın..)
ve arkasını dönüp yürür..
amina, eko'yu ilk gördüğü an onun iyi birisi olduğuna inandı. sonra kilisede adam öldürmesi üzerine amina'nın oğlu daniel ona şunu söylemişti:
"are you a bad man? my mom says you are a bad man."
(sen kötü biri misin? annem senin kötü bir adam olduğunu söyledi.)
eko bu soruyu;
"only god knows."
("sadece tanrı bilir bunu)
diyerek cevap vermişti..
juliet, televizyondan jack'e ben ile ilgili düşüncelerin okuttururken ağzından çıkan sözler şunlardı:
"only god knows."
"ben, o çok iyi bir insandır."
penelope, desmond'a iyi biri olduğu için onu sevdiğini söylemişti..aha sonra her şeye şüpheci yaklaşan desmond, tüm işleri yüzüne gözüne bulaştırmış ve acaba yeteri kadar iyi olup olmadığını düşünmeye başlamıştı.
penny'in babası desmond'a, admiral maccthegon viskisini anlatırlen muhteşem bir içki oldundan bahsediyordu..içkinin bir damlasının bile desmond'ın haketmediğine inanıyordu..onun büyük bir adam olabileceğini düşünmüyordu..
bayan hawking, tuşa basma işinin desmond'un yapacağı çok muhteşem bir iş olduğunu dile getirmişti..
achara'dan jack'e;
"great man, a leader."
(büyük adam, lider..)
tariq, sayid'in babası hakkında şunları demişti;
"sayid, you are a loyal soldier. the son of a great hero."
(sayid, asil bir askersin..büyük bir kahramanın oğlusun..)
ben, jacob hakkında koşurken ona "büyük", "akıllı" sıfatlarını takıyor, "bağışlıyıcı" olmadığını dile getiriyordu..
magnus hanso'nun ilk ismi latince "muhteşem" demektir..
degroot ismi; almanca'da "muhteşem" anlamına gelen kelimeden türemiştir..
sembolik olsun, fiziki olsun bir yerde hapis olmak dizide işlenen diğer bir temadır..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
> sezon 1
kate'in ajan edward mars gözetiminde uçağa kelepçelerle bindiğini biliyoruz..
hurley'in bir çok kişinin ölümünden sorumlu olduğu kaza nedeniyle delirdiğini ve santa rosa deli hastanesinde sürekli olarak tedavi gördüğünü biliyoruz..
sayid'in savaş sırasında tutuklu olduğunu da gördük..
> sezon 2
ana-lucia, çukur kazdırıp içine nathan'ı daha sonra da sal grubunu (micheal, sawyer, jin) attığını, onları orada tutsak ettiğini biliyoruz..
bizimkiler ben'i (henry gale'i) hapis ettiler uzunca bir süre..
micheal ise bu süre zarfında others'ın sahte balıkçılık köyünde esir tutuldu..
desmond'un ise ingiltere'deki southway garrison hapishanesinde yattığını gördük..
> sezon 3
sawyer, kate ve alex, karl'ı others tarafından ekrana baktırılıp, tepkisiz bir şekilde birşeyler izlettirdikleri garip hapishaneden kurtardılar..
jack, kate ve sawyer, others tarafında hydra'da esir tutuldu..kate ve sawyer taş ocağında esir gibi çalıştırıldı..
yarı baygın mr..eko kutup ayısının mağarasında tutsak bir durumda idi..
juliet ise pickett'ı öldürdüğü için tutsak edildi..
anthony cooper, others'in tutsağıydı..
locke ise babasını sawyer'a öldürtmeden önce black rock'ta hapis tuttu..
jack, ben'i, bizimkilerden sayid, jin ve bernard'ı öldürdüğüne inandığı için esir aldı..
> sembolik hapishane temaları
kate, canavar ile karşılaştığı iki sahnede bambu çalılıklara gizleniyor..her seferinde öylesine bambudan çalılık bulması da ayrı ilginç, ama konumuz o değil..neyse, ne zaman kendini bu çalılıklara gizlese bir nevi hapishane teması canlanıyor ekranlarda..o bambular, bir türlü kate'in girmediği hapishane parmaklıklarına gibi gösteriliyor bizlere..
(bkz: http://en.lostpedia.com/...)
locke ise tekerlikli sandelyesini -onu hayattan engelliyor diye- bir hapishane olarak görüyordu.
jin, mr.paik'in pis işlerini yapmaya zorlanmıştı..
desmond kaçıp gitmişti ama tuşa basma olayı bizimkiler tarafından devam ettirildi..hapis hayatı.
locke, claire'in bebeğine kundak yaptıktan sonra claire'i şunu demişti:
"babies, unlike adults, like the feeling of being constricted, but that only as adults, do we strive for freedom."
(bebekler, yetişkinlere nazaran, sarmalanmayı "hapsedilmeyi" severler..ama bizler de dahil olmak üzere tüm yetişkinler özgürlüklerine düşkündür)
önce radzinsky ve kevin, sonra kevin ve desmond, swan hapsindeydi..tuşa basmak için yıllarını verdiler..desmond 3 yıl boyunca dışarıya adımını atamadı..diğerleri çıkıp geziyorlardı hiç yoktan..
locke da tuşa basma olayında swan'ın hapsi altındaydı..pearl'ü keşfettikten sonra sanki özgürlüğü kazanmışçasına değişik davranışlar ve tavırlar içine girdi..bir havalarda ki sormayın o gün bugündür..locke'tan boşalan yeri eko aldı..
jack, ilk bölümlerin birinde beraber yaşamayı öğrenemezsek yalnız başımıza öleceğimizden bahsetmişti..yanlızlık, sosyal yaşamdan bizi ayıran bir izolasyondur..
michael'in yaptığı sal, adadan ayrılamadı..
> sezon 2
tüm kuyruk tayfası bayağı uzun bir süre bizimkilerden izole bir şekilde ayrı yaşadılar, hayatta kaldılar..
charlie'in dilindeki bir şarkı sözü:
"all alone, ı try to be invincible / together now, we can be saved"
(kimsenin yardımı olmadan, yenilmez olmayı deniyorum / şimdi birlikte, kurtulabiliriz)
ben, locke'a şöyle demişti:
"god doesn't know how long we've been here, john..he can't see this island any better than the rest of the world can.."
(ne kadar zamandır burada olduğumuzu tanrı bile bilmiyor, john..o bu adayı, dünyanın geri kalanının görebildiğinden daha iyi göremiyor..])
elizabeth de adadan ayrılmayı başaramamış bir deniz taşıtıdır..
kevin'i öldürdükten sonra desmond, swan'in içinde kalmış, kafayı yeme boyutuna gelmişti..bu hatch'in içinde 3 yılını dışarıdan hastalıktan izole bir şekilde devam ettirmişti..kelvin öldükten sonra ise çoğu şey değişti..ama yine de burayı terk edemedi..umut olsun, moral olsun diye penelope'un mektubu sürekli açıp açıp okumuştu:
"please don't give up, des. because all we really need to survive is one person who truly loves us."
(lütfen vazgeçme, des..çünkü hayatta kalmak için gereken tek şey, bizi gerçekten seven tek bir kişidir..)
others'ın kendini, barracks denilen topraklar içinde monster'dan ve diğer tehdit edici saldırılardan izole ettiğini gördük..
sawyer, others tarafından kalbine bir alet yerleştirildiğini kate'den sakladı, ona söylemedi..söyleseydi şayet, aynısını ona da yapacaklarından korkuyordu..
ben, sawyer'a alcatraz benzeri bir adada, hydra'da, ana adaya izole bir şekilde olduklarını göstermiş, "of mice and men"'den de alıntı yapmadan duramamıştı:
"a guy goes nuts if he ain't got nobody. ıt don't make any difference who the guy is, so long as he's with you. ı tell ya, ı tell ya, a guy gets too lonely, and he gets sick."
(bir insan, kimsesi yoksa, kafayı yer..adamın kim olduğunun seninle olduğu sürece, önemi yoktur..)
mikhail kendisinin flame'de izole bir hayat sürmesinden memnun olduğunu dile getirmişti..
gelecekle ilgili 3. sezon finalindeki görüntülerde; jack'i yalnız ve insanlardan arınmış bir şekilde (depresyonda) görürüz..kimselerin ona yardım edemeyeceğini düşünüyordur..
"everybody wants me to be a leader, until ı make a decision they don't like."..
(kimsenin istemediği kararları vermediğim sürece herkes benim lider olmamı istiyor)
evet, açılışı dizimizin, gönlümüzün karizmatik lideri jack'in bu söylemi ile açtık..
ama derim ki her şey jack değildir..jack'in de istenmeyen davranışları bulunmaktadır..bir lidere yakışmayacak tavırları da oldu, gördük izledik..daha sonraları bazı dizi karakterleri de sivrilmeye başladı..değişik zamanlarda a-takımı denilen görev takımın üyeleri de lider statüsüne erişmeye başladı..teker teker yoğunlaşalım bakalım kimlerdir bu liderlik kaftanını giymiş olanlar..
jack..ahh, evet..dizimizin en önemli karakteri, posterlerde en önde yer alan kazıtık saçlı, ailemizin güveneceği nadir doktorlardan..jack aslında kaza olduktan sonra yaptıklarından, gösterdiği çabalardan, kazazedelere olan ilgisinden dolayı baya bir oy toplayarak, aslında kendi istediği dışında, grubun lideri oluverdi..nadir olarak başını belaya sokmuş olan jack, gün geçtikçe kazandığı güvene güven ekliyordu, insanları güzel idare ediyor, tam bir lider gibi davranıyordu..
olumlu liderlik özellikleri:
kendinden emin olmak: insanları zor durumlarında iyileştirmesi, bazen saniyeler içinde ölmesine neden olacak durumu yok etmesini beceren bir doktor..verdiği kararların arkasında ve en iyi şekilde uygulanmasını sağlıyor..işini her zaman güvence altına alarak gerçekleştiriyor..
düşüncelilik: jack, her ne kadar grubun tek doktoru olmuş olsa da, her tür tehlikeli görevde a-takımının başında yer almada geç kalmıyor..tüm grubun güvenilirliğini tehdit eden her neyse ona karşı en iyi önlemi de kendisinin alabileceğini düşünüyor ve belki de kahramanlık yapıyor..bunu bir sawyer gibi prim yapmak ya da ganimet ele geçirmek için kesinlikle yapmıyor..tüm isteği ve arzusu grubunun başına bir şey gelmemesi ve tehlikenin en kısa zamanda yok edilmesidir..
karizma: şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım..jack'in belli bir karizması var..bunu kızların hasta olacağı yakışıklılığı sağlayan karizmadan çok bir lider karizması olarak düşünün..fiziksel çekiciliği, makro yönetici tarzı, olaylara yaklaşımı, konu üzerinde konuşması, rahat tavrı onun karizmasında olumlu etki yapıyor..allah aşkına adaya düşseniz böyle kime güvenebilirsiniz ilk görüşte?!
olumsuz liderlik özellikleri:
inatçılık: kendi teması içinde bazen oldukça inatçı olabilecek jack'in liderlik sıfatına uygun olmayan bazı davranışlarına bu inatçılığı neden oluyor..kate'in bile uyuyakalsın, biraz dinlensin diye suyuna ilaç attığını biliyoruz..3..sezon ile "bir şeyi bırakıp gitmesi" (let it go olayı) en sonunda jack'in kafasına biraz sokulmaya başarılmıştır..bir lider kaybedeceğini anladığı zaman geri çekilmesini de bilmeli..
duygusal tepki: jack aslında bu konuda iyi, fazla duygularını ön plana çıkarmıyor..ama bazı kate temalı durumlarda çok hassas davrandığını, hatta bunun da ötesinde sinirlendiği, vahşileştiği görülmüştür..kolay değil tabi, insan sevdiğini her zaman öncelikli olarak korumak isteyecektir..
kötü bire-bir diyaloglar: jack gibi liderlik sıfatını en çok hak eden bir adam bile bazen bu özelliği sayesinde gözden düşebiliyor..söylemesi gereken şeyi bazen direk olarak söyleyerek kendini dezavantajlı duruma sokuyor..en güzel örneği mesela hydra'da geçirdiği zamanlarda verebiliriz..iki dakika sussa, adam akıllı takılsa, inatçılığını da devreye sokmasa bu adamların çok rahat ağzını arayabilecek, baştan beri istediği bilgileri ele geçirebilecektir..ama o illa kendini zor duruma sokacak sivri dili ile..
jack'in tutsak olduğu ve olmadığı çoğu bölümde liderlik koltuğuna oturmuş karakterimizdir..aslında en başında av takımının başı olarak kabul edildi..bilimin yoğun destekçisi jack karşısında bulundu her zaman, kadercilik inancı ile..kaderinin bu adada yoğunlaştığına inandı ve her zaman bunun için izler aradı..aradığı cevapları çok nadiren bizimkiler ile paylaştı..sürekli o pis sırıtışı arkasında gizemli takıldı..ama dizinin gidiş hattında çok büyük yanlışlar yaptığını da gördük..
olumlu liderlik özellikleri:
yararlılık: serüvenlerinin başlarında iz sürüyor, güzel avlanıyor ve en büyük derde, açlığa, güzel cevap veriyordu..gereken yerde danışılan oluyor, bilge tavrı ile iyi prim yapıyordu..bundan dolayı insanlar ona da güvenmeyi başlamıştır..
güven: locke'un adaya olan güveni, onun peşinden gitmesi bir şekilde bizimkiler üzerinde de güven yaratıyordu..cevapları adadan arayan locke hakkında charlie, bir aralar şu cümleyi dile getirmişti;
"the one man ı would put my absolute faith in to get us off this island."
(o, bizi adadan kurtarabileceğine inandığım tek kişi.)
yol gösterme: adada geçirdikleri süre boyunca locke çoğu insan üzerinde iyi etkiler bıraktı..onlara bir şekilde yol göstererek başlarında dertlerden kurtulmalarını sağladı..charlie'ye eroini bıraktırdı, claire'ın hamilelik boyunca rahat etmesi için elinden geleni ardına koymadı, boone-shannon çiftinin birbirlerini unutmasını ve walt'un babasından nefret etmemesini sağladı..
olumsuz liderlik özellikleri:
sahtekarlık: çoğu işi böyle bu adamın..acaip bir bela oluyor ki bir lidere kesinlikle yakışmayacak tavırları ve davranışları sergiliyor..baştan şöyle bir sayacak olursak swan'ı buluyor kimseye haber vermiyor, radyo yayınını aktive etmeye çalışan sayid'e arkadan saldırıyor, koskaca dharma istasyonlarını (swan, flame) havaya uçuruyor, uçurmadan önce içlerinden c4 çaldığını saklıyor (flame), ada sayesinde iyileştiğini kimseye söylemiyor, walt'un yaktığını bile bile salın yakılması olayını etkileyici bir nutuk ile others'a yüklüyor..3..sezonda özellikle bizi tilt ediyor bu adam..
diğer insanlara verilen önem: durum öyle noktalara geliyor ki locke kendi emelleri uğruna kimseyi takmıyor..boone'un ölümünü; görevi doğrultusunda adanın istediği bir kurban diye sözediyor, hiç oralı olmuyor..locke bir güvenlik olarak adadan kimsenin ayrılmaya çalışmamasını istiyor ve adada olan ölümlerin kendi kaderinin ilerlemesine ve büyük adam (great man) olmasına yarayacağına inanıyor..tamamıyla bir liderden uzak görüşler..
öfke: yaptıkları sorgulanınca küplere biniyor..düşündükleri arkasında duracağına sürekli başkalarının verdiği yanlış kararları örnek gösteriyor..az kalsın swan bir şey yapmıyor diye adayı havaya uçuracaktı..çoğu şey bu öfkesinin sonuc..yazık..
tek başına olmak: locke'un yalnızlığa karşı bir eğilimi var..herkes ortamdayken bile gidip uzaklarda bir yerde meditasyon falan yapıyordu..
alışılmadık davranışlar: ağzına kadar bıçak dolu bir çantası olan bir adam ne kadar normal olabilirdi ki?! her ne kadar bizimkilerin çoğunu kişisel çabaları ile elde etmiş olsa da takındığı bazı tavırlar insanların ondan soğumasına neden oldu..özellikle boone'un ölümünden sonra kimse alışamadı ona eskisi gibi..
körü körüne inanış: rasyonellikten tamamen uzak bir karaktere sahip locke'un yaptığı çoğu şey, adanın bir istediğimiş gibi lanse etmesi onu liderlikten uzak bir noktaya koyuyor..iki kişi onun bu inanışları yüzünden öldü..ayrıca ne zaman bu inanışın peşinden gidiyor olsa iyileşmesinin etkisi geçiyor ve yine paralize oluyor..
onun askeri zekası, kritik zamanlarda verdiği kararlar, teknolojik olarak adadakiler arasında en ileride olması ve yaptığı taktikler sayesinde kendisini çoğu zaman takım lideri konumunda görüyoruz..jack'in çoğu zaman akıl danıştığı bu gizli kahraman; sakin ve adam akıllı tavrı ile bizimkiler tarafından da güvenilir bir gözle bakılıyor..
olumlu liderlik özellikleri:
ilişkilerdeki başarı: motivasyonu da varsa, bu adam bir grup aktivitesinde kral oluyor resmen..herkese sözünü dinlettiriyor, nasıl konuşulacağını biliyor, insanlara nasıl davranılacağını, onların güveninin nasıl kazanılacağını çok iyi biliyor..jack'i bile sakinleştiriyor..sağ kol muhabbetti..
askeri duruş: böyle höyt höyt olmasa da keskin tavrı iyi prim yapıyor duruma göre..çatışmada karşı tarafa korku salarken, elinde silah ile bu adamla aynı cephede olmak insanın içinde bir güven duygusu yaratıyor..
taktiksel olmak: olaylar karşısından ne zaman ne yapılacağını çok iyi kritiğe döküyor, yorumları ile jack'e bile laf edebiliyor..değişmez adam oluyor tehlikeli görevlerde..
teknolojik: teknoloji konusunda gelişmiş bir birey olması ve zor durumlarda elindekileri kullanarak çözüm üretebiliyor olması bizimkiler gözünde çok iyi prim yapıyor..swan'daki bilgisayarı tamir etmesi en büyük gösterisiydi, şov yapmıştı..
olumsuz liderlik özellikleri:
tek başına olmak: locke gibi sayid de biraz yalnızlık kokuyor..kafasına estikçe kendi başına keşiflere çıkmak bunun en güzel örneği..
kültürel engel: sayid'in ırak ordusunun muhafız alayında olması onun gruba liderlik yapmasında biraz sorun oluyor..adadaki ilk günlerde potansiyel terörist damgasını da yemişti bu adam..
soğuk & acımasız: sayid'in bir rehinden bilgi almak için hayatı boyunca uyguladığı işkenceleri bizim adadaki grubun bir kısmı da biliyor..sawyer ve ben'e yaptıklarından sonra liderlik için biçilmiş kaftan olmadığını kanaat getiriliyor..
kuşku: ırak ordusundayken yaptıkları onun karakterinde başka bir etki yarattı..daha sonraları ülkesi adına bu yaptıkları adına bir kuşku duydu..o eski güçlü karakteri kuşku ile zayıfladı..iyi ya da kötü, neticede güçsüzlük örneği oldu kendi adına..
pasif: çoğu a-takımı görevde en bilgili adam gözü ile baksak da ona, o bu tarz görevlerde lider olmak istemiyor..askerlikten gelen bir özellik mi desek bilemeyeceğim ama kendisi dışında birisinin kontrolü elinde tutmasını daha çok tercih ediyor..
> james sawyer ford
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)" onmousedown="return bkc('1404083','+http%3A%2F%2Fwww.lostpedia.com%2Fimages%2Fthumb%2F5%2F5e%2FSeason_3_Sawyer_Promotional_.jpg%2F200px-Season_3_Sawyer_Promotional_.jpg')">http://www.lostpedia.com/images/thumb/5/5e/Season_3_Sawyer_Promotional_.jpg/200px-Season_3_Sawyer_Promotional_.jpg)
hiçbir zaman bizimkileri lideri konumuna gelmedi..onun tek derdi kendi köşesinde sakin bir şekilde yaşamaktır..ele geçirdiği ganimetler ve eşyalar sayesinde adanın ekonomik lideri konumuna geçti..jack ve locke'un işleri iyice ele geçirdiği zamanlarda büyük dolabını gerçekleştirdi ve kate ve charlie'yı kullanarak silahlara el koydu..çok kısa bir süre liderlik yaptı, onu da hurley sayesinde başarmıştı..bu işi beğenmiş olacaktı ki jack'in kısa bir süre sonra others'ın tutsaklığından kurtulup kampa dönmesi onun suratının bozulmasına neden oldu..
olumlu liderlik özellikleri:
kaynak bolluğu: resmen bir depo olan sawyer, adaya geldiklerinden beri yararlı olabilecek her şeyi kendi deyimi ile "stash"'ine attı..daha sonra tabi büyük bir kaynak zenginliği ile herkesin isteğine cevap verebilecek duruma geldi..
etkileyici: özellikle bayanların da etkisi çekebilecek bir yakışıklılığa sahiptir..dolayısıyla onu lider yapacak karizması buradan gelmiştir..
güçlü: karşısına çıkacak herkese kafa tutabilecek bir fiziksel güce sahiptir..sonuçta adadakiler arasında fiziki kuvveti en gelişmiş olan adamdır..
iç ses: iç sesi kuvvetli olan sawyer, aslında kişilerin ne düşündüklerini de güzelce anlayabiliyor..bunu geçmişteki işinin sağladığı en büyük avantaj olarak görebiliriz..karşısındaki en ince detayına kadar analiz edebiliyor..sayid'e benziyor bu konuda..
olumsuz liderlik özellikleri:
kendinden nefret etmek: sawyer, küçüklükten beri süre gelen hayatından aslında nefret etmektedir..elinde olmadan ailesini ölümüne neden olan adam olmuştur ve bunu aslında istememektedir..
sabıka: her ne kadar artık insanlara iyi davranıyor olsa da, adaya geldiklerinden beri yaptıkları onun hakkında güvensiz biri olarak düşünmemize yetti de arttı..
ekonomik denge: ekonomik dengeyi sağlamadığı, önüne geleni kendine kayırdığı, açgözlülük yaptığı için liderlik konusunda büyük bir yara aldı..hatta kendi mallarını korumak adına kavga bile etti..güveni kaybetti..
kuyruk kısmının de facto lideri haline gelmiş bu karakter, polis olmasının verdiği güven ve güç ile 48 gün boyunca bizimkilerde uzak bir grup liderliğini yaptı..jack'in kuyruk tayfası versiyonuydu işte, ama ondan öğrenmesi gereken çok ama çok şey vardı..despot kararları, yaptıkları, hal ve davranışları otoriteyi sağlamış olsa da bir jack kadar prim yapmasına, güven kazanmasını sağlayamadı..
olumlu liderlik özellikleri:
geçmiş kariyeri: adaya gelmeden önceki yaşamında bir polis olan ana-lucia, bu mesleği sayesinde tehlikeli ve zor durumlarda nasıl davranılacağını biliyor, bir liderin olması gibi krizin geçmesi için elinden geleni yapıyor..dominant ve kendine güvenen bir yapısı var..
güven: bir grup korkmuş insan tabi ki de sesini en gür çıkaran, kendine güvenini en iyi gösteren insan etrafında toplanacaktır..onu önderliğinde plan yapacaktır..ana-lucia da kuyruk tarafı grubu için böyle bir özelliği ile lider olmuştur..
prosedür bilgisi: ana-lucia gruba sızmış bir köstebeğin olacağını bilmiş ilk insandır..kendinin ve grubunun güvenliğini alabilmek için önce bir pit inşa etmiş, sonra sorgulanması gerekenleri sorgulamış, plan ve programından taviz vermemiştir..en çok şüphelendiğini de elemine etmek istediğinde onla yalnız kalmış ve zor durumla karşılaşınca da onu öldürmüştür..
olumsuz liderlik özellikleri:
sıkı yönetim: kontrol edemediği her tür zor durumda bir diktatör edasıyla resmen sıkı yönetim ilan ediyor..kafasına göre kurduğu planları zorla insanlara uygulatıyor ya da kabul etmesini istiyor..nathan'ı yanlış yere yargıladığı zamanlardan beri türlü zor durumda bu tarz bir yaklaşıma sahip..sonuçta yandaş kaybediyor (libby, bernard)..
duygusal soğukluluk: her ne kadar bir lider için olması gereken bir özellik olsa da, ana-lucia bunu abartmıştır..soğuk davranışları, 40 gün üzüntüsünü içine atması bu özelliğine örnektir..diğer insanların ona açılmasına da engel olmaktadır bu tarz davranışları..
tam olarak others'ın sosyal düzeninin sistematiğini anlamamış olsak da ben'in bu sistem üzerindeki etkilerini ve güçlerini biliyoruz..en azından en önemli adamları, bunu belledik..juliet'in idamını bile engelleyecek bir kuvveti vardır emirlerinin bu hiyerarşik düzende..
olumlu liderlik özellikleri:
korku: bir insanı dediğini yaptırmanın en kolay yollarından biri de onun üzerinde bir korku, bir terör yaratabilmektir..ben bunu çok iyi başarıyor..
kandırma: ben'in bir insanı (hatta gruplaşmış insanları) kandırabilme yetisi o denli gelişmiş ki yaptığı planlar ve amacı doğrultusunda büründüğü roller bunu kanıtlıyor..dolayısıyla yine istediği bilgiyi alıyor, istediğini yaptırıyor, tabir-i caiz ise çok çakal oluyor ve başarıyor istediklerini..
zeka: yanındakiler yaptıkları planları anlayacak kapasiteye sahip olsalar dahi dışarıdan ben'in kurmuş olduğu mükemmel planların olduğu sistemler rahat çözülemiyor..çok ince detayına kadar kurgulanmış başarılı planları onun zekasının küçük bir örneği sadece..
sözünün eri: topluluk karşısında gördük ki ben, sözünün eri bir adam..verdiği her sözü yerine getiriyor..
güç: bir lider olarak çok güçlü bir konumu vardır..kesinlikle zayıf yanını göstermiyor, her zaman dediği dedik oluyor..
gizem: bilinmeyen bir şeyler (jacob) ben'in others üzerindeki kontrol yetkisini de oluşturuyor, ben'e güç katıyor..
olumsuz liderlik özellikleri:
korku: korku salma üzerine edinilmiş bir liderlik elbet her zaman başarıya ulaşmayacaktır..bu tarz sistemler kontrol edilenlerin bir şekilde artık bu sisteme karşı gelmeleri ve isyan etmeleriyle sonuçlanabilir..
kandırma: kendi kızı bile bu adama güvenmezken işlerin nasıl ilerleyebileceği konusunda insan şüpheye düşüyor..çoğu sahnede ben'in kendi insanlarını bile kandırdığı gözüküyor ki bu liderlik için iyi bir işaret olamaz..
ön planda olmak: ben, belki de kendi isteği belki de others tarafından öyle bir pozisyonda yer alıyor ki; kendinin başına bir şey gelse durumun ne olacağı belli değil..çok ön planda, her şeyin başında bulunuyor, her kararın altına imzasını atıyor..en küçük hataya yer yok onun yönetiminde..bu bünye üzerinde sorunlara yol açabilir..
akıllı: bazen çok akıllı olmak da sorun olabilir..buna en güzel bir örnek vererek açıklayalım; hydra'dayken jack'in inadını kırmak için kurguladığı plana harcadığı süre çok uzun sürebilirdi ve gerçekten ameliyat için geç kalabilirdi..onun yerine jack ile adam akıllı bir şekilde anlaşabilirdi..çok güzel plandı ama ben için çok kötü bir hata olabilirdi..
bu liderlik konusundaki kaynağı nedir ne değildir bilemezken, kendisini ben'e karşı gelebilen tek others üyesi olarak biliyoruz..büyük bir yetkiye sahipti, ancak aralarından birini vurarak bu yetki ve güvenin yok olmasına neden oldu..idam edilecekken jack tarafından kurtarılan juliet, daha sonra ben'in ameliyatında da görev aldı..ama derisinde bulunan bir işaret others'ın ona artık değişik bir gözle bakılmasına neden oldu..
olumlu liderlik özellikleri:
sakin: en kritik durumda bile sakin tavrını koruması onun en kritik liderlik özelliklerinden..jack boğazına cam parçası ile yapıştığında, sayid ve sawyer'a hayatlarının ayarını verirken ve benzeri sahnelerde..
kurnazlık: ben'e karşı gelebilen bu ablamızın çoğu sahnede de görebileceğimiz gibi ince düşünülmüş hareketleri ile kurnazlık da ben ile yarıştığının farkındayız..kitap kulübünde ben'e haber vermeden onun okumayacağı bir kitabı seçmek, ben durumu açıklamadan ben'in röntgenlerini jack görsün diye ortalıkta bırakmak, jack'e gizli kameraların görmediği bir noktadan video izletmek güzel birer örnektir..
olumsuz liderlik özellikleri:
bastırılmış hassasiyet: her ne kadar soğuk gözükse de altında yatan yoğun bir hassasiyet teması var juliet'te..kardeşi ve çocuğunu görünce nasıl da kopmuştu..
güvensizlik: 3..sezonda göstermiş olduğu büyük oyunculuklardan dolayı kendisini yılın en şerefsiz kadını seçiyoruz ayrıca..(edit: daha sonraları saf değiştirdi ama ilk başta çoğu tavrı inanılmaz bir güvensizliğe neden olmuştu)
ahlaksız: ben'i öldürmek adına yapmadığı şey kalmadı..bu konuda gerçekten ahlaksızdır..yani, amacı nedir biliyoruz ama yine de böyle kalleşçe bir yola başvurmasının arkasında daha büyük bir şeyler yattığı kesin..
pasif: zor durumlarda pasif olmuş, eski kocası olsun, ben olsun hep karşısındakinin lafını dinlemek zorunda kalmıştır..
others ile bizimkiler arasında bir elçi konumuna da gelmiş olan sempatik hurley'imizin kendi liderlik anlayışı arkadaşlık boyutunda ilerlemektedir..en çarpıcı performansını swan'daki yemekleri dağıtırken göstermişti..
olumlu liderlik özellikleri:
arkadaş canlısı: özünde iyi bir insan olması onun herkesle rahatça arkadaş olabilmesini sağlıyor..jack de dahil olmak üzere yukarıda sağdığım tüm liderlerimiz bunu başaramıyor mesela..
olumsuz liderlik özellikleri:
korku: hugo korkuyu yönetemez, yani başkalarına istediklerini yaptırmak için kibarlık ve ikna gibi diğer yöntemlere başvurur..
daha önce sonik bariyerde ağzından salyalar, kulağından kanlar saçarak ölen mikhail ile tekrardan adanın başka bir yerinde karşılaşıyoruz, onun yaşama geri dönmüş olarak görüyoruz..
christian shephard ameliyattan önce alkol aldığı için hamile bir hastanın ölümüne neden oluyor..
susan lloyd kan kanserinden ölüyor..
sawyer'ın babası karısını vurarak öldürüyor, sonra da intihar ediyor..
sawyer gerçek sawyer zannettiği frank duckett'i yanlışlıkla öldürüyor..
tito reyes (hugo'nun dedesi) kalp krizinden ölüyor..
sam toomey (sayıları kullanarak para kazanan başka birisi) intihar ediyor..
sayin'in arkadaşı essam intihar ediyor..
kate'in çocukluk aşkı, tom brennan, arabada vurularak öldürülüyor..
adam rutherford trafik kazasında öldü..
ana-lucia, jason elder'ı vurarak öldürüyor..kendisi ana-lucia'nın bebeğini kaybetmesine neden olmuştu..
kate, üvey babası wayne'i öldürüyor..
mr..eko, kardeşini korumak için bir adamı öldürmek zorunda kalıyor..
eko, iki uyuşturcu satıcısını da öldürüyor..
yemi, ordu askerleri tarafından öldürülüyor..
jack, angelo busoni'in (hastane flashbacklerinde) ölümünden sorumlu..
libby, kocasının bir hastalıktan öldüğünü söyledi..
jae lee intihar ediyor..
eko, emeka ve adamlarını kilisenin içinde öldürüyor..
juliet'in eski kocası edmund'a bir otobüs çarpıyor ve ölüyor..
kırmızı ayakkabılı adam ölüyor..bayan hawking onun hayatını bilmem kaç kere kurtardıklarını ama sonuçta kaderin önüne geçemeyeceklerini belirtiyor ve ölmesine izin veriyor..
peter talbot (locke'un babasının evlenmeye çalıştığı kadının oğlu) gizemli bir şekilde ölüyor..
howard l..zukerman, nikki ve paulo tarafından zehirleniyor..
ben'in annesi, ben'i doğururken can veriyor..
jack'i kim olduğunu bilmediğimiz birisinin cenazesinde görüyoruz..
> adada
oceanic 815'in pilotu monster tarafından öldürülüyor..
gary troup çalışan uçak motorunun hava koridoruna yakalanıyor ve motora çekilip, paramparça oluyor..
barbara joanna miller boğuluyor..
scott jackson muhtamelen ethan tarafından öldürülmüştür..
boone carlyle ikinci uçak kazasında ölüyor..
leslie arzt dinamitler yüzünden parçalara ayrılarak ölüyor..
shannon rutherford, ana-lucia tarafından yanlışlıkla vurularak öldürülüyor..
nikki ve paulo canlı canlı gömülüyorlar..
donald kangrenden ölüyor..
nathan, goodwin tarafından öldürülüyor..
goodwin ise ana-lucia tarafından öldürülüyor..
libby'i michael yanlışlıkla öldürüyor..
michael, ana-lucia'yı ise bilerek öldürüyor..
mr.eko, monster tarafından öldürülüyor..
ethan, charlie'yi öldürüyor..
mr..eko, iki adet others üyesini öldürüyor..
ana-lucia ise kadın bir others üyesini öldürüyor..
colleen'ı, sun öldürüyor..
colleen'in kocası pickett'i, juliet öldürüyor..
bea klugh'u mikhail bakunin kendi isteği üzerine öldürüyor..
kelvin ınman'ın takım arkadaşı radzinsky'in intihar ettiğini biliyoruz..
kelvin ise yanlışlıkla desmond tarafından öldürülüyor..
gerçek henry gale'in öldüğünü biliyoruz..
charlie'in onlarca kez öldüğünü ise desmond tarafından daha önceden gördüğünü biliyoruz..
(parantez içindekiler dizinin fan'ların bu ilişkilere taktıkları isimlerdir)
>karşı cinsten
olası sevgililer
• kate & jack (jate, kack)
• sawyer & kate (skate)
• sawyer & ana-lucia (sana)
• boone & shannon
• shannon & sayid (shayid)
• hurley & libby (hubby, hurlibby)
• charlie & claire (chair, jelly, peanut butter, pregnant babe and junkie, pb&j ve son olarak, en çok kullanılan: cc)
• jack & juliet (jacket)
• ben & juliet (beliet, jen)
önceki ilişkiler:
• sun & jin (jun)
• bernard & rose (bose)
• desmond & penelope (dope)
> popüler takımlar / aynı cinsten
• jack & sawyer (jawyer)
• jack & locke (jocke)
• jin & locke
• kate & juliet (juliate)
>sembolik
• middle section (uçağın orta bölümü, yani bizimkiler) ve tail section (uçağın diğer bölümü)
• yin & yang (dharma)
• siyah & beyaz (tema)
• bilim & din (tema)
swan'da bulunan oryantasyon videosunda da görebileceğim gibi parapsikoloji, dharma'nın gerçekleştirmiş olduğu altı büyük çalışmadan bir tanesi..adada yaşananlar, edindikleri deneyimler sayesinde adada bu tarz parapsikolojik olayların varlığını inkar edecek durumda değildir herhalde..
astral seyahat: bilinçli ve ya bilinçsiz ruhun bedenden ayrılarak seyahat etmesi durumudur..tehlikeli bir durum değildir, bilinçli olarak yapabilmek biraz çalışma ister..astral seyahatte sadece düşünerek bulunmak istenilen yere gidilir ve olaylar izlenebilir, dokunma ve ya varlığın hissedilmesi için çok güçlü olmak gerekmedir..yapabilmek için çok çeşitli yöntemleri bulunur, sürekli telkin ile yapılması kolay ve tehlikesizdir.bedene geri dönememe durumu yoktur..
shannon'un walt'u görmesi:
daha önce bea klugh michael'ı sorgularken şöyle bir şeyler demişti, lütfen hatırlayalım;
"did walt ever appear in a place he wasn't supposed to be? you say he was half way around the world -- did you see him?"
(walt, daha önce olmaması gereken bir yerde oldu mu? yani, bambaşka bir yerde? onu gördün mü?)
buradan da anlayacağımız gibi zaten belli bir özelliği olduğuna kanaat getirdiğimiz walt'un astral boyutta yolculuk yapma olasılığı da artmış oldu..
"extra-sensory perception" olarak açabileceğimiz bu öğe, genelde modern bilim ile açıklanamayan oluşumlardır..ormanda duyulan fısıltıları bu kategoriye koyuyoruz..ya da locke'ın duyduğu jacob'ın "help me" (bana yardım et) sesi yine bu kategorinin bir öğesi olabilir..
manyetik boşalmadan sonra desmond'un astral seyahati ve geleceği görme yeteneğinin oluşması..
adada geçirilen değişik günlerde, değişik karakterlerin gördüğü hayaller mevcut..
richard malkin denilen adam ilk başlarda kendini profesyonel medyum olarak tanıtmıştı ama sonra kendisini bir hilekar olduğunu kendi ağzından duyduk..
"monster" denilen yaratığın bir şekilde karakterlerin geçmişlerini okuduğunu gördük..
lost experience'da adı geçen bir sitede (retrievers of truth) labrador retriever'ların ekstra duyusal yetenekleri olduklarından bahsedilmiş..dr..vincent bole'in de köpek parapiskolojisi doktoru olarak ismi geçmektedir..vincent ismi de dizide nerede geçtiğini hepimiz biliyoruz..
jacob'ın locke'e görünmesini tesadüf olarak değil de telepatik yönlerin ağır basması olarak değerlendirebiliriz..
bu konuda da dizide bir tema bulunmakta..adaya düşmeden önce bernand ve rose'un gittiği ısaac of uluru adlı büyücü, rose'un kanserini iyileştirememişti..ama adada gerçekleşen iyileşmeler bulunmakta..locke'un felci, sun'ın kısır hastalığı geçmiş, rose'un kanseri de bitmiş gibi gözüküyordu..
rose, uçak kazasından sonra ölmüş, ama jack sayesinde kurtarılmıştı..
sözde medyum malkin'in kızı charlotte mr.eko'ya kardeşi yemi'nin "between places" (araf) diye tasvir ettiği bir yerde olduğunu söylemişti ve eko ile gurur duyduğunu iletmişti..öldükten sonra tekrar hayata dönmüştü bu kız..
juliet'in kitap klübü stephen king'in carrie adlı kitabını okuyordu..bu kitapta psikokinetik özellikleri olan bir gencin hikayesi vardı..
walt'un annesi ve üvey babası onla ilgilenmediği bir sahnede kitapta gördüğü nadir bir kuşun cama çarptığını biliyoruz..aynı şekilde çizgi romanda gördüğü kutup ayısı adada walt'u kovalamıştı..
monster'ın karakterlerin geçmişlerinde bulunan insanlara dönüştüğünü gördük..eko'nun karşsında kardeşi yemi olarak çıkmıştı..
yine jacob'ın locke ve ben ile yaptığı görüşmenin olduğu sahnede telekinetik öğeler bulunmatadır..locke, jacob'a elindeki fener ile ışık tuttuğunda, jacob bir anda o feneri locke'ın elinden arttırtmış ve locke'ı geriye doğru fırlatmıştı..
bu tema direk olarak "psikoloji", "gizem" ve "hayal & rüya" temalarıyla birleşmiştir..
---
richard malkin’in claire’e bebeği hakkında yaptığı konuşmalar ve diretmeler..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
desmond’un locke’un konuşmasını önceden dile getirmesi, hurley’in bunu bir deja vu olarak nitelendirmesi..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
locke’un bilerek tripe girip gördüğü rüyada sawyer ile kate arasındaki konuşma da bir geleceği görme olarak nitelendirilebilir..o rüyada locke, sawyer’ın kate
"wipe the stars out of your eyes, sweetheart...watch and learn little lady." diyordu..bir kaç bölüm sonra sawyer, others’lardan picklett’i balık kurabiyesiyle kandıracağı bölümde kate’e aynı sözleri söylüyordu..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
claire’in cadırının önüne düşen yıldırımın desmond tarafından önceden bilinmesi..
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
ikinci sezon boyunca swan istasyonundaki bilgisayara 108 dakikada bir girilmesi gereken, girilmemesi halinde sayacın sıfırlanıp (iki kez) hiyerogliflerin görüldüğü ve yer sarsıntısının başladığı sayılar, 4 + 8 + 15 + 16 + 23 + 42 ?den oluşuyor. bu sayıların girilip "execute" düğmesine basılması halinde sayaç tekrar 108'e döndüğünü ve geri sayımın tekrar başladığını biliyoruz. sıfıra 4 dakika kala, sayaç alarm vermeye başlayarak, sayıların girilmesi gerektiğini hatırlatıyordu.
desmond'tan ve swan istasyonu oryantasyon filmi'nden edinilen bilgiye göre, bu ihmal edilmemesi gereken bir görevdir. birbirinin yedeği iki kişinin nöbetleşe üstlendiği bu görevin yerine getirilmemesi halinde büyük bir kazanın meydana geleceği, yapılması halinde ise dünyanın büyük bir tehlikeden korunacağı söylenmektedir.
süreyi gösteren sayaç, bizim gördüğümüz 3 kez sıfırlanmış ve zamanında sayıların girilmemesi ile sayaçta hiyeroglif harfler görülmüştür. hemen ardından sarsıntılar başlamış, tüm metal eşyalar, swan istasyonu girişine yakın konuşlandırılmış duvara doğru hızla çekilmeye başlamıştır.
lost experience/sri lanka video'suna göre bu rakamlar aynı zamanda valenzetti denkleminin temelini oluşturuyor.
sayılar, dizinin birçok yerinde ya bütün halinde ya da tek tek rakamlar halinde karşımıza çıktı. işte bunlardan bazıları:
---
> toplu halde
- hatch bilgisayarına girilen rakamlar da 4, 8, 15, 16, 23 ve 42 (adrift)
- danielle'in notlarında sayılar 7 kez yazılmış, ayrıca yine bu notlardaki formüllerde de sayılar karşımıza çıkıyor. (numbers)
- denizcilik yaparken pasifikte leonard ve sam toomey'in duydukları bu rakamlar, leonard'ın akıl hastanesine düşmesine, sam'in ise kendisini öldürmesine neden olmuştur. hurley bu rakamları ilk kez ağzından başka söz çıkmayan leonard'tan duyarak loto oynuyor. (numbers)
- hurley'in ikramiyeyi kazandığı ve o andan itibaren kendisine lanet/kötü şans getirdiğine inandığı rakamlar. (numbers)
- danielle ve ekibi, telsizde suydukları bu sayıların peşinden adaya gelmişlerdi (numbers)
- hurley'in arabasının bozulduğu sahnede hız 16 kilometreden 15'e sonra da 8'den 4'e düşüyordu. bu sırada arabada termometre 23 dereceyi gösteriyordu. (exodus, bölüm 2)
- hurley havaalanına giderken arabasının önüne geçen 6 amigo kızın üniformalarında yine bu gizemli rakamlar görünüyordu. (exodus, bölüm 2)
- "swan"ın girişindeki kapakta görülen rakamlar yine aynı. (exodus, bölüm 2)
- desmond'un koluna enjekte ettiği ilacın üzerinde bu sayılar vardı (orientation)
- claire'e staff istasyonda da yapılan iğnelerin üzerinde yine bu rakamlar vardı. (maternity leave)
- aynı rakam dizisini, juliet'in kızkardeşi rachel'a enjekte ettiği ilacın da üzerinde görüyoruz. (not in portland)
- swan'daki blastdoor'un üzerinde de bu rakamlar vardı. (lockdown)
- los angeles polis departmanı'ndaki park halindeki polis arabalarının üzerinde bu rakamlar var. (two for the road)
- matematiksel açıdan sayıların toplamı: 4 + 8 + 15 + 16 + 23 + 42 = 108 , çarpımları ise 4 x 8 x 15 x 16 x 23 x 42 = 7418880 ediyor ki bu rakam da karşımıza penny'nin emrindeki dinleme istasyonunun monitöründe karşımıza çıkıyor:
- locke'ın tekerlekli sandalyede olduğu yıl sayısı.
- kate'i götüren polisin çantasındaki silah sayısı.
- boone'un tişörtünün üzerindeki as sayısı.
- oceanic'in logosunda , "o" harfinin içindeki çember sayısı.
- hurley'in büyükbabasının kalp cihazının takılı olduğu yıl sayısı.
- sam toome'un kendini öldürdüğünden beri geçen yıl sayısı.
- sawyer'ın son doğumgünü dileğini dilediğinden beri geçen yıl sayısı.
- michael'ın yaptığı salın alabileceği kişi sayısı.
- locke'ın anlattığı hikayede michalangelo'nun mermere bakarak geçirdiği ay sayısı.
- boone'un "hatch'e bakarak mı geçireceklerini" sorduğu ay sayısı.
- locke'ın boone'u bağladığı yerden sahile olan uzaklık(mil).
- michael'ın jack'i çöken mağaradan kurtarmak için ihtiyacı olan kişi sayısı.
- boone'un shanonn'ın astım ilacı için getirdiği yedek sayısı.
- jack'in ucak enkazını yaktığı güne kadar geçen gün sayısı.
- michael hastanadeyken ona bakan hemşirenin sahip olduğu çocuk sayısı.
- locke'ın ethan'ı yakalamak için kurduğu tuzak sayısı.
- hurley'in "charlie ethan'ı vurdu" cümlesini kullanma sayısı.
- medyumun claire'ı ikna etme çabalarının sürdüğü ay sayısı.
- claire'in rüyasında gördüğü beşikteki uçak sayısı.
- locke'ın "o kadar hafta önce ben de inanmazdım" dediği hafta sayısı.
- boone'un "theresa merdivenlerden düştü" sözünü tekrar etme sayısı.
- locke'ın "deus ex machina" bölümünün sonunda , arabasının tavanına vurma sayısı.
- "whatever the case may be" adlı bölümde , banka hırsızlarının silahlarını ateşleme sayısı.
- locke'ın 1.sezon finalinin sonunda , ışık yanmadan önce hatch'in kapağını yumruklama sayısı.
- charlie'nin kan grubunu sorduğu kişi sayısı.
- hurley'in daniel'i aramaya gitmeden önce çantasına attığı su şişesi miktarı.
- jin'in claire doğururken yardım etmeye gitmeden önce salın aksına vurma sayısı.
- michael walt'un bakıcısından aldığı kutuyu tutarken mektuplara vurduğu fiske sayısı.
- walt'un okuduğu çizgi-romanın dc logosundaki yıldız sayısı.
- shannon'ın , sayid onu teselli etmeye gelene kadar , boone'un saçlarını okşama sayısı.
- arzt'ın sal ile ne zaman denize açılacağını söylediği ay sayısı.
- hatch'i açarken orda bulunan insan sayısı.
- walt'u almaya gelen teknenin içindeki "other" sayısı.
- desmond'un stadyumda jack'e "kardeşim" deme sayısı.
- nathan'ın delikte kaldığı gün sayısı.
- ana'nın flashbackinde anna ve piskoloğunun tekrar görüşmesinden beri geçen ay sayısı.
- ana lucia'nın vurulma sayısı.
- ana'nın , eko'yla konuşmadan önce , elindeki sopayı yere batırma sayısı.
- shannon boone'a "locke ile ormanda 4 gündür ne yapıyorsunuz" diye sormuştu.
- sayid fransızca sinyalin sat 4 olabileceğini söylemişti.
- leonard connect 4 oynuyordu.
- walt tavla oynarken "4-3" gelmesini istiyordu.
- sayid'in arkadaşı c4 bombası çalmıştı ve intihar ederken onu kullanacaktı.
- sawyer'ın okuduğu araba dergisinde "arabanın 4.4 litrelik motoru" olduğu yazıyordu.
- aynı dergide "arabanın 400 beygir " olduğu yazıyordu.
- hatch'deki alarm geri sayım 4dk kalınca başlıyor.
- sun yüzüğünü sal adayı terkettikten 4 gün sonra kaybetti.
- uçak düştüğünde claire 8 aylık hamileydi.
- tetikçi jin'e 8 km/s hızla gitmesini söylemişti.
- hurley'in ayakkabı fabrikasında çıkan yalgında ölen kişi sayısı.
- sawyer ve christian shepherd viski içerken yaptıkları shot sayısı.
- kate'in dediğine göre babasıyla geyik avlamaya çıktıklarında , bir geyiğin peşinde 8 saat iz sürdükleri olmuş.
- michael trafik kazası geçirdiğinden beri geçen yıl sayısı.
- michael walt'a 8 senedir mektup yazıyordu.
- locke ve helen'ın ilk konuştuklarından beri geçen ay sayısı.(flashback'te)
- charlie'nin gitarını çalmadan geçirdiği gün sayısı.
- driveshaft'ın turda geçirecek olduğu hafta sayısı.
- jack ve diğerleri , kazadan 8 gün sonra mağaralara taşındı.
- michael inşaat sektöründe 8 yıl çalıştı.
- kate'in evinde kaldığı çiftçinin karısının ölümünden beri geçen yıl sayısı.
- kate tutuklandığından beri geçen yıl sayısı.
- jin'in "mesaj ulaştırırdığı" adamı yumruklama sayısı.
- jack'in sağdıcının konuşmadan önce içmesi gerektiğini söylediği bira sayısı.
- locke'ın söylediğine göre , futbo toplarının bulunduğu reyonun numarası.
- sarah kazadan 8 ay sonra evlenecekti.
- claire'ın söylediğine göre aaron 8 saattir uyanıktı.
- sawyer babası ve annesi öldüğünde 8 yaşındaydı.
- shannon'ın babası boone'un annesi ile evlendiğinde shannon 8 yaşındaydı.
- hurley'in lotoyu kazandıktan sonra röportaj yaptığı kanal , kanal 8'di.
- walt ağustos'ta doğdu. (8.ay)
- ethan'ın claire'i kaçırmasından , claire'in geri dönüşüne kadar geçen süre 8 gün.
- charlie'nin ayakkabı numarası. (bizden farklı tabi ki abd'de ayakkabı numaraları , yoksa o kadar küçük bir ayağı olamaz =)
- sawyer'ın okuduğu araba dergisinde gösterilen arabanın v8 teçhizatına sahip olduğu yazıyordu.
- hurley'in arabasını satın aldığı yaşlı adamın şapkasındaki numara 8.
- hatch'in duvarında 8 yazıyor.
- sarah'nın hastane odasındaki bazı eşyalarının üzerinde 8 var.
- dharma logosu bir sekizgen.
- danniel'in ekibinde bulunan kişi sayısı.
- sawyer ve christian'ın içtiği viski şişesinin üzerinde yazan sayı.
- boone'un avusturalya'ya giderken havada geçirdiği saat sayısı.
- kate'in gittiği çiftlikten en yakın kasabaya olan uzaklık.(km)
- locke'ın söylediğine göre , nerf toplarının bulunduğu reyonun numarası.
- kate ve tom'un zaman kapsülünü gömdüğünden beri geçen yıl sayısı.
- locke'ın annesinin doğum günü: 15 ekim.
- shannon uçağa binmeden önce "ağlayan bir bebeğin yanında 15 saat geçirmek istemiyorum" diyor.
- kuyruk kısmındakilerin sahilden taşınıp ilk kamplarını yapmaları kazadan 15 gün sonrası.
- danniele'in sinyalinin tekrar ettiği yıl sayısı.
- hurley'in lotoyu kazandığı andan önce , bir kazanan olmayan hafta sayısı.
- sam ve lenny'nin sayıları duymasından beri geçen yıl sayısı.
- oceanic'in "o"sunda bulunan nokta sayısı.
- shannon'ın bursu için günde çalıştığı saat sayısı.
- jack, kate ve charlie pilotu kazadan 16 saat sonra buldular.
- jack'in ilk ameliyatındaki hastanın yaşı 16.
- jack uçağa binmek için tartıştığı havaalanı görevlisine "16 saat içinde babamı gömmem için la havaalanına inmem gerekiyor" demişti.
- "confidence man" adlı bölümde, havuzun bulunduğu yerde, üzerinde "the date is june 16th" yazan bir poster var.
- uçağın kalkış saati : 14:16
- hatch'in duvarında 16 yazılı.
- 3.sezonun ilk bölümünde desmond kullandığı egzersiz bisikletiyle 16mph hıza çıkıyor.
- jack , charlie'yi hayata döndürmek için cpr uygularken , kate dur diyene kadar charlie'nin göğsüne 23 kere vuruyor.
- jin'in saldaki aksa 23 kere vurduğunu duyuyoruz.
- yemi'nin olduğu uçaktaki bir kutunun üzerinde 23 yazdığını görüyoruz.
- "confidence man" adlı bölümdeki duvarın üzerindeki posterde ayrıca "the date is may 23rd" yazıyor.
- michael hotel odasındaki saate baktığında saat: 5:23...
- jack'in koltuk numarası: 23b
- uçak yolcuları 23. kapıdan alıyordu.
- nathan'ın muz bulduğu gün 23.gün. sonraki gün ise öldürüldü.
- herkes shannon'ın cenazesinden döndüğünde , geri sayım 23 saniyede.
- locke bilgisayarları michael'a açıklarken , geri sayım 23 dakikada.
- connect 4 oyununda bulunan boşluk sayısı.
- daniele kağıtlara "numbers"ı 7 kere yazmış. bu da toplam 42 sayı var demek oluyor.
- claire'in flashbackinde claire "6 hafta gecikti" diyor. 6 hafta=42 gün
- ana lucia'nın koltuk numarası: 42f
- uçağın eta'sı 10:42 (eta=tahmini varış süresi)
- hatch'deki duvarda 42 de yazıyor.
- kate'in açmak istediği kasanın numarası 815.
- sayid'in önünden geçtiği bir binanın numarası 815.
- uçuş numarası.
- charlie'nin satmaya çalıştığı fotokopi makinesinin modeli: c-815
- 8 ve 15 futbol toplarının bulunduğu reyonlar.
- kate ve tom zaman kapsülünü 15 ağustosta gömdü
- adam rutherford (shannon'ın babası) saat 8:15'te öldü.
- widmore cooperation?ın resepsiyonuna gelen kargo elemanının şapkasının üzerinde 815 sayıları yer alıyor ve eleman kargoyu 815 no.lu odaya getirdiğini söylüyordu.
> içinde "sayılar"ın geçtiği diğer sayılar
- walt'un çizgi-romanının ispanya fiyatı: $800.00 , şili fiyatı: $1,600.00 , arjantin fiyatı: $4.00
- uçak türbülansa 40.000 feetteyken giriyor.
- charlie locke'ın 400 bıçak getirmesiyle ilgili espriler yapıyor.
- "adem ve havva" 40 yıldır mağaradalar.
- sawyer dolandırdığı kadının kocasından $160.000 alıyor.
- locke'ın annesi 1940'ta doğmuş.
- kate'in üzerine konan ödül $23.000
- jack'in nişanlısının pijamasının üzerinde 44 yazıyor.
- boone öldükten sonra 44 kişi kaldılar.
- hurley arabasını istediği yaşlı adama $1600 ödüyor.
- hurley annesine $160mil bırakıyor.
- hurley'in söylediğine göre twinkie'ler 8,000 yıl bozulmadan kalıyor.
- hatch'i kazadan 44 gün sonra açıyorlar.
- oryantasyon videosunda "copyright 1980" yazıyor.
- eko 40 gün konuşmuyor.
> kombinasyonlar
- kazada sağ kalan 48 kişi var. (4 & 8 )
- boone'un tişörtündeki çince semboller 84'e tekabül ediyor. (8 & 4)
- driveshaft müzik kutusunda 234. sırada. (23 & 4)
- hurley'in otel odasının numarası 2342. (23 & 42)
- hurley'in jipi bozulduğunda , hız önce 16'dan 15'e düşüyor , sonra 8'den 4'e düşüyor. ayrıca hava sıcaklığının 23 derece olduğunu görüyoruz ve hurley'in jiple daha 42km yaptığını görüyoruz. (4 & 8 & 15 & 16 & 23 & 42)
- hurley bir grup ponpon kızın yanından geçiyor ve kızların her birinin üzerinde "numbers"tan bir sayı yazıyor. ( 4 & 8 & 15 & 16 & 23 & 42 )
- desmond'un kullandığı enjektörün üzerinde cr4-81516-42 yazıyor. ( 4 & 8 & 15 & 16 & 42 )
- silah deposunun kilidinin kombinasyonu: 23-42-48 (23 & 42)
- hatch'deki alarm çaldığında (2.kez) geri sayım 2:38'de. (23 & 8 )
- hatch'deki şekerlerin üzerinde yazan son kullanma tarihi: 23.04 (23 & 4)
- ana lucia'nın rozet numarası: 8-adam-16 (8 & 16)
dizide geçen karakter adları gerçek hayatta da bazı önemli filozofların ve ünlü insanların adlarından esinlenerek yaratılmıştır..dunları hemen maddeleyecek olursak;
dr.richard alpert, bilinen en iyi eseri "be here now"ı yazan ruhani öğreticidir..alpert, 1967'de hindistan'a gider ve amerikan ruhani araştırıcı bhagavan das ile tanışır..das, kendisine tapınak tapınak çıplak ayakla rehberlik eder ve alpert'e mantra ve asana'ların temelini öğretir.
mantra: genellikle sanskritçe olan dini hece veya şiirdir..kullanımı mantra ile ilişkili okul ve felsefesine göre değişiklik gösterir..esasen ruhani kanallar olarak kullanılırlar, kelimeler ve oluşan titreşimlerden faydalanarak kişinin daha yüksek bir bilince ulaşmasını amaçlar..diğer amaçları, dini törenlerde bolluğa sahip olmak, tehlikeden uzak olmak veya düşmanları elemek içindir..mantralar hindistan'da vedic hinduizm'i ile çıkmıştır ve daha sonra budistler, sikhler ve jainler tarafından benimsenmiştir.
asana: yoga duruşlarına verilen ad olup, kelime anlamı "rahat, hoş duruş" olarak da ifade edilmektedir..
birkaç ay sonra, neem karoli baba maharaj-ji alpert'in gurusu olur ve ona "ram dass" adını verir..bu ismin "tanrının hizmetkarı" anlamına gelir..1969'da alpert amerika'ya döndükten sonra; insanın ruhani duygularını geliştiren ve bunların farkına varmasını sağlayan birkaç dernek kurmuştur.
mikhail bakunin; rusya'nın bilinen devrimci ve anarşist filozofuydu..bakunin; hangi isim ya da biçim altında olursa olsun, tanrı'da dahil olmak üzere tüm dış otorite sistemlerini reddetti..ayrıca bakunin; "hür irade" nin düşüncesini inkar ederek, doğal olguların materyalist olduğu açıklamalarını savundu.
filozofun bakış açısı dizideki mikhail'in tersi olduğu not edilmelidir ki kendisi ben'e sadık olduğundan, buna bağlı olarak bonnie ve greta'yı öldürmüş, kate, charlie ve sayid'i öldürmeye yeltenmişti..
edmund burke irlandalı bir devlet adamıydı, parlamento üyesi, old whigs'in (siyasi bir parti) lideriydi..kendisi liberalizmin gelişiminde etkili olmuş, anglo-amerikan muhafazakarlığına da itibar kazandırmıştır..en büyük fikirleri arasında; amerikan devrimini temsil eden bir demokrasiyi savunulması, fransız devriminin ve radikal sosyal değişimlerin varsayılmayan teorilere dayandığıdır.
muhafazakar düşüncenin kurucusu olarak kabul edilir.
yol gösterici ve gerçek yaşam filozofu olan bir ingiliz politikacıydı..
1666'da akciğer enfeksiyonu olan cooper'a, bir süre önce tanıştığı dönemin filozoflarından john locke'un, kendisine tıbbi müdahale konusunda destek olduğu bilinmektedir..(bu da dizideki locke'ın babası anthony cooper'a böbreğini vermesi durumuyla benzeşmektedir)
david hume; şüpheciliğin ve doğallığın filozofuydu..
desmond gibi david hume'de iskoçtur..
david hume filozof john locke'dan etkilenmiştir..
david, 1763 ten 1765 e kadar paris'te lord hertford'un sekreterliğini yapmıştır..
desmond'tan farklı olarak david hume'nin mucizelere karşıt güçlü görüşleri vardı..doğa kanunu olarak olayları yineleme gücünün çok düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyordu..
fedakarlık (jack ve desmond örnek gösterilebilir) ile ilgili yazılar yazdı ve kişisel çıkarların (sawyer örnek gösterilebilir) gücüne zıt fikirler ortaya koydu..
aydınlanma çağı filozoflarındandır..
insanların yasalar ve devlet olmadan da bir arada yaşayabileceklerini savunur..
tüm insanların eşit ve bağımsız olduğunu savunur ve hiç kimse bir başkasının "hayatına, sağlığına, özgürlüğüne veya mülküne? zarar veremez..insanlar ve mülkiyetleri, doğa durumunda doğal yasanın korunması altındadır..insanlar, doğa durumunda özgür olmakla birlikte, doğa durumunun sakıncalarından mülkiyetlerinin daha iyi korunması ve geliştirilmesi amacıyla toplum haline geçmişlerdir..doğal yasanın zorunlulukları toplum halinde de devam etmekle beraber, insanlar daha iyi yönetilebilmek için rızalarına (çoğunluğun oybirliğine) dayanan ve iradelerini yegane açıklayabilecekleri yer olan yasama organını öncelikle kurmuşlardır..(locke'un doğayı kucaklaması ve kazazedeler arasında sosyal eşitlik ilkesini benimsemesi, bu madde ile paraleldir.)
tabula rasa fikrini geliştirmiştir..ne ilginçtir ki tabula rasa lost bölümlerinden birinin ismidir (1x3)..tabula rasa teorisine göre, insan doğduğunda zihni hiçbir kural barındırmayan boş bir levhadır, zamanla bu levhaya kurallar eklenir ve insan toplum kurallarına uymaya başlar..(bizim locke da böyledir..hatta "..ın translation'da shannon'a şöyle der: "everyone gets a new life on this island, shannon..maybe it's time you start yours."/"herkes bu adada yeni bir yaşama kavuştu shannon..belki senin de kendininkini başlatma zamanın gelmiştir.")
fransız devrimi'nin sloganı haline gelen "özgürlük" "eşitlik" "kardeşlik" kavramlarını literatüre sokan fransız yazar ve düşünür..
ayrıca "noble savage"(eğitimsiz fakat iyi insan) üzerine yazdıklarıyla tanınır..
insan doğasının iyi ve nazik olduğunu fakat toplum sayesinde sonradan şeytana dönüştürüldüğümüzü savunur..insan doğasına ilişkin çözümlemesiyle, insanın uygarlık tarafından değiştirilmemiş doğal halinin birçok açıdan daha üstün olduğu fikri ve modern demokrasi anlayışına temel oluşturan toplumsal sözleşme öğretisiyle ün kazanmıştır..
kendisi filozof sıfatını her zaman reddetmiş olduğundan isminin başına filozof yazmıyoruz..
bir dönem, fransa'da yazıları yasaklanınca -daha sonra aralarının açıldığı dostu david hume'un daveti üzerine- ingiltere'ye gitti.
sawyer'in, frank duckett'i vurduğu anda.. ("outlaws")
shannon'ın locke'u öldürmeye çalıştığı anda.. ("the greater good")
jack ve a-takımının black rock'a dinamitleri almaya gittiği sırada.. ("exodus, part 1")
> sezon 2
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
shannon'ın ana-lucia tarafından vurulduğu sırada.. ("abandoned"), ("the other 48 days")
edward mars'ın kate'i hapishaneye nakil ederken, arabadayken..daha sonra zaten siyah at ortaya çıkmış ve kate'in kurtulmasını sağlamıştı.. ("what kate did")
charlie'ini sun'a saldırdığı anda.. ("the long con")
claire, kate ve rousseau'unun staff istasyonunu aradıkları anda.. ("maternity leave")
sayid, ana-lucia ve charlie'inin ben'in bahsettiği balonu aradıkları anda.. ("lockdown")
jack ve kate'in adadaki others sınıra (the line) doğru yaptıkları yolculukta.. ("s.o.s.")
christian shephard ve ana-lucia'nın avusturalya'da ziyaretlerini gerçekleştirirken.. ("two for the road")
desmond'un yakalandığı ve elizabeth'in parçalanmasına neden olan fırtına.. ("live together, die alone")
(bkz: http://www.lostpedia.com/...)
desmond'un askeri hapishaneden çıktığı sahnede.. ("live together, die alone")
> sezon 3
desmond'un yıldırımı önceden fark ettiği ve charlie'nin hayatını kurtardığı sırada.. ("every man for himself")
kate'in kendi kafesinden kurtulup, sawyer'in kafesine geldiği anda.. ("every man for himself")
kate'in edward mars'ı aradığı sırada.. ("ı do")
ben'in ameliyatı sırasında, pickett'in sawyer'i öldüreceği anda.. ("ı do")
desmond birden bire yağmur yağacağını bilmişti.. ("flashes before your eyes")
kate ve juliet kavga etmeye başladıkları anda yağmur yağmaya başladı.. ("left behind")
desmond, jin, charlie ve hurley'in paraşütçü için başladıkları macerada da yağmur yağmıştı.. ("catch-22")
charlie'in hayatının en özel anlarında hep bir şekilde yağmur yağıyordu..tesadüfi olabilir bu ama.. ("greatest hits")
bunun dışına; 3. sezon başlamadan önce lost ekibi ile çekilmiş ekstralarda gördük ki dizi çekimleri başlamadan önce hawaii'de hava sürekli yağmurluymuş..hatta çoğu set ekipmanına zarar bile vermişti..yoğun yağan yağmurları dindirmek için şamanlara bile başvurulmuş, seti lanetten korumak için büyü yaptırılmıştı..bu da komik bir detay olarak yerini almıştı..
buna ek olarak dediğim gibi dizideki 3 karakter yağmur yağacağı zamanı anlayabiliyordu;
locke, boone'a; "ıt's going to start raining in one second. you should turn back." (bir kaç saniye içinde yağmur yağmaya başlayacak, geri dönmelisin)
desmond, charlie'ye;"...and then it started to rain" (..ve sonra yağmur yağmaya başladı)
juliet, kate'e; "ıt's going to rain. don't you think we should wait 'til morning?" (yağmur yağacak. sabaha kadar beklemeyi düşünmüyor musun?) dedikten hemen sonra bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başlamıştı..