i was spending my time in the doldrums
i was caught in a cauldron of hate
i felt persecuted and paralysed
i thought that everything else would just wait
while you are wasting your time on your enemies
engulfed in a fever of spite
beyond your tunnel vision reality fades
like shadows into the night
to martyr yourself to caution
is not going to help at all
because ther'll be no safety in numbers
when the right one walks out of the door
can you see your days blighted by darkness?
is it true you beat your fists on the floor?
stuck in a world of isolation
while the ivy grows over the door
so i open my door to my enemies
and i ask could we wipe the slate clean
but they tell me to please go fuck myself
you know you just can't win
son dörtlük,hele de gülerim ağlanacak halime der gibi o "but they tell me to please go fuck myself" deyişi insanı yarar,bitirir,atar bir kenara..toparlanamazsın,şakaklarında bulursun ellerini..olan olmuştur..high hopesle bir umut bulur gibi olursun oda "the grass was greener" der insana...yaşlandıkmı der nacizane beden..evet eskiden herşey daha güzeldi der insan..
bu şarkıyı belki david gilmour dışında birisi söylese bu kadar güzel olmazdı. onun tok sesi şarkıya ayrı bir hava veriyor. sözlerin anlamı dışında şarkının melodisi de insanın ruhunu dinlendiriyor. gitar solosu her zamanki gibi duygu yüklü
en anlamlı kaçış şarkısıdır bu. kaçarsın, çantana bir iki birşey ve anılarını koyup yüklenirsin ve hızlı adım kaçarsın. geriye dönüp bakmayı anımsamak istersin sonra, dönemezsin. arkanda bıraktığın şeyler, bıraktığın şeylerdir işte. gerisi yoktur artık, ilerisi de. sadece kaçış vardır. sanki dertler bir "hoh" olup çıkacak gibidir ağızdan ve bu "hoh" sesi ile karışık bir hüzün düşer insanın içine. kambur ağırlaşır, şarkı sürer..
bilirsin işte...hiç bir zaman başaramayacağız...
dipnot: an itibari ile the crimson nights'taçalan şarkıdır bu. dağılmanın şarkısı.