anoukun güzel, duygusal çalısması. başlarken ettiği isyan uzun sürmüyor ve yerini o sıradışı sesiyle halini anlatmasına bırakıyor, bir nevi duygu sömürüsü yapıyor, fakat 'i am lost in your eyes' cümlesine ne cevap verebilirsinizki?
buyrun sözler:
ıf roses are meant to be red
and violets to be blue
why isnt my heart ment for you
my hands are longing to touch you
ı can barely breathe
starry eyes that make me melt
right in front of me
lost in this world
ı even get lost in this song
and when the lights go down
that is where ı'll be found
this music's irresistable
your voice makes my skin crawl
innocent and pure
ı guess you heard it all before
mister inaccessible
will this ever change
one thing that remains the same
you're still a picture in a frame
lost in this world
ı even get lost in this song
and when the lights go down
that is where ı'll be found
ı get lost in this world
ı get lost in your eyes
and when the lights go down
that is where ı'll be found
yeah yeah
lost in this world
ı get lost in your eyes
so when the lights go down
am i the only one
hard...
i'm harder than the life i've lived
strong...
i'm stronger than the pain you give
it's lost...
so lost
the world you're in
the life you live
i see the lies
the darkside of the smiles you give
i'm one
i'm anyone you like me to be
i'm gone
whenever you would like to be free
old...
i'm older than the years i've lived
cold...
i'm colder than the smile you give
my life has been the dreams you say i'm living in
how long will you be lost, my dear
when will you give in?
ıssız adada güzel çocukların ve kızların, mahlukatların fink attığı dizi. kendisi abc family'de yayınlanmaktadır, ilk sezonu heyecanla izlenmiş olup ikincisinde ne gibi güzellikler yapıldığı merak konusudur.
artık mazide kalmış görünen noir desir'in des visages des figures albümündeki müthiş gaz parçası.
inişleri ve yükselişleriyle insanın tüylerini diken diken eder, kışkırtır.
ilk sezonun tekrarını şans eseri 1. bölümden yakaladığım için kendimi takdir ettiğim, her bölümü heyecanla beklenen dizi.
lakin senaristlerin topluca kafayı kırdıklarını düşünmeye başladım. bi yere bağlanabilecek gibi değil olaylar. "böyle devamını düşünmeden uydurmak serbestse ben de senarist olayım" diye düşünmek işten değil.
sözleri:
running away in the autumn rain
did you ever see a little child sleeping?
"to be near them will my sorrow drain..."
suddenly ı stocked, their bodies weren't breathing anymore
and ı couln't help!
they captured my heart with their sorrow... it grows
-
due to the ones who fear
dance in the morninglight
due to the ones who fear
slaves to this innocent might
-
due to the ones who fear
dance in the morninglight
due to the ones who fear
slaves to this innocent might
-
carrying away the ones ı love
folden hands, they have been blessed
now ı feel angry 'bout the ones above
just no warning, no sign
hey, yes, ı fear!
and ı just really feel darkness inside
lost without a chance to hide
-
due to the ones who fear
dance in the morninglight
due to the ones who fear
slaves to this innocent might
-
see me down
down on the ground
hoping that nobody hears
the sound of this falling tears
-
endless bleeding
hoping that nobody sees
what you did to me!
-
endless weeping
hoping that nobody hears
the sound of this falling tears
-
endless mourning
hoping that nobody knows
this feeling below
bugün itibariyle dizi max kanalında ikinci sezonu başlayan dizi. sezonun daha ilk bölümüyle azımıza sıçmıştır.
buradan uyarıyorum tekrar, bu dizinin finalini bağlayamazlarsa ben karışmam. kötü olur sonra.
bölümler ilerledikçe ada metropole dönmeye başladı elini sallasan adama çarpıyor. nasıl olursa olsun bazen yaşama amacım olmuştur bu dizi...bakalım 2. sezon 4. bölüm gene sorular gene sorular. senarist bir sıçsın -ki öyle olacağa benziyor- maloğlan ile beraber o adayı onlara dar ederiz.
bizi yine daha fazla soruyla başbaşa bırakmış meret. kara duman esrarı tekrar seyirciye sunulmuş, bay eko'nun geçmişi gösterilmiş, michael'in walt'la chatlesmesi ise nispeten önemsiz bir olaymış gibi geçiştirilmiş...
ancak bu kadar olur, insanlar kaybettiği/yıllar önce gördükleri insanlara ve eşyalarına böyle bir adada tekrar denk gelebilir diyoruz.
kurban bayramına denk gelen tarihlerde ismini incilden alan bir bölüm* yayınlanması da ilginçti.
skin'in fleshwounds albümünde yer alan mükemmel şarkı. ablamız 'i won’t be lost without you' dedikçe 'zaten kaybolmuş gitmişim, daha neyim kaybolacak anasını satiim' manası çıkarılır şarkıdan. hatta bazen çok güzel ağlanır.*
sanırım son dönem izlediğim en etkileyici ve güzel yapım (film, dizi, klip, tiyatro... her şey dahil)
her bölüm minimum 2 "dumur", 3 "oha" barındıran şaheser. episode aralarında arkadaşlarla yaptığımız "lost konseyi"'nde komplo teorileri havada uçuşuyor. 8 mühendis adayı beyin bir oldu, dönemin değil bu dizinin final'ine kastık. nasıl olur, kim ölür, kim kalır, nereden neye bağlarlar diye yırtılmadık nöron'umuz kalmadı.
uyarı notu: hele ki senaryo ekibi bir sıçsın, vadi'den abc'ye otobüs kaldırıyoruz!
bir hafta önce darkelften 1. sezonun ilk 12 bölümünü aldım, 1 günde hepsini izledim. 2 gün önce 1. sezonun geri kalan bölümlerini aldım hepsini izlememek için zor tutuyorum kendimi. bu diziyi tv de izlediğimi düşünemiyorum; 40-50 dakikalık bölümler yetmiyor, sonuna gelene kadar izlemek istiyorum. cnbc-e' de yayınlanan diziler yanında çizgifilm gibi kalıyor. senaristlerine helal olsun.
noir desir'in des visages des figures albümündeki 10. şarkısı. %30 ingilizce itü kuralını takip eden şarkılardan. albümdeki en iyi şarkılardan birisidir.
sözleri :
pourras-tu le faire im lost...
pourras-tu le dire
tu dois tout essayer
tu dois devenir
tu dois voir plus loin
tu dois revenir
egaré en chemin
tu verras le pire
pour trouver le sud
sans perdre le nord
après les certitures
au-delà des bords
i'm lost but i'm not stranded yet
i'm lost but i'm not stranded yet
dans les yeux des femmes
dans la marie-jeanne
dans la techno-cité
pour manipulés
grand combat de chairs
colline enflammée
dans l'ombre ou la lumière
pôle halluciné
pour courir ventre à terre
brouillard et fumée
consommer consumer
recracher de l'air
dans le dérisoire
dans les accessoires
dans le feu des possibles
au coeur de la cible
dans la paranoïa
dans la schizophrénia
un maniacopéra
pharmacopérave
i'm lost but i'm not stranded yet
i'm lost but i'm not stranded yet
entre les dérapages
entre les lignes d'orages
entre temps entre nous
et entre chien et loup
au maximum du voltage
a peine est passé le message
au fil du rasoir
encore une fois c'est la vie qui s'entête
acharnée au-delà des images qu'on reflète
chacal, charogne, chaman, sachem
magie noire ou blanche inscrite à la sacem
des poumons d'or
belphégor
ici, maintenant, à la vie, à la mort
n'oublie pas ton sourire pour ce soir si tu sors
un jury t'attend n'injurie pas le sort
entre les dérapages
entre les lignes d'orages
entre temps entre nous
et entre chien et loup
au maximum du voltage
a peine est passé le message
au fil du rasoir
dans les corridors
sur les baies vitrées
des insectes écrasés
qui chechaient de l'or
dans les ministères
dans les monastères
dans les avalanches
au bout de la planche
des combats d'autorité
des conflits d'intérêts
des types ignifugés
veulent ma fusée
des désenchanteurs
un train à quelle heure
des pirates des corsaires
sans aucun repaire
tu dois voir plus loin
tu dois revenir
tu dois tout essayer
tu dois devenir
tu dois devenir
tu dois devenir
i'm lost but i'm not stranded yet
i'm lost but i'm not stranded yet
bir süredir garip şeyler oluyor. yiyorum, içiyorum, yürüyorum, arada bir de kafamı kaldırıp uzaklara bakıyorum. sonra yalnız olmadığımı anlıyorum; sağda solda insanlar var aynı benim gibi. kimi bankta oturuyor, kimi durağa yaslanmış giden otobüslere bakıyor. usulca yaklaşıp soruyorum "lost mu?" diye. "lost" diyor. "kaç?" diyorum, "2 onbeş" diyor. "locke mu, jack mi?" soruyorum, "aaron" diyor. "hmmm.." diyor uzaklaşıyorum, el sallıyor, el sallıyorum.
efenim buraya kadar anlattıklarımdan bir şeyler anlamayanları şöyle kenara, başka bölümlere alalım. zira aşağısı çok fena. acayip spoiler yaptım, parmaklarınızı yersiniz.
bunca uyarıma rağmen hala okuyanlar için son çağrı, köprüden önce son çıkış!
günah benden gitti...
2004 sonunda başladı bu meret. ilk bölümü izleyip "şahane film yapmış adamlar, vay be. yalnız sonu biraz gizemli ve askıda kalmış, kesin "2"'sini de çekerler bunun." dedim boş bulunup. sonraki haftalarda 2. bölümü izleyince "anaaa diziymiş lan bu!" şeklinde uyandım ama iş işten geçmiş, "lost" fırtınası başlamış çoktan. gerçi her bölümü yüksek bütçeli film kıvamında çekilmiş ama dizi kavramı bu günleri de görecekmiş.
jack ile açtık gözlerimizi. takım elbisemize uymayan bir orman temasından, çakılmış bir uçağın feryat figanına uzandık nefes bile alamadan. ölen öldü, kalan sağlar bizim oldu. son alevler de söndükçe olayı kavramaya başladık. toparlandık, acılarımız dindi, yine "medeni" insanlar gibi düşünmeye başladık. buradan (her neresi ise) kurtulmak, eski dünya yaşamlarımıza dönmek için işe koyulduk ama daha avuç avuç öncelikli sorunlarımız vardı. zevkinizi çok fazla mahvetmeden böyle izah edebilirim ancak bir "giriş"i.
şimdi esas izleyen arkadaşlar için ayrılmış bölüme geleyim. ne de olsa bu diziyi sadece izlemek yetmiyor, hakkında düşünmek, konuşmak, kafa kafaya verip teoriler üretmek de işin önemli bir kısmı. öncelikle bu kısmı okuyan hepinizin en azından birinci sezonu izlediğini varsayıyorum ki "hatch, 4 8 15 16 23 42, alex, others" dediğimde boş boş bakmayın. sanırım hepimiz adanın haritalarda ve dünyanın bilgi ağında yer almadığını biliyoruz. birinci soru şu ki: "nasıl?". günümüzde plaka numaralarını dahi uydudan okuyabilen bir sistemde yaşarken, dünyada keşfedilmemiş ve bilinmeyen neresi kalabilir ki?". aslında cevabı da sorunun üzerinde. dünya hakkında bildiğimiz çoğu şey; kıtalar, ülkeler, denizler, insanlar kendi gözlerimizle görmediğimiz ama birilerinden öğrendiğimiz bilgiler. yani ilk elden bize nasıl verildiyse öyle öğretiyoruz. bu da demek oluyor ki kıtaları ve kara parçalarını tespit eden sistem ayarlanırsa "amerika kıtası"nın bile farkında olmayabilirdik. bu da adayı görüntüleyebilecek sistemlerin aldatıldığı anlamına geliyor. nasıl ve ne zaman sorularını cevaplamaya gerek görmüyorum, manyetizma ve askeri bağlantılar dahil pek çok senaryo üretilebilir.
karakterlerimize gelirsek, tek tek tanımlamayı geçiyorum ama hepsinin sıradan olarak düşündükleri önceki yaşamlarındaki tuhaflıkları sadece günlük hayatın dramları olarak görmek biraz iyimserlik olurdu. hemen hemen hepsinin ebeveynleri ya da aile üyeleriyle ilgili problemleri var. buna ek olarak flashback.lerini ilgiyle izlememize yol açan ve şimdiki ruh hallerine bağlantı kuran olaylar yaşamışlar. tanışmadan önceki ilginç tesadüfi karşılaşmalarına, kadraja girip çıkışlarına değinmiyorum bile. sanırım bu da çoook önceleri kurgulanmış bir sistem konusunda aklınızı kemirmekte. ve dikkatli bakılırsa her birinin geçmiş ve şimdiki seçimlerine ve tercihlerine dayanan bir gelişimleri olduğunu, iyi-kötü kavramlarının arasındaki ince çizgiyi farkedebiliriz. hatta "lord of the flies" kitabını daha önceden okumuş olanlar sezon boyunca yapılan atıfları ve benzer karakter değişimlerini gözden kaçırmamışlardır. ancak ortada sadece medeniyetten uzak bir ada ve sağ kalanlara ait bir hikaye olsa güzel bir yapım olurdu. ama "lost"u efsane yapan da olayların bu sınırdan sonra başlaması. öyle ki bu bir avuç insana alışmaları, benliklerine dönmeleri için izin verilmiyor. sürekli yeni gelişmeler ve bilinmeyenlerle uyarılıyor ve "sürülüyorlar". bu noktada en büyük gelişmelerin orada oluşları ve bilinmeyenlerin de birbirleri hakkında olduğunu görüyoruz. "hatch", sayılar, "black rock", "others" ve tüm bunların ortasında yükselen uğursuz bir kule gibi "dharma". sanırım biz izleyenler için en müthiş bölümlerden biri hatch de bulunan ve dharma'yı anlatan videoyu izlediğimiz bölümdü. başa sarıp tekrardan kare kare izledik ve anlatımın kesilip, atlayan bölümlerinde kafayı yedik. ama bazı taşlar yerlerine oturmaya başladı. farklı amaçlara hizmet eden sığınaklar ve belli bir amaç doğrultusunda kurulmuş bir sistemin varlığından haberdar olduk. ama asla "tamam lan olayı çözdük" diyemedik. çünkü her bölümde değişen "others" tanımımız bir türlü yerine oturmadı. en son "birden fazla grup" teorimizle ve elde kurbağa suratlı "henry" taşımızla bekleşmekteyiz.
kafamızı kurcalayan konulardan biri de "çocuk" kavramı ve "perfect civilization"dı. dharma'nın bu doğrultuda iyi niyetle yola çıktığını varsayıyoruz ve eğitilebilir bir bireyin önemi aşikar. yalnız lost'un çok şahane bir özelliği var; siz başka yöne bakarken masanın üzerindeki tavşanı anında ortadan kaybediyor. başka bir deyişle siz daha ortaya atılan bir sorunu çözemeden ilginizi başka bir soruna yöneltip çözümden uzaklaştırıyor. resmen sihirbazlık. işte tüm bu hengamede unuttuğumuz önemli bir gerçeklik var. "rousseau"'nun kendi ekibi hakkında söylediği "....they were infected, i killed them..." adadan kimse çıkıp da bunu sorgulamadı mesela. "ne hastalığı, neden ve nasıl öldürdün...?" soruları bir çırpıda aklımızdan uçup gitti. ama dizinin geçmiş bölümlerinden edindiğim bir tecrübe üzerine ileriki bölümlerde önümüze atlayacak heyecan verici bölümlerden biri de bu olacak.
siyah-beyaz, ,iyi-kötü kavramlarının zıt kutuplar teorisine etkisi tartışılmaz. manyetizma ve polar denge konusu da az biraz üzerinde durulan konulardan. bu da bizi gelecekte oluşacak bir toplum bölünmesine hazırlıyor ki, ilk izlerini "mağara-kumsal" bölünmesinde görmeye başladık. tüm bunlara renk katacak en önemli şey de "others" ve silahların varlığı. insanoğlu kendini yok etmekte en ustalaşmış canlı olsa gerek.
end of spoiler....................................
neyse bu kadar kaybolmak yeter. izleyenler anladı, izlemeden okuyanlara da büyük geçmiş olsun.
başta o kadar söyledik... bu arada sayılar ve 108 dakikada bir girilmesi konusunu başta bağladığım uydu meselesi ile herkesin çözeceğini düşünüyorum.