javier bardem in "oyunculuk böyle bir şey olsa gerek" diye bas bas bağırdığı; izleyeni sade bir konu ancak bu sadelikte ve bu kadar destansı anlatılabilir duygularına erdiren inanılmaz duru ispanyol filmi.
ağız bir karış açık izlerken filmi, gerçekler o kadar sessizce sokuluyor ki bünyeye -inanılmaz müzikler eşliğinde- yutkunmaktan başka yapabilecek çok da fazla şey kalmıyor aslında.
javier bardem a bakıp, hayran olmamak, "biliyorum gerçek olduğunu, seviyorum lan seni santa" dememek mümkün değil. izlediğim en iyi film.
ironik anlatımıyla oğuzcuğum atay'ın romanlarını hatırlatan,fernando leon de aranoa'nın röportajlarında da belirttiği gibi buram buram politika kokmayan, fakat bir şekilde kapitalist sistem karşıtı olan etkileyici film. javier bardem'den başkasının filme yakışmayacağını, yönetmenin bahsettiği "filmin ilk ödevi.. duygusallık.."ı bir başka oyuncu kişisinin bu kadar başarılı anlatamayacağını düşündüğüm tekrar tekrar izlenesi yapıt..
hele bir de bu kardeşlerimin çatıdan beleştepe vari celta vigo maçı seyrettikleri sahne vardır ki samimiyeti sıcaklığıyla insanın yüzüne bıraktığı gülümseme baki kalır filmin adı anıldıkça..
anlamı güneşli pazartesilerdir.
çalıştıkları tersanenin özelleştirilmesiyle işsiz kalan işçilerin hayatlarını anlatan, başarılı bir filmdir, izlenmelidir...
javier bardem 'in oyunculuğun doruklarında gezdiği, insanı sarıp sarmalayan; bir grup arkadaşın başından geçen işsizlik olayının işlendiği olağanüstü güzellikteki film.
ayrıca,
(bkz: içimdeki deniz)
o kadar samimi ve o kadar gerçekliği yüzünüze çarpan bir film ki! açıkçası anlatırken nasıl sıfatlar kullanacağınızı bilemiyorsunuz.
başrolde mar adentrofilminden aşık olduğumuz javier bardem var. bu adamı seyrettikçe hiç eğreti durduğu bir oyunculuğu yok mudur diye hayrete düşersiniz?
baştan sona ufak nüanslar var ki filmde tebessüm etmemeniz mümkün değil.
santa'nın bakıcılığını yaptığı küçük çocuğa okuduğu hikayeyi yorumlaması çatlatır insanı.
bir de sokak lambasını kırarak devlet malına zarar verdiği için lambanın değerini ödedikten sonra, dönüşte ıssız bir sokakta ilk gördüğü aynı lambayı kırdığı sahne var ki muhteşem.
küçük bütçeli, oyunculuk ve detaylarda gezinen, vurdusuz kırdısız filmlere bayılan biri olarak beni cezbetmiş bir filmdir.
vakit ayırın, bulun bir yerlerden, seyredin, zira kesinlikle zahmetine değecektir.
güzeller güzeli film, santa'sı, amador'uyla...javier bardem'in inanılmaz performansı, hem günlük hayatın ta içindenmiş gibi görünen, hem de bol bol aforizmayı çaktırmadan içinde barındıran diyalogları, ve rahatsız edici boyuttaki gerçekçiliği ile sıcacık bir film.
"benim tanrıya inanıp inanmadığım önemli değil...önemli olan tanrının bana inanması. aksi halde s.çtım demektir."
ve başındaki muhteşem söz öbeği:
"this film isn't based on a true story..it is based on thousands."
bütün günlerini pazar günüymüş gibi yaşayan, pazartesilerini güneş altında geçiren mükemmel dostların hikayesi. insanın içini ısıtan duru ve akıcı bir film. javier bardem'in "ben büyük ama çok büyük oyuncuyum diye duygusal haykırışı. bu adam sinema için doğmuş.... (bkz: avrupa sinemasının en iyi oyuncuları)
özellikle işsizlik evrelerinde izlenilmemesi gereken muhteşem film. saçlarına boya sürerek genç görünmeye çalışan işsiz amca, hala gözlerimin önündedir. bazı insanların çektiklerini diğer bazı insanlara gösterebilmiştir.
çoğu itü sözlük yazarı gibi iyi niyetli,yardımsever bir yazar.uzun uzun teşekkkürler diler,sadece pazartesi gününün değil her gününün güneşli olmasını temenni ederim.
bir sahnesinde yuri gagarin ile ona soru soran bir gazeteciden bahseder;
gazeteci: yuri, uzayda tanrı'yı gördün mü?
yuri gagarin: evet, uzayda tanrı yoldaşı gördüm, bana "git ve onlara benim olmadığımı" söyle dedi
şeklinde bir dialog. tam olarak böyle olmasa da buna yakın bir şey idi işte.
bu film niye izlenir?
bu film özellikle 1 mayıs'ta polisin ve egemenlerin işçiye uyguladığı tepkiyi anlamak açısından önemlidir. bu film işçilerin birleşmediği takdirde yani dayanışma hali hakim olmadığı müddetçe başlarına neler gelebileceğine iyi bir örnektir.
bu film umutsuzluğun ne olursa olsun son seçenek olduğunu anlatan önemli bir filmdir. mutlaka izlenilmesi gerekir. ayrıca javier bardem'in oyunculuğuna insanın hasta olmaması elde değil. bu filmde oldukça şişko olan javier bardem no country for old men'de oldukça zayıf halde.
sıcacık bir film. yer yer güldüren , yer yer göz yaşartan ve bunun ayarını son derece iyi kotaran bir yapıt. başrol javier bardem in inanılmaz iyi oynadığını ve kendine hayran bıraktığını da söylemek gerekli.
filmde geçen güzel bir fıkra, spoiler sayılabilir ama korkulacak bi spoiler degil tabi.
-spoiler-
sovyet rusya dagilmis, yillar sonra iki eski komunist partili arkadas bir araya gelmis konusmaktalar. birincisi soyle der: "dostum, cok kotu bir sey farkettim. bize komunizmle ilgili anlatilan hersey yalanmis.". digeri soyle cevap verir: "ben daha kotusunu farkettim. bize kapitalizmle ilgili anlatilan hersey dogruymus.
-spoiler-
baştan aşağı spoiler vererek aklını alacağım sevgili sözlük. diğer türlü kurdeşen döküyorum. spoiler vermeden film hakkında yorum getirmek çok zor, sabır gerekiyor. yapamıyorum, evet.
---spoiler---
rus kozmonotu sergei'nin anlattığına göre:
sovyet rusya'nın dağılmasından sonra, iki eski yoldaş yolda karşılaşmış:
- dostum, çok kötü bir şey farkettim. bize komünizmle ilgili anlatılan herşey yalanmış.
diğeri ise ona dönmüş ve şöyle cevap vermiş:
+ ben daha kötüsünü farkettim. bize kapitalizmle ilgili anlatılan herşey doğruymuş.
yine rus kozmonotu sergei'nin anlattığına göre:
"gagarin ilk uzay yolculuğundan döndüğünde bir gazeteci uzayda tanrı'yı görüp görmediğini sormuş.
gagarin: "evet, uzayda tanrı yoldaşı gördüm." demiş ve eklemiş: "size varolmadığını söylememi istedi."
ve tabii ki; hep birlikte maç izledikleri sahne. gol olunca o çatı vari yapıdan görmüyorlar ya. çok tatlı bir sahneydi, epey güldüm.
---spoiler---