orjinal adı los amantes del circulo polar olan ispanyol fransız ortak yapımı bir julio medem filmi. rastlantılar çerçevesinde dönen olağan üstü bir romantik film olan kutup çizgisi aşıkları, insanı boşa yaşadığına inandırıyor. anlatımı çok ağır olmamakla beraber, imgesel öğeler irdelendiğinde çok derin anlamlar çıkıyor. son zamanların belki de en iyi romatik filmi olan bu enfes eser bittiğinde etkisi çok uzun süre bünyeden gitmiyor. amelie'yle neredeyse kafa kafaya güzellikte olmasına rağmen bu kadar sene gözlerden kaçması ise acı verici.film bittiğinde 5 dakika koltuktan kalkamadım, maruz kaldığım yoğun hissiyat bombardımanı yüzünden. bu kadar mutlu bir hikayenin insanı bu derece hüzne boğması ise başarısını kanıtlıyan en önemli öğe.****
sonu mor adamlar fıkrası gibi olan filmdir. ama enfes bir filmdir. tesadüfler yumağı insana yok ebesinin ... ali sami dedirtsede kurgusu süper olan filmdir.
ispanyol sinemasının içinde hayvanlar gibi bir potansiyel barındırdığını insana bir kez daha kanıtlayan julio medem filmi. bertolucci'nin paris'te son tango için yaptığı meşhur tanıma selam ederek kutup çizgisi (keşke dairesi olaydı o) aşıkları için bir aşk filminden ziyade aşk üzerine bir film diyebiliriz. ender rastlanan güzellikte bir senaryosu ve kurgusu var kutup çizgisi aşıkları'nın: film boyunca döngüsel (hatta belki spiral) bir zaman anlayışı içinde, (kısır)döngüselliğin ince ince düşünülmüş binbir türlü tezahürüyle hemhal olan seyirci, kendi kuyruğunu ısırmanın acıyla karışık hazzını bir daha unutmamıyor.
jeux d'enfants, bu filmi 5 yıl sonrasından takip etmiş. ana joven ve sophie kowalsky'nin birbirine fiziki benzerliği dikkatlerden kaçmış olmamalı. otto'yu da birine benzeteceğiz dersek, paco de lucia'nın gençliğini tek geçerim.
dayanamadım beş dakika sonra şu edit'i yazmaya geldim: yani jeux d'enfants'da tek başına kalıp arada bir ziyaret edilen baba ekolüne kadar her şey teker teker tekrar bu filmden kopyalanmış, ayıp günah yahu.
oldukça hoş , izlenmesi zevkli bir film. otto ve anna nın hikayeleri gerçekten insanı çekiyor. anna için daha güzel bir kız bulunabilir miymiş neymiş diye de sormadan edemiyorum. otto idare eder.
filmi izledikten sonra insana hayatını şöyle bir gözden geçirip(bu sürede çok büyük bir ihtimal filmin etkisiyle hareket edilemez) yaşanılan tesadüfleri hatırlatmaya zorlayan bir film zira ben yaptım ordan biliyorum
öncelikle film hakkında diyeceğim izlediğimde beni zaman zaman bayan, zaman zaman heyecanlanan falan ve teknik olarak zerre kadar yorum yapabilecek birikime sahip olmadığım için yapamayacağım iyi bir filmdir.
yazar olanı için diyeceğim ise beni hiç baymayan, güldürüp heyecanlandırabilen bir yazardır. durduğu yerde durmayı sevmediği gibi seneye istanbulda olmayı planlamış sonraki sene için papua yenigine ile kayseri arasında bir seçim falan yapacak konuma gelip de fikir danışırsa şaşırmam. fikir danışıp önerilerimi değerlendirmesi baya önemli hissettiriyor. benim yüzden gidip kafasını bile kızıla boyadı ama tonunu tutturamadı. bu kadar zamandır tanışırız nickaltı falan filan yeni yazdım sebebi bak yazmazsan konuşmam falan demesi değildir. kesinlikle değildir. güzel girileri vardır. monica belluciye benzediğine aldanmayın ben benzetemedim. zaten o yüz testi beni kimlere kimlere benzetti bilemezsiniz. monicadan daha güzel zaten beş basar...
hatırlayabildiğim bünyemde derin izler bırakan bir yapım olduğu, duygusal olarak damgalamış beni aynı sığırını kor demirle damgalayan çiftçiler gibi.
filmi hatırlamaya çalıştığımda zihnime çok küçük bir kaç parça geliyor ama bütünü hatırlamıyorum fakat bu durum yine de yüzümde bir tebessüm oluşmasını engellemiyor.aklımda kalan son iz, bir külube ve içinden geçen kutup çizgisi.
"onun adını aklıma öylesine çok yazdım ki, işte burada şu anda hiçbir şeyi tamamlayamıyorum"*
soğuk bir atmosferde çekilmesine rağmen, sıcacık bir aşk filmi. hatta 21 yıllık yaşamımda izlediğim en güzel film diyebilirim.
bu filmde olanlar tesadüf değil de tevafuk silsilesiydi.ana ve otto’nun isimlerinin soldan sağa,sağdan sağa aynı şekilde okunuyor oluşundan tutun da, ana’nın mektuplarının otto’nun taşıması, filmin başında uçuşan kağıttan uçaklara kadar her şey analitik ve geometrik çerçeve içindeydi. ve bazen biz buna döngü diyorduk.
ana kutup dairesindeki ilk anını anımsar;
otto ve ana ders çalışmaktadır.otto ana’ya utangaç ve derin gözlerle bakar.o sırada ana da başını eğer ve otto’nun dudaklarını öper ve sonra otto’nun kalbini dinler. bu sırada arka planda ana’nın; "aşık olmak kolay değildir, arzu etmenin yanında onu duymalısın.kimsenin ottonun gibi kalbi yoktur ve benim gibi de" sözleri yer almaktadır.
kızlar neden koşar? erkekler onları neden kovalar?bir "cesur ol cümlesi" her şeyi değiştirir mi? suçluluk duygusu her şeyi yıkar mı?
çember hiçbir zaman tamamlanamaz, tamamlansaydı aşk olmazdı. tıpkı aşık veysel 'in "kavuşamazsın aşk olur "demesi gibi.
hep böyle çıplak mı uyursun? *