nicholas cage in başrolunde oynadığı ve bir silah tacirini canlandırdığı film.üçüncü dünya ülkelerine silah satan , ve bu amaç doğrultusunda diktatörlerle yakın ilişki kurmaktan çekinmeyen bir silah tacirinin hikayesini anlatıyor.
o kadar parlak olmasa da nicolas cage'in oyunculuğu için izlenmeye değer bir film. silahlanma, savaş, öldürme vs gibi önemli konular işlenmiş adından da anlaşılacağı gibi ama bana kalırsa filmin verdiği en önemli mesaj; bir insanın odaklanmış olduğu hedef eğer o insan için çok önemli bir hedef ise gözünün hiçbir şeyi görmeyeceğidir.
ayrıca requiem for a dream'in göz dolduran başrol oyuncusu jared leto, bu filmde nicolas cage'in kardeşi olmuş.
sonuç olarak izlenebilecek, hatta bir şeyler öğrenilebilecek bir film.
çok ilginç saptamaları olan güzel bir film...nicolas cage'in canlandırdığı silah kaçakçısının bir yahudi olmasından tutun da filmin sonunda dünya barışı için başı çeken ülkelerle, dünyada en çok silah satan ülkelerin bire bir örtüşmesi örneği....bence insanların savaşın arka planını görmesinde hoş bir film..
filmin sonunda yuri diyor ki:
dünya silah kaçakçılarına miras kalacak;çünkü öbürleri birbirlerini öldürmekle o kadar meşgul ki.sakın savaşa girmeyin özellikle de kendinizle.
nicolas cage için bile izlenir ki zaten izlenmeye değer bir film.
ilginç bir film. çok mu güzel, hayır değil ama izlenesi bir filmlerden biri. bazı sahneler insana sürekli görmenin verdiği kanıksama duygusundan dolayı üzerinde düşünmediği şeyleri anımsatıyor.
ilginç diyalogları barındırıyor. örnek vermek gerekirse(aklımda kaldığınca);
--spoiler içerebilir-
dindar(?) baba: şapkayı seviyorum
-niye
baba: başına takınca senden yukarıda birileri olduğunu hatırlatıyor
filmin başında;
silah tüccarı nicolas cage: dünyada her 12 kişiden biri silah kullanıyor. soru şu ki, diğr 11 kişiye silah kullandırtmanın yolu nedir?
yeni ve eski silah tüccarı arasında geçen diyalog;
eski:seninle iş yapamayız, ben taraf tutarım savaşta
yeni: ama her iki tarafa da silah sattın
eski: hiç her iki tarafında kazanmasını istemediğim aklına geldi mi?
tvlerde görmeye alıştığımız bir sahne, 12-13 yaşlarında çocuklar duvara dizilmiş ve askerler onları
kurşuna diziyor. nicolas cage'in kardeşi müdahale etmek istiyor fakat
nicolas cage: unutma bu bizim savaşımız değil
diyerek uzaklaştırıyor.
yapığı işi sorgulayan kardeşe;
nicolas cage: sigara, alkol ve uyuşturucudan da binlerce kişi ölüyor. en az onlar kadar masumum. hatta benim sattığım silahların emniyet'i var. isteyen kullanmayabilir.
başka bir sahnede;
nicolas cage: ben insalara silah satıyorum, öldürmeyi seçen onlar
filmin sonunda;
nicolas cage: savaşta hayatta kalmanın şartı savaşa girmemektir ve özellikle kendinizle.
ayrıca bir silah tüccarının silah kullanmaktan bu kadar imtina etmesi ve oyuncak da olsa çocuğunun kullanmasına karşı gösterdiği tavrı da ilgiç..
genel ahlak kurallarından arınmayı başarabilmiş insanların ne kadar başarılı olabileceğini kanıtlayan, ayrıca cesaretinden dolayı takdiri hak etmiş film.
girişiyle kendini bu kadar güzel anlatabilecek bir film var mıdır diye insanın kendine sormadan edemediği, nicolas cage'in beni benden aldığı, verdiği mesajlarla gerçeklerin gerçekten can yaktığını gösteren, kimi sahnelerde güldürün, kimi sahnelerde hüzünlendiren, kimi sahnelerde ise "vay babayun kemüğünee" şeklinde tepkiler vermeme sebep olan şahane film
dünyada silah kaçakçılığı sisteminin nasıl işlediğini anlatan güzel bir yapım. özellikle soğuk savaşın bitmesine o kadar sevinmiştir ki orlov; o gün yeni yürümeye başlayan oğlunu bile umursamadan bu kararın açıklanmasını izlemiştir. nasıl sevinmesin eski sovyet ülkelerinde doğan ekonomik ve askeri boşluklar sonucu, özellikle ukrayna'dan tüm dünyaya serbestçe silah kaçırmaya, hatta (abartı değil) tank, helikopter satmaya başlar. gerçekten de durum böyleymiş zamanında. sscb'nin dağılmasının akabinde, babası ukrayna'ya iş yapmaya gitmiş bir mühendis olan arkadaşım da yıllar önce bu tarz şeyler söylemişti. istersen yüz dolar verip tank bile satın alabiliyormuşsun, hemen odesa limanına gönderiyorlarmış. bu yağmada toplam olarak ukrayna ordusunun 32 milyar dolarlık silahı satılmış. yine silah kaçakçılarının da büyük ülkelerin bm silah ambargosunu delmek için kullandıkları paravan oldukları vurgusu çok iyi yapılmıştır bu filmde. özellikle, sonlara doğru orlov kendini yakalayan ajana bunları anlatır ve elini kolunu sallayarak suçlu olmasına rağmen çıkacağını söyler; öyle de olur.
orlov: " evet, diktatörlere silah satıyorum. sen benim bu yüzden içeri tıkılacağımı düşünüyorsun ama yanılıyorsun. işte ben tam da bu nedenden dolayı içeri girmeyeceğim. o silahları açıkça satamadıkları için beni kullanıyorlar. evet ben pisliğim ama yararlı bir pislik. sen bu odadan dışarı çıkacaksın ve senin üstün olan birisi önce seni kutlayıp, terfi edeceğini söyleyecek; sonra da beni bırakacak çünkü diktatörlere satılan silahlarda abd başkanının parmak izi var".
bir de orlov'un iş ahlakına dair olarak; " müslümanlara israil yapımı uziler sattım, komünistlere kapitalist malı silahlar. dostumuz sovyetler'e karşı (kendisi aslen ukraynalı) afganlar'a silah sattım. usame bin laden'e satmadım ama ahlaki bir nedenden dolayı değil. o sıralar laden'in verdiği çekler karşılıksız çıkıyordu".
favorilerim ise, "after the cold war, the ak-47 became russia's biggest export. after that came vodka, caviar, and suicidal novelists."
ve "the problem with the gunrunners going to war is that there is no shortage of ammunition"
(bkz: copy paste değil alın teri)
abd'nin dünyayı nasıl becerdiğine silah sektörü penceresinden bakarak ışık tutmaya çalışmış başarılı bir film. ayrıca filmin bir sahnesinde ak 47 kullanan bir çocuğun tetiğe her bastığında yazar kasa sesinin çıkması etkileyici olmuştur. zira yuri atılan her kurşundan para kazanmaktadır. mühim olan kurşunun akıbetinin ne olacağı değil o tetiğe devamlı basılmasıdır yuri için.
dünyanın en büyük -veya ünlü diyelim- silah kaçakçılarından olan yahudi asıllı rus silah kaçakçısı victor bout'un hikayesini anlatan filmdir aslında. zaten filmin sonunda da hikayenin gerçek bir olaydan alındığını söyler. ayrıca:
bu filmdeki en baba karakter şüphesiz andre baptiste'dir*. hem psikopat, hem geyik. sanırsın afrikada diktatör değil komedyen. adeta bir zenci saat satıcısı.
değerinin altında kalmış,dünya gerçeklerini bir bir yüzünüze vuran, başyapıtlar kategorisine rahatlıkla sokulabilicek bir film.
ayrıca filmi çekmek için stüdyo bulamıyan filmin yapımcısı ve senaristi andrew niccol ancak oyuncuların aldıkları parada indirime razı olmaları ile filmi çekebilmiştir.
"dünyada 550 milyon ateşli silah bulunmaktadır. buda her 12 kişiden birinin silahlı olduğunu gösterir. tek soru: geri kalan 11 kişiyi nasıl silahlandırabiliriz?"
sözü ile mest eden ve bütün filmi özetleyen harika söze sahip film. af örgütü çekmiş filmi biz de ondan duyamadık demek ki vaktinde dediğim filmdir ayrıca. bir de başlangıcındaki merminin hikayesi çok can alıcıdır.
10 üzerinden 11 alması normaldir...
gattaca, the truman show, the terminal gibi eli yüzü düzgün filmlerin senaristi andrew niccol'un yazıp yönettiği film. başarılı bir senaryosu olan filmin bazı replikleri gerçekten de şahanedir. niccol'un bu ve önceki başarılarıyla yetinmeyip kısa zamanda tekrardan "skor" yapacağına hiç şüphe yok.
bu kadar iyi yorum yapılmış ama acaba farklı bir filmden mi bahsediliyor dedim . konusuyla basit herşeyiyle basit.bi kelime oyunlarını biraz güzel kullanmışlar,bide oyuncuları çok kaliteli... jared letonun requiem for a dreamdeki oyunculuğuna hayran kaldığım için savaş tanrısıda güzel bişeydir dedim ama hayal kırıklığı..