görseller
little miss sunshinelittle miss sunshine
  
belki ilginizi çeker
  1. · proust
  2. · ölmeden önce izlenmesi gereken filmler
  3. · author
  4. · the winner is
  5. · abigail breslin
  6. · ailem beni anlamıyor
  7. · 79 uncu oscar ödülleri
  8. · paul dano
  9. · arşivlenmesi gereken filmler
  10. · juno
gündem
  1. · colin kazım richards
  2. · günün tek cümlelik özeti
  3. · 24 kasım 2009 barcelona inter maçı
  4. · sözlük yazarlarının itirafları
  5. · beşiktaş
  6. · zongul ducks
  7. · 2012
  8. · 15 yeni üniversite
  9. · koku bombası

little miss sunshine  

 sayfa  / 3
  1. kaybedenlerden oluşan geçimsiz bir amerikan ailesinin küçük kızlarını aynı adlı güzellik yarışmasına götürmek için yaptığı 1000+ kilometrelik yolculuğu konu alan 2006 çıkışlı komedi/drama. gösterişten uzak, samimi, içten, mütevazi, dürüst, kimi zaman garip kimi zaman sıradan ama her zaman doğal. bir grup garibanın araba yolculuğunu konu alması ve "loser olmak önemli değil, eğer insan sevdiklerine değer veriyorsa" anateması ve izledikten sonra yüzünüzde bıraktığı o saf tebessümle hokkabaza oldukça benziyor.

    tüm oyuncular çok iyi iş çıkartmış, özellikle de büyükbabayı oynayan alan arkin ve küçük kızı oynaya abigail breslin. en iyi müzikal/komedi dalında altın küre adaylarından biri, en iyi film dalında oscara da aday gösterilmesi bekleniyor. indie film festivali sundance'te de ayakta alkınlanmış.

    hokkabazı beğendiyseniz mutlaka izleyin. hokkabazı izlemediyseniz ilk onu izleyin sonra da little miss sunshine'ı. sonra da 5 dakikalık da olsa sevgi pıtırcığı olun, gidin annenize babanıza abinize ablanıza amcanıza teyzenize tüm ailenize onları çok sevdiğinizi söyleyin. bunu hakediyorlar çünkü.
    (soulforged, 06.01.2007 12:46)
  2. başarılı film kompozitörü mychael danna'nın çok sesli indie rock grubu devotchka'yla beraber yazdığı fon müziği de ayrı bir güzeldir.
    (soulforged, 06.01.2007 14:01)
  3. senaryosu michael arndt tarafından yazılan, yönetmen koltuğuna da beyazperdede bu işi ilk kez yapmış olan jonathan dayton ve valerie faris'in oturduğu 2006 yapımı amerikan filmi. insanın ailesine olan en negatif yönlerini mükemmel bir şekilde insancıl ve güzel bir komediye çevirmişler. hakikaten mükemmel. çok duygusal, çok eğlenceli, hayatın içinden dediklerinden kocaman bir yol komedisi.
    (vera, 06.01.2007 14:38 ~ 31.01.2007 15:43)
  4. (bkz: proust)
    (pulp, 09.01.2007 02:46)
  5. ne zekice, ne de gerektiği kadar derin olan amerika eleştirisi konulu pazarlama harikası bir film. film içinde karakterler dahil herşey o kadar yüzeyselki bir yerden sonra filmin ucuz amerika komedilerinden farkı kalmıyor.sonuç olarak müzikleri ve girizgahı dışında başarılı olmayan, sadece sokakta gördüğümüz her şeyi gözümüze gözümüze sokaraktan pek bir işlev yüklenememiş bir film olmuş. olmadı diyor özür diliyoruz efendim. başka sefere inşallah.
    (svensson, 13.01.2007 01:20)
  6. birbirinden sorunlu fertlerden oluşan hoover ailesi californiya'ya doğru yola çıktığında soundtrack olarak sufjan stevens'dan chicago çalmaktadır. yolculuğun renkli geçeceğinin sinyalini alırsınız yavaştan böylece. sevimli tabir edebileceğimiz filmlerden, hoşa giden, biraz iz bırakan, ama ne aşırı düşündüren bir senaryoya sahip olan, ne de basit bir eleştirel komedi tadında olan, ilginç ve eğlenceli bir film little miss sunhine. içindeki karakterlerin ne yapacağını hiçbir zaman kestiremeyerek seyredersiniz filmi. sürekli şaşırtırlar sizi. güzel ve mantıklı lafların ardından aptalca kararlar alabilirler. ya da tam tersi. birbirlerine bağırıp çağırdıktan sonra sarılıp sevgilerini de gösterebilirler. ya da bir bakmışsınız hepsi fırlamış sahneye. tam bir ailedirler. son derece gerçekçi bir aile. tüm çatlaklıklarıyla. film de seyredilesi fimlerdendir. oskarlık mı tartışılır. ama oskarı almış mıdır, almıştır da. hayırlı uğurlu olsun valla.
    (amorph, 26.02.2007 02:23 ~ 14:19)
  7. birkaç sene önceki sideways filmiyle benzer özellikler taşıyan, gene bir yol hikayesi anlatmış olan film.

    filmin ilk bölümünde biraz sıksa da, yol bölümleri genel manada yüzeysel olsa da, minibüsle yaşananlar, çılgın dede karakteri, küçük bıcırığın sevimliliğiyle işi kotarıyor film. ama ne yalan söyleyeyim, en iyi film dalında oscar'a aday gösterilmesi nice filme karşı bir saygısızlık olmuştur bence.

    spoiler

    ama itiraf etmek gerekirse özellikle filmin ikinci yarısındaki diyaloglar ve güzellik yarışmasında gördüklerimiz bizi güldürürken düşündürüyor biraz da. tamam çok klişe bir laf oldu ama durum bu. özellikle o suratlarında bir karış makyaj olan o çocukları görünce şok oldum desem yeridir. ama olive kızımız çıktı ayarı verdi ki onun sonrasında metalci abimizle filmi tavan yaptırıp bitirdiler.

    spoiler


    yol filmlerini sevenler izlesin bu filmi. durgun su kıvamında, yola çıkmayı sevenlere ilaç gibi gelecektir.

    (bkz: superfreak)
    (bkz: you can't touch this)
    (sycrone one, 10.03.2007 13:40)
  8. oscarlı büyükbabanın dans öğretisi filmin en çarpıcı kısmıydı, keşke ölmeseydi de torunun o dansını ağzi kulaklarında seyredebilseydi diyor insan izlerken. u can't touch this de ilk kez bu kadar sevimli geliyor insana.
    (bioluminicence, 16.03.2007 18:18 ~ 17.03.2007 13:53)
  9. 2007 akademi ödüllerinde en iyi orjinal senaryo dalında ödülü kapan film..yol hikayelerinden hoşlananlar için güzel bir seyirlik,zaten filmin bir diğer başrol oyuncusu da sarı minibüs (bkz: bende istiyorum) ..ayrıca proust akademisyeni dayı da izlenmeye değer
    (portakallı lazarus, 12.04.2007 07:06 ~ 07:07)
  10. erkek çocuğun renk körlüğünün biraz ani ve dandik bir biçimde ortaya çıktığı,ancak güzel yönlerinin yanında bu eleştirimin devede kulak kaldığı,mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri.gösterişli hollywood filmlerinin yanında gerçekliği olduğu gibi su üstüne çıkarmasıyla sıyrılmıştır.diğer oyuncuların yanında steve carrell'in de gerçekten çok iyi iş çıkardığı uzun metrajlı film.
    (sereia, 12.04.2007 13:25)
  11. tüm karakterlerin birşeyler kaybetmiş olmasına rağmen kesinlikle içten ve eğlenceli bir aile filmidir.en iyi özgün senaryo dalında oscarı almıştır.

    ek olarak dede rolündeki alan arkin bu rolle yardımcı erkek oyuncu oscarını da almış,ayrıca tip olarak bana 'sanki mazhar alanson'u izliyorum' dedirtmiştir.

    tüm karakterler başarılı olsa da dwayne rolündeki paul dano beni benden almıştır.

    alternatif diğer bir aile filmi için;

    (bkz: the royal tenenbaums)
    (mabel, 28.04.2007 23:18 ~ 23:22)
  12. komik, eğlenceli, "kurgusu güzel" falan olmayan bir filmde aranılan özelliklerin çoğunun bulunamadığı film. proust'tan bikaç özlüsöz verip sonuna doğru gönlümüzü almıştır.
    (satiuqea, 03.05.2007 04:25)
  13. dedenin yoldayken yorgunluğunu tanımlaması çok hoştur:

    "bir kız karşıma çıksa, becer beni diye yalvarsa, yapamam."
    (rasputin, 16.05.2007 12:32)
  14. kahramanları oynamak kolaydır büyük oyuncular için, zaten kahramandırlar sınırlı! çevrelerinde.

    ama bi kahraman yada kahraman adayı iken, sıradan insanı o sıradanlığı her detayda yüzünüze vurarak oynayabilmek zor iştir. bu zor işin başarıldığı ender bir film ve çok ciddi oyunculuk performansları.

    göründüğün kadar aptal değilsin.
    (pabuçsuz joe jackson, 18.05.2007 11:05 ~ 13.06.2007 14:49)
  15. senaryosuna ve karakterlerine eklenecek daha fazla bişey bulamayacağınız film. zaten özgün senaryo dalında oscar almıştır. filmi izledikten sonra oscar alanlar listesine baktığımda yardımcı erkek oyuncu dalında alan arkin ismini görüp acaba uncle frank midir bu, yoksa dwayne mi, yoksa çılgın dede mi diye düşündüm baya. dedeymiş. ki ben olsam dededen önce frank e veya dwayne e verirdim bu ödülü. öyle de oyunculuk şaheserleriyle dolu bir filmdir.

    her karesinde size gerçekliği sunar. film bitince küçücük ayrıntıları, bir kızın yatakta ağlayarak konuşmaya çalıştığı an yüzündeki ifadeyi, genç bir çocuğun hayallerinin yıkılması sonrası ta derinlerden "fuuck!!" deyişini, annenin muhteşem mimiklerini hatırlarsınız. tüm bu ayrıntılar daha gerçekçi, daha güzel ortaya konamazdı sanırım. bir de frank kibar feyzodaki faşo aga gibi koşuyor tıpkı. önemli bir ayrıntı.

    final sahnesini de tekrar tekrar izlettirir ayrıca. izlemeyen varsa pazar bugün, hiç durmasın.

    (bkz: u can't touch this)

    yeaa orraaayt!!!
    (lemon, 03.06.2007 16:48 ~ 07.06.2007 03:43)
  16. sevimli, sıcak, içten bir film.
    önemli olanın kazanıp kaybetmek değil, istediğin şeyi yapmak için önündeki bütün engelleri aşmak olduğunu anlatan samimi bir film.
    (serpico, 11.06.2007 02:17)
  17. hani bir çaydanlığa su alınır, ısınan suyun buharı suratınıza çarptığında sıcaklığı duyu ile hissedersiniz ya, ellerinizi sağa sola bırakırsınız o anda kalmak istersiniz, işte o kadar özlem kokan bir film, mutluluğu özletiyor.
    (buz gibi soguk su, 11.06.2007 17:31)
  18. keş büyükbabanın şu ifadesi akıllardan hiç çıkmayacaktır:
    asıl ezik olanlar, ezik olmaktan korkup ,göze batmamak için uğraşan hiç risk almayıp, cool gözükmeye çalışanlardır.cesareti olmayanlardır.
    (yeşilrenk, 18.06.2007 14:20 ~ 14:25)
  19. en başta senaryosu olmak üzere, her şeyiyle çok içten ve güzel bi film. ağlamakla gülmek arası bi yerde kalıyosunuz izlerken.
    ayrıca, pek çok nedenden ötürü kişisel bi öneme de sahip olan film.
    senaristine sevgilerimi yolluyorum, benim için ne kadar önemli olduğunu bilmese de.
    (undeuxtrois, 02.08.2007 10:26)
  20. eğlenceli bir film. kaybetmek ya da kendini kaybedip bambaşka birisi olmayı sorguluyor.
    (melodis, 07.08.2007 15:04)
  21. ---spoiler soslu yorum---

    herşey çok güzel, hüzün ve komedi arasında nadir elde edilecek bir ahenk başarısı yakalanmış..yeri geliyor üzülmekten, yeri geliyor gülmekten dolayı yaş geliyor gözden..aradaki dengeyi iyi tutturmuş, keyifli bir film izlemek; senaryosuyla oscar'ı kaldırmış, görüntüleri ile filmine hayran bıraktırmış yönetmenin güzel bir hediyesi oluyor bizlere..

    ama yine de yeri geliyor, 15 yıldan beri renk körü olduğunun farkına varmamış genci düşünüyorum..neyse ki; dokuz ay süren sessizlik yeminini, bu özrünü öğrendikten sonra bozduğu sahne tüm bu hatayı örtbas ediyor..koskoca bir villada yaşayan bir ailenin ise restaurantta 4 dolarlık limitler ile yemek seçmesi ayrı bir içler acısı durumu ortaya koyuyor..buna da hata demeyeceğim, iflasın eşiğinde olmak zor birşey..filmin son sahnesinde izleyeceğimiz olive'in dans performansı ise -ne yalan söyleyeyim- beni ters köşeye yatırdı..böylesine komik bir final sahnesi beklemiyordum açıkcası..kaybetmek ve kazanmayı iyice takıntısı haline getirmiş bir babanın, ailesi bir arada dursun diye hayatından çoğu şeyi feda eden bir annenin, eşçinsel aşkına karşılık alamadığı diye intihar eden ama ölemeyen bir amcanın, disiplin şovu yapacağım diye sessizlik yemini eden sorunlu bluğ çağının zirvesinde bir abinin, tatlılar tatlısı olive ile dansetmesi -bir de çalan şarkının you can't touch this'in freaks cover'ı olması- inanılmazdı!

    öte yandan bu film hakkında yer alan "overrated" yorumlarına katılmıyorum..amerikan bağımsız sinemasının çıkarmış olduğu en güzel filmlerden biri olan bu yolculuk temalı filmi izlerken herkesin kendine göre bir ders çıkardığına inanıyorum..haa, çıkarmadıysanız da boşverin, izleyin yeter..kasmayın kendinizi yani ben şimdi böyle dedim diye..kafayı yormadan izleyin yeter..yeter ki bik bik edilmesin, her telden bir ses çıkmasın..amerikanların sinema sektörü dünyaya hakim, iyi de film yapsalar kötü de yapsalar elbet izletiyorlar kendilerini..filmi izledikten sonra bizim yaptığımız yapıtlar ile 2 saniye karşılaştırın yeter..bu kadarı bile yeterli olacaktır, eminim..

    sinemada değil, evimde izledim bu filmi..iyi ki de öyle yaptım..film tercihi ne olursa olsun, istisnasız herkese öneririm..oyunculukları, görüntüleri, renkleri, iki zıt duygu arasındaki ince çizgiyi çok iyi bir şekilde yakalayan sahneleri ile güzel bir filmdi..

    ---spoiler soslu yorum---
    (zeus, 13.08.2007 00:17)
  22. müthiş dans sahnesi için:
    http://www.youtube.com/...
    (restless times, 13.08.2007 00:21 ~ 31.01.2008 22:46)
  23. nasıl bir film olduğuna bir sahnesinde karar verdiğim film ve gerçekten o sahnesiyle beni çok mutlu eden filmdir.şöyle ki; film başından itibaren harika bir şekilde gidiyordu. bütün hayali pilot olmak olan genç renk körü olduğunu öğreniyor ve arabadan inip çayırda bir yere çömüyordu. önce annesi yanına gitti.gelmedi. sonra da tek hayali yarışmaya katılmak olan küçük kardeşi gitti yanına.işte o sahnede içimden 'acaba nası bir konuşma patlatıcak?' derken sadece elini abisinin omzuna attı ve başını yasladı. böyle 5-6 saniye kaldıktan sonra abisi ayağa kalktı ve arabaya döndüler. işte bu sahne ile filme daha da sarıldım. tek hareket le o kadar çok şey anlattılar ki.

    oyunculuklar birbirinden harika. intihardan dönmüş eşcinsel dayı steve carrell, film boyunca pek az konuşan ama konuştumu da olayı bitiren paul dano, küçük kız abigail breslin, ve tabi ki çılgın dede alan arkin.
    bu filmi sevmek için o kadar çok nedenimiz var ki. en iyisi izlemek. hayal kırıklığına uğramayacağınızı garanti edebilirim.

    edit:http:www.smh.com.au/ffximage/2006/10/13/lms_061013102321049_wideweb__300x375.jpg

    ahanda bu sahnedir.
    (los lunes al sol, 21.08.2007 15:15 ~ 29.08.2007 18:16)
  24. insanın içini ısıtan bir sempatikliğe sahip,tatlı bir film.kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir film.insanı mutlu eden bir etkisi var.
    (mathes, 27.09.2007 20:55)
  25. film benim açımdan ortalama bir film oldu. ne kötü buldum, ne de sevebildim. konu üzerine düşününce baya bir açık olduğunuda anlıyor insan. yani filmin kurgusu beni tatmin etmedi.
    (ofharvest, 10.10.2007 21:05)
 sayfa  / 3

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil