7 sene beraber geçtikten sonra senden bir parça onlardan onlardan bir parça sende kalmıştır artık. terk edilmemesi gereken güzel arkadaşlardır; kötü bile ayrılmış olsan bir araya gelmek insana ayrı bir tat hoş bir seda verir. ama hayat herkesi ayrı bir yöne çeker.
ne zaman ihtiyacın olsa yanında olan, senden üstün olduğunu göstermeye çalışmayan, arkadaşlıkları belki de çıkar ilişkisine dayanmayan yegane insanlardır. sık sık görüşmeseniz de bilirsiniz ki onlar hep oradadırlar.
yıllık yazısında hakkınızda ne kadar az boş yüceltme yapıyor ise o kadar sağlam olan , tam tersi durumunda okul bitiminden sonra kadıköy veya türevi bir mekanda karşılaşana kadar bir daha görmeyeceğiniz insanlardır kimi özel durumlarda.
bazıları da sonuna kadar piç olur.
mazeret finali nedeni ile istanbulda kalmak zorunda kalmış olan , geceleri ders çalışan arkadaşlarını (bkz: kornish) , sabaha karşı arayıp
"hacı naber, ahahah, biz toplandık, absolut da var sen napıyorsun ahahah",
"hacı naber, canımız tost istedi, susurluğa tost yemeğe gidiyoruz",
"hacı naber , ayvalığa yazlıkta içmeye gidiyoruz"
gibi bilimum piçlik yaparlar, vadide tek başına, insan yüzü görmeyen arkadaşlarını şekilden şekle sokarlar.
eğer hem ortaokul,hem de lisede aynı sınıfı paylaştıysanız,beraber büyümüşsünüz demektir.o zamanlar yarı boyunuzdayken yaptığınız şakalar, edilen kavgalar,küslükler şimdi sadece biraraya geldiğiniz zamanları tatlandıran anılar olmuştur.çocukça sebeplerden bir sene küs kaldığınız birisi şimdi her zorda kaldığınızda yanınızda olan kardeşiniz olmuştur. bazen de hep yanınızda olacağını düşündüğünüz biri çok uzaktadır sizin için.kısacası,değeri mezun olduktan sonra anlaşılır lise arkadaşlarının.
lise arkadaşları bazıları vardır ki daima hayatındadır,ama bazıları yani bizimki gibiler yüzlerini göremezsin.tabi ben mi beceriksizim,yolsa aslında onlar yokmuydular?..
halihazırda tüm lise hayatı boyunca arkadaş grubunun topluluk halinde yaptığı kimi aktivitelerde bir çekicilik bulmamış ve buna bağlı olarak bunlara katılım göstermemiş birini mezuniyet sonrası bir hafta sonu kapıya dayanıp tekrar faşizan bir davetkarlıkta bu tür aktivitelere çağıran ve refüze edildiğinde bunun sebebini o insanın halı saha maçından zevk almamasına değil üniversiteye gidip entel olmasına bağlayabilecek ilişkisel yeteneğe sahip bir sosyal grup.
şüphesiz ki lise arkadaşlarını böyle acımasız bir genellemeye malzeme ederken hepsinin bir robert kolej, bir saint benoit gibi kültür sanat ortamlarının suyunu içmiş, kendilerini katiyen kapitalist bir toplumun neferi haline getirme amacı gütmeyen tam aksi insana kişiliğini aşılamaya çalışan ülkenin en kaliteli eğitim kurumlarından mezun olmuş insanlar kabul etmek büyük bir hata olacaktır. burada her hafta sonu halı saha maçı yapmayı düstur edinmiş, toplumun futbolu afyon bellemiş ezici çoğunluğunun genç temsilcileri olan ve ekseriyetle birleşim mecraları evlerine maksimum on dakika mesafedeki muhit liseleri tabir edilen arkadaşlar olabilirler. lise hayatı sonrası tam da onlardan beklenildiği gibi standardize olmuş topluluklarından birinin makul miktarda metamorfoz geçirmesi, farklı bir kimliğe bürünmesi onlar arasında garip karşılanabilir.
lise arkadaşlarının burada bahsettiğimiz kesiminin kişiliklerini oluştururken en fazla esinlendikleri kavram olan yaşam alanlarından, muhit liselerinden bahsetmemek yarım kalmış bir incelemeyi ardından getirir. lise arkadaşlarının mezun olmalarından askere alınmalarına dek geçen kayıp sürede yaşam tarzlarını dominant olarak etkileyen lise ortamlarına tamamen gerçek hayattan alınmış gözlemlerle bezeli retrospektif bir bakışı, diğer adıyla “ben de onların içindeydim” tandanslı bir ahmet hakan yorumunu aktarmadan olmaz.:
muhit liseleri aynı semtin öğrencilerini bir araya getiren, dışarıdan bakıldığında sokaktaki adamın yetiştiği fakat içeriden izlendiğinde kesinlikle diğer insana kişiliğini aşılamayı hedeflemiş modern toplum ürünü ayna camlı eğitim kurumlarının suni ve homojen ortamından uzak, sıralarında en az beş tertip öncesinin “esra loves ahmet” kazıntısıyla karşılaşmamak imkansız, samimi bir hava sezilen eğitim kurumları olarak vücut bulurlar. bu liselerde tek ortak paydası bir balta sapı olmaları ihtimali olan onlarca insanın bir araya gelmesinden o modern dünyanın ağzına ala ala bitiremediği kültürel çeşitliliğin hasına rastlamak mümkündür. birçok homojen kurumda rastlanamayacak çeşitlilikte insan profili hele söz konusu muhit şehrin şiddet eğilimleriyle adını söz ettiren bir muhitiyse bu liselerde "elini atsan çarparsın" oranında bulunur. anadolu’daki aşiret köyünden yola çıkıp daha iki gün önce esenler’e inmiş bir neferle 16 yaşında tüm kültürel altyapısını metallica lyric’leri ezberleyerek inşa etmeye çalışan tükenmez kalem desenli yeşil çantalı kızın arka arkaya sıralarda oturması bu liseleri tadından yenmez bir hayat okulu, sosyal laboratuar haline getirir. bu denli kozmopolit bir habitatta ilk gençliklerini yaşamış bir lise arkadaşı güruhundansa kimyasal varile düşmüş karga gibi mutasyona uğramasını beklemek pek garip olmaz.
böyle özenle işlenmiş bir mozaik içinde tabii ki bu küçük ölçekteki globalleşmeden nasibini almak istemeyecek, aynı potada erimeyi reddedecek ve bu coşkun isteğini yoğun toplumsal baskı altında açığa çıkaramasa da diplomasını aldığı an fıskiye gibi saçmak isteyecek bireyler çıkmayacak değildir. işte bu, somut bir örnekle deep purple konserini "hadi koçum halı saha maçına gidiyoruz ehe ehe" teklifine yeğ tutabilen bir bireydir, candır, kandır.
“deep purple” gibi anlamaya çalışıldığında elde edilen tek sonucun mot a mot çeviri yardımıyla “derin mor” olduğu yabancı kelimelerle bezeli böyle sert bir çıkış, lise arkadaşları arasında bu tepkili bireyin çıktığı yumurtayı beğenmeyen cibilliyetsiz bir civciv olduğu yargısını uyandırabilir. empatik düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç budur.
peki onca kişi bu ortak mekanda üretilen karmaşık kültürün bir parçası olabiliyorken aradan sıyrılanın farkı nedir?
genelde lise arkadaşları içinde kopukluk yaratan bu asi ruhlu insanların büyük çoğunluğunun bir şekilde üniversite hayatı denen sahteliğe bulaştığı, yeri gelip festivalden partiye aktığı, yeri gelip aiesec olsun aegee olsun bilumum karı kız ortamı yapmaya yönelik kariyercilik örgütleriyle tanış içinde bulunduğu ve bunun benzeri ani habitat değişiklikleriyle apayrı bir düşünce süzgecine kavuştuğunu varsayabiliriz. diğer ortak kültür savunucusu ve sahibi olmuş lise arkadaşları arasında bu aşamadan sonra belli bir antipatiyle karşılanmalarının sebebiyse kim bilir, belki eğitim hayatında onlara karşı kazandığı başarı bile olabilir olabilir. böyle bir başarının diğer ortalama civarı eş dost arasında insanı sorgulama olmaksızın "entel", "kuntel" ve hatta "dantel" gibi sıfatlara eriştirmesi işten bile değildir. bu yüzeysel bakışa göre üniversite hayatı adama bir halt aşılamaz kaldı ki halı saha maçı yapmak üniversite ortamıyla takılmaktan daha eğiticidir, eğitici olmasa bile hiç yoktan kas yapar.
“hadi okeye dönelim tavla atalım”, “şahsi oynama pas ver” gibi cümleler ekseninde yaşayan yüzeysellerin mutluluğu tartışılmazken, bu iki farklı kültür yapısını savunan iki farklı görüşün arasında kalan asi bireyimizin mutsuzluğu bazen kaçınılmaz olabilir. mutsuz olur, örselenir, almanya'da yabancı, türkiye'de almancı olur.
o, bir yandan mutsuzluğuyla debelenedursun, aslında kendinin bile farkında olmadığı bir hazineye sahiptir. çünkü o, muhtemelen sürekli özendiği ve seviyesine ulaşmaya çalıştığı görece daha homojen ortamlardan gelen insanların bilmedikleri şeyleri de bilmektedir. çünkü muhit liseleri sahip olduğu kültürle kişi kabul etmese bile ona onlarca değişik sınır şartına uyum yeteneğini enjekte eder. örneğin o çok şey bildiğini iddia edenler rock müziğin, alkol, kan ve pisliğin kol gezdiği ortamların kurallarını eksiksiz bilirken orhan gencebay’ın son albümü hakkında veya atıyorum, altılı kuponunun verimli dolduruluşu konusunda herhangi bir fikri çoğunlukla yoktur. bunun yanında üzüntüsüyle dövünen gencimizin bu konular hakkında uygulamalı olmasa da teorik bir aşinalığı vardır.bu onun için pozitif bir değerdir. bu asi birey bir gün asiliğinden vazgeçtiği anda eski arkadaşları arasına dönerek altılı'da birinci ayakta yatırabilir, halı saha maçında 3 faul bir penaltı kuralı koyabilecek kadar otorite sahibi olur. homojen kültürlerden gelmiş öğrenci ise bunu yapamaz. bu muhit lisesi'nin bir pozitifidir, hayat okulu olma yolunda bir artısıdır. mükemmelliğidir. şüphesiz ki ortaçağ ingiliz edebiyatı, pagan kültürü veya 70’li yılların akımları bir genç için altılı kuponundan önemli değildir.
(disclaimer: bir kez daha okuyunca yukarıda yazanların anlaşılabilirliği ve mantıklılığı konusunda derin şüphelere düşmedim değil.)
liseden sonra çoğu dostluk mertebesine erişmiştir artık.onların hayatınızda ne kadar ayrı bir yerleri olduğunu ,çıkarsız ilişkinin anlamını size öğrettikleri için hiç unutulmayacaklarını ve ne zaman ihtiyacınız olsa -ne kadar uzakta olsalar bile- size destek olacaklarını bilmek ,bi insanı özlemenin anlamını daha iyi anlamanıza, özledikçe yıllığınızı ,lise albümünüzü çıkartıp bakmanıza sonra da gözlerinizin dolmasına sebep olabilir.ve sanırım bu samimiyetin sebebi de 7 yılboyunca yansa da yanmasa da kalorifer başı sohbetlerinin verdiği sıcaklıktır.
arkadaşlığın ve samimiyetin son kırıntılarının yaşandığı dönemde aynı ortamda bulunulan ve üniversiteye gelindiğinde değerinin anlaşıldığı arkadaşlardır. unutulanlar ise, arada bir hatıra geldiğinde ne günlerdi o günler dedirten ve iç çekilen durumlara sebebiyet verenlerdir.
o dönemlerde çok sağlam bir dostluk içerisinde olduğunuzu zannettiğiniz, yıllar geçince belki de yanınızda hiçbirini göremeyebileceğiniz arkadaşlar.
zaman sularında eriyen kardeşliğiniz, o zamanlar ne kadar da kopartılamaz geliyordu halbu ki. hayat savaşına girmenin küçülttüğü, ezdiği, yok ettiği arkadaşlıklar benimkisi. farklı yerlerde farklı şekillerde yaşama tutunmaya çalıştıkça üzüntü vererek kopabilen arkadaşlıklar.
çoğu kişinin bir çoğu ile görüşmediği, herkesin kendi yoluna gitmesinden sonra adları bile unutulan, oysa ki hayatın en güzel döneminin birlikte geçirildiği insanlardır.
üniversiteye gelseniz bile kopmadığınız, yılda 2-3 kez buluştuğunuz ve her buluşmada bir cümbüşü hatırlatan arkadaş grubu.
bazıları hayatınızın merkezindedir ve daima orda olacaklarını bilirsiniz. hatta her geçen gün onlarla olan dostluğunuzun büyüdüğünü gördüğünüzde gerçek sevgiyi buluverirsiniz.
aklınıza esip okul yıllığını okuduğunuzda; "ne kadar küçük, ne kadar masummuşuz" dedirten, biraraya geldiğinizde aynı geyiklerin devam ettiğini gösteren ve o günleri kısa da olsa yaşatan, birarada olmadığınızda bile unutulmadığınızı ve başka bir yerde o sıcak ve gerçek dostluğu bulamayacağınızı bildiğiniz kişilerdir.
birlikte geçen her güzel "buluşmanın" ardından keşke o günlere dönsek, hiç ayrılmasak diye iç geçirirsiniz. hayat akıp gitmektedir ama o dostluklar herzaman yanınızdadır.
en harbi arkadaşlardır.üniversitede onlar gibisi bulunmaz çünkü sizde kimseye lise arkadaşlarınıza davrandığınız gibi davranamazsınız,onlar kadar benimseyemezsiniz.hayatta sahip olabileceğiniz en özel dostlardır.kaç sene görüşmeseniz bile "sen hala benim canımsın" diyebilecek kadar dostturlar."eski bir arkadaş" sıfatını kabul etmezlar bile.çünkü hiç eskimemişlerdir sizin için ve sizde onların gönlünde hiç eskimemişsinizdir.
hele bitirdiğiniz okul da belli bir kaliteye sahipse asla unutamayacağınız, ''biri bari yanımda olsa'' deyip her an yanınızda arayacağınız, lise zamanında da pek değerini bilmediğiniz güzel insanlardır.