hayatın olabilecek en eğlenceli basamaklarından biri...
her ne derseniz deyin, ergenlik çağındaki bir insanın tüm yıl çalıştığı bir sınavdan sonra (bkz:
oks) azması kadar doğal birşey olamaz. nitekim lisenin ilk yılları böyledir. eğer hazırlık okursanız işiniz zordur biraz daha. haftada 24 saat ingilizce görürsünüz. aynı hocayı (ki genelde main course isimli dersin hocaları olur bunlar) günde 18 saat çekmek gibi bir sorununuz vardır (tijen hocam selamlar). eğer ingilizceniz iyi bir seviyede değilse dersleri pek fazla takmazsınız. zaten diploma notuna etki etmeyen bir sene olduğu için yaptığınız tek şey dönemin bitmesi için dua etmek olur. ha benim gibi ingilizcesi iyi olan bir öğrenciyseniz, işiniz biraz daha zor olur çünkü bu öğrenciler nadir olur ve hocalar peşini bırakmaz.
hazırlığın bir güzel yönü ise, ileride çekeceğiniz kopyaların zemin etüdünü yapmak, bir plan oturtmaktır. çok işinize yarar bu.
bir de hazırlıkta okulu tanıma durumları var tabi. çok gerçekleştiremezsiniz bu eylemi çünkü yalnızca ingilizcecilerle haşır neşir olursunuz. diğer hocalar da sizi çok takmaz zaten. sınıfınızı tanırsınız, içindeki insanları. bazen memnun kalmayabilirsiniz ama illa ki doğa dengesini bulur, merak etmeyin...
lise 1'de branş hocalarını tanırsınız, ve eğer anadolu lisesine gidiyorsanız (bkz:
ümraniye anadolu lisesi) bazılarının anadolu lisesinde olma kompleksine kurban gidip yazılılarda çakılırsınız. eğer sınıfınız ders bakımından isteksizse, bir sıkkınlık kaplar içinizi. lisenin tadının çıkmadığını düşünürsünüz. doğrudur da. nitekim bu tür durumlarda yapılabilecek en iyi şey bolca basketbol oynamak ve arkadaşlarla dışarıda biryerlerde buluşmaktır. özellikle "gezmelerde" büyüdüğünüzü farkedersiniz yavaş yavaş.
bir de hazırlık atlayan çocuklar gelir sınıfınıza. yıllar boyunca onlarla "yaşı küçük diye" dalga geçebilirsiniz. onlar hiç alınmaz ama. genelde akıllı uslu kişilikler olurlar zaten kendileri.
bu dönemin sonunda sizi büyük bir seçim beklemektedir: alan seçimi. benim gibi "sayısal bilimlerde hizmet etcem dünyaya!" düşüncesiyle sayısal seçen çok az çıkar. bir kısım gerçekten idealleri sebebiyle yapar alan seçimini. bazıları "fizik-kimya-biyoloji" yapamadığı için, bazıları da "edebiyatı sevmediği" için bölüm seçimlerini yapar. işte lisenin dönüm noktası budur bence.
eğer sınıfınızda sizinle aynı bölümü seçen az kişi varsa, ve sayısal bölümü seçtiyseniz sınıfınız değişecek demektir. çok da memnun olmadığınız sınıfınızdan ayrılmak bir an için mutluluk verir insana, ama sonra düşünürsünüz: "ya nefret ettiğim bir sınıfa düşersem?" fakat doğa dengesini bulur demiştim ya, en iyi sınıfa düşersiniz genelde. hem servisten, şuradan buradan tanıdığınız insanlar da vardır o sınıfta. yavaş yavaş mutlu olacağınızı düşünmeye başlarsınız. haklı çıkacaksızdır da.
lise 2'den itibaren hep istediğiniz dersleri görürsünüz. ilgi duyduğunuz konuları. matematiğin müthiş dünyasına dalarsınız, ya da fiziğin ulu kanunlarını incelersiniz. hem sizinle aynı dilden konuşan insanları da nihayet bulmuşsunuzdur, dersleri canavar gibi yutan, yeri geldiğinde eğlencenin 10 numarasını yapan. sizinle aynı müzik zevkini paylaşan insanlar da oradadır. sürekli dışarıda birşeyler yapmaya başlarsınız. 2 senedir beraber okuyan bir sınıfa höt diye giriş yapmak başta zordur belki, ama alışınca tadından yenmez.
lise 2'de bazı süper hocaların okuldan ayrıldığını, yerine garip öğretmen-varilerin geldiğini görürsünüz. içiniz üzülür onlar giderken. yavaş yavaş hocalarla da bağ kurmaya başladığınızı hissedersiniz...
ve şanslıysanız büyük ihtimalle lise 2'de gerçekten aşık olursunuz. tabi gelişecek olaylar çerçevesinde bü gelişme gözünüze de girebilir. dersleriniz az da olsa etkilenir, ama artık hayata değişik bakarsınız.
lise 3 öncesi yaz tatili, en çok gezilen tozulan yaz tatili olma özelliğini taşır. herkes zorlu bir seneye gireceklerinin farkındadır çünkü. değişik dersanelere kaydolunur, tatil bitmeden bu kurumlarda eğitim başlar zaten. artık eğlencenin sonlanacağı yıl gelip çatmıştır. herkeste bir nostalji havası, "vay be gidyoruz olum!" tripleri belirmeye başlar. ister istemez tatlı bir rekabet de çıkar ortaya. kimin öss'de ne yapacağı daha sene başınan belli olur genelde.
birkaç ay sonra, yıllık yazıları yazılmaya başlanır. lisenin en ilginç anlarıdır bunlar bence. olmadık insanlardan yazı alırsanız sevinirsiniz. olmadık insanlara yazı yazdığınızda ise "neden ki?" deyip düşünürsünüz. yıllarınızı birlikte geçirdiğiniz can dostlarınız için yıllar sonra hatıra kalacak şeyleri yazmak kadar zor bir görev yoktur lise yıllarında.
ardından fotoğraflar çekilir, genel itibariyle belirli bir gün okula gelme bırakılır ve evde ders çalışılır. öss'den birkaç gün öncesi, sizin son lise günlerinizdir. içinizde garip bir burukluk vardır aslında. çünkü büyüdüğünüzün farkına varırsınız. son gün okula gidersiniz belki birilerini görürüm diye. çok az lise 3 oradadır, hayatınızın son lise karnesini alıp son defa liseli olarak okuldan çıkarsınız. bu duygu kadar ilginci yoktur belki de...
öss'ye girersiniz, kep töreni olur, mezuniyet balosu vs... artık liseden mezun olmuşsunuzdur ve hayatınızın en güzel yıllarını iyi geçirdiğinizden eminsinizdir. gelecekte lise aklınıza nasıl gelecekse gelsin, o yıllar eğlenmişsinizdir ve sizden daha mutlu ve huzurlusu yoktur aslında...