1. dinin inanmayan kişi için de önemli bir şey olduğunu düşündüren ayet. ancak inanmayan insan için dinin "kul ile allah arasında" geçen kısmından çok "kul ile diğer insanlar arasında" geçen kısmı daha önemlidir. inanmayan insanın dünyasında, dinin, "tanrı var mı, yok mu?" benzeri, cevapları ispatlanamaz soruların ötesinde, üzerinde yaşadığımız dünya, içinde yaşadığımız toplum ile ilgili çok fonksiyonel, somut bir anlamı daha vardır: sözkonusu dine inanan insanların değer sistemini tanımlamak. veya daha açık yazmak gerekirse, "inanan insanın dünyasında inanmayan insan kimdir, kendisi ile nasıl bir ilişki içinde olunmalıdır?" sorusuna cevap vermek.

    o dini sistem içinde inanmayan insana kafir deniyorsa ve bu insan dindar insanlarin gözünde allah'a inanmamak gibi işlenecek en büyük günahı işliyorsa burda ciddi bir problem var demektir. inanmayan sedece "farklı" değil "kötü" olarak da bellenmektedir kafalarda. dinin amaçlarından biri de kötüyle mücadele etmek değil midir? bu açıdan bakıldığında "senin değer sistemin sana, benim değer sistemim bana" ifadesinin gerçek hayattaki anlamı çok da demokratik ve/veya laik değildir.

    "radikal dinci" denen kesim için bu yazdıklarım gayet kabul edilebilir şeyler aslında. asıl dinin içinden demokrasi çıkararak arabulmaya çalışanlar veya demokrasiyi trene benzetip inecekleri durağı beklemekte olanlar en çok karşı çıkacak sanırım bu yazdıklarıma.
  2. bu söz mekke de iken müslümanlar putperestlere karşı güçsüzken gelen ayetlerden birinde yer alır. müslümanlar medine ye göç edip fakir ve cahil halk ganimet alma umudu ile müslüman olunca gelen ayetlerin çoğu cihad yapmaya yöneliktir.

    hz muhammed mekke yi ele geçirir geçirmez ilk işi tüm putları yıkmak olmuştur.
  3. "sizin dininiz size benim dinim bana" manasına gelir. bunu söyleyen "kitap" cihat edenleri direk cennetle ödülendirir. ondan sonra "çelişki yok" ayaklarına yatarlar. yavaş yatın beliniz ağrır. bizim buralarda buna "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" derler.